10. Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları- Nova Yayınları- DESTAN DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI-sayfa 27-38

30.09.2014 tarihinde 10. Sınıf Edebiyat Kitabı Cevapları kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

 1. DESTAN DÖNEMİ

1.Kendinizi çok eski zamanlarda, büyük bir ormanın içinde kendi hâlinizde yaşayan küçük bir topluluk olarak tasavvur ediniz. Henüz bugünkü manada bilginin üretilmediği bu zaman diliminde, mutlu olarak yaşamınızı sürdürürken çaresini bulamadığınız bir hastalıkla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu hastalıkla mücadele etmek için ne gibi çareler ararsınız? Hastalığa nelerin sebep olabileceğini düşünürsünüz ve hastalığı tedavi etmek için ne tür çarelere başvurursunuz? Düşüncelerinizi o dönemin şartlarını da hayal ederek arkadaşlarınızla paylaşınız.
Bu tür bir durumda yapacağımız şey önce bu konuda bilgisi olan kim var ona müracaat ederiz. Eğer çevremizde böyle biri yoksa  kendi başımızın çaresine bakma yoluna gider bilgi ve tecrübelerimize de faydalanarak faydasına inandığımız bitkisel ilaçları deneme yoluna gideriz.
Yukarıdaki tabloyu bir de şu şekilde tasavvur ediniz:
Birlik ve beraberlik içinde mutlu ve barış ortamında yaşarken dışarıdan çok güçlü bir kavmin sizleri yok etmek için saldırı hazırlığı yaptığını öğreniyorsunuz. Aranızdan bir lider seçmeniz gerekiyor. Yine yaşadığınız dönemin doğal ve sosyal özelliklerini düşünerek seçeceğiniz liderin ne tür özelliklere sahip olmasını isterdiniz? Düşüncelerinizi söyleyiniz. Bir arkadaşınızdan da bunları maddeler hâlinde tahtaya yazmasını isteyiniz.
a.       Güçlü ve etkili bir kişi olmalıdır.
b.      Cesur olmalıdır.
c.       Bilgili olmalıdır.
d.      Toplumu birleştirip liderlik yapacak bir karaktere sahip olmalıdır.

2.Yaptığınız araştırmadan da yararlanarak Türklerin İslamiyet öncesindeki dinî, siyasi, ekonomik ve askerî hayatı hakkında öğrendiklerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Devlet Yönetimi
Uygurlar dışında bütün Türk Devletleri göçebe yaşıyorlardı. Devleti yöneten kişiye hakan denirdi. Yönetim babadan oğula geçerdi.  Devlet, hanedanın ortak malı kabul edilirdi.
Hakanın yetkileri “Kurultay” denilen danışma meclisi ile sınırlandırılmıştı.
Ordu Durumları da İlk Türk devletlerinde kadın-erkek her Türk asker sayılırdı. Düzenli Türk ordusu Asya Hun İmparatoru Mete Han tarafından kuruldu.
Ordunun başında başbuğ denilen başkomutan bulunurdu.
Türklerde genel olarak tek tanrı inancı vardır. Bu Tanrı’ya ” Gök Tengri” adı verilmiştir. Bunun yanında yer altında olan kara bir ruhtan da bahsedilir. İslamiyet’teki şeytanın varlığına benzeyen bir anlayış vardı. Şaman denilen Din adamları hastaları büyü ile iyileştirirlerdi.
3.Edebî eserler, yazıldıkları dönemin özelliklerini ne derece yansıtır? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Edebi eserler yazıldıkları dönemin özelliklerini yansıtırlar. O dönemde meydana gelen sosyal, siyasi, askeri, ekonomik, kültürel en gibi bir değişim varsa bu aynı zamanda edebi eserlere de yansırdı. Dolayısıyla edebi eserler yaşanılan dönemin her türlü özelliğini yansıtırlar.
4.Atasözlerinin oluşum süreci ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Milletlerin atasözlerini yaygın olarak kullanması neyin göstergesidir?
Geçmişten günümüze gelen, uzun deneyimlerden yararlanarak kısa ve özlü öğütler veren, toplum tarafından benimsenerek ortak olarak kullanılan kalıplaşmış sözlere atasözü denir. Türkçe’de “sav” ve “irsal-i mesel” olarak da adlandırılır.
Atasözleri bir toplumun duygu, düşünce inanç ve kültür yapısını yansıtır. Atasözlerinin kim tarafından ne zaman söylendiği bilinmez. Yani atasözleri anonimdir. Bu sözler topluma mâl olmuş, toplum tarafından benimsenmiş ve yüzyılların düşünce ve mantık isteminden geçerek günümüze ulaşmış kısa ve özlü sözlerdir. Atasözleri, bir düşünce açıklanırken ya da savunulurken tanık olarak da gösterilirler.
Atasözleri, halkın yalnızca ortak duygu ve düşüncelerini değil ortak dil zevkini de yansıtır.
5.Türklerde sözlü edebiyatın ne zaman başlamış olabileceğini belirtiniz.
Sözlü Edebiyat, Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürdüğü kabul edilir. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.
İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000’li 3000’li yıllardan başlayarak Türklerin İslamiyet’i kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin Köktürklere ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırılır.
METİN İNCELEME
1.       METİN                        TÜREYİŞ DESTANI
Kara-Korum çaylarından sayılan iki nehir vardı. Bunlardan birine Toğla ve diğerlerine de Selenge adı verilir. Bu nehirler akarak Kamlancu adlı bir yerde birleşirlerdi. Bu iki ırmağın arasında iki tane ağaç vardı. Bu ağaçlardan biri fusuk ve diğeri de Farsların naj dedikleri ağaca benziyordu. Kışın bile bunların yaprakları, servi gibi dökülmezdi. Meyvesinin tadı ve şekli ise tıpkı çam fıstığınınkine benzerdi. Öbür ağaca da tur ağacı derlerdi. Bu iki ağaç da iki dağın arasında yetişerek büyümüştü.
Bir gün bu iki ağacın arasına, gökten bir ışık inmişti. Bunun üzerine, iki yandaki dağlar yavaş yavaş büyümeye başladılar. Bu durumu gören halk ise hayretler içinde kalmıştı. İçlerinde büyük bir saygı
duyarak Uygurlar oraya doğru yaklaştılar. Tam yaklaştıkları bir sırada, kulaklarına çok tatlı ve güzel müzik nağmeleri gelmeye başladı. Her gece buraya bir ışık inmeye ve ışığın etrafında da otuz defa şimşek çakmaya başladı. Diğer bir gün de aynı yerde, ayrı ayrı kurulmuş beş tane çadır gördüler. Bunların her birinde, birer çocuk oturuyordu. Her çocuğun karşısında da onları doyurmaya yetecek kadar süt dolu emzikler asılı idi. Çadırın tabanı da baştan aşağıya kadar gümüşle döşenmişti.
Bütün boyların reisleri ve halkları, bu garip şeyi görmek için yerlerini bırakıp koşmuşlardı. Bu manzarayı görünce saygı ile diz çöküp selam verdiler. Biraz sonra da çocukları alarak dışarı çıktılar.
Beslenip büyütülmeleri için de onları sütannelerine ve dadılara verdiler. Her fırsatta onlara saygı gös-
teriyorlar ve ikramda bulunuyorlardı. Çocuklar artık süt çocuğu olmaktan çıkıp da konuşmaya başlayınca Uygurlardan anne ve babalarını sordular. Onlar da o iki ağacı gösterdiler. Bunun üzerine halk, çocukları alıp ağaçların yanına gittiler. Çocuklar ağaçları görünce onlara tıpkı evlâdın babasına gösterdiği saygıyı gösterdiler. Ağaçların karşısında diz çöktüler ve yeri öptüler. Bunun üzerine ağaçlar da dile gelip şöyle dediler:
“Güzel huy ve iyi özelliklerle bezenmiş çocuklar, böyle olurlar ve anne ile babalarına böyle saygı
gösterirler. Ömrünüz uzun, adınız ünlü ve şöhretiniz de devamlı olsun!”
O bölgelerde yaşayan bütün kavimler, bu çocuklara hükümdar oğullarıymış gibi saygı gösterdiler. Çocukların doğdukları yerden şehre dönülünce onların her birine birer ad koydular. En büyüğünün
adı Sonkur – Tegin, ikincisinin adı Kotur – Tegin, üçüncüsünün adı Tükel – Tegin, dördüncüsünün adı OrTegin ve beşincisinin adı da Bükü – Tegin oldu. Çocukların doğuşundaki kutsal durumu görenler, bunlardan birinin hükümdar olarak seçilmiş kanaatine vardılar. Çünkü bunlar, Tanrı tarafından bu iş için gönderilmiş olmalıydılar.
Bu çocuklar arasında Bökü – Tegin gerek güzelliği ve gerekse boyu posu, sabrı, iradesi, ileriyi görüşü bakımından diğerlerinden daha ileride idi. Ayrıca bütün milletlerin dillerini ve yazılarını da biliyordu. Herkes, onun han olarak seçilmesi üzerinde birleştiler ve büyük şenlikler yaparak onu hanlık tahtına oturttular. O, memleketi adaletle döşedi ve zulüm sahifelerini de kapadı. Onun etrafındaki adamlar, maiyeti, askerleri, atları ve kulları gittikçe çoğalmaya başladı.
Anonim
Türk Mitolojisi
hzl.: Prof. Dr. Bahaeddin Ögel
2.       METİN                                 ODYSSEUS DESTANI
(Kalypso (Kalipso), gökleri omzunda taşıyan dev Atlas’ın kızıdır. Zeus’un yıldırımı ile gemileri batıp bütün yoldaşları boğulduktan sonra Odysseus (Odiseus), onun yaşadığı Ogygia (Ogiya) Adası’na çıkmıştır. Kahramana âşık olan bu peri, onu bırakmak istemez ama tanrılar, Odysseus’un İtake’ye ulaşmasına karar vermişlerdir. Bu parçada, tanrıların kararı ve kahramanının Kalypso’dan ayrılışı anlatılıyor.)
Francesco Hayez (Fransesko Heyz)’in “Odysseus” isimli tablosu (1814).
SAYFA 30
Ölümsüzlere ve ölümlülere aydınlığını getirmek için tanrılar meclis kurmuşlardı; ortalarında yüksekten gözler Zeus vardı ki güçte kuvvette ondan üstünü yoktur.
Onlara Athena (Atena), hatırından çıkmayan Odysseus’un sonsuz kaygılarını anlatıyordu çünkü bir Nymphe (Nimfi)’nin konağında kalması ona dokunuyordu. Dedi ki:
“Zeus babamız ve siz daima var olan mutlu tanrılar! Bundan sonra, eli asâlı bir han, merhametli,
İyiliksever  ve hak tanır olamaz. Belki çok sert, katı yürekli ve zalim olur. Çünkü tanrısal Odysseus’u, şefkatli bir baba gibi hüküm sürdüğü halk arasında hatırlayıp anan kimse kalmamış. O şimdi bir adada, zalim kaygılar içinde yatıyor. Nymphe Kalypso, onu zorla konağında alıkoyuyor. Atalarının yurduna nasıl dönsün ki yanında ne kürekli gemileri ne de geniş denizin sırtında sefere devam edecek kürekçileri kalmış. Şimdi de sevgili oğlunu, eve dönerken öldürmeyi kuruyorlar. Oğlu ki babasından bir haber alabilmek için mutlu Pylos (Pilos)’a ve tanrısal Lakedimon’a gitmişti.”
Bulut devşiren Zeus, buna karşılık verdi:
“Kızım, bu nasıl söz böyle dişlerinin arasından kaçan? Sen, kendin karar vermedin mi ki (…) Telemakhos (Telemakos)’a gelince onun da kılavuzluğunu sen üstüne al. (Çünkü buna kudretin var.) Öyle davran ki o sağ ve esen, atalarının yurduna kavuşsun. Yavuklular ise gemileri ile ona rastlamadan
geri dönsünler.”
Bundan sonra, sevgili oğlu Hermeias (Hermiyas)’a dönerek şöyle dedi:
“Hermeias, madem ki her işte habercimiz sensin, şimdi de git, güzel örgülü Nymphe’ye, sabırlı ve temkinli Odyssseus’un dönüşü ve nasıl döneceği üzerine verilen değişmez kararı eriştir:
Ona ne tanrılardan ne de ölümlü insanlardan kimse kılavuzluk etmeyecek. Yalnız başına, derme
çatma bir sal üzerinde, türlü cefalara katlanarak yirminci gün, bereketli Skheria (Şerya)’ya, Fayakeli’ne
ulaşacaktır. Tanrılar soyundan olan bu erler, onu candan, bir tanrı gibi ağırlayarak kendi gemilerinden
biri ile sevgili atalar yurduna yollayacaklar: Kendisine bol bol bakır, altın ve kumaş verdikten sonra. Çünkü ona kısmet olmuştur: sevdiklerine kavuşsun, ataları yurduna ulaşsın, yüksek tavanlı konağına ayak bassın.”
Haberci, uzaklardaki adaya ulaştığı zaman menekşe renkli denizden karaya çıktı. Yürüyerek güzel örgülü Nymphe’nin oturduğu büyük mağaraya geldi. Onu evde buldu: Ocakta büyük bir ateş yanı-
yordu; tutuşup çatırdayan ardıç ve “thüya” ağaçlarının uzaklara yaydığı tütsü ile bütün oda burcu burcu kokuyordu. Kendi de içeride, güzel sesi ile türkü söyleyerek tezgâhında altın mekikle bez dokuyordu.
Mağarayı her yandan, gür yeşil bir orman sarmıştı. Kızıl ağaç, kavak ve kokulu servi üzerinde,
gergin kanatlı kuşlar; çaylaklar, baykuşlar ve hep denize açılmayı düşünen geveze kuzgunlar yapmışlardı. Mağaranın dışını her yandan, salkım salkım üzümlerle yüklü, gürbüz bir asma sarıp kaplamıştı. Ve yan yana, bir sıra üzerine dört pınardan akan billur gibi sular birbirinden ayrılarak üstünde menekşeler ve maydanozlar yetişmiş olan çimenler içine dağılmakta idi. Buraya yaklaşan biri, ölümsüzlerden olsa bile gördüklerine hayran kalır, gönülden efsunlanırdı.
(Hermeias, mağaraya girip Zeus’un buyruğunu Kalypso’ya bildirir. Peri, çok üzülür fakat boyun eğmeye mecburdur.)
Homeros
Türk Edebiyatı, I. Cilt
hzl.: Ahmet Kabaklı
31
1. a)Türeyiş Efsanesi adlı metinden yararlanarak Türklerin yaşayışı, kültürü ve inançları ile ilgili hangi bilgilere ulaştığınızı söyleyiniz.
TÜREYİŞ Destanından da anlaşıldığına göre göre Türkler  göçebe bir hayat yaşamaktadır. Türklerde aile yapısı önemlidir.  İyi ir çocuk anne babanın sözünden çıkmayan saygılı biridir.   Türklerde hükümdarlar sıradan insanlar değildir.  Tanrı tarafından ülkeyi yönetmesi için gönderilmiş kutsal kişilerdir. Bu kişiler ya bir ağaç içine düşen bir ışıkla dünyaya gelirler ya bir kurdun yetiştirdiği bir çocuktur.   Ya da oğuz kağan destanında olduğu gibi olağanüstü özelliklere sahip bir kişidir. Türkler de “Gök Tanrı” inancı hakimdir.
b)Türeyiş Destanı adlı metinden ve araştırma bölümünde hakkında bilgi topladığınız ve defterinize özetini çıkardığınız Bozkurt Destanı’ndan hareketle destan dönemini belirleyen zihniyet ve beğeninin özelliklerini söyleyiniz.
Destan döneminde Gök tanrı inancı hakimdir. Yaşam tarzı da bu inanca göre şekillenir. Gök tanrı hakanları ülkeyi yönetmesi için görevlendirir. Bu şahıslar sıradan insanlar değildir. Olağanüstü özelliklere sahiptirler. Sıra dışı bir hayatları vardır.  Ağaç, kurt, ışık gibi motifler ön plandadır.
c)Destan döneminde Türklerin ırkî özelliklerinin yaşama tarzlarında etkili ve belirleyici olup olmadığını sözlü olarak ifade ediniz.
Türklerin ırkı özellikleri yaşam tarzlarında etkilidir. Bu özellikleri onların hayatlarının şekillenmesinde önemli bir yere sahiptir.  Türkler savaşçı bir topluluktur. Çok hareketlidirler. Bu yüzden bir yerde durmamışlar çok geniş bir alan yayılmışlardır. Ömürleri hep at üstünde geçmiştir. Bu özellik Türklerde “cihan hâkimiyeti” anlayışını doğurmuştur.
2.Destan Döneminin gerçekliği ve kahramanlarının özelliklerini aşağıdaki tabloda ilgili yerlere yazınız.
           Destanlarda gerçeklik
Destan kahramanlarının özellikleri
Destanlarda geçen yer isimleri şahıslar gerçek kişilerdir. Ama bu kişilere olağanüstü özellikler verilmiştir
Sıradan bir kişi değildirler. Ya bir ağaca düşen bir ışıktan olurlar ya da doğuştan olağanüstü özelliklere sahip olurlar. Tanrı tarafından özel görevlendirilmiş kişilerdir.
3.Türeyiş Destanı adlı metinde geçen olayları olağan ve gerçekçi bulup bulmadığınızı nedenleriyle belirtiniz.
Bu olaylar olağan bir olay değildir. Ağaca inen bir ışıktan çocuk olması akıl ve mantıkla açıklanacak bir olay değildir. Gerçeklikten çok uzaktır.
4.Milletimize ait destanlar hakkında bilgi sahibi olmanız sizlere ne kazandırır? Açıklayınız.
Geçmişimizi öğrenme imkanı buluruz. Bu metinlerden yola çıkarak atalarımızın yaşayış ve inanışları hakkında bilgi sahibi oluruz.
5.Türklerin düşünce yapısı ile Türk destanları arasında nasıl bir ilgi kurulabilir mi? Tartışınız.
Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Evet, kurulabilir. Türkler Gök tanrıya inanırlar. Gök tanrı inancı sosyal hayatın düzenlenmesinde önemli bir yere sahiptir. Ülkeyi yönetecek kişileri Göktanrı’nın gönderdiğine inanılır.  Bu inanç ışığında da ağaca inen bir ışıktan bir insan doğar.
6.Okuduğunuz metinlerde destana ait hangi özellikleri tespit ettiniz? Tespitlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
a. olağanüstü olaylar vardır.
b. Abartılı bir anlatım vardır.
c. kahramanlar olağanüstü özelliklere sahiptir.
d. Kavmi özellikler gösterirler.
e. Dil sadedir.
7.Mitoloji, bir ulusa bir dine ait tanrıların, kahramanların, perilerin, devlerin, buna benzer olağanüstü varlıkların hayat ve maceralarından bahseden “mit”lerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilimdir. Mitolojide evrenle insanın yaratılışının, insanların Tanrı’yı bulma konusundaki çabalarının önemli bir yer teşkil ettiğini de göz önüne alarak okuduğunuz destan metinlerindeki mitleri belirleyiniz.
Ağaç miti
Işık miti
Kurt miti
Kutsal kaya
8.Okuduğunuz metinler mitlerin doğuşu hakkında size nasıl bir fikir veriyor? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları tahtaya yazınız.
Mitler gerçek olayların üzerine kurulur. Zamanla önemli işler yapan kahramanlıklar gösteren kişiler kutsanmış bu abartılı bir şekilde anlatılmaya başlanmıştır. Eski topluluklar izah edemedikleri olayları kutsallaştırmışlar ona gizemli bir hava vermişlerdir. Bazı olaylar da bu şekilde abartılarak anlatılmıştır.
9.Odysseus Destanı ve bilgi birikiminizden yararlanarak farklı uygarlıklar ve kavimlerde de destan döneminin yaşanıp yaşanmadığını belirtiniz. Odysseus Destanı ile Türeyiş Destanı’nı olağanüstü özellikler yönünden karşılaştırınız. Farklılıkları belirtiniz.)
Her toplumda destan dönemi vardır. Yunan kültüründe, Hint kültüründe, Japon kültüründe, Alman kültüründe de bu tür destanlara rastlıyoruz.
Sayfa 35.
1.Atasözleri, bir milleti oluşturan fertlerin ortak tecrübelerinin ürünüdür. Atasözlerinde yaşanmış
hayatın izleri vardır. Okuduğunuz savlar ve Oğuz Kağan Destanı’nda mitolojik yaşama biçimi ile ilgili
Hangi ögelere rastlanmaktadır? Bu savların, dönemin zihniyeti ile ilişkisini açıklayınız.
“Oğuz Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı”
“Önündeki göl ortasında, bir ağaç gördü. Bu ağacın kovuğunda bir kız duruyordu.”
“Ondan sonra Oğuz Kağan çadırını dürdürdü ve gitti. Gördü ki askerin önünde gök tüylü ve gök yeleli bir erkek kurt yürümektedir. Kurdun ardısıra ordu gitmektedir”
“Kün, Ay ve Yıldız çok av hayvanı ve kuş avladıktan sonra yolda bir altın yay buldular”
“Kök, Tag ve Tengiz pek çok av hayvanı ve kuş avladıktan sonra yolda üç gümüş ok buldular”
Atasözleri:
1. Avcı ne kadar hile bilse ayı da o kadar yol bilir.
2. Çakır gözlü köpek ata değer, atın çakırı bir ite
değmez.
3. Bıçak ne kadar keskin olsa da kendi sapını yontamaz.
4. Coşkun su geçitsiz olmaz.
5. Ateş dumansız, yiğit günahsız olmaz.
6. Tarla ekilip sürülürken kavga olursa harmanda gürültü olmaz.
7. Alacaklı arslan, borçlu fare.
8. Kırdaki sülünü ararken evdeki tavuğu kaçırma.
9. Kızla güreşme, kısrakla yarışma
Yukarıdaki ifadelere ve atasözlerine baktığımız zaman göçebe hayatın izleri açıkça görülmektedir. Hem atasözlerinde hem de destanda günlük hayatla ilgili unsurlara sık rastlanıyor.
Destandan alnına cümlelerde aynı zamanda mitolojik unsurlara rastlıyoruz.  Ağacın kovuğunda bir kız görme, yolda bulunan altın ve gümüş yay, ışık tan bir bozkurdun çıkması orduya yol göstermesi gibi unsurlar mitolojik ögelerdir.
2.Sizce mitlerin oluşmasında insanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla mücadelesinde düş yoluyla ortaya koyduğu eser, söylediği söz, takındığı tavırların da katkısı var mıdır? Mitolojik ögelerin o dönemdeki sanatı ve dili nasıl zenginleştirdiğini Oğuz Kağan Destanı’ndan örnekler vererek belirtiniz.
Evet, vardır. İlk dönemlerde toplumlar tabiatla olan savaşlarına olağanüstülük katmışlardır. Bu mücadeleyi anlatırken yer yer abartılı bir anlatım ve yapılan mücadeleyi kutsallaştırma yoluna başvurmuşlardır.
Sayfa 35
                                                 ANLAMA YORUMLAMA
1.Destan Dönemi ve bilgi çağını düşünce dünyası açısından karşılaştırınız. Farklı olan yönlerini belirleyiniz.
Destan döneminde insanlar anlayamadıkları olayları izah ederken olağanüstü güçlere yer vermiş bu olayları bilgi ve akılla değil daha çok duyguyla hareket etmişlerdir. Günümüzde ise  olaylar bilimin ışığında yorumların. Akıl ve bilgi ön plandadır.
2.Destan Döneminin mitolojik unsurları bugünün sanatçılarına ne gibi katkı sağlayabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Günümüz sanatçıları destan döneminde yaşanan olayları bu güne aktarabilirler. Bunu hem yazı hem de görsel sanatlar yoluyla ortay koyabilirler.  Bu sayede  geçmişte yaşayan atalarımız hakkında toplunum bilgi sahibi olmasına katkı sağlamış olurlar.
3.Yaptığınız araştırmadan yararlanarak mitlerin etkisinde yazılmış eserlere örnekler veriniz.
Bunlarda hangi mitlerin (mitolojik ögelerin) kullanıldığını belirtiniz.
Yaşar Kemal’in “Ağrı dağı efsanesi “ adlı eseri  mitolojik unsurlardan yararlanılarak yazılmıştır.
Ağrı dağı efsanesi Özeti
Kır bir at Ahmet’in evinin kapısına gelir ve bir süre orda bekler. Bunun üzerine Ahmet atı kendi kısmeti olarak görür ve atı sahiplenir. Bir süre sonra atın Beyazıt Paşası Mahmut Han’a ait olduğu anlaşılır. Mahmut Han atını ister. Fakat Ahmet atı vermek istemez. Çünkü ağrı geleneklerinde bu böyledir ve o atın haktan yadigar olduğu düşünülür. Atı geri alamayınca Ahmet’in evine adamlarını gönderir ve bir süre sonra Ahmet’i zindana attırır. Burada paşa’nın kızı Gülbahar ile Ahmet arasında büyük bir aşk başlar. Başta Mahmut Han olmak üzere tüm engelleri aşarlar.
Sofi kır bir atın Ahmet’in evinin önünde durduğunu gördü. Bunun üzerine Ahmet’e haber verdi. Atı gören Ahmet bunun kısmeti olduğunu anlar. Bu ağrı geleneklerine göre de böyledir. Fakat atın gerçek sahibi Mahmut Han bunu kabul etmez. Ahmet’in üzerine adamlarını gönderir. Ahmet atı adamlara da vermez. Herkes Mahmut Hana Ahmet’in haklı olduğunu söyler. Fakat O bunu anlamak istemez. Bunun üzerine tüm adamlarını alıp ağrı yöresine gider. Fakat orda Sofi hariç kimseyi bulamaz. Sofi’yi zindana atar. Paşa’nın kızı Gülbahar Sofi’den ve onun kavalından çok etkilenir ve sürekli onu dinlemeye gider. Bu sırada Mahmut Han Ahmet’i bulması için Musa Bey’i görevlendirir. Ahmet’i bulan Musa Bey Ahmet’i razı eder ve Paşa’nın yanına dönerler. Paşa Ahmet’in geldiğine sevinmiştir. Bu sevinç Ahmet’in atı vermeyi kabul etmemesiyle kaybolur. Sinirlenen Mahmut Han hem Ahmet’i hem de Musa Bey’i zindana attırır. Zindanda tanışan Ahmet ile Gülbahar aşık olurlar. Gülbahar zindancı başı Memo’nun yardımıyla sık sık zindana gelir. Atını geri alamayan Paşa Ahmet’i öldürmeye karar verir. Bu duruma çok üzülen Gülbahar kardeşinden yardım ister. Fakat istediğini alamaz. Çaresiz kalan Gülbahar Demirci Hüso’dan yardım ister. Hüso Kervan Şeyhi’nin de yardımıyla atı getirir ve sarayın kapısına bağlar. Gülbahar bu duruma çok sevinir ve Ahmet’in yanına koşar. Fakat Paşa Ahmet’i öldürmekten vazgeçmez. Bu durumu öğrenen Gülbahar bir şeyler yapmaya uğraşır. Kimseden yardım gelmeyince Ahmet’i kaçırmayı düşünür. Bunun için Memo’ya gider. Memo ile konuşur. Gülbahar Ahmet’in kurtulması için her şeyini vermeye hazırdır. Memo Gülbahar’dan sadece saçının bir telini ister. Gülbahar seve seve kabul eder.Memo kapıları açar ve Ahmet ve arkadaşlarını dışarı çıkarır. Bunu öğrenen Paşa Memo’yu öldürür. Tüm bu olaylardan korkan Yusuf babasına gidip her şeyi anlatır. Bunun üzerine Mahmut Han kızı Gülbahar’ı zindana atar. Halk bu olaya çok sinirlenir ve büyük bir kalabalık halinde saraya yürür ve Gülbahar’ı alır. Gülbahar ve Ahmet demircinin evinde buluşup Hoşap Kalesine giderler. Mahmut Han onları burada da rahat bırakmaz. Fakat gelen kalabalıktan korkar ve biraz yumuşar. Ahmet ve Gülbahar saraya gelir. Mahmut Han Ahmet’ten ağrı Dağına çıkmasını ister. Eğer çıkıp dağın tepesine ateş yakarsa kızı vereceğini bildirir. Ahmet kabul eder ve yola çıkar. Bu sırada sarayın çevresini saran kalabalık gittikçe artmaktadır. Bundan korkan Paşa Ahmet’i affettiğini bildirir. Bunun üzerine birçok kişi Ahmet’i bulmak için yola çıktı. Fakat onlara gerek kalmadan Ağrı’nın tepesinden bir ışık yükselmeye başladı. Herkes sevinç içindeydi. Geri dönen Ahmet Gülbahar’ı alır ve tekrar dağa doğru yola çıkar. Küp Gölü yakınlarında bir mağarada dururlar. Fakat Ahmet durgunlaşmıştır. Bunu fark eden Gülbahar Ahmet’e durumu sorar. Ahmet Memo’dan bahseder. Gülbahar’a Memo’ya ne verdiğini sorar. Hiçbir şey vermediğini söyleyen Gülbahar durumu anlamıştır. Ertesi gün Ahmet kalkar ve yürümeye başlar. Gülbahar seslenir; ama işe yaramaz. Gülbahar Ahmet’i Küp gölünde yitirmiştir.
Bu metinde de at, ışık ateş unsurları mitolojik ögelerdir.
4. a)Rüzgâra ve yağmura hükmeden bir kahraman olsaydınız neler yapardınız?
………………….muhtemelen bu unsurları kullanarak topluma yön vermeye çalışırdım.
b)Daha önce araştırıp bulduğunuz “mit”, “mitoloji”, “totem”, “efsane” ve “esatir” terimlerinin
anlamlarını da göz önünde bulundurarak “a” maddesinde verilen örneklere olağanüstü birtakım özellikler katıp efsane ya da destan şeklinde bir sayfalık bir metin yazınız. Hazırladığınız metni arkadaşlarınıza okuyunuz.
…………………….
5.“Kuş kanadı, Türk atı ile.” savının kültürel yönü hakkında ne söyleyebilirsiniz? Bunun mitolojiyle bir ilgisi var mıdır? Tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz. Açıklayınız.
Şaman Türklerle Moğol’ların inanışına göre at, gökten inmiştir. Yakutlar’a göre de kahramanların atları güneşten gelmiştir. Kaf dağının altındaki “Süt Gölü”’de hem uçan hem de yüzen atlar vardır ki bunların kürekleri ve kanatları bulunur. Bir Altay masalında da gökten inen kısraktan bahsedilmektedir.
Türk mitolojisinde de atın rolü oldukça büyüktür. Özellikle şaman veya kamların yaptıkları dini törenlerinde at, vazgeçilmez bir unsurdur. Şaman, içinde yaşanılan dünyadan öteki dünyaya kutsal güçlerin bulunduğu dünyaya geçmek için hazırlık yapar.
6. a)Nergisin divan edebiyatındaki yeri hakkında daha önce topladığınız bilgiler ışığında aşağıdaki beyitleri yorumlayınız.
Yâr ile çimenliğin tenha bir yerinde işret edemedik.
Nergisler üstüme göz dikti, hep gözetleyici oldu.
Gül hasretinle yollara tutsun kulağını.
Nerrgis gibi kıyamete kadar beklesin
 Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşür.
 Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızar ve Narkissos’u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine âşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü .
 O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.
Yukarıdaki şiiri ve hikayeyi incelediğimiz zaman nergis’in kıskanç biri özelliğe sahip olduğunu görürüz.  Nergis kendine aşık olan  narsist biridir. Bu yüzden cezalandırılmıştır.
Nergis kendinden başaksını sevemez , sevenleri de kıskanır gözleri hep onların üstündedir. Burada bize narsist insanların ruh hali verilir.
b)Nergis çiçeğinin Yunan ve Türk mitolojilerindeki yeri ile ilgili çalışmalarınızın ışığında mitolojik unsurların o dönemin sanatına ve diline nasıl bir etkisi olabileceğini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları
sözlü olarak ifade ediniz.
Bu tür mitolojik unsurlar edebi metinlerdeki anlatımı daha etkili hale getirmiştir.
7.Sözlü edebiyat ürünlerinin toplumun ortak değerleriyle önemli bir ilişkisi vardır. Türklere ait
destanlardan çıkardığımız ilk mitler ağaca, suya, toprağa verilen önem tabiata atfedilen kutsallıkla ilgilidir. Nitekim bugün de tabiata “tabiat ana” demekteyiz. Bu yargılardan ve Oğuz Kağan Destanı’ndan yola çıkarak ortak değerlerin bir insan topluluğundaki bireyleri birbirine bağladığını söyleyebilir misiniz?
Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Evet, söyleyebiliriz. Toplumun oluşturduğu ortak değerler toplumun birlik ve beraberliğinde önemli bir yere sahiptir.
8.Yaptığınız araştırma sonucunda öğrendiğiniz bir atasözünün hikâyesini arkadaşlarınızla paylaşınız
Karaman’ın Ayrancı ilçesinde Selçuklular devrinde yapılmış Atlas Hanı vardır. Yaşlı bir kadın yılların iyi gittiği zamanlarda, saman yaptırmakta ve yaptırdığı samanları da odalayarak saklamaktadır. Aradan geçen birkaç yıl sonra büyük bir kuraklık olmuş ve kıtlık baş göstermiş. Böylece yaşlı kadın nodalardaki samanları satarak parasıyla bu Atlas Hanı yaptırmıştır. Bir de tekerlemesi vardır ki kadın şöyle der:
Sakladım sarı samanı Geldi zamanı Satıp parasıyla yaptırdım Atlas Hanı,
İşte han ile ilgili anlatılan bu efsaneye göre “Sakla Samanı Gelir Zamanı” sözünün kaynağının bu çevre ve Karaman’a ait olduğunu düşünebiliriz.
TENCERE YUVARLANIR ,KAPAĞINI BULUR ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ,
Bir zamanlar Şenn adında çok zeki ve bilgili bir adam yaşamaktaydı. Bu adam bir gün kendisi gibi bilgin ve akıllı bir kız bulup evlenmek için atına atlayıp yola çıktı. Yolda bir adama rasladı. Adam köyüne gidiyordu. Şenn de adama katılıp birlikte yolculuk etmeye başladılar.
Şenn adama sordu:
“Ben mi seni yükleneyim, yoksa sen mi beni yüklenirsin?”
Adam, “Bu nasıl söz?İkimiz de atlıyken birbirimizi nasıl yükleniriz?”diye yanıt verdi.
Biraz ilerleyip köye yaklaştıklarında, Şenn biçilmiş ekinleri görünce tekrar sordu:
“Bu ekinler yenmiş mi yenmemiş mi?” Adam iyice sinirlendi:
“Be cahil adam! Ekini saplarıyla görüyorsun da yenip yenmediğini mi soruyorsun?”
Köye varınca da bir cenazeye rasladılar. Şenn yine sordu:
“Bu tabutun içindeki ölü mü, yoksa diri mi?”
Adam öfkeyle yüzünü çevirdi ve”Senin gibi tuhaf ve cahil bir adam görmedim!”diye çıkıştı.
Adamcağız, sorularına bir anlam veremediği bu yol arkadaşını o gün evinde konuk etti. Evde Tabaka adında bir kızı vardı.Kız babasına konuğun kim olduğunu sordu. Adam da onun kendisine sorduğu aptalca soruları sıraladı ve pek tuhaf bir adam olduğunu söyledi. Fakat kız “Baba, o adam tuhaf değil” dedi. Birinci sorusu, ’Ben mi söze başlayayım sen mi?’ demektir. İkincisi, ‘Ekin sahipleri onun parasını yemişler mi acaba?’, üçüncüsü de,’Acaba bu ölü kendi adını yaşatacak evlat bırakmış mıdır?’ demektir.
Bunun üzerine adam, Şenn’in yanına dönüp soruların yanıtını aktardı. Şenn ise, “Bu sözler senin değil. Sahibini açıklar mısın? Deyince, adam kendi kızı olduğunu söyledi.
Şenn , “Ben işte böyle bir kız arıyordum” diyerek onunla evlenmek istedi.
Anne babasının da rızasıyla Tabaka ile evlenen Şenn, kızı alıp ailesine götürdü. Çevre halkı da bu evlilik karşısında, “Vafeka şenn tabaka”, yani “Kap kapağına uygun düştü” dediler. Çünkü “Şenn” su kabı, “Tabaka” ise kapak anlamındadır. Türkçe’mizde ise bu söz, “Tencere yuvarlandı, kapağını buldu” atasözüne dönüşmüştür.
SAYFA 37
                                  DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdaki boş bırakılan yerlere uygun kelime ve kelime gruplarını yazınız.
•İnsanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, düşmanlarıyla ve olağanüstü güçlerle mücadelesinde düş yoluyla ortaya koyduğu tavır …..MİTLERİN….. doğmasına neden olmuştur.
•Mitlerin oluşum süreci hakkında şunları söyleyebilirim: …………..Kişilerin tabiatla, düşmanlarıyla ve olağanüstü güçlerle mücadelesinden doğmuştur. …
•Destan Dönemi, büyük oranda tanrılar etrafında şekillenmiştir.
………………………………………………………………………………………………………………
•…Sözlü edebiyat….. mitolojik dönemde oluşmaya başlamıştır.
• Bir insan topluluğunu oluşturan bireyleri ….ortak değerler….. birbirine bağlar.
2. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
Destan kahramanları günlük hayatta rastlayabileceğimiz özelliklere sahiptir. (  Y )
Destanlar, Destan Dönemine ait ürünlerdir. ( D  )
Her millette destan söyleme geleneği görülür. (D )
Destanlar milletlerin olağanüstülükler içeren, uzun, manzum kahramanlık hikâyeleridir. ( D )
Destanlarda olağanüstü unsurlara rastlanmaz. (Y )
Atasözleri ait olduğu milletin dünya görüşünü ortaya koyar. ( D )
Atasözleri ders verici özelliğiyle günümüzde de geçerliliğini ve önemini korur. ( D )
Mitolojik ögelerin dönemin zihniyeti ile hiçbir ilgisi yoktur. (Y )
3. Aşağıdaki destan-millet eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Fin-Kalavela
B) Yunan-İlyada
C) Alman-Nibelungen
D) Çin-Atilla
E) Türk-Ergenekon
4. Aşağıdakilerden hangisi sözlü edebiyat döneminin ürünü değildir?
A) Sav  B) Sagu  C) Destan  D) Mesnevi  E) Koşuk
5. Aşağıdakilerden hangisi Türk destanlarında görülen mitlerden biri değildir?
A) Kurt   B) Ağaç    C) Kutlu taş     D) Elma     E) Işık
6. Aşağıdakilerin hangisinde doğal destanlar bir arada verilmiştir?
A) İlyada, Kalevala, Oğuz Kağan
B) İlyada, Kaybolmuş Cennet, Oğuz Kağan
C) Kaybolmuş Cennet, Kalevala, Şehname
D) İlyada, Kurtarılmış Kudüs, Kalevala
E) Kurtarılmış Kudüs, Şehname, Odysseia
(1988-ÖYS
7.Sözlü edebiyatla mitoloji arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Sözlü edebiyat ürünleri mitoljk hikâyelerden doğmuştur. Yazının icat edilmediği düşünülen zamanlarda toplumlar düşüncelerini sözlü ürünlerle ortay koymuşlardır. Bu ürünlerin çoğu mitolojik ögeler barındırır.  
Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.