12 Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları MHG Yayınları sayfa 41

25.10.2016 tarihinde 12. SInıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

41 sayfa

 

  1. Sınıf dört gruba ayrılır. Birinci grup halk hikâyesi, ikinci grup Maupassant (Mapusant) tarzı (olay hikâyesi) bir hikâye (Refik Halit, Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali gibi), üçüncü grup Çehov tarzı (durum hikâyesi) (Memduh Şevket Esendal’ın 1922’den sonra yazdığı hikâyeler gibi), dördüncü grup Sait Faik’in sanat hayatının son devresini karakterize eden hikâyelerden biri ile 1950 sonrası hikâyelerinden birini seçer. Seçilen hikâye Sınıf Edebiyat Dersi Öğretim Programı’nda yer alan “Anlatmaya Bağlı Edebi Metinleri, İnceleme Yöntemi”ne göre incelenir. Gruplar hikâyelerini yapı, tema, dil, anlatım, gerçeklik ve gelenek bakımından karşılaştırır.

 

Ömer Seyfettin’in Yüksek Ökçeler Adlı Hikayesinin Tahlili  ( olay hikayesi)

Arzu ile kamber Adlı halk Hikayesinin Tahlili   ( halk hikayesi)

Memduh Şevket Esendal’ın Gençlik Adlı Hikayesinin Tahlili   ( durum hikayesi)

  1. Kitabınızın 168. sayfasındaki “Aşkın İki Yüzü Tek Hâli” adlı metni okuyunuz. Bu metinden yola çıkarak “Âşık Garip” adlı halk hikâyesinin özelliklerini belirleyiniz.

 

* Hak hikayelerinde zaman belirsizdir.

* Kahramanların olağanüstü özellikleri var.

* Hikayenin kahramanları Aşık Garip ile Şahsenemdir.

*   Mekan tam olarak ayrıntılı biçimde verilmemiştir.

* Hikayede aşk teması işlenmiştir.

  1. Bir hikâye eleştirisi bulup okuyunuz. Bu eleştiride nelere dikkat edildiğini kavramaya çalışınız.

 

Bir hikâye eleştirisi için tıklayınız.

  1. Sait Faik’in hayat hikâyesini araştırınız. Bunun için kitabınızın 135. sayfasındaki “Sait Faik Aba- sıyanık Öykülerinde Değişim” adlı metni de okuyunuz.

Sait Faik’in hayat hikâyesi tıkla

 

1.Sait Faik’in “Kınalı Ada’da Bir Ev”, “Sinağrit Baba”, “Alemdağ’da Var Bir Yılan” gibi 1950’den sonra yazdığı kendi “ben”ini ve bunalımlarını anlatan hikâyeleri ile Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Abdullah Efendi’nin Rüyaları” kitabında bir araya getirilen metinleri özetleyiniz.

“Kınalı Ada’da Bir Ev”

* Hikayeci bir olaydan daha çok gözlemlerden yola çıkarak kendi bireysel bunalımlarını anlatıyor.

* Hikayeyi anlatan kişi ile kahraman aynı kişidir.

* Hikayedeki ev ve içindekiler yazarın ruh haline göre şekillendirilmişler.

* Olabilir.

* Hikayeyi anlatan yazarın kendisidir. Yaşama sevinci olan kız ise her gün vapurda karşılaştığı ve onun sevdiği biridir.

Yazar, giriş bölümünde Kınalıada’dan ve buraya gidip gelen kız arkadaşından bahsetmiş.

Gelişme bölümünde kız arkadaşının evini hayal dişini, Kınalıada’yı niçin merak ettiğini anlatmış.

Sonuç böümünde ise hikaye yazmasına bu merakın sebep olduğunu aktarmış

Metinde belirgin bir olay yoktur. Daha çok bir kişinin bireysel bunalımları anlatılmış.

Kınalıada’da Bir Ev adlı hikayenin teması: Sevdiği kızın gittiği adayı merak eden bir kişinin adayla ilgili kurduğu hayaller.

 Hiakyede geçen çatışma: Metinde belirgin bir çatışma yoktur. Daha çok bireyin iç çatışması vardır.

Hikayede geçen olay: insan günlük hayatta nasıl yaşıyorsa hayalleri de o ölçüde gelişir, şekillenir. Burada yazar, Kınalıada’da bir evi ve içindekileri tasvir ederken kendi gözlemlerini ve hayallerini anlatmış.

Hikayede zaman:  Yazarın anlattığı olay vapurda adanın önünden geçtiği zamn dilimi içinde oluyor. Bu uzun bir zaman değil kısa birkaç dakika veya biraz daah uzun bir süre olabilir.

  Hikayenin Türü: Bu hikayede olaydan çok insan ön plandadır.

Anlatıcı: * Hikayeyi anlatan kişi olayın kahramanlarından biridir.

* Kahraman anlatıcı bakış açısıyla anlatıyor.

 

 

Alemdağda Var Bir Yılan

 

KİTABIN ADI : Alemdağda Var Bir Yılan
KİTABIN YAZARI : Sait Faik ABASIYANIK
YAYIM EVİ VE ADRESİ : Varlık Yayın Evi- Ankara Caddesi, İstanbul
BASIM YILI : 1957

1.KİTABIN KONUSU: Günlük hayattan alınan tahlil örnekleri ile konudan konuya atlayarak deneme usulü bir öykü.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Bu kitap 17 ayrı küçük öyküden meydana gelmektedir. Ben size bunlardan en ünlüsü olan ve kitabın da adını aldığı ‘Alemdağda var bir yılan’ adlı öyküyü anlatacağım.
Bir tiyatro çıkışı yazar yine değişik duygulara kapılmakta ve aklından geçen binbir türlü şeyi söylemektedir.
Karşısına çıkan iki genci görüp ‘elini ağzından çek!’ diye bağırması buna en güzel örnek. Arkasını dönen bu iki genç kendilerine seslenenin kim olduğunu daha iyi anlayabilmek için ona doğru yaklaşır.
Hava soğuktur ve yazarımızın içine doğru yol alan bir kar zerreciği yoldadır.
O her akşam, sabah en iyi dostu olan Panço’yu beklemektedir. Tabi yanında alçıdan yapılmış pipolu aşçısıda vardır. Onu beklemeye koyulurken dalar gider. Ta ki kaoıda duyulan bir tıkırtı ile ‘aha işte geldi’ diyerek fırlayana kadar. Panço gelir ve direk masanın üzerinde duran sigaraya elini atar.
Yazar yine dalar gider ve Panço’nun ayrılmasından sonra öteki dünyalara doğru bir aleme dalar. Yoldan geçen simitçiden tutun da ta uzaklardan sesi gelen biletçi çocuğa kadar olan herşey onun için ayrı bir dünyadır. Kısaca onun dışında Panço’nun içinde yer alan herşey onun imrendiği ve onun için öteki dünya.
Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de Köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır, esnafı gaddardır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek.
Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar herşey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.
Güzel yer, güzel yer Alemdağı. Şu saatte 15 metrelik ağaçları ile, Taşdeleni ile, yılanı ile… Ama kış günü yılanlar inindedir. Olsun. Hava Alemdağda ılıktır. Güneş yaprakları kıpkızıl yaprakların içinde doğmuştur.
Sıra Panço’da biraz da ondan söz edelim. Panço, Panço, diye bağırınca yılan da, keçi de, keklik de, tavşan da oldukları yerde alçılanmış gibi kalıyorlar. Bembeyaz kesiliyorlar. Hemen keskin bir bıçak çıkarıp cebimden kiminin kulağını, kiminin kanadının altını kesiyorum. Kan akınca hareket başlıyor. Beni bırakıp Panço’ya koşuyorlar.
Birde Panço’nun pah biçilmez kürkü var.Kürkü görünce rahatladım. Tavşanı, kekliği o ılık, harikulade kaygan ve güzel yılanı, kara tavuğu, Alemdağını, Taşdelen suyunu, çürümüş yaprakları, yaprakların üstüne yağan pelte pelte güneşi hatırladım.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Bu kitap yazarımızın kendi denemesi gibi anlatılmış, hayattan tahlillerin büyük çoğunlukda olduğu güzel örneklerle süslü bir anlatım mevcut.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Panço: yazarın en yakın dostu. Ancak yazar ile fazla ilgilenmemesi ve yazarın ona karşı olan yoğun ilgisi kendisini rahatsız etmektedir.
Yazar: Panço’ya öylesine bağlı ki onun kendisi ile ilgilenmemesi umrunda bile değil. Onun bu sadık tarafı ve çevreyi sürekli gözetleyip yorum yapması en belirgin özellikleri.
Diğerleri: Bunlar hayvanlar da dahil Yazarın ilgilendiği birçok şey.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yoğun, ağır ve bir o kadar da karmaşık bir anlatımın olması anlaşılmayı güç kılıyor. Muhakkak okunması gereken bir kitap değil. Ancak Sait Faik ABASIYANIK hakkında herşey anlatılmış.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Sait Faik Abasıyanık

kaynak: http://roman-ozetleri.blogspot.com.tr/2007/12/alemdada-var-bir-ylan.html

 

 

 

Abdullah Efendi’nin Rüyalarıında

Abdullah Efendi, önce lokantada duygularına, hatta asabriıa tesir eden olaylar karşısında gerçekte olmayan şeyleri görmeye başlar. Lokantadan bu yorucu ruh haliyle çıkıp arkadaşlarıyla gitti~i evlerde de kabul edemeyecegi manzaralar karşısında, olmayan şeyleri görür. Şehrin sokaklarında, sonra gitti~ evinde uyanık halde iken dehşet verici tablolar içinde kendini bulur. Psikiyatri bunu “hallüsinasyon” diye isimlendirir. Jung, “içerdiği bu gerilim ya do enerji yakilyle bir kompleksin kendi başına küçük bir kişilik oluşturma eğilimi”  gösterdiğini söyler.. Hatta bu kompleksler “kendilerini bilinç denetiminden o denli kurtarırlar ki, gözle görülüp kulakla işitilebilir nitelik kazanır, vizyon kılığında kendilerini açığa vurur, belli kişilerin sesleriymiş izlenimini uyandıran seslerle konuşurlar.” Yine Jung, düşlerle kompleksierin çoğunlukla kişiselleşmiş bir kimlikle ortaya çıkabileceğini belirtir. 5 Abdullah Efendi’nin Rüyaları, uyku halinde görülen rüyalardan değildir. Tanpınar’ın da dediği gibi, bunların “hakiki rüyanın tesadüf/eri ve tuhaflıkları ile alakası yoktur.”6 Hikayenin başlangıcında yazar, Abdullah Efendi’nin gözlemciligi ile çevreye bakar. Bu bölümde Abdullah Efendi, bir hikaye kahramanı olmaktan ziyade yazar tarafından lokantaya oturtulmuş bir gözlemci görevindedir. Hikayede, nesnelere tek tek, sabit ve dikkatli bir bakış vardır. Bu arada Abdullah Efendi, kendini de sorgulamaktadır. “Hakikatte Abdullah Efendi, ömürlerinin sonuna kadar kendileri olmaktan kurtulamayan, nefislerini en fazla bıraktıkları zamanda bile, içlerinde tıpkı alt katta geçen bütün şeyleri meraklatakip eden bir üst kat kiracısı gibi köşelerinde gizli, mutecessis, gayri memnun ve zalim bir ikinci şahsın mevcudiyetini onun zehiri; tebessümünü,inmr ve istihfaftan hoşlanan gururunu ve her an için ruhu insafsız bir muhasebeye davet edişini duyan insanlardan biriydi.,,7 Tanpınar’ın hikayelerinde şahıslar; :içlerinde yaşayan, onları sorgulayan bir “ikinci adam”ın varlıgından bazen memnun, fakat ekseriyetle muzdariptirler. Abdullah Efendi, lokantada bir an bu ‘~ikinci adamıldan sıynldıgını bisşedinee “geniş, ağır, kaypak halkalarını bütün vücuduna doladıktan sonra, zehir!id4ini en can olacakyerine geçirmeğe hazırlanan bir yılanın ayaklarının ucunda birden bire uyuyup kaldığını gören bır çölyolcusunun inanılmaz sevind”ni duyar. ( s.163) Daha ‘sonra bu ikinci kişilik o kadar kuvvet kazanır ki, Abdullah Efendi’nin tasavvurunda, yaşayan ikinci bir kişi olur. Onu lokantada uyur bırakarak uzaklaşır. Lokantanın yanması esnasında onun öldü~ü görür. Hatta ertesi gün ikinci kişisinin cenaze törenine katılmayı, bir konuşma yapmayı bile düşünür.

 

  1. Hikâyelerin özetlerini sınıfta anlatınız

…………………..

  1. Hikâyeleri, anlatmaya bağlı metinleri inceleme metoduna göre yapı, tema, dil, anlatıcı, gerçeklik ve gelenek yönlerinden inceleyiniz.

……………..

 

Hikâyelerin  ortak özelliklerini belirleyiniz.

 

  1. Olay öyküsünün ortak özellikleri

Bu tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir.

Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.

Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.

Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde gi-derilir.

 

 

  1. Durum öyküsünün ortak özellikleri

Bu tarz öykülere “modern öykü” de denir.

Her hikâye olaya dayanmaz.

Bu tür öykülerde merak öğesi ikinci plandadır.

Yazar, bu öykülerde okuyucuyu sarsan, çarpan, heyecana getiren bir anlatım sergilemez. Onun yerine günlük hayattan bir kesit sunar veya bir insanlık durumunu anlatır.

Bu öykülerde kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön plana çıkar.

 

 

Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.