Meddah Hikayeleri

13.04.2015 tarihinde 10. Sınıf Türk Edebiyatı Konu Anlatımı kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

 

Meddahlık: 

Meddahlık, bir konuyu oynayarak anlatma sanatıdır ve İslam ülkelerinde oldukça yaygın bir gelişme alanı bulmuştur.

Öbür gösteri türlerinde güldürüye ağırlık verilmesine karşılık meddahlıkta acıklı, duygusal, dinsel ve kahramanlıkla ilgili konulara da rahatlıkla yer verilebiliyordu. Aynı zamanda kıssahan diye anılan meddahlar,sarayda olduğu gibi halk arasında da büyük ilgi görmüş, özellikle kahvehanelerde İstanbulluların eğlence gereksinimini yüzyıllar boyunca karşılamıştır.

Fatih Sultan Mehmed’in sarayında Mustafa, Balaban Lâl ve Ömer adlı kıssahan ve nedimleri daha sonra, II. Selim döneminde Nakkaş Hasan, Çokeydi Reis, III. Murad döneminde ise Meddah Eğlence, Lâlin Kaba diye bilinen Bursalı Seyit Mustafa Çelebi ve Derviş Hasan gibi meddahlar izlemişlerdir.

Bu geleneksel temaşa türü İstanbul’da Cumhuriyet döneminin ilk yıllarına kadar daha pek çok sanatçı yetiştirmiş, bunlardan Şükrü Efendi, İsmet Efendi ve Meddah Sururi gibi sanatçıları görüp dinlemiş olan bazı İstanbullular onların ününü canlı birer tanık olarak günümüz kuşaklarına bile iletmiştir.

Meddahlık sanatı, İmitatör Rasih’le birlikte bir ölçüde zamana uymuş, 1940’larda ise ünlü sinema ve seslendirme sanatçısı Ferdi Tayfur meddahlığa tam anlamıyla çağdaş bir nitelik kazandırmıştır.

Günümüzde Celal Şahin ve Orhan Boran gibi bazı sanatçıların bu geleneksel sanat türünü günün koşullarına uygun bir biçim ve içerikle sürdürdükleri, ünlü sinema ve tiyatro oyuncularından Erol Günaydın’ın ise meddahlığı geleneksel özellikleri içinde yaşatmaya çalıştığı söylenebilir.

Meddah Hikayelerinin Bölümleri:

meddah hiakyeleri belirli bir bölüm adıyla anılmasa da dört bölümden oluştuğu söylenebilir.Bunlar:

 I. Bölüm: Başlangıç, meddahın «Hak dostum, hak!» diye söze başladığı, ya bir divan okuduğu (Hacı Vesvese’deki Bakî divanı) ya da bir tekerlemeye (istanbul’un Taşı Toprağı Altın, Sandıklı Ebe, Dünya Güzeli) girdiği yerdir.

 II. Bölüm; Açıklama, âşık hikâyelerindeki Döşeme’ye benzer. Burada uyaklı ya da düzyazı olarak hikâyenin geçtiği dönem, kişiler ve durumlar sergilenir. Bazan da padişaha övgü yer alır.

III. Bölüm: Hikâye, gevşek dokulu, içinde bazan mâniler ve türküler bulunan, olay dizisinin geliştiği kesimi içerir. Bu bölümde bazan (âşık hikâyelerinde görüldüğü gibi) kişiler türkülerle konuşturulur (İstanbul’un Taşı Toprağı Altın). Ancak buna sık rastlanmaz.

 IV. Bölüm: Bitiş bölümünde «kıssadan hisse» vardır.

Meddah Hikayelerinin Özellikleri:

Hikaye anlatılırken konu ve kişilerle ilgili taklitlere başvurulmuştur.

Meddah hikayelerinde yazılı bir metin yoktur.

Meddahta asıl olan anlatmadır.

Olay ve kişilerin taklitleriyle anlatım zenginleştirilir.

Meddahın hikâye etme geleneğiyle ilişkilidir.

Baston ve mendil, meddahın kullandığı temel aksesuarlardır. .

Kesin bir hikâye tekniğinden söz edilemez

Hikâyelerde konu birliği, zaman ve yer kavramı yoktur.

Halk ozanları(âşıklar) ile  meddahlar birbirine karıştırılmamalıdır.

 Meddah hikayeleri örneği

BİR MEDDAH HİKAYESİ

İkinci Osman dönemi. Teması aşk ve uçarılık ile işlenmiş bir senaryo, mirasyedilik, işret, hile yapma, İstanbul’dan Mısır’a gitme ve sonunda da Bedesten’de dükkan sahibi olma gibi durumlarla gelişen olaylar dizisinde sevdiği kadını hile ile kocasının elinden alan kişi hikayenin kahramanıdır. Bu hikayede de kahramana sevdiği kızı vermezler, o da Mısır’a kaçıp para pul sahibi olup İstanbul’a döner ve bir hileyle sevdiği kadını kocasından ayırır.

EBE, HALLAÇ, ABDULLAH AĞA

Hotun Fatihi Osman Han zamanında, İslamboli Abdullah Ağa pederi Haci Ali vefat. Mal-ı pederi tüketti, iflas. Pederinin karındaşlığı hem-cıvarı Hacı Veli’nin Emeti nişanlısı iken,

“Böyle sefihe kız vermem,”

demiş idi. Terk-i diyarına sebeb budur. Bu parasız Mısır’a vusul. Zen-i mükellefeye harf-endaz; hanesine vusul buldu. Fail mef’ul, mef’ul fail.

“Zira seni ben sayd eyledim.”

Kaide üzre olur mu? Cariye ile zevk-i vafir-germ.

“Ne zaman gelürsün?”

“Eski nazarla istimal ederim,”

der. Vusul ila İslambol. Sultan Hamamı. Ebe kadına sual.

“Oğul Abdi, ölüler dirilür mi?”

Kızı sual.

“Ayasofya kurbunda bir hallaca verdiler. Misbahı belinde, dükkanı zir-hane,”

der.

“Canım, Ebe Hanım!”

Ebe:

“Hele bir kerre bakayım,”

dedi. Mürekkebi sof ferace, kemik başlı hizran asa, ol semte varub ilk muhibbesine verdi.

“Biz de istedik mi idi, oğlum!”

Seyr eden güğümbaşılıktan ekmek aldı.

“Eli dedik, avuçla cevahir, ev ister. Kızlar Aydın Ağa’nın sarayı, odalığı andıran düz, bekçi bile odalar. Müezzin Çelebi evi karanlıktır, gündüz mumla oturmalı, dağlara,taşlara ölüsü çarşıda yıkanur. Ah, büyük kadın, dört ay evvel olsa! Rüstem Ağa evi , deriz; sonra İvaz Çelebi aldı, sonra Derviş Hoca aldı. Şimdi dört aydır bu hallaç aldı. Mezadda gezdi, yattı. Kelimatından üç,dört sahibin haber aldı, oğul. İbtida Rüstem, sonra Müezzinzade Hacı Çelebi , sonra Derviş Hoca, oğul.”

“Kadın, niçün ağlarsın?”

“Üsküdarda olurum.”

“Pek söyle, arkadan işitdirmezler.”

“Dergehde şeyh değildim, şimdi öksüzüm!”

Biri de onlar gibi açdı elile,içeri,dükkanda bekler. Yüzün bile yumdu; sonra evine. Hasta.

“Evvel dil, ağız verme, karınız gündüz de duysun,”

der, gider.

“Abdi, başlankıçın yaptım; sandık amade. Akşam namazı sine,” “hay kara saplı bıçak hamleye kan düşürme!”

Sultan Hanımı’nda Ebe:

“Hin-i sehre dek gidemem, bre zalim adam. Eyi mi olacak? Sevdayı mehenklidir. Ahşama dak ta’viz, ta’vik, sandıkla erhandır, deyü hallaca tahmil geldi. Tabirat-ı garibe ile ilaç nakli. Hasta-ciğerim, kokum tiryaktır, kurdularbürüncekli. İki bardak balıklı ayazma, sulu manastır, kalfa kapusu murad savmaktır. Ertesi, Üsküdar’da Eski Çamlıcadan yedi kozalak, yalnız selviden, toprak alem dağından bir karış Koca Yemişi. Çubuğunu kocası kendi eline kesmelidir. Abdi’yi duyrurmalıdır,”

der.

Bi-vakt Ayasofya, Et Meydanı, Firuz Ağa,Acı Hamam, Asmalı Mescid,Dikilitaş, Sedefciler, Irgat Pazarı,Keresteciler aşub Kadın Çeşmesi, Okcularbaşı,Eski Darphane, Simkeşhane önü, Sultan Bayezid Hamamı, Kıymacılar Kol. Tabanı yassı yeniçeri ağası tuttular. Bulunmak kabil değil.

“Haseki Bostancısıyım,”

diye düştü.

“Eve gönder!Tövbekar hanım villada ihtifa’acaiben. Garaib ademdir, kukladır.”

Villada da acaib oynadılar. Zarafetle kaçdılar. Oyun tamam, bahşiş.

“Bir dahi artık olmaz,”

mırıldandı.

Anlattı: nakl-i macera. Eve geldi.

“Yetmiş yaşımda, elime daire aldım da oynadım, duydun mu?”

“ne zaman kavga olsa bunu söylersin.”

Murad da ayrıldı, Abdi Ağa’ya vardı. Pederinden kalan, Abdi Çelebi’nin Mısır’dan fazladan getirdiğiyle zam, bedesten, dolap. Evleri durur kirada idi.

“Bir miktar akarat da kazan var,”

der. Baki ömürlerin itmam.

Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.