Köy Seyirlik Oyunları

13.04.2015 tarihinde 10. Sınıf Türk Edebiyatı Konu Anlatımı kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Köylülerin uzun kış gecelerinde, bayramlarda, düğünlerde, sünnet düğünlerinde, kış yarılarında veya bahar geldiğinde, bağ bozumlarında  oynadıkları oyunlardan oluşur.

Güldürü ve eğlence üzerine kurulan bu oyunlar irticalen oynanan oyunlardır. Ne zaman ortaya çıktığı konusunda kesin bir bilgi yoktur.Kökleri çok eskiye dayanır.

Sahne kostümler makyaj malzemeleri, dekorlar, kırsal kesimin tabiî yaşama imkânları çerçevesi içinde sağlanmaktadır. Oyuncular amatördür, oyunculardan kabiliyetli olan rejisörlük görevini de üstlenmektedir.

 Köy Seyirlik Oyununun Özellikleri:

  • Kırsal bölgelerde, köylerde görülen, daha çok yöresel yaşamdan konularını alan seyirlik oyunların oluşturduğu bir tiyatro geleneğidir.
  • Kökleri geçmişe dayanır.
  • Bolluk, sevgi, savaş, kıskançlık, yoksulluk gibi konular işlenir. Köy Seyirlik Oyunu da denilen bu oyunlar sözlü gelenek içinde yer alır.
  • Oyunların içeriği ve yapısı, yörelere göre farklılıklar gösterebilir.
  • Oyuncular genellikle profesyonel değildir.
  • Kılık değiştirme, kişileştirme, maskeler ve müzik oyun içinde yer alabilir.
  • Köylü tiyatrosu geleneği içinde yer alan oyunlarda kalıplaşmış sözlerin yanı sıra doğaçlamalar da bulunur.

Köy Seyirlik Oyunu Örnekleri:

(Bektaş Ağa, eşeğine koştuğu araba ile köyün kenarında gö­rünür. Yoldan gelip geçenleri görünce yüksek sesle şunları söyler:)

BEKTAŞ AĞA: Haydin ha, haydin ha! Ucuzcu geldi, ucuzcu geldi! Darıya, taşa; akşamdan kalmış aşa vereceğim. Haydin ha! Soğancı gidiyor!

(Eşeğine vura vura soğan yüklü araba ile cami önüne gelir. Köylüler etrafına toplanırlar).

BEKTAŞ AĞA: (Bağıra bağıra) Soğancı geldi, sudan ucuz soğan; havadan ucuz soğan; yelden ucuz soğan. Ucuzcu geldi. Darıya, taşa; akşamdan kalmış aşa vereceğim. Haydin ha! Soğancı gidiyor.

(Bu sırada karşı yoldan muhtar gelir. Herkes susar.)

MUHTAR: (Soğancıya) Soğancı hoş geldin.

BEKTAŞ AĞA – Hoş bulduk ağam.

MUHTAR: Kaça satıyorsun?

BEKTAŞ AĞA: Bir gödük (ölçeğin dörtte biri) arpaya bir ok­ka (kara okka: 400 dirhem); bir gödük buğdaya 2 okka; bir kaymeye (kâğıt bir lira) 4 okka.

MUHTAR: İyi, hoş; amma ve lâkin köyümüz sıkıntıdadır. Bize harman sonu veresiye ver.

BEKTAŞ AĞA: Senin güzel hatırın var. Peki olsun. Geldik bir kere.

(Köylüler arabanın etrafına toplanırlar. Muhtar, kâğıt kalem çı­karır; soğancı tartar, o yazar. Bütün soğanı köylüler veresiye alırlar. Soğancı yavaş yavaş arabası ile köyden uzaklaşır.)

(Harman sonu, sıtmaya yakalanmış olan Bektaş Ağa köye ge­lir. Cami önünde muhtarla karşılaşır).

BEKTAŞ AĞA: (Muhtara) Selâmünaleyküm.

MUHTAR – Aleykümselam.

BEKTAŞ AĞA: Ağa ben geldim. Soğanın hakkını isterim. Ağa; arpayı, buğdayı, paraları topladın mı?

MUHTAR: Ulan ne arpası, ne buğdayı, ne parası?

BEKTAŞ AĞA: Muhtar Ağa, bak sıtma anamı ağlattı. Benim­le dalga mı geçiyon?

MUHTAR: Ben dalga malga bilmem; arpa, buğday da. So­ğanın ne hakkı olurmuş, haydi git buradan.

BEKTAŞ AĞA: Muhtar, ben hakkımı ararım. Unutma, yırtıcı kuşun ömrü az olur.

MUHTAR: Nereye gidersen git.

(Bektaş Ağa, muhtarın paralarla arpa ve buğdayı vermeyece­ğini anlayınca karakola gider. Karakol önünde iki jandarma vardır.)

BEKTAŞ AĞA: (Jandarmalara) Selâmünaleyküm.

JANDARMALAR: Aleykümselam.

BEKTAŞ AĞA: Arkadaşlar bir derdim var.

BİRİNCİ JANDARMA: Anlat.

BEKTAŞ AĞA: Yazdan köye soğan sattım. Ben tarttım, muh­tar yazdı. Veresiye, harman sonu. İşte geldim. Muhtara soğan hakkı ne oldu dedim. Bana “Ulan ne arpası, ne buğdayı, ne parası?” dedi. Beni köyden kovdu. (Jandarmalar ayağa kal­karlar.)

İKİNCİ JANDARMA: (Bektaş Ağaya) Gel muhtara gidelim.

(Üçü birlikte köylülerle konuşan muhtarın yanına giderler).

BİRİNCİ JANDARMA: (Muhtara) Muhtar, uzun etme, bu has­ta soğancının parasını ver.

İKİNCİ JANDARMA: (Bektaş Ağaya) Kim soğan aldı? Adları­nı söyle bakayım.

(Bektaş Ağa, titrek elini koynuna sokup yırtık bir defteri çıka­rır. Jandarmaya uzatır.)

İKİNCİ JANDARMA: (Okur) Ali’ye beş gödük arpaya; Ha­san’a 10 gödük buğdaya; Receb’e 5 gödük arpaya; Mehmed’e 5 kaymeye 20 okka; Muhtara 15 gödük arpaya…

 

(Jandarma, soğan alanları bir bir okuduktan sonra ayakta du­ran muhtara yaklaşır. Dudaklarını ayrı ayrı ikişer parmağı ile tutup açar.)

İKİNCİ JANDARMA: Ulan rezil herif! Borcun ne kadar, söyle bakayım.

(Dudakları jandarmanın elinde olan muhtar “pep pep” diye tuhaf sesler çıkarır. Orada olanlar katıla katıla gülerler.)

MUHTAR: (Köylülere) Davranın arkadaşlar buğday, arpa, pa­ra şimdi gelsin!

(Köylüler acele evlerine koşarlar. Torba torba arpa ve buğday getirirler. Bektaş Ağanın boş çuvallarına dökerler. Bektaş Ağa hakkını alır. Memnundur.)

BEKTAŞ AĞA: (Jandarmalara) Dağda, bayırda hükümet var. Allah sizden razı olsun.

(Seyirciler gülerler. Bektaş Ağa yavaş yavaş köyden uzaklaşır.)

Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.