Geleneksel Türk Tiyatrosu Karagöz -Hacivat Oyunu

13.04.2015 tarihinde 10. Sınıf Türk Edebiyatı Konu Anlatımı kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Türkler’in toplumsal yaşamında önemli bir yeri olan bir başka geleneksel gösteri türü de, bir çeşit gölge oyunu olan Karagöz’dür.

Gölge oyununun kökeni konusunda değişik görüşler ileri sürülmektedir. Cava, Endonezya ya da Çin gibi Uzakdoğu ülkesinde ortaya çıkmış ve Hindistan üzerinden Ortadoğu’ya gelmiş olması akla yakındır.

Bazı kaynaklar Karagöz’ün 14. yüzyılda Orhan Gazi zamanında Bursa’da ortaya çıktığını ileri sürüyorsa da, günümüzde daha yaygın bir görüşe göre Türkler gölge oyunu tekniğini 16. yüzyılda Mısır’dan almış ve bu oyun türüne Karagöz adı altında kesin biçimini 17. yüzyılda kazandırmışlardır.

Karagöz de meddahlık gibi, bir kişinin yaratıcılığına dayanan bir gösteri türüdür. Hayali ya da hayalbaz denilen karagözcünün bir de yardak adı verilen yardımcısı vardır.

Klasik bir Karagöz oyunu genellikle dört bölümden oluşur:

Mukkadime:

Hacivat’ın semai söyleyerek perdeye geldiği ve perde gazelini okuduktan sonra dua edip Karagöz’ü perdeye çağırdı mukkadime (giriş) bölümü.

Muhavere:

Hacivat’la Karagöz arasında geçen ve doğrudan konuyla ilgisi olmayıp daha çok Karagöz’ün yanlış anlamalarından ortaya çıkan güldürücü muhavere (karşılıklı konuşma) bölümü.

Fasıl:

Başka kişilerin de katıldığı ve oyuna adını veren olayların yer aldığı fasıl.

Bitiş:

Karagöz’le Hacivat arasında geçen kısa bir uzlaşma konuşmasıyla noktalanan bitiş bölümü.

Karagöz oyunlarında konu:

Karagöz oyunlarının konuları çoğunlukla gerçek yaşamdan alınmış sahnelerden oluşur: Mahalle yaşayışı, esnaf ve evlenme töreleri, toplumsal ve siyasal taşlamaya elverişli olaylar gibi. Bunun dışında Ferhad ile Şirin, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kamber gibi halk hikâyelerinden, olağandışı öğelere yer veren masallardan da yararlanıldığı görülür.

Sarayda oynatılan örneklerinde belli bir inceliğe ulaşan Karagöz oyunlarının, özellikle Osmanlı toplumunun kadınların ve erkeklerin birlikte eğlenmelerini yasakladığı bağnaz dönemlerinde, daha çok yetişkin, erkek seyircilerin gittiği kahvehanelerdeki gösterilerinde açık saçık bir kimliğe büründüğü de göze çarpar.

Karagöz’ün başlıca dağarcığı 28 oyundan oluşmakla birlikte, zaman zaman güncel olaylardan da esinlenerek yeni Karagöz oyunlarının türetildiği görülmüştür.

Karagöz Oyundaki Karakterler:

a. Ana Karakterler:

Karagöz”: Saçsız başına “ışkırlak” adı verilen şapka giymektedir. Hiçbir zaman düzgün bir işi olmayan Karagöz eğitim almamıştır. Hacivat’ın ona bulduğu geçici işlerde çalışır. İçi dışı bir, olduğu gibi görünen, tepkilerini çabuk açığa vuran bir halk adamıdır. Halkın sağduyusunu temsil etmektedir. Merttir, cesurdur bu yüzden başı sürekli beladadır. Meraklı, patavatsız ve açık saçık konuşur. Bazen hile yaparak diğerlerini kandırmaya çalışır. Karısı ile sürekli didişir.

“Hacivat”: Yukarıya doğru kıvrık sivri bir sakalı olan Hacivat, kurnaz, içten pazarlıklı bir tiptir. Eğitim almış olduğu bellidir ve her konuda iyi kötü bilgi sahibidir. Herkesin nabzına göre şerbet verir. Karagöze göre daha kültürlü, aklı başında ve güvenilir bir tiptir. Arapça ve Farsça sözcükleri sıkça araya sokuşturduğu süslü bir dille konuşur. Bu nedenle Karagöz onun dediklerini çoğu zaman anlamaz ya da anlamazlıktan gelir. Oyunlardaki gülütler genelde bu söz oyunlarına ve yanlış anlaşılmalara dayanır.

b. Yardımcı Karakterler: 

Çelebi”: İstanbul lehçesiyle konuşan kibar aile çocuğudur. Ailesinden kalan mirasla geçinir. İyi giyinip, güzel konuşur. Şiir okumasını sever.

“Tiryaki”: Uyuşturucu müptelası bir işsizdir. Bu nedenle hep uyuklar. Tütün, nargile, kahve, gibi keyif verici maddelere de düşkündür.

“Beberuhi”: Diğer adları “Altı kulaç” ve “pisbop”tur. Yılışık ve yaygaracı olan bu karakter hızlı hızlı konuşur, işi gürültüye getirir, sık sık ağlar.

Kayserili”: Asıl adı Mayısoğlu olan karakter, Kayserili şivesiyle konuşur ve genellikle bakkal veya pastırmacı olarak perdede gözükür. Bir işareti de kolundaki yumurta sepetidir.

“Kastamonulu”: Asıl adı “Himmet Dayı” veya “Himmet Ağa” olan bu iri yarı adamın mesleği odunculuktur ve işareti elindeki baltasıdır. Kaba saba bir adamdır ve Kastamonu şivesiyle konuşur.

Laz”: Tipik işareti elinde taşıdığı kemençedir. Hızlı konuşur, kimseye konuşma fırsatı vermez, çabuk öfkelenir, çabuk sakinleşir.

“Kürt””: Genellikle hamallık ya da bekçilik yapar, şiveli konuşur.

“Çerkez”: Başında kalpak ve belinde kılıç vardır.

Tuzsuz”: Bu kabadayı tiplemesinin asıl adı “Tuzsuz Deli Bekir”dir. Kaba kuvvetine güvenir ve etrafındakile sürekli çatar, gözdağı verir. Her an kavga çıkarmaya hazırdır.

Matiz”: Rumca’da matiz sarhoş anlamına gelir. Elinde sürekli olarak şarap şişesi bulunan Matiz tasviri, sarhoş, külhanbeyi vb tipleriyle yaklaşık olarak aynıdır.

Zeybek”:Adaletsizliğe, haksızlığa ve zulme uğrayanları korumak için halkın içinden çıkarak başkaldıran silahlı bir halk kahramanıdır. Eşkiyaya karşılık olarak da kullanılmaktadır.

Zenneler”: Oyunun temasına göre farklı farklı rollerde gözükürler. Genelde az konuşurlar. Zenne Karagöz’ün karısı rolündeyse perdede gözükmez sadece sesi duyulur.

Çengi”: Genelde oyunun sonunda ortaya çıkıp oynayan bu karakterin adı genelde “çengi kız” veya “Afet”tir.

 

c. Etnik Unsurlar:

“Acem”” (Püser, Nöker): Ya İran’dan ya da Azerbaycan’dan gelmiştir. Mesleği genelde halıcılık, antikacılık ya da tefeciliktir. Bu zengin tip eğlenceye düşkündür ve etrafına para saçar.

“Arap”: İki farklı türü vardır, ya “Ak Arap” veya “Kara Arap” olarak perdede gözükür. Çoğunlukla halayık, uşak veya deveci rolündedir. Kına, kahve, fıstık satar. Ak Arap’ın diğer adları: Hacı Fitil, Hacı Kandil, Hacı Şamandıra’dır.

“Arnavut” (Mestan Ağa, Bayram Ağa, Celo Ağa, Recep Ağa, Şaban Ağa, Ramazan Ağa): Bahçıvan, ciğerci, celep, korucu veya bozacı rolündedir. Cahil cesareti vardır. Çabuk öfkelenip hemen silahına davranır, bir kabadayı gibi davranır fakat sıkıyı görünce kaçar.

“Rumelili” (“Muhacir”): Trakya şivesiyle konuşan ve adı çoğunlukla “Hüsmen Ağa” olan bu tip perdeye pehlivan ve arabacı olarak gelir. Güreşte yenilince mızıkçılık eder.

Yahudi” (“Çıfıt”): Korkak, yaygaracı ve geveze olan bu karakter eskici, sarraf veya tefeci olarak perdede gözükür. İnatçı ve pazarlıkçıdır.

Frenk” (“Rum”) : Türkçe kelimelerin arasında sıklıkla Rumca kelimeler sarfeder. Mesleği çoğunlukla doktor, meyhaneci, terzi ya da tacirdir.

“Ermeni”: Müzik ve şiire düşkündür. Mesleği ya kuyumculuk ya da lağımcılıktır.

d. Fantastik Unsurlar:

“Cazu”: Uçmak ve insanları farklı kılıklara sokmak gibi doğaüstü yetenekleri olan yaratıklardır. Bir ejderin veya bir küpün üzerine binmişlerdir ve ellerinde yılan şeklinde kamçıları vardır.

“Cin”: Bir diğer doğaüstü bir yaratıktır.

Bunların dışında Osmanlı imparatorluğu sınırları içinde yaşamış her türlü tip perdede yerini almıştır. Bunlardan bazıları: “Rum”, “Çingene” “Külhancı”, “Pişekâr”, “Kavuklu”, “Kilci”, “Tulumbacılar”, “Bekçi”, “İmam”, “Haham”, “Doktor”, “Sünnetçi”, “Bolulu Aşçı”, “Hokkabaz”, “Soytarı”, “Curcunabazlar”, “Köçek”, “Cambaz”, “Ayvaz Serkis”, “Denyo”, “Aşık Hasan”, “İskele Kâhyası”, “Seymenler”, “Deliler”, “Dansöz”, “Bok Ana”, “Hımhım”, “Kekeme”, “Fahişe”, “Hermafrodit”, “Canan” , “Ferhat”, “Tahir”, “Yaşar (Karagöz’ün oğlu”), “Sivrikoz” (Hacivat’ın oğlu), Hacivat’ın kızı, Sirin’in annesi, Zühre’nin babası vb

 

Karagöz ve Hacivat oyunundan Örnekler

Karagöz ve Hacivat atışmaları, konuşmaları

HACİVAT -Hoş geldin sevgili Karagöz’üm!

KARAGÖZ – Hoş bulduk kel kafalı kara üzüm!

HACİVAT – Nereden gelip, nereye gidiyorsun bakalım?

KARAGÖZ – Bir yere gittiğim yok da, oğlumla kaç saattir okuma-yazma çalıştık Biraz gezeyim dedim

HACİVAT – Tabii iyi yaptın efendim, kafan balon olmuştur

KARAGÖZ -Hay hay, kafam balon oldu da uçmasın diye boynuma yapıştırdım

HACİVAT – Hemen yanlış anlama, yani uzun zaman ders çalışmaktan kafan şişmiştir

KARAGÖZ – Kafam pişti de soğutmaya çıktım

HACİVAT – Allah iyiliğini versin! Neyse, çalışmalar iyi gidiyor mu?

KARAGÖZ – Hem de nasıl iyi gidiyor bilemezsin Hacı Cavcav! Sen söyle de müdür benim ilkokul diplomamı hazırlasın

HACİVAT – Efendim sen hele hepsini iyi öğren de diploma işi kolay

KARAGÖZ – Şey, okuma yazma öğrenirsem diploma başka başka ne işime yarayacak?

HACİVAT – Bak, meselâ artık mühüre lüzum kalmayacak

KARAGÖZ – Yerine kimse bakmayacak mı

HACİVAT – Kimin yerine Karagöz’üm?

KARAGÖZ -“Artık müdüre lüzum kalmayacak” dedin ya!

HACİVAT – Efendim müdür değil mühür! Hani imza yerine bastığın damga yok mu?

KARAGÖZ – Öyle söylesene köftehor!

HACİVAT – Pekâlâ mektup yazmasını biliyor musun?

KARAGÖZ – Biliyorum Hacı Cavcav, çok kolay!

HACİVAT – Aferin, demek bilgini o kadar ilerlettin? O halde söyle bakalım, mektup nasıl yazılır?

KARAGÖZ – Oğlum “Hazır Mektuplar” diye bir kitap getirmiş Onun içinden seçip seçip yazılır

HACİVAT – Allah iyiliğini versin” desene oğlun da senin kafada yetişiyor Hiç kitaptan kopya edilerek mektup yazılır mı?

KARAGÖZ – Niye yazılmasın? Bir yere yazdım, oldu

HACİVAT – Pekâlâ cevap geldi mi?

KARAGÖZ – Cevap gelmedi, mektubun kendisi geri geldi

HACİVAT – Neyse O zaman seninle biraz mektup üzerine konuşalım Örnek ister misin?

KARAGÖZ – Parasız olursa isterim Hacı Cavcav! Pişirip akşama yeriz

HACİVAT – Yine ne anladın, mektup pişirilip yenir mi?

KARAGÖZ – Köftehor, “Ördek ister misin?” dedin ya!

HACİVAT – Aklın yine başka yerlere gitti Sen şimdi beni iyi dinle! Bir defa tarihsiz mektup olmaz

KARAGÖZ – Anladım, talihsiz mektup olmaz

HACİVAT – Talih değil, tarih! Yani mektup kâğıdının üst-sağ köşesine o günün tarihi yazılır

KARAGÖZ – Hay hay, yazılır!

HACİVAT – Mektubu kime göndereceksin Karagöz’üm?

KARAGÖZ – Yabancıya gitmesin, kendime gönderirim Hem de çabuk gelir

HACİVAT – Saçmalama, insan kendine mektup göndermez Diyelim ki babana yazacaksın!

KARAGÖZ – Pataklarım ha! Babam mezarda, postacı mektubu ona nasıl verecek?

HACİVAT – Allah Allah Pekâlâ, mektubu bana yazıyorsun nasıl başlarsan?

KARAGÖZ – “Keçi suratlı Hacı Cavcav, çabuk yanıma gel, canım seni pataklamak istiyor!” diye yazarım

HACİVAT – Efendim olur mu? “Çok sevgili arkadaşım, Hacivat Çelebi Beyefendi” diye yazılır

KARAGÖZ – Ben sana öyle yazamam, çok istiyorsan otur kendin yaz!

HACİVAT – Pekâlâ, bana yazma! Oğluna yazıyorsun “Çok sevgili oğlum!” diye başlarsın

KARAGÖZ – Gerisini biliyorum Mektup bitince zarfa koyar, üstüne de adres yazarım

HACİVAT – Aferin Karagöz’üm, sonra?

KARAGÖZ – Sonra da oğluma telefon edip, mektubu okurum

HACİVAT – Yine sinirlerim oynamaya başlad

Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.