2014-2015 9. Sınıf dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları- Tümü – EKOYAY sayfa 10- 130 arası

16.09.2014 tarihinde 9. SInıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 20 Yorum Yapılmış.

İLETİŞİM   SAYFA 10      HAZIRLIK
1………………..
2. Kendi dışında başka bir şeyi gösteren, düşündüren, onun yerini alabilen, sözcük, nesne, görünüş veya olgulara gösterge denir.
1. Dil göstergesi: Söz veya yazıyla gerçekleştirilen her türlü fiil bu gruba girer. Her sözcük bir dil göstergesidir.
2. Doğal gösterge: Doğal güzellikler, yaprakların sararması gibi durumlar doğal göstergelerdir.
3. Sosyal gösterge: Trafik ışıkları, görgü kuralları gibi sosyal ögeler, sosyal göstergelerdir.
İletişimde kullanılan göstergeler
1. Dil göstergeleri: Söz ve yazıyla gerçekleştirilen her eylem bu gruba girer. İnsan duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde dil ile anlatır. Dille gerçekleştirilen iletişim resim, şekil, işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha güçlü ve daha kullanılışlıdır.
2. Dil dışı göstergeler: Resim, şekil, işaret, hareket, jest ve mimikler bu gruba girer.
– A. Belirti: Amacı olmayan, istem dışı gelişen doğal göstergelere denir. Belirtide gösteren ile gösterilen arasındaki ilişki nedenlidir. Örneğin; dumanın görülmesi ateşin olduğunu gösterir.
– B. Belirtke: İletişim kurma, bir ileti aktarma, bir bilgi verme amacı içeren göstergelerdir. Gösteren ve gösterilen arasındaki ilişki nedensiz ve uzlaşımsaldır. Örneğin; Trafik levhaları
– C. İkon: Dili kullanmadan bilgi ve iletileri aktaran en basit araçlardır. Temelde benzerlik ilişkisi vardır. Örneğin, bir kişinin fotoğrafları, resim, heykel vb.
– D. Simge: Bir toplumda bir gösteren ile gösterilen arasında sürekliliğini koruyan uzlaşımsal ve çoğunlukla da nedensiz olan ilişkiye dayanan görsel biçime denir.
3. Göstergeleri inceleyen bilim dalına Göstergebilim veya semiyotik denir.
4. Atatürk’ün basınla ilgili Sözleri
  Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.
Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir. (1925)
Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanmasının, ne derecede nazik bir vaziyet olduğunu söylemeye lüzum görmem. Her türlü kanuni kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasi telakkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin, her türlü hususi telakkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevi zorunluluğu, asıl bu mecburiyettir ki umumi düzeni temin edebilir. Bununla beraber bu yolda yanılma ve kusur olsa bile; bu kusuru düzeltecek etken ve vasıta; basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir.
Cumhuriyet devrinin kendi anlayış ve ahlâkını taşıyan basınını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Bir taraftan geçmiş devir gazetelerinin ve adamlarının düzeltilmesi mümkün olmayanları ulusun gözünde belirlenirken, öte taraftan Cumhuriyet basınının temiz ve feyizli sahası genişleyip yükselmektedir. Büyük ve soylu ulusumuzun yeni çalışma ve uygarlık yaşamını kolaylaştırıp özendirecek işte ancak bu anlayıştaki basın olacaktır. (1 Kasım 1925, TBMM)
Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.
Gazeteciler, kanunun ve umumun menfaatlerinin aksine muamelelere şahit ve vakıf oldukları takdirde gerekli yayında bulunmalıdır.
Matbuat hiçbir sebeple tahakküm ve nüfuza tabi tutulamaz.
5.İletişim:
 İletişim, iletilen bilginin hem gönderici hem de alıcı tarafından anlaşıldığı ortamda bilginin bir göndericiden bir alıcıya aktarılma sürecidir.
6. kuşlar nasıl iletişim kurar?
Kuşların ses telleri yoktur. Ses üretmek için bir kuşun ses kutusu boyunca titreşimler gönderilir. Bu ses kutusuna ne kadar çok kas bağlıysa, o kadar çok ses çıkarabilir. Örneğin bülbüllerin çok fazla kası vardır ve birçok farklı ses çıkarabilirler.
Özellikle ormanlar, otlaklar ve bataklıklar gibi, bitkilerin, görüşe engel olduğu yerlerde iletişim kuşlar için çok önemli olmaktadır. Kuşlar, şarkı söylemek, çığlık atmak, hafifçe vurmak ve davul sesi çıkartmak gibi yöntemlerle iletişim kurarlar. Her türün kendine özgü şarkısı ya da şarkıları vardır. Hatta bazı kuşların bir düzineden fazla ıslığı ve şarkısı vardır. Bazı kuşlar da diğer türlerin şarkılarını ya da insanları taklit edebilirler.
sayfa: 11.
* Fotoğrafın sizde uyandırdığı duyguları yazınız.
c. Fotoğrafta  sahilde hafif dalgalı denizi seyreden bir insan görünmektedir.
* Şair gözleri kapalı olduğu halde iletişimi nasıl sağlamış olabilir?
c.. “İstanbul’u Dinliyorum şiiri duyumsal bir şiirdir; fakat bütün duyular işlevlerini kulağa yüklemişlerdir. Orhan Veli, bu şiirinde sinestezi (bir duyu organının işlevini başka bir duyu organına yükleme) bakımından değişik bir yöntem uygulayarak, İstanbul’a gözleriyle değil; işitme duyusu aracılığıyla bakar.”.
* “Serin serin Kapalı Çarşı, Çekiç sesleri geliyor doklardan, Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;” mısralarında şairin duygularını harekete geçiren ögeler nelerdir?
c.. Rüzgarın serin asmesi, çekiç sesleri ve bahar rüzgarı  şairin duygularını harekete geçiriyor.
* “Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından / Kalbinin vuruşundan anlıyorum;”  mısralarında bildirilen ayın doğuşunu iletişim, dil ve kültür bağlamında açıklayınız.
c. Burada ay fıstık ağaçları arasından doğmakta. bu bölgesel bir yaklaşımdır. her yerde fıstık ağacı yoktur.  kalbinin vuruşundan anlıyorum ifadesi de dilin mecaz yönünü ortaya koyar, bütün bu unsurları birleştirdiğimiz vakit  iletişim kültüre ve dilin kullanımına göre değiştiğini görürüz. ayın doğuşu farkıl kültür ve bölgelerde farklı  ifade edilebilir.
1. Etkinlik:
1. İletişim:   İletişim, iletilen bilginin hem gönderici hem de alıcı tarafından anlaşıldığı ortamda bilginin bir göndericiden bir alıcıya aktarılma sürecidir.
2.İletişlimin meydana gelmesi için öncelikle bir göndericinin ve alıcınınolması şarttır. Gönderici ile alıcının kendi arasında bu iletişim sözlü iletişim, yazılı iletişim ya da simgeye dayalı olabilir. İletişim için aşağıdaki ögeler gereklidir.
Gönderici: Düşünceyi iletendir. Gönderici, düşünceyi bir mantık temeline dayandırarak iletir.
Alıcı: Düşünceyi alan ve bu düşünceyi yorumlayandır.
İleti: Gönderenden alıcıya iletilen düşünce yada istektir.
Kanal: Düşüncenin iletilme şeklidir.
Dönüt: Gönderen ve alıcı arasındaki fikir alışverişidir.
Bağlam: İletişimin gerçekleştiği mekandır.
3. iletişim çeşitleri nelerdir?
c. 1) Sözlü İletişim: Sözlü iletişimler “dil ve dil-ötesi” olmak üzere 2 alt sınıfa ayrılmaktadır. İnsanların karşılıklı konuşmalarını hatta mektuplaşmalarını “dille iletişim” kabul edebiliriz. Dille iletişimde kişiler, ürettikleri bilgileri birbirlerine ileterek anlamlandırırlar. Dil-ötesi iletişim, sesin niteliği ile ilgilidir; sesin tonu ve sesin hızı, şiddeti, hangi kelimelerin vurgulandığı, duraklamalar vb özellikler, dil-ötesi iletişim sayılır. Dille iletişimde kişilerin “ne söyledikleri”, dil ötesi iletişimde ise, “nasıl söyledikleri” önemlidir.
2) Yazılı İletişim: İnsanın zaman ve mekandaki ilişki sınırlılıklarını genişletmede en etkin iletişim biçimidir. Uzaktan haberleşmede, bilgi ve deneyimleri zaman içinde biriktirme de sözlü iletişime göre daha güvenilir bir yol olan yazı ile iletmenin kökeni, mağara resimlerindedir.
3) Sözsüz İletişim: Yüz ifadeleri, el ve kol hareketleri, bedenin duruş tarzı, sesin tonu gibi sözsüz mesajlar kullanılarak kurulan iletişimdir.
Yukarıdaki iletişim çeşitleri çeşitli araçlarla gerçekleşir. Dar manada aşağıda sayacaklarımız iletişim çeşidi sayılabilir:
Mektupla iletişim
Basın yayın yoluyla iletişim
İnternetle iletişim
Telefonla iletişim
Radyoyla iletişim
Telgrafla iletişim
Konferans
Televizyonla iletişim
2. Etkinlik:
????  İnsan uzun süre hiç konuşmadan duramaz. Böyle bir durumda insan kendini sıkılmış, bunalmışve yalnız hisseder.
???? Öğretmen ve öğrenciler hiç konuşmadan ders işlenemez. iletişimin olması için alıcı verivi ve ileti olması gerekir.
???? Birinci resimde insanların konuşarak iletişim kurduğunu ikinci resimde is azürafaların dokunarak iletişim kurduğu görülüyor.
3. Etkinlik:
Orhan, Esma’ya dönerek “Bu gün hava çok güzel! ” dedi.
**Yukarıdaki cümlede Orhan Esma’ya “Bu gün hava çok güzel” demektedir.
* *Çünkü iletişim olması için mutlaka gönderen(Verici) alıcı ve ileti olması gerekmektedir.
** Merhaba ifadesi  ile iletişimin gerçekleşmesi için gerekli olan üç öge:  alıcı verici ve iletidir.
*** Gönderici: Orhan            Alıcı: Esma,           İleti: Bugün hava çok güzel
4. Etkinlik
? gönderici: Fatma Hanım, Mehmet Bey,    Alıcı: Emre ve Garson
İletiler: Ben aç değilim, Yalnızca ayran içeceğim/ Ben de hafif bir şeyler yemek istiyorum, mevsim salatası tam bana göre/ ben çok açım. önce çorba içeceğim.
? konuşmaların alıcıya ulaşmasını sağlayan sözlü anlatım( kanal)dır.
? İletişimi gerçekleştirenlerden biri konuşma engelli olsaydı   diğer kişilerle yazı yoluyla veya işaret diliyle iletişim kurabilirdi.



7. ETKİNLİK
Burada yanlış iletişim kurulmuş mesaj yanlış verilmiştir. bu yüzden istenilen maksat elde edilememiştir.İletişimde ileti kişilerin çevre ve kültür düzeyine uygun olmalı.
Kişi, kendisine gönderilen iletiyi her zaman olduğu gibi anlamayabilir. İçinde bulunduğu ruh haline, deneyimlerine, yetişme tarzına, kişilik özelliklerine göre olduğundan farklı anlayabilir. Günlük hayatımızda arkadaş sohbetlerinde bazı konuşmaları farklı anlayanlar olabiliyor. Şaka yapıldığında bazıları gülüp geçerken bazıları aşırı tepki verebiliyor.
Alınan her iletiye tepkiler aynı olmaz. bunda kişinin içinde bulundu durum, bilgisi, kültürü ve bakış açısı etkilidir.
8. ETKİNLİK
Sıra kelimesi okul ve bankada hangi anlamlara gelir?
Okulda “öğrencinin oturduğu yer, masa” anlamına gelirken bankada “banka işlemleri yaptırmak isteyen müşterilerin oluşturduğu kuyruk” anlamına gelmektedir. Bir sözcüğün ortama göre farklı anlamlar kazanmasının sebebi “bağlam”dır. İleti “bağlam”a göre farklı anlamlar kazanır.
14.İletişimin oluşması için ortamın olması gerekir. İletişimin oluştuğu ortam bağlamdır. İletişimin sağlıklı olması için uygun bir ortamın olması gerekir. İletişim de ileti bağlama göre anlam kazanabilir.
gönderici  …..>   Hasan:     İleti……>yarın bize gel, Kanal……………..> sözlü iletişim, Alıcı……> Ayşe, tamam, yarın sizdeyiz:::::>geri bildirim
9. ETKİNLİK
………….
Dille gerçekleştirilen iletişim; resim, şekil,işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha kullanışlıdır. Dille duygu ve düşünceler daha iyi ifade edilir, iletişim daha hızlı ve etkilidir.
10. ETKİNLİK (SAYFA 16)
GÜL: Bir çiçek çeşidi (Gül deyince zihnimizde bir anlam oluşuyor, zihnimizdeki gül görüntüsü- GÖSTERİLEN -)
G.Ü.L – (Gül kelimesindeki seslerdir. – GÖSTEREN-)
Gül kavramını ifade etmek için herhangi bir metinde onun kendisi değil de  temsil eden kelime kullanılır. Bu dil göstergesidir.   dil göstergesinde varlık gösterilmez. dil göstergesinde semboller vardır.
Gösterge, gösterdiği nesnenin kendisini değil, kendi dışında başka bir şeyi gösteren, akla getiren işaret ya da olgudur.
Çünkü bir varlığı sembolle göstermek farklı, varlığın kendisi farklıdır.
Göstergeleri inceleyen bilim dalına göstergebilim denir.
11. Etkinlik:
 ????? Fotoğraflar doğal göstergedir.
????? heyecan duygusunun göstergesidir.
????? sonbahar mevsiminin göstergesidir.
????? Bu adam doktordur, polistir, itfaiyecidir, zengindir ve ya fakirdir hükmünü vermemizi sağlayan şey onların giysileridir.
rüzgar, kuşlar, doğal gösterge
gözlerim ,kapal ı   dil göstergesi
dalyanlarda ağalrın çekilmesi  sosyal gösterge
12. etkinlik:
Gösterge ve Türleri:
Kendi dışında başka bir şeyi gösteren, düşündüren, onun yerini alabilen, kelime, nesne, görünüş ve olgulara gösterge denir.
Türleri:
a) Dil Göstergesi:
Söz veya yazıyla gerçekleştirilen her türlü eylem bu gruba girer.
b) Doğal Gösterge:
Ülkelerin doğal güzellikleri, yaprakların sararması…
C) Sosyal Gösterge:
Trafik ışıkları, görgü kuralları…
İletişim Kurarken Kullanılan Göstergeler Nelerdir?
* Dil göstergeleri:
Söz veya yazıyla gerçekleştirilen her türlü eylem bu gruba girer. İnsan duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde dil ile anlatır. Dille gerçekleştirilen iletişim resim, şekil, işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha güçlü ve daha kullanılışlıdır.
* Dil dışı göstergeler:
Resim, şekil, işaret, hareket, jest ve mimikler bu gruba girer.
13. ter……..ret            ay……ya        laf……fal     bu sözcükleri tersinden okuduğumuz zaman anlam tamamen değişmekte başka bir varlığı göstermektedir.  Bunun sebebi her varlığı gösteren semboller farklıdır. her varlığın göstergesi  farklıdır.
14. etkinlik:   
  fokurdamak, horuldamak, gürükdemek, melemek,  ulumak..gibi
15. etkinlik
İstanbulu’u seyrediyorum diye de ifade edebilirdi.

16. Etkinlik:
Geçmiş yüzyıllarda yaşamış yazarların eserleri ve fikirleri yazı vasıtasıyla günümüze ulaşmışlardır.
evde bulamdığımız bir arkadaşımıza geldiğimizi onu aradığımızı haber evrmek için not bırakırız.
17. Etkinlik:
yavuz sözcüğünün anlamı  birinci cümlede olumsuz anlamda kullanılmıştır.
18. Etkinlik:
1. kalp gerçek anlamda kullanılmış. oragan anlamında kullanılmış.
2.  Acımasız , merhametsiz, katı anlamında kullanılmıştır.
19. Etkinlik:
 ??? Atatürk basın hürriyetinden bahsetmiş.
??? milletin ve memleketin menfaatlerine dikkat ve hürmet etmelidirler idye ifade etmiş.
??? yine basın hürriyeti olarak görmüş.
                        
                                         ÖLÇME DEĞERLENDİRME
1.  Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun cümlelerle doldurunuz.
……dİl
…..iletişim denir.
2.  Aşağıdaki cümlelerin başına yargıalr doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
(   D )
(  Y  )
( Y  )
( D )
3.  D
4. D
5. B
6.  E bağlam
7. ETKİNLİK
Burada yanlış iletişim kurulmuş mesaj yanlış verilmiştir. bu yüzden istenilen maksat elde edilememiştir.İletişimde ileti kişilerin çevre ve kültür düzeyine uygun olmalı.
Kişi, kendisine gönderilen iletiyi her zaman olduğu gibi anlamayabilir. İçinde bulunduğu ruh haline, deneyimlerine, yetişme tarzına, kişilik özelliklerine göre olduğundan farklı anlayabilir. Günlük hayatımızda arkadaş sohbetlerinde bazı konuşmaları farklı anlayanlar olabiliyor. Şaka yapıldığında bazıları gülüp geçerken bazıları aşırı tepki verebiliyor.
Alınan her iletiye tepkiler aynı olmaz. bunda kişinin içinde bulundu durum, bilgisi, kültürü ve bakış açısı etkilidir.
8. ETKİNLİK
Sıra kelimesi okul ve bankada hangi anlamlara gelir?
Okulda “öğrencinin oturduğu yer, masa” anlamına gelirken bankada “banka işlemleri yaptırmak isteyen müşterilerin oluşturduğu kuyruk” anlamına gelmektedir. Bir sözcüğün ortama göre farklı anlamlar kazanmasının sebebi “bağlam”dır. İleti “bağlam”a göre farklı anlamlar kazanır.
14.İletişimin oluşması için ortamın olması gerekir. İletişimin oluştuğu ortam bağlamdır. İletişimin sağlıklı olması için uygun bir ortamın olması gerekir. İletişim de ileti bağlama göre anlam kazanabilir.
gönderici  …..>   Hasan:     İleti……>yarın bize gel, Kanal……………..> sözlü iletişim, Alıcı……> Ayşe, tamam, yarın sizdeyiz:::::>geri bildirim
9. ETKİNLİK
………….
Dille gerçekleştirilen iletişim; resim, şekil,işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha kullanışlıdır. Dille duygu ve düşünceler daha iyi ifade edilir, iletişim daha hızlı ve etkilidir.
10. ETKİNLİK (SAYFA 16)
GÜL: Bir çiçek çeşidi (Gül deyince zihnimizde bir anlam oluşuyor, zihnimizdeki gül görüntüsü- GÖSTERİLEN -)
G.Ü.L – (Gül kelimesindeki seslerdir. – GÖSTEREN-)
Gül kavramını ifade etmek için herhangi bir metinde onun kendisi değil de  temsil eden kelime kullanılır. Bu dil göstergesidir.   dil göstergesinde varlık gösterilmez. dil göstergesinde semboller vardır.
Gösterge, gösterdiği nesnenin kendisini değil, kendi dışında başka bir şeyi gösteren, akla getiren işaret ya da olgudur.
Çünkü bir varlığı sembolle göstermek farklı, varlığın kendisi farklıdır.
Göstergeleri inceleyen bilim dalına göstergebilim denir.
11. Etkinlik:
 ????? Fotoğraflar doğal göstergedir.
????? heyecan duygusunun göstergesidir.
????? sonbahar mevsiminin göstergesidir.
????? Bu adam doktordur, polistir, itfaiyecidir, zengindir ve ya fakirdir hükmünü vermemizi sağlayan şey onların giysileridir.
rüzgar, kuşlar, doğal gösterge
gözlerim ,kapal ı   dil göstergesi
dalyanlarda ağalrın çekilmesi  sosyal gösterge
12. etkinlik:
Gösterge ve Türleri:
Kendi dışında başka bir şeyi gösteren, düşündüren, onun yerini alabilen, kelime, nesne, görünüş ve olgulara gösterge denir.
Türleri:
a) Dil Göstergesi:
Söz veya yazıyla gerçekleştirilen her türlü eylem bu gruba girer.
b) Doğal Gösterge:
Ülkelerin doğal güzellikleri, yaprakların sararması…
C) Sosyal Gösterge:
Trafik ışıkları, görgü kuralları…
İletişim Kurarken Kullanılan Göstergeler Nelerdir?
* Dil göstergeleri:
Söz veya yazıyla gerçekleştirilen her türlü eylem bu gruba girer. İnsan duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde dil ile anlatır. Dille gerçekleştirilen iletişim resim, şekil, işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha güçlü ve daha kullanılışlıdır.
* Dil dışı göstergeler:
Resim, şekil, işaret, hareket, jest ve mimikler bu gruba girer.
13. ter……..ret            ay……ya        laf……fal     bu sözcükleri tersinden okuduğumuz zaman anlam tamamen değişmekte başka bir varlığı göstermektedir.  Bunun sebebi her varlığı gösteren semboller farklıdır. her varlığın göstergesi  farklıdır.
14. etkinlik:   
  fokurdamak, horuldamak, gürükdemek, melemek,  ulumak..gibi
15. etkinlik
İstanbulu’u seyrediyorum diye de ifade edebilirdi.
16. Etkinlik:
Geçmiş yüzyıllarda yaşamış yazarların eserleri ve fikirleri yazı vasıtasıyla günümüze ulaşmışlardır.
evde bulamdığımız bir arkadaşımıza geldiğimizi onu aradığımızı haber evrmek için not bırakırız.
17. Etkinlik:
yavuz sözcüğünün anlamı  birinci cümlede olumsuz anlamda kullanılmıştır.
18. Etkinlik:
1. kalp gerçek anlamda kullanılmış. oragan anlamında kullanılmış.
2.  Acımasız , merhametsiz, katı anlamında kullanılmıştır.
19. Etkinlik:
 ??? Atatürk basın hürriyetinden bahsetmiş.
??? milletin ve memleketin menfaatlerine dikkat ve hürmet etmelidirler idye ifade etmiş.
??? yine basın hürriyeti olarak görmüş.
                        
                                         ÖLÇME DEĞERLENDİRME
1.  Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun cümlelerle doldurunuz.
……dİl
…..iletişim denir.
2.  Aşağıdaki cümlelerin başına yargıalr doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
(   D )
(  Y  )
( Y  )
( D )
3.  D
4. D
5. B
6.  E bağlam

2013-2014 Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları-   İNSAN İLİETİŞİM DİL- sayfa 21-22-23
                                                      HAZIRLIK
* DİLİN TANIMLARI
•DİL, İNSANLAR ARASINDA ANLAŞMAYI SAĞLAYAN DOĞAL BİR ARAÇ,
•KENDİSİNE ÖZGÜ YASALARI OLAN VE ANCAK BU YASALAR ÇERÇEVESİNDE GELİŞEN CANLI BİR VARLIK,
•TEMELİ BİLİNMEYEN ZAMANLARDA ATILMIŞ BİR GİZLİ ANLAŞMALAR SİSTEMİ,
•SESLERDEN ÖRÜLMÜŞ SOSYAL BİR KURUMDUR.
* DİL NASIL MEYDANA GELMİŞTİR?
 Dilin nasıl oluştuğuna dair kesin bir bilgi yoktur. İnsanoğlu yaratıldıuğı günden bu güne var olan insanalra arsında iletişimi sağlayan en etkili iletişim unsurudur.
* işitme engellilerin anlaşmak için kullandıkları bir dil vardır.Bun işaret dili denir.
Özellikle dilsiz ve ağır biçimde duyma kaybı olan kimselerin iletişimde kullandıkları kendine özgü, görsel olarak algılanan doğal dil sistemi, işaret dili olarak tanımlanmaktadır. İşaret dili sağır ve dilsizlerce “haptik” anlamı (hareket ve dokunma) el temasıyla algılayarak kullanılıyorsa, buna “taktil” işaret dili denir.
İşaret dili, mimik ve ağzın görünüşüyle mesela sessiz konuşulan kelimelerle ya da hecelerle bağlantılı olarak ve daha çok vücudun şekliyle oluşan bağlamda her şeyden önce ellerle oluşturulan toplam işaretlerden (el kol hareketleri) meydana gelir.
* Beş yaşındaki çocuğun ağlama sebebi daha kolay öğrenilir. Çünkü beş yaşındaki çocuk artık dili kullanmayı öğrenmiştir. isteklerini sözlü olarak ifade edebilir.
* Bıu tür soyut ifadeler dil olmadan kolay ifade edilemez. dil soyut düşüncelerin anlatımında en etkili yoldur.
     SAYFA 22                                                      İNCELEME
*  Yazara dili sevdiren unsurlar  divan şiri, halk şiiri, katiplerin kullandığı süslü dil, karpuz satan çocuğun kullandığı dil
* Çağdaş Türk dili adlı metinde dilin nasıl doğduğuna cevap aranmaktadır.
*  Yansıma, güneş dil, Ding Dong ve İş gibi teorilerden bahsedilir.
1. ETKİNLİK.
Yazara Türkçeyi sevdiren göstergeler:  di göstergesi karpuz satan çocuğun kullandığı dil, Gazel, Türkü
sosyal göterge atlas şalvarıyla başının üzerinde atlas işlenmiş takke
* Dişimizin ağrıdığını en kolay dil ile ifade edebiliriz.
*  üç yaşındaki bir çocuk bir nesneyi tarif etmek için işaret ederek gösterir.
* insanlar işaret ve sembollerle anlaşabilir. Dil diğerlerine göre daha gelişmiş bir ifade biçimidir.
*işaretler somut nesneleri anlatmak için daha uygundur. Çünkü somut varlıklar işaret yoluyla gösterilebilir.
*…….
2. ETKİNLİK:
 Bu gün kitle iletişim aracı olarak, radyo, televizyon, gazete, telefon kullanılmaktadır. mektup ise daha özel ve dar bir alanı kapsar.
* İnsanlar geçmişte dil dışında duman, resim  ve işaret dilini kullanmışlar.
 3. ETKİNLİK
* Dillerin nasıl doğduğu hakkında kesin bir bilgi yoktur. bunun dışında çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür.
4. Etkinlik:………………


sayfa 25
1. Kanalı kontrol işlevi:  Yarın okula gelecek misin?
2. Heyecan bildirme işlevi:  Sakın ona dokunma! Seni döverim!
3. Alıcıyı harekete geçirme:Şu tabloları buradan kaldırınız.
4. Göndergesel işlev:  Okullar bu yıl erken açıldı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı,
Önce hafiften bir rüzgar esiyor,
Bir kadının suya değiyor ayakları
bu mısralarda dil şiirsel işlevde kullanılmıştır. buna aynı zamanda sanatsal işlev de denir.
SAYFA 26
                   ANLAAM YORUMLAMA
Alıcıyı hatekete geçirme işlevi: bana şuradan bir kilo elma ver
Göndericilik işlevi:                      Sınav sonuçları açıklanmış.
Heyecan bildirme işlevi:             Yaşasın, yarın tatile gidiyoruz.
Kanalı kontrol işlevi:                   Alo, alooo… Duyuyor musun?
Dil ötesi işlev:                               Cümlenin en önemli ögesi yüklemdir.
Şiiirsellik işlevi:                             Lambada titreyen alev üşüyor.
*** Dil, insanalr arsında iletişimi sağlayan en önemli unsurdur. dil sayesinde günlük hayatımızdaki istek ve arzularımızı karşıya iletiriz.
Dil duyguları açıkça ifade edebilme özelliği taşımaktadır. semboller ise sadece bunu şekil olarak ifade eder. halbuki dilde ses tonu dahil bir çok özellik bulunmaktadır.
10. ETKİNLİK:
Ben divan edebiaytının gazelleriyle mest oldum……> Dil ötesi işlev
Hepimiz öyle değil miyiz…..> Kanalı kontrol işlevi.
O gül endam bir al şale bürünsün yürüsün:::::::> Şiirsel işlev
çağdaş Türk dili
Dillerin doğuşuyla ilgili bilimsel bir yargı ortaya koymak mümkün değildir:::::> göndergesel işlev
Tek kaynakçı kurama göre diller , tek bir ana dilden doğmuştur::::::::>  dil ötesi işlev
11. ETKİNLİK:
Türk İşaret Dili ya da TİD Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’indeki işitme engelliler tarafından kullanılan dildir. Diğer işaret dilleri gibi Türk İşaret Dili de Türkçe’nin gramer yapısından farklı olarak kendine özgü bir gramer yapısına sahiptir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de 89,043 kişi (53,543’i erkek 35,500’i kadın) işitme engelli, ve 55,480 kişi de (34,672 erkek, 20,808 kadın) konuşma engellidir.[1] Türk İşaret Dili’nin tarihi 16. ve 17. yüzyıllara Osmanlı Devleti’ne kadar uzanır. O zaman bile Osmanlı mahkemelerinde işaret dilinin kullanıldığına dair kayıtlar mevcuttur
şitme engelli çocukların eğitiminde kullanılmakta olan çeşitli yaklaşımlar, işaret desteği alan ve işaret desteği almayan yöntemler olarak başlıca iki ana bölüm içinde yer almakta ve yine kendi aralarında farklılıklar göstermektedir. Bu yöntemler aşağıdaki şekilde özetlenebilir. (Tüfekçioğlu, 1998)
İşaret Kullanan Yöntemler
• İşaret Dili
• Parmak Alfabesi
• Tüm İletişim
• İpuçları ile Konuşma
Sözlü Dil Kullanan Yöntemler
• Oral Yöntem/Yapılandırılmış Sözel Yöntem
• van Uden Sistemi
• Akupedik Yaklaşım/ İşitsel-Sözel Yaklaşım (AVT)
• Doğal İşitsel-Sözel Yaklaşım
Günümüzde gerek yenidoğan işitme taramalarının giderek yaygınlaşıyor olması, gerekse işitme engelli çocukların erken yaşta uygun şekilde cihazlandırılmaları, bu çocukların “sağır ve dilsiz” olarak nitelendirilen, toplumsal hayata katılmaları neredeyse imkansız, sadece kendi aralarında iletişim kurabilen bireyler yerine toplumsal hayata gerek sosyal gerek duygusal olarak entegre olabilen, içinde bulunduğu çevreye uyum sağlayabilen ve en önemlisi sözel iletişim kurabilen bireyler olabilmelerine olanak sağlamaktadır.
İşitme engelli çocuklar, her ne kadar uygun şekilde cihazlandırıldıklarında işitme seviyeleri daha iyi duruma gelse de işitmeleri normal işiten bireylerden farklı olacaktır. İşitme, konuşma becerisinin ön şartı olduğundan, işitmenin normalden farklı olması konuşma becerilerinin de farklı ve yavaş gelişmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden işitme engelli çocuklar, erken yaşta tanılanıp cihazlandırıldıktan sonra bir işitme konuşma eğitim programına devam etmelidirler.
                                               ÖLÇME DEĞERLENDİRME
1.  Göndergesel işlev:                    Sınav yarın saat onda başlayacak
2. Dil öetesi işlev:                           Kafiye, mısra sonlarıondaki ses benzerliğidir.
3. Heyecan bildirme işlevi:           Eyvah, babam geliyor!
4. Kanalı kontrol işlevi:                  Kapıyı sen mi kapattın?
5. Alıcıyı harekete geçirme işlevi: Çok ses geliyor, pencereleri kaaptın.
6.  Şiirsel işlev:                              Ağlasam sesimi duayr mısınız mısraalrımda
2. ……….Dil …………….göstergeleri
3.  (   D  )
     (   D   )
     (  Y    )
     (   Y   )
4.   C telefon
5. C Göndericilik işlevi
6. B Şiirsel işlevde
7. E Duvar kağıdı

2013-2014 9. sınıf dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları-  EKOYAY- Dil- Kültür İlişkisi

Sayfa 28-                      hazırlık :
1. Kültür:   Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü
2.Konuşma dili ileyazı dili arasındaki farklar:
Konuşma dili, günlük hayatta diğer insanlarla iletişim kurmak için konuşurken kullandığımız dildir. Bu dil, doğal olduğu için konuşurken cümlemizin kurallı olup olmadığına, kelimelerin doğru sıralanıp sıralanmadığına, söyleyişin doğru olup olmadığına pek dikkat etmeyiz. Bu sebeple zaman içinde, bölgeden bölgeye değişen birtakım söyleyiş farklılıkları ve kelime farklılıkları ortaya çıkar. Bu farklılıkların tarihî süreç içinde, bölgelere göre geçirdiği maceradan o dilin lehçeleri ortaya çıkar.
Yazı dili, adından anlaşılacağı üzere yazıda kullanılan dildir. Dilde birliği, anlaşma kolaylığını sağlamak için kullanılan kitap dilidir, kültür dilidir, edebî dildir. Konuşma dilinin her bölgenin doğal, günlük dili olmasına karşılık yazı dili, okuma yazmada kullanılan ortak dildir.
Konuşma dili ileyazı dili arasındaki farklar:
– Bir ülkede bir yazı dili varken birden fazla konuşma dili vardır.
– Konuşma dili doğaldır yazı dili yapma bir dildir.
– Yazı dilinde kurallar varken konuşma dilinde yoktur.
– Yazı dilinin kullanım sahası konuşma diline göre daha geniştir.
– Konuşma dili günlük hayatta farklılık gösterirken yazı dili göstermez.
3.Göktürk Yazıtlarının önemi ve özellikleri :
Önemi:
Göktürk Yazıtları (Orhun Abideleri), Göktürklerin ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma, yazılı, dikilitaşlardır. Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilen bu anıtlar konu ve dil bakımından önemli eserlerdir. Abidelerin yazarı Yollug Tigin’dir. Doğu Göktürk tarihi ile ilgili bilgiler içerir. Söylev türündedir. Türk tarihi, Türk toplumunun yaşam biçimi, dünya görüşü ile ilgili bilgiler içerir. Kitabelerin bir yüzü Göktürk alfabesiyle, bir yüzü Çince yazılmıştır. Kitabeleri 1893′te Wilhelm Thomsen çözmüştür.
Özellikleri:
*Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleridir.
* Yazıtlarda, dağılan Göktürklerin, Bilge Kağan ve kardeşi Kültigin tarafından bir araya getirilişi ve *Göktürk devletinin yeniden kuruluşu anlatılmaktadır.
* Anıtların yazarı Yuluğ(Yollug) Tigin’ dir.
* Dil, yabancı etkilerden uzak ve yalın bir Türkçedir.
* Yazıtlarda yer yer gerçekçi bir tarih dili, yer yer eleştiri cümleleri, yer yer de güçlü bir söylev dili kullanılmıştır.
* Yazıtlarda, Türk ulusunun benliğini unutmaması ve birlik olması gerektiği, düşmanların tatlı sözlerine ve hediyelerine aldanmayıp uyanık olması gerektiği vurgulanmıştır.
* Yazıtların varlığından ilk kez, 13.yy.da İlhanlı dönemi tarihçisi Cüveyni “Tarih-i Cihan-Güşa” adlı eserinde bahsetmiştir.
* Orhun yazıtlarını, bilim dünyasına ilk kez, İsveçli bir subay olan Strahlanberg tanıtmıştır.
* Anıtlar üzerindeki yazıları ise ilk kez Danimarkalı bilgin Thomsen 1893’te okumuştur.
* Yazıtların tamamının okunması 1922’de tamamlanabilmiştir.
4. Argo: Argo, bir dilin parçası olmakla birlikte, toplumun belli bir çevresi tarafından kullanılan, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel bir dildir. Argo küfür değildir fakat küfürlü argo terimler de vardır.
Anadili içinde ayrı bir dil olan argo, anadille birlikte kullanıldığı gibi, belirli gruplara özgü bir dil olabilir: Suç argosu, okul argosu. Argoda kelimelerin anlamı örtüktür. Eski anlamlar yeni anlama kavuşturulur. Uydurmadır. Anadildeki kelimeyi bozma, Yabancı kelimelerle yerliyi birleştirme yaygındır. En çok mizah ve küfürlü söyleyişlerdedir. Eskiden külhanbeyi ağzı denirdi. Ayaktakımı ağzı da denir.
Lehçe: Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasal sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu,
Coğrafi ve kültürel etmenler bu ayrılmada rol oynar. Lehçelerde, ses, şekil ve kelime ayrılıkları çok büyüktür. Bazı dilciler, büyük ayrılıklarda lehçeyi başka bir dil olarak kabul etmeyi de önerirler. Çuvaşça ve Yakutça, Türkçenin lehçeleridir. Yakutlar, Sibirya’nın kuzeyinde otururlar, Şamanist ve Ortodoksturlar. Çuvaşlar ise Volga’nın iki kolunun kesiştiği bölgededirler ve Ortodoks dinindedirler.
Jargon: fikri, mesleki vb. ortaklık gösteren kişilerin kullandığı ortak ağız olarak tanımlanır. Genel olarak bu terim belli bir uğraş veya ilgiyi paylaşan kişilerin kullanıdığı dile karşılık gelir (Gençler, cerrahlar, Vikipedi yazarları, vb.). Bir jargonu oluşturan sözcükler o gruba ait olmayan bir kişi için anlaşılmaz gelebilir, veya yaygın sözcükler olmalarına rağmen tamamen farklı bir anlamda kullanılabilir. Bazı sözlüklerin verdiği tanımlar ise jargon sözcüğüne aşağılayıcı bir anlam yükler: “anlaşılması güç, bozuk dil” ve “argo” gibi.
Ağız: Bir dilin yalnız söyleyiş farklılığı gösteren koludur. Bu fark yazı diline girmez.
Karadeniz ağzı, Konya ağzı gibi . Geliyorum yerine geliyom der, fakat geliyom diye yazmaz.
5. ülkemizde İstanbul ağzı yazı dili  olarak esas alınmıştır.
6. Atasözü: Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan,belirli bir yargı içeren,söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
 Atasözleri dilden dile kulaktan kulağa aktarılarak anlatılan halk hikayeleriyle, destanlarla okunulan şiirlerimizle kullanılarak ve Türk sözlüğünün divanı”anlamına gelen Kitabü divan-ı lügat-it Türk adlı eser sayesinde gelmiştir.
7. Dil Kültür İlişkisi:
Dr. Hüseyin Yeniçeri / 2012-05-22 08:52:14
Bir toplumun sözlü ve yazılı bütün kültür değerleri dil kabı ve kalıbı ile bir kuşaktan diğerine, bir mekândan başka bir mekâna aktarılır. Türk edebiyatının bütün örnekleri dilimizin taşıyıcılığı ile bugüne ulaşmıştır. Türk tarihinin bütün dönemlerini dilimizle öğreniyoruz. Dinimiz, töremiz, sanatımızla ilgili bilgilerimiz varlığını dile borçlu.
Bir toplumda yaşayan insanlar, evreni olduğu gibi değil, dillerinin kendilerine sunduğu biçimde algılamaktadırlar. Humboldt bunu şöyle dile getiriyor: “İnsanlar bu dünyada ana dillerinin kendilerine sunduğu biçimde dünyayı görürler.” F. Bacon, L. Whore, E. Sapir gibi düşünürler de her toplumun gerçeği ayrı biçimde yansıttığı konusunda görüş birliği içindedirler. Bu durum dillerin birbirinden farklılığının nedenini de açıklamaktadır.
Çünkü bir toplumda dil anlayışı, o toplumun yaşama düzeninin bir ürünü olarak ortaya çıkıyor. Dil insanların hayat karşısındaki davranış özelliğine göre biçimleniyor. Söz gelişi Türklerde erkek-dişi ayrımı gözetilmemesi aynen Türkçeye yansımıştır. Yine Türklerin sözünde durma özelliği dilde sözcük köklerinin kullanım sırasında değişmemesi sonucunu doğurmuştur. Bu da dili kültürün yansıtıcı bir parçası yapmaktadır.
Bir toplumun kültür değerleri dilde kendini gösterir. Toplumlar ne yiyor, ne içiyor, ne kullanıyor, neye değer veriyor sorularının karşılığını dile bakarak verebiliriz. Türklerin “at”a, Arapların “deve”ye önem verdikleri bu dillerdeki sözcüklere bakılarak anlaşılır. Eskimolarda “kar”la ilgili, Peru ve Bolivya’da yaşayan Aymara adlı Kızılderili kabilesinde “patates”le ilgili yüzlerce sözcük bulunması toplum yaşayışı ile dil arasındaki ilişkiyi çok açık biçimde ortaya koyar.
Dil bir milletin düşünce tarzını da yansıtır. Bir toplumun diline bakarak zihninin nasıl çalıştığı anlaşılabilir. Söz gelişi Türkçeye bakılarak Türklerin evrene nasıl gerçekçi bir gözle baktıkları çıkarılabilir. Türkçe parçaların birleşmesi düzenine dayalı bir dildir. Eklemeli de dediğimiz bu sistemde köklerin sonuna ekler takılarak konuşma gerçekleşir. Evrene bakıldığında bütün doğal ve yapma nesnelerin parçaların birleşiminden oluştuğunu görürüz. Türkçede sözcük sıralanışında önemli öğenin sonra söylenmesi de dünyayı seslendirirken evrenin gerçeklerine bağlılığın sonucudur. Çünkü evrende önemli olan öğe hep geri plandadır. Doğal olaylardan bir örnek verelim: Yağmur yağmadan önce birçok aşama gerçekleşir, ama bunlar asıl önemli olan yağmurdan önce olur.
Dile bakılarak bir milletin dünya görüşünün, inançlarının, töresinin, tarihinin, sanatının, kişiliğinin izlerine, yansımalarına ulaşabiliriz. Sözcük dağarcığı dışında deyimler, atasözleri, tekerlemeler, ninniler, türküler, masallar bu bakımdan yüzlerce ipucu ile doludur. Fransızca sözlüklere bakıldığında hemen her sayfada “kilise” ile ilgili bir sözcüğe rastlanması bunun kanıtıdır. Türkçede aile ilgili sözcüklerin çokluğu aile bağlarının güçlülüğünün bir kanıtıdır.
Dil, milletlerin tarih boyunca ilişki kurdukları başka milletlerin kimliğinin de ipuçlarını taşır. Türkçe, Türklerin Sırplarla, Ermenilerle ilişki içinde olduklarını ortaya koymaktadır. Sırpçada sekiz binden, Ermenicede dört binden fazla Türkçe sözcük bulunması bunun kanıtıdır. Türkçede Arapça sözcüklerin çokluğu Araplarla ilişkilerimizin kanıtıdır.
Dil kültürün en önemli öğesidir. Bir yandan kültürün bütün öğelerini dünden bugüne taşırken, bir yandan da kültürü yaşatan insanların birbirinin kardeşleri, yakınları olduğu bilincini bilinçaltına yerleştirir. Aynı dili konuşan insanlarda ortak duygu ve düşünce oluşmaktadır. Böylece dil ulusal birlik ve beraberliğin de perçinleyicisi, sağlayıcısı olmaktadır. Atatürk bu durumu şöyle belirtir: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkı, Türk milletidir. Türk milleti demek, Türk dili demektir. Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlakının, ananenelerinin, hatıralarının, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
Dil-kültür ilişkisini incelerken belirtilmesi gereken bir nokta da dilin, kültürün yaratıcısı olmasıdır. Sözlü ve yazılı bütün edebî ürünler, bilim ve sanat eserleri dille oluşturulmaktadır. Annelerimizin kundakta bizi uyutmak için söyledikleri ninnilerden, “Bir varmış, bir yokmuş.” diye başlayan masallara kadar her sözlü ürün, Köktürk yazıtlarından İstiklal Marşı’na kadar her yazılı ürün dille söylenmiş, yazılmıştır.
Dil-kültür ilişkilerinin bir yönü de kültür ve uygarlık değişmelerinin dile yansımasıdır. Köktürkçe ile Uygurca arasında sözcük dağarcığı farkı, Uygurların Buda ve Mani dinlerine girerek din değiştirmeleri ile ilgilidir. Aynı durum Uygurca ile Karahanlı Türkçesi arasındaki ayrımda da gözlenmektedir. Karahanlılar da İslam dünyasının sözcüklerini eserlerine almışlardır. Günümüzde de Batı uygarlığına özgü sözcüklerin dilimize girmesi hep aynı yansımanın bir sonucudur.
Dille kültür arasında bu kadar sıkı ilişki varken, bu toprakları bizim yapan kültür her bakımdan varlığını dile borçluyken, kültürü oluşturan, yayan, işleyen, taşıyan düzen dille kurulurken Türkçeden başka bir dille eğitim ve öğretime yeşil ışık yakmaya yönelik her türlü söz, davranış, girişim ulusal birliğin çimentosu olan dili sulandırmak anlamına gelir. Bunun hem tarihimize, hem atalarımızın mirasına sahip çıkmamak olduğu açıktır. Böyle bir girişim sonu belli bunalımlara düşmek, tatlı aşımızı ağılı aşa döndürmek sonucunu doğuracaktır. Üstelik kendi elimizle… Açılım derken ayaklarımızın altından vatan topraklarının kayıp gitmesi söz konusu olursa, bu çorbada tuzu bulunanları; hem tarih, hem halk, hem gelecek kuşaklar affetmeyecektir.
    DİL KÜLTÜR İLİŞKİSİ
    Dil: Duygu, düşünce ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanılarak, başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok yönlü, çok gelişmiş bir araçtır.
    Kültür:Bir milletin veya bir topluluğun tarihi süreç içinde meydana getirdiği maddi ve manevi ortak değerlere denir.
    Dil, milli kültürün ilgi alanına giren varlık dünyasını yansıtır, o milletin yapıp ettiklerinin, duyup düşündüklerinin, görüp bildiklerinin ve tüm tasavvurlarının aynasıdır.
    Bu çalışmada dil ile kültür arasındaki ilişki çıkarılmaya çalışılacaktır.
    Dil, toplumsal yaşamın bir ürünüdür.İnsanın toplumsal etkinliği dil olmaksızın düşünülemez.Dil, şu yada bu biçimde, en eski insan toplumlarında, en eski zamanlardan beri varolmuş olsa gerektir.
    Dilin doğuşu, bireyin davranış ve deneyiminde hem entelektüel hem duygusal bakımından değişimi temsil eder. Dile sahip olmak, Piaget’ten alıntılarsak “geçmiş eylemlerini anlatı biçiminde yeniden inşa etme ve gelecekteki eylemlerini sözlü sunumlar aracılığıyla önceden gösterme yeteneğini” yaratır. Dil sayesinde geçmiş ve gelecek bizim için gerçek haline gelir. Geçmişin geleceğe yansıması ise yazı dili ile olur. Yazı dili aynın zamanda kültür dilidir. Ancak belli bir kültür seviyesine ulaşabilmiş, medeniyet kurabilmiş ve ortak bir edebiyat geleneği oluşturabilmiş milletlerin yazı dili bulunmaktadır. Bu nedenle de yazı dilinin geliştirilmesi kültür ile uğraşan aydınların yardımı ile gerçekleşmektedir. Her dil, evrenin bir başka yorumunu dile getirmektedir.
    Dilin zenginliği yada yoksulluğu o kültürün zenginliği yada yoksulluğudur.Dilin sınırlarını, o toplumun kültürü belirler. İlgi alanı artan, idrakı açılan, dünyası ve çerçevesi genişleyen bir kültürün dili de o ölçüde zenginleşir. İlim, felsefe, sanat, teknik,fizik, metafizik velhasıl hayatın her alanında problem alanları genişledikçe, bu problemlere çözümler üretme çabası içerisinde dil zenginleşir.Ancak hayatın her alanını,kendi diliyle yaşamak şarttır.Kültürün problemi,dilin problemidir.Kültürün temel sorunları gelişme sürecinin yönü ve içeriği açılarından ortaya çıkar.Aynı sorunlar dilde de yaşanır.18.yüzyılın en önemli düşünürlerinden Herder,Wilhelm von Humbolt,Whorf dil,toplum ve kültür ilişkisi üzerinde durmuşlar,bu düşünürlerden Humboldt dilin,kültürün bir yansıması olduğunu söylemiştir.Ona göre;toplumun dolayısıyla kültürün geçirdiği tüm evrelerden dil de geçmiştir.Bunun sonucu olarak insan topluluklarının yaşamış oldukları olaylar,edinmiş oldukları birikimler en doğru şekilde dil üzerinde durularak öğrenilebilir.
    Her dilin kendine özgü atasözleri,deyimleri,vecizeleri,nüktelerinin olması ve bunların başka dillere aktarılmasındaki zorluklar,her dilin ayrı bir inanç yapısının,bakış açılarının ayrı bir imkanlar ve yönelişler dünyasının esri ve aynası olduğunu göstermektedir. Yine her dilin, öfkesinin, sevincini korkusunu, acısını, sevgisini, kederini, saygınsı ifadesinde belli bir sıcaklık ve samimiyet, bazılarında ise tarafsızlık yada soğukluk vardır. Kısacası toplumun kültürüne ise dili de odur. Kültür hangi alanlara yönelmiş ise, dilde o yönde zenginleşmiştir.
    Toplumun başlarından geçen hadiseler elde ettikleri birikimler en doğru şekilde dil üzerinde durularak öğrenilebilir. Türk kültüründe meydana gelen değişim ve gelişim buna güzel bir örnek teşkil etmektedir.
    Kültür ile dil ,ilişkisi içerisinde önemli bir noktada toplumun yaşayış biçimlerinde bakıldığında, özellikle Orta Asya Bölgesinde yaşarken atın önemli bir yerinin olduğu görülmektedir. Bu durumun sonucu olarak Türkçe’ye bakıldığında atla ilgili deyim ve atasözlerinin geniş bir yere sahip olduğu görülecektir. Aynı şekilde Arap dilinde bizdeki at gibi çok kullanılan bir binek hayvanı olan deve ile ilgili deyim ve atasözlerinin geniş bir yere sahip olduğu görülecektir.
    Bir tek sözcüğün bile bir kültür varlığı olan dil en ufak birliği olarak toplumun inançları, gelenek ve göreneklerini, bireylerin kendi aralarındaki davranış ve ilişkileri, maddi ve manevi kültürü üzerinde fikir vermektedir.
    “Dil öğretimi, kültür öğretimidir.” İlkesini, modern dil ve eğitim anlayışı tartışmasız kabul etmektedir. Türkçe öğretimini ilk modern temsilcisi, kurucusu sayılan Kaşgarlı Mahmud yy. lar öncesinden bu ilkenin önemini kavramış ve Araplara Türkçe öğretmek maksatıyla yazdığı eserinde uygulamıştır. “Ben onların en uz dillisi, en açık anlatımlı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğu halde onların şarlarını, çöllerini baştan başa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil ,Yağma, Kırgız boylarının dillerini, kafiyelerini belleyerek faydalandım ; öyle ki , bende onlardan her boyun dilin en iyi yolda yerleşmiştir “ diyerek, dili çok iyi bilmekle beraber kültürü de çok iyi bildiğimi ifade etmiştir. Sözlüğünde kelimelerin anlamını açıklarken, kelimenin Ömer Demircan gibi anadil öğretiminde kültür öğesini uygulamıştır. “ Her kültür, anlatımı ayrı bir dilde bulur ; dil, kültürü hem kurar hem geliştirir. İnsanın Anadilini öğrenmesi, kültür edinmesinden başka bir şey değildir. Hiçbir kültür gücü, önemce insanın anadilini öğrenmesiyle, anadilde gelişip serpilmesiyle, anadilde gelişmesiyle aynı düzeye konamaz. Çağımız insanı çok kültürlüdür.” Diyerek dil ile kültürün ayrılmaz olduğunu vurgulamıştır.
    Sonuç olarak dil, kültürün aynası olarak karşımıza çıkmaktadır. Kültürü hayata geçiren gelenek, görenek, folklör gibi değerlerin başında dil gelmektedir. Bir nevi dil kültürü tanımlar ve tamamlar.
    KAYNAKÇA
        Demircan, Ömer. Yabancı-Dil Öğretim Yöntemlerin, İstanbul 1990 sayfa 22-28 1926
        Kaplan, Mehmet Kültür ve Dil, İstanbul : Dergah Yay 1986 sayfa 45 4. Baskı
        Kaşgarlı Mahmud, Divan-u Lügati Türk çeviri Besim Atalay, ANKARA : Türk Dil Kurumu Yayınları 1984 sayfa 4
        programı
        Söğütlü Ersin Osman Dil , Kültür ve Toplum ilişkisi
        Turan Sadık Sorular ve Cevaplarala Kültür, Edebiyat ve Dil Ankara : Ecdad Yayınları 1992 sf. 44
        Yangın Banu 1999 İlköğretimde Türkçe Öğretimi M.E.B yayınları ANKARA


sayfa 29. 
1.Metne Göre insan için önemli olan nedir?
 Metne göre insan için önemli olan dilin kendisi değil, dil ile anlatılan şeydir.
2. Yazar metinde dili ne olarak görmektedir?
 Yazar metinde dili  bir vasıta olarak görmektedir.
3. Yazara göre dil olmasaydı ne olurdu?
Yazara göre dil olmasaydı  tarih, kültür, edebiyat ve medeniyet de  olmazdı.
4.  28. sayfada gördüklerinizi sınıfınızda yorumlayınız:
Resme göre eskiden insanlar duygu ve düşüncelerini resimlerle ve taşlara kazıdıkları yazılarla ifade ediyorlardı.
ETKİNLİK 1.
?????İnsanlar aynı dili konuşmasaydı toplum olarak bir arada yaşamaları niçin zorlaşırdı?
Çünkü toplum olmanın şartlarından biri de ortak bir dilin olasıdır: dil insanlar rasında anlaşmayı sağlayan en önemli unusurdur. eğer fertler birbirleriyle anlaşamazlar, düşüncelerini, isteklerini, arzularını dil vasıtasıyla birbirlerine aktaramazlarsa toplumda birlik ve beraberlik olmaz. Aynı duygu ve dğşünce etrafında birleşemezler. daha doğrusu bir millet oplma öxelliği kazanamazlar.
???? Tarihi, edebiyatı ve kültürü olan tek canlı insandır. Bunun sebebi ne olabilir?
 İnsan yaratılış bakımından diğer varlıklardan üstün kılınmıştır. Onu diğer varlıklardan üstün kılan en önemli özelliği ise düşünebilmesi ve mükenmmel bir anlaşma sistemine  yani dile sahip olmasıdır.
??????Dilin atasözlerinin oluşmasındaki rolu nedir?
Dil duygu vedüşüncelerin aktarılmasında en önemli araçtır. dil vasıtasıyla oluşturulmuş değerler nesilden nesile aktarıulır. atasözleri de kültürümüzün bir parçasıdır. Atasözlerinin nesilden nesile aktarımında dil  bir araç vazifesi görmüştür.

30. sayfa
Dil ve Kültür İlişkisi
Dil, duygu ve düşüncenin adeta kabıdır. Bir milletin bütün duygu ve düşünce hazinesi, dil kabına veya kalıbına dökülür ve bu dil kabı ile yerden yere, nesilden nesile aktarılır. Yazı, dilin sesini kaybeden bir vasıta olarak dilin bir parçasıdır. Fakat kültür, söz ile de bir millet arasına yayılır.
Dil, kültürün temeli olduğuna göre, bir milletin dil ile ifade ettiği sözlü, yazılı her şey kültür kavramına girer. Sabahtan akşama kadar evde, sokakta, çarşıda, iş yerinde konuşan halk, farkında olmadan dil tarlasını eker biçer. Dilin duygu ve düşünce ile dolmasının sebebi, günlük hayata çok yakın olmasıdır.
Aslında dili yaratan hayat, daha doğrusu sosyal hayattır. Anne çocuğuna bir oyuncak verir. “Bak sana otomobil getirdim.” der. Böylece çocuk, oyuncak otomobil ile beraber “otomobil” kelimesini öğrenir. Fakat dil her zaman böyle bir eşya gösterilerek öğrenilmez. Bebek etrafında manasını anlamadığı birtakım sesler duyar. Zamanla onların bir şeye tekabül ettiğini öğrenir.
Dil deyince, konuşulan ve yazılan bütün kelime ve cümleleri anlamak lazımdır. Halk günlük hayatında kelimeleri menşelerine göre ayırmaz. Onu ilgilendiren, kelimelerin manası, işe yaramasıdır. Bir bakkal dükkanında on dakika oturup halkı dinleyerek hangi kelimeleri kullandığını tespit edebilirsiniz.
Dilin kültürle güçlü bir ilişkisi vardır. Bir toplumun maddi ve manevi alanda ortaya koyduğu eserlerin tümüne kültür denir. Kültürel varlıklar dil sayesinde aktarılır. Bir ülke sınırları içerisinde dil farklı biçimlerde kullanılabilir. Bu farklılık konuşma dili ile yazı dilinde görülür. Konuşma dili de lehçe, şive ve ağız gibi bölümlere ayrılır.
2. ETKİNLİK:
Götürk yazıtlarının önemi ve özellikleri:
Göktürk Yazıtlarının önemi ve özellikleri :
Önemi:
Göktürk Yazıtları (Orhun Abideleri), Göktürklerin ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma, yazılı, dikilitaşlardır. Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilen bu anıtlar konu ve dil bakımından önemli eserlerdir. Abidelerin yazarı Yollug Tigin’dir. Doğu Göktürk tarihi ile ilgili bilgiler içerir. Söylev türündedir. Türk tarihi, Türk toplumunun yaşam biçimi, dünya görüşü ile ilgili bilgiler içerir. Kitabelerin bir yüzü Göktürk alfabesiyle, bir yüzü Çince yazılmıştır. Kitabeleri 1893′te Wilhelm Thomsen çözmüştür.
Özellikleri:
*Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleridir.
* Yazıtlarda, dağılan Göktürklerin, Bilge Kağan ve kardeşi Kültigin tarafından bir araya getirilişi ve *Göktürk devletinin yeniden kuruluşu anlatılmaktadır.
* Anıtların yazarı Yuluğ(Yollug) Tigin’ dir.
* Dil, yabancı etkilerden uzak ve yalın bir Türkçedir.
* Yazıtlarda yer yer gerçekçi bir tarih dili, yer yer eleştiri cümleleri, yer yer de güçlü bir söylev dili kullanılmıştır.
* Yazıtlarda, Türk ulusunun benliğini unutmaması ve birlik olması gerektiği, düşmanların tatlı sözlerine ve hediyelerine aldanmayıp uyanık olması gerektiği vurgulanmıştır.
* Yazıtların varlığından ilk kez, 13.yy.da İlhanlı dönemi tarihçisi Cüveyni “Tarih-i Cihan-Güşa” adlı eserinde bahsetmiştir.
* Orhun yazıtlarını, bilim dünyasına ilk kez, İsveçli bir subay olan Strahlanberg tanıtmıştır.
* Anıtlar üzerindeki yazıları ise ilk kez Danimarkalı bilgin Thomsen 1893’te okumuştur.
* Yazıtların tamamının okunması 1922’de tamamlanabilmiştir.

4. etkinlik:
>>>>>  kar, yağ-, başla-,  yıllar,şair,sen sözcükleri ortaktır.
>>>>> Siyasi ve coğrafi ayrım dilin değişmesinde önemli etkenlerden biridir. Coğrafi lan genişleyiy farklı nesne ve kavramlarla karşıalşoıldıkça bnalar yeni adelar verilmiştir. fakat geniş bir coğrafyay yayılma neticesi verilen bu isimler birbiriyle aynı olmamıştır. bu farklılıklar zmanla daha da artmış ve lehçelr ortaya çıkmıştır.
5. ETKİNLİK:
>>>>> Lehçe ve ağız arasındaki farklar:
ŞİVE
Bir dilin kültür düzeylerine göre gösterdiği değişiklik. Genellikle lehçe, şive, ağız terimleri birbirine karıştırılmaktadır. Şiveler arasındaki değişiklikler temelde ses özellikleridir. Buna göre bilinen şiveler, belirli koşullarda ve dilin herhangi bir döneminde ana dilden ayrılarak, dilin geneldeki gelişimiyle birlikte bir de kendi içlerinde özel bir gelişim çizgisi izlemişlerdir. Bunların başlıca ayrımlarını oluşturan ses, ek ve sözcük özellikleri o dönemin dil malzemeleri ile açıklanabilir.
AĞIZ
Bir ülkede geçerli olan genel bir şive içinde, o ülkenin çeşitli bölge ve kentlerindeki konuşma dilinde görülen söyleyiş farkları. Günlük kullanımda şive ile ağız birbirine karıştırılmaktadır. Oysa ağız, tanımda da görüldüğü gibi, şive içinde ele alınmaktadır. Somut bir örnek vermek gerekirse, Türkiye Türkçesi bir şivenin, Konya ağzı ise, bu Türkçe içinde, bir bölgede görülen söyleyiş farklarının adıdır. Söyleyiş farkları da salt bölgeler ya da kentler arasında görülmez. Köyler arasında bile bu tür ayrılıklara rastlanabilir. Söz konusu olan, biçimsel bir başkalık değil, bir ses değişimidir. Söz gelimi, Karadeniz ağzında (g) sesinin (c) gibi çıkarıldığı görülür: “Celdum, cittum”. Aynı ağızda, ekteki düz seslinin (ı), yuvarlak sesli (u) olması da bir ağız özelliğidir.
LEHÇE
Bir dilin, tarihî gelişim sürecinde, bilinen dönemlerden önce o dilden ayrılmış ve farklı biçimde gelişmiş kolları. Genellikle lehçe, şive, ağız terimleri birbirine karıştırılmaktadır. Lehçelerdeki değişik özellikler, ayrılış dönemleri bilinemediği için açıklanamamaktadır
Kısacası lehçede hem ses,hem şekil hem de sözcük farklılıkları vardır.  Bu yazıya yansır.  fakat ağızda ise sadecekonuşmada  ses farklılıkları olur.

6. ETKİNLİK:
Konuşma dili ile yazı dili arasındaki farklar:
– Bir ülkede bir yazı dili varken birden fazla konuşma dili vardır.
– Konuşma dili doğaldır yazı dili yapma bir dildir.
– Yazı dilinde kurallar varken konuşma dilinde yoktur.
– Yazı dilinin kullanım sahası konuşma diline göre daha geniştir.
– Konuşma dili günlük hayatta farklılık gösterirken yazı dili göstermez.


ölçme değerlendirme
 1.  Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun ifadelerle  doldurunuz.
*  ağız
* şive
 2.  Aşağıdaki cümlelerin başına yargıalr doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
D
Y
D
Y
3. D.  Yine ayaklarını ıslatmışsın
4.e . farklı kültürlerin dilimizi bozmasından
5. A. kişisel değerlendirmelerini yansıtmamak.
ÜNİTE SONU ÖLÇME DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun ifadelerle  doldurunuz.
* ileti(mesaj)
*  konuşma dili
* şive
* ağız
2.  Aşağıdaki cümlelerin başına yargıalr doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
* Y
* D
*  D
* Y
3.  C
4. D
5.B
6.E
7.E
8.B
9. D
10.B

2. Ünite Dillerin sınıflandırılması ve Türkçenin dünya dilleri Arasındaki Yeri
HAZIRLIK
1. Atatürk’ün Türk dili hakkıındaki görüşleri:
* “Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir… Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız tehlikeli felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının kısaca bugün kendi milletini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
* “Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır.”
* “Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.”
* “Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
2. Hangi Ülkelerde Hangi Diller Konuşuluyor?
Afrikanca
Güney Afrika
Namibia
Zambia
Almanca
Almanya
Avusturya
Belçika
Danimarka
İsviçre
Liechtenstein
Lüksemburg
Arnavutça
Arnavutluk
Arapça
Bahreyn
Batı Sahra
Birleşik Arap Emirlikleri
Cezayir
Çad
Fas
Filistin
Irak
İsrail
Katar
Komor Adaları
Kuveyt
Libya
Lübnan
Mısır
Moritanya
Somali
Sudan
Suriye
Suudi Arabistan
Tunus
Umman
Ürdün
Yemen
Eritre
Tanzanya
Azerice
Azerbaycan
Ermenistan
İran
Bengalce
Bangladeş
Bulgarca
Bulgaristan
Burmaca
Burma
Belarusça
Belarus
Çince
Çin
Tayvan
Çeçence
Çeçenistan
Gürcistan
Çekce
Çek Cumhuriyeti
Danimarkaca
Danimarka
Grönland
Dari
Afganistan
Endonezyaca
Endonezya
Ermenice
Ermenistan
İran
Lübnan
Suriye
Estonyaca
Estonya
Faroece
Faroe Adaları
Farsça
İran
Irak
Katar
Tacikistan
Felamenkçe
Aruba
Belçika
Hollanda
Hollanda Antilleri
Surinam
Filipince
Filipinler
Fince
Finlandiya
İsveç
Rusya
Fransızca
Andorra
Benin
Burkina
Çad
Dibuti
Fransa
Fransız Guyanası
Fransız Polinezyası
Gabon
Gine
Haiti
İsviçre
İtalya
Kanada
Kongo
Lüksemburg
Madagaskar
Mali
Martinik
Monako
Nijer
Orta Afrika Cumhuriyeti
Ruanda
Senegal
Togo
Wallis ve Futuna
Yeni Kaleydonya
Zaire
Belçika
Cezayir
Lübnan
Tunus
Gürcüce
Gürcistan
Hintçe
Hindistan
İbranice
İsrail
İngilizce
Amerika Birleşik Devletleri
Anguilla
Antigua ve Barbados
Avustralya
Bahamalar
Belize
Bermuda
Birleşik Krallık
Botswana
Dominikya
Eritre
Etyopya
Falkland Adaları
Fiji
Filipinler
Gambia
Gana
Gibraltar
Granada
Guam
Guernsey
Guyana
Güney Afrika
Hindistan
İngiliz Virgin Adaları
İrlanda
İsrail
Jamaika
Jersey
Kamerun
Kanada
Kenya
Kiribati
Kokolar
Kook Adaları

3.  DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI
* Bugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğu kesin olarak belli değildir. Bununla birlikte yeryüzünde konuşulan dil sayısının ortalama 3000-3500 arasında olduğu tahmin edilmektedir.
* Yeryüzündeki diller, ses sistemi, biçim yapısı ve söz dizimi bakımından bazı yakınlıklar ve benzerlikler gösterir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleri (dil akrabalığı) adı verilir.
Yeryüzündeki diller yapı ve köken olmak üzere iki bakımdan incelenir:
A. Yapı Bakımından Dünya Dilleri
1. Tek heceli diller:
* Bu dillerdeki sözcüklerde çekim eki yoktur.
* Sözcükler ek almadan değişime uğramadan kalmaktadır.    * Cümle içerisinde sözcükler, bulundukları yere ve başka sözcüklerle yan yana gelme durumuna göre anlam kazanır.
* Yeryüzünde Çince ile Vietnam dili ve bazı Himalaya ve Afrika dilleri ve Avrupa’da Bask dili bu gruba girer.
2. Eklemeli (Bitişken) Diller:
* Bu dillerde bir veya daha çok heceli köklere yapım ve çekim ekleri eklenir.
* Köke getirilen yapım ekleri ile yeni sözcükler, yeni kavramlar türetilir.
* Bu dile en güzel örnek Türkçedir. Ayrıca Altay dilleri, (Moğolca, Mançu-Tunguz) küçük ayrımlarla Japonca; Ural dilleri (Fince, Macarca, Samoyetçe) ile bazı Asya ve Afrika dilleri bu gruba girer.
3. Çekimli (Bükümlü) Diller:
* Büküm, sözcüğün çekimi sırasında kökün özellikle kökteki ünlünün değişmesidir.
* Çekim sırasında görülen değişikliklerle yeni sözcükler ve kavramlar ortaya çıkar.
* Hint- Avrupa dilleri (Almanca, Farsça, Fransızca, Hintçe) ile Arapça çekimli dil grubuna girer.
B. Köken Bakımından Dünya Dilleri
1. Hint – Avrupa Dilleri Ailesi
a. Asya Kolu: Hintçe, Farsça, Ermenice
b. Avrupa kolu:
* Germen (Cermen) Dilleri: Almanca, İngilizce, Felemekçe (Hollanda’da ve Belçika’nın bir kısmında kullanılan dil).
* Romen Dilleri: Latince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca
* İslav Dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe (Lehistan bölgesinde kullanılan dil).
2. Hami-Sami Dilleri Ailesi: Akatça, Arapça, İbranice
3. Bantu Dilleri Ailesi: Orta ve Güney Afrika’da yaşayan Bantuların dilleri bu gruba girer.
4. Çin Dilleri Ailesi: Çince ve Tibetçe bu ailedendir.
5. Ural- Altay Dilleri Ailesi:
a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Estonca
b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca
“ Türkçe dünya dilleri arasında yapı bakımından sondan eklemeli dil grubuna girer. Köken bakımından ise Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır. “
Türk Dilinin TarihiGelişimi ve Türkiye Türkçesi
Türk dilinin kökeni çok eski çağlara dayanmaktadır. Bu konuda bilim adamlarınca farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bugüne dek Türk dili gelişme aşamalarına göre şöyle sınıflandırılır:
1. Altay Çağı: Altay çağında Türkçe henüz bir dil niteliği kazanmamıştır. Türkçe- Moğolca dil birliğinin görüldüğü dönemdir.
2. En Eski Türkçe Çağı: Bu çağla ilgili kesin bilgiler yoktur.
3. İlk Türkçe Çağı: MÖ 5. yy – MS 5-6. yy arasını kapsar. Hun İmparatorluğu’nun hakim olduğu dönemdir. Bu dönemde Hun İmparatoru Mete Han’ın anlatıldığı Oğuz Kağan Destanı oluşmuştur.
4. Eski Türkçe Çağı: Bu çağ 5. yy – 10. yy arası dönemi kapsar. Türkçenin bilinen en eski örnekleri bu dönemden (8. yy) kalmıştır. Eski Türkçe Çağı, Türk adının kullanıldığı ve ilk Türkçe belgelerin ortaya konulduğu çağdır. Türk adı ilk kez (550-745) yılları arası devlet kuran Göktürklerde kullanılmıştır.
Eski Türkçe Çağı, Göktürkçe ve Uygurca olmak üzere iki döneme ayrılır. Göktürkçe, Çin’in kuzeyinde bugünkü Moğolistan’da büyük bir göçebe devleti kuran Göktürklerin dilidir. Bu dönemde Tonyukuk Anıtı, Kültigin Anıtı ve Bilge Kağan Anıtı yazılmıştır.
Uygurca ise yerleşik hayata geçerek tarımla uğraşan Uygurların dilidir. Bu dönemde Altun Yaruk (Altın Işık) adlı metin ile Budizm ve Maniheizm’e ait bazı dinî metinler yazılmıştır.
Eski Türkçe Çağından örnekler:
Kültigin Yazıtı
Üze kök tengri, asra yağız yer kılundukda, ekin ara kişi oğlı kılınmış. Kişi oğlınta üze eçüm apam Bumin Kağan, İstemi Kağan olurmuş. Olurupan Türk bodunıng ilin törüsin tuta birmiş, iti birmiş.
5. Orta Türkçe Çağı: 10. ve 16. yüzyıllar arası kullanılan Türkçe dönemidir. Türkler İslâmiyet’i bu dönemde kabul etmişlerdir. Bu dönemde eski Türkçe özellikleri korunmakla birlikte din yoluyla Arapçadan, Farsçadan yeni yeni sözcükler dilimize girmeye başlamıştır.
Bu dönem üç ayrı sahada gelişme göstermiştir.
1. Doğu Türkçesi (Çağatayca)
2. Batı Türkçesi (Anadolu Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmence)
3. Kuzey Doğu Türkçesi (Kırgızca ve Kazakça)
6. Yeni Türkçe: 16.- 20. yüzyıllar arası dönemi kapsar. Osmanlıca, Azeri Türkçesi, Çağatayca, Özbekçe vb. dillerden oluşur.
7. Modern Türkçe: 20. yüzyıl ve günümüz Türkçesini kapsar.
Anadolu’da Türkçenin gelişmesi ise şöyle olmuştur:
11-12 ve 13. yüzyıllarda Anadolu’da Anadolu Selçukluları devleti yönetime hâkimdi. Bu dönemde devletin resmî dili Farsça idi. Edebiyat ve sanat dili olarak Farsça, bilim dili olarak da medreselerde Arapça öğretiliyordu. Türkçe “avam dili” sayılmakta, bu nedenle de hor görülmekteydi. Aydınlar dahi eserlerini Arapça –Farsça ya da bu dillerin karışımıyla yazıyorlardı. Bu durumdan Kırşehirli Âşık Paşa şöyle yakınmaktaydı:
“Türk diline kimsene bakmaz idi
Türklere hergiz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi ol dilleri
İnce yolı ol ulu menzilleri”
Bu koşullar altındaki Türk dilini kurtarmak için Karamanoğlu Mehmet Bey 15 Mayıs 1277 yılında şu tarihi fermanı yayımladı:
“Bugünden sonra divanda, dergâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”
Bu ferman Türkçenin gelişmesinde, ulusal bilincin yerleşmesinde önemli olmuştur. Türkçenin gelişimine 12 ve 13. yüzyıllarda Şeyyad Hamza, Ahmet Fakih, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Hoca Dehhani, Dede Korkut vb. pek çok yazar ve düşünür katkı sağlamıştır.
* Türkçenin dünya dilleri arasındaki yeri:
Türkçe dünya dilleri arasında yapı bakımından sondan eklemeli dil grubuna girer. Köken bakımından ise Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır.
Ural – Altay dillerinin özellikleri şöyle sıralanabilir:
1. Ünlü uyumu vardır.
2 Sondan eklemeli bir yapısı vardır.
3. Sözcüklerde dilbilgisi bakımından erkek ve dişi tür ayrımı yoktur.
4. Bazı ekler çekim eki olmalarına rağmen yapım eki olarak da kullanılır.
5. Ses, yapı ve söz dizisi bakımından benzerlikler bulunur.
6. Türkçede ve Macarcada durum ekleri, çoğul ve iyelik eklerinden sonra gelir.
*  Dünya dilleri hangi esaslara göre sınıflandırılmıştır?
* Yeryüzündeki diller, ses sistemi, biçim yapısı ve söz dizimi bakımından bazı yakınlıklar ve benzerlikler gösterir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleri (dil akrabalığı) adı verilir
* Türkçeye akraba diller hangileridir?
a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Estonca
b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca
* Dillerin sınıflandırılma ihtiyacı neden doğmuştur?

Dillerin sınıflandırılma ihtiyacı ses sistemi, söz dizimi, yapı, canlı veya ölü olma gibi çeşitli yönlerden inceleme araştırma açıssından daha sağlıklı bilgiler elde etmek amacıyla yapılmıştır.




sayfa 35-
2. Ünite Dillerin sınıflandırılması ve Türkçenin dünya dilleri Arasındaki Yeri
HAZIRLIK
1. Atatürk’ün Türk dili hakkıındaki görüşleri:
* “Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir… Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız tehlikeli felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının kısaca bugün kendi milletini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
* “Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır.”
* “Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.”
* “Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
2. Hangi Ülkelerde Hangi Diller Konuşuluyor?
Afrikanca
Güney Afrika
Namibia
Zambia
Almanca
Almanya
Avusturya
Belçika
Danimarka
İsviçre
Liechtenstein
Lüksemburg
Arnavutça
Arnavutluk
Arapça
Bahreyn
Batı Sahra
Birleşik Arap Emirlikleri
Cezayir
Çad
Fas
Filistin
Irak
İsrail
Katar
Komor Adaları
Kuveyt
Libya
Lübnan
Mısır
Moritanya
Somali
Sudan
Suriye
Suudi Arabistan
Tunus
Umman
Ürdün
Yemen
Eritre
Tanzanya
Azerice
Azerbaycan
Ermenistan
İran
Bengalce
Bangladeş
Bulgarca
Bulgaristan
Burmaca
Burma
Belarusça
Belarus
Çince
Çin
Tayvan
Çeçence
Çeçenistan
Gürcistan
Çekce
Çek Cumhuriyeti
Danimarkaca
Danimarka
Grönland
Dari
Afganistan
Endonezyaca
Endonezya
Ermenice
Ermenistan
İran
Lübnan
Suriye
Estonyaca
Estonya
Faroece
Faroe Adaları
Farsça
İran
Irak
Katar
Tacikistan
Felamenkçe
Aruba
Belçika
Hollanda
Hollanda Antilleri
Surinam
Filipince
Filipinler
Fince
Finlandiya
İsveç
Rusya
Fransızca
Andorra
Benin
Burkina
Çad
Dibuti
Fransa
Fransız Guyanası
Fransız Polinezyası
Gabon
Gine
Haiti
İsviçre
İtalya
Kanada
Kongo
Lüksemburg
Madagaskar
Mali
Martinik
Monako
Nijer
Orta Afrika Cumhuriyeti
Ruanda
Senegal
Togo
Wallis ve Futuna
Yeni Kaleydonya
Zaire
Belçika
Cezayir
Lübnan
Tunus
Gürcüce
Gürcistan
Hintçe
Hindistan
İbranice
İsrail
İngilizce
Amerika Birleşik Devletleri
Anguilla
Antigua ve Barbados
Avustralya
Bahamalar
Belize
Bermuda
Birleşik Krallık
Botswana
Dominikya
Eritre
Etyopya
Falkland Adaları
Fiji
Filipinler
Gambia
Gana
Gibraltar
Granada
Guam
Guernsey
Guyana
Güney Afrika
Hindistan
İngiliz Virgin Adaları
İrlanda
İsrail
Jamaika
Jersey
Kamerun
Kanada
Kenya
Kiribati
Kokolar
Kook Adaları
3.  DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI
* Bugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğu kesin olarak belli değildir. Bununla birlikte yeryüzünde konuşulan dil sayısının ortalama 3000-3500 arasında olduğu tahmin edilmektedir.
* Yeryüzündeki diller, ses sistemi, biçim yapısı ve söz dizimi bakımından bazı yakınlıklar ve benzerlikler gösterir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleri (dil akrabalığı) adı verilir.
Yeryüzündeki diller yapı ve köken olmak üzere iki bakımdan incelenir:
A. Yapı Bakımından Dünya Dilleri
1. Tek heceli diller:
* Bu dillerdeki sözcüklerde çekim eki yoktur.
* Sözcükler ek almadan değişime uğramadan kalmaktadır.    * Cümle içerisinde sözcükler, bulundukları yere ve başka sözcüklerle yan yana gelme durumuna göre anlam kazanır.
* Yeryüzünde Çince ile Vietnam dili ve bazı Himalaya ve Afrika dilleri ve Avrupa’da Bask dili bu gruba girer.
2. Eklemeli (Bitişken) Diller:
* Bu dillerde bir veya daha çok heceli köklere yapım ve çekim ekleri eklenir.
* Köke getirilen yapım ekleri ile yeni sözcükler, yeni kavramlar türetilir.
* Bu dile en güzel örnek Türkçedir. Ayrıca Altay dilleri, (Moğolca, Mançu-Tunguz) küçük ayrımlarla Japonca; Ural dilleri (Fince, Macarca, Samoyetçe) ile bazı Asya ve Afrika dilleri bu gruba girer.
3. Çekimli (Bükümlü) Diller:
* Büküm, sözcüğün çekimi sırasında kökün özellikle kökteki ünlünün değişmesidir.
* Çekim sırasında görülen değişikliklerle yeni sözcükler ve kavramlar ortaya çıkar.
* Hint- Avrupa dilleri (Almanca, Farsça, Fransızca, Hintçe) ile Arapça çekimli dil grubuna girer.
B. Köken Bakımından Dünya Dilleri
1. Hint – Avrupa Dilleri Ailesi
a. Asya Kolu: Hintçe, Farsça, Ermenice
b. Avrupa kolu:
* Germen (Cermen) Dilleri: Almanca, İngilizce, Felemekçe (Hollanda’da ve Belçika’nın bir kısmında kullanılan dil).
* Romen Dilleri: Latince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca
* İslav Dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe (Lehistan bölgesinde kullanılan dil).
2. Hami-Sami Dilleri Ailesi: Akatça, Arapça, İbranice
3. Bantu Dilleri Ailesi: Orta ve Güney Afrika’da yaşayan Bantuların dilleri bu gruba girer.
4. Çin Dilleri Ailesi: Çince ve Tibetçe bu ailedendir.
5. Ural- Altay Dilleri Ailesi:
a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Estonca
b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca
“ Türkçe dünya dilleri arasında yapı bakımından sondan eklemeli dil grubuna girer. Köken bakımından ise Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır. “
Türk Dilinin TarihiGelişimi ve Türkiye Türkçesi
Türk dilinin kökeni çok eski çağlara dayanmaktadır. Bu konuda bilim adamlarınca farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bugüne dek Türk dili gelişme aşamalarına göre şöyle sınıflandırılır:
1. Altay Çağı: Altay çağında Türkçe henüz bir dil niteliği kazanmamıştır. Türkçe- Moğolca dil birliğinin görüldüğü dönemdir.
2. En Eski Türkçe Çağı: Bu çağla ilgili kesin bilgiler yoktur.
3. İlk Türkçe Çağı: MÖ 5. yy – MS 5-6. yy arasını kapsar. Hun İmparatorluğu’nun hakim olduğu dönemdir. Bu dönemde Hun İmparatoru Mete Han’ın anlatıldığı Oğuz Kağan Destanı oluşmuştur.
4. Eski Türkçe Çağı: Bu çağ 5. yy – 10. yy arası dönemi kapsar. Türkçenin bilinen en eski örnekleri bu dönemden (8. yy) kalmıştır. Eski Türkçe Çağı, Türk adının kullanıldığı ve ilk Türkçe belgelerin ortaya konulduğu çağdır. Türk adı ilk kez (550-745) yılları arası devlet kuran Göktürklerde kullanılmıştır.
Eski Türkçe Çağı, Göktürkçe ve Uygurca olmak üzere iki döneme ayrılır. Göktürkçe, Çin’in kuzeyinde bugünkü Moğolistan’da büyük bir göçebe devleti kuran Göktürklerin dilidir. Bu dönemde Tonyukuk Anıtı, Kültigin Anıtı ve Bilge Kağan Anıtı yazılmıştır.
Uygurca ise yerleşik hayata geçerek tarımla uğraşan Uygurların dilidir. Bu dönemde Altun Yaruk (Altın Işık) adlı metin ile Budizm ve Maniheizm’e ait bazı dinî metinler yazılmıştır.
Eski Türkçe Çağından örnekler:
Kültigin Yazıtı
Üze kök tengri, asra yağız yer kılundukda, ekin ara kişi oğlı kılınmış. Kişi oğlınta üze eçüm apam Bumin Kağan, İstemi Kağan olurmuş. Olurupan Türk bodunıng ilin törüsin tuta birmiş, iti birmiş.
5. Orta Türkçe Çağı: 10. ve 16. yüzyıllar arası kullanılan Türkçe dönemidir. Türkler İslâmiyet’i bu dönemde kabul etmişlerdir. Bu dönemde eski Türkçe özellikleri korunmakla birlikte din yoluyla Arapçadan, Farsçadan yeni yeni sözcükler dilimize girmeye başlamıştır.
Bu dönem üç ayrı sahada gelişme göstermiştir.
1. Doğu Türkçesi (Çağatayca)
2. Batı Türkçesi (Anadolu Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmence)
3. Kuzey Doğu Türkçesi (Kırgızca ve Kazakça)
6. Yeni Türkçe: 16.- 20. yüzyıllar arası dönemi kapsar. Osmanlıca, Azeri Türkçesi, Çağatayca, Özbekçe vb. dillerden oluşur.
7. Modern Türkçe: 20. yüzyıl ve günümüz Türkçesini kapsar.
Anadolu’da Türkçenin gelişmesi ise şöyle olmuştur:
11-12 ve 13. yüzyıllarda Anadolu’da Anadolu Selçukluları devleti yönetime hâkimdi. Bu dönemde devletin resmî dili Farsça idi. Edebiyat ve sanat dili olarak Farsça, bilim dili olarak da medreselerde Arapça öğretiliyordu. Türkçe “avam dili” sayılmakta, bu nedenle de hor görülmekteydi. Aydınlar dahi eserlerini Arapça –Farsça ya da bu dillerin karışımıyla yazıyorlardı. Bu durumdan Kırşehirli Âşık Paşa şöyle yakınmaktaydı:
“Türk diline kimsene bakmaz idi
Türklere hergiz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi ol dilleri
İnce yolı ol ulu menzilleri”
Bu koşullar altındaki Türk dilini kurtarmak için Karamanoğlu Mehmet Bey 15 Mayıs 1277 yılında şu tarihi fermanı yayımladı:
“Bugünden sonra divanda, dergâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”
Bu ferman Türkçenin gelişmesinde, ulusal bilincin yerleşmesinde önemli olmuştur. Türkçenin gelişimine 12 ve 13. yüzyıllarda Şeyyad Hamza, Ahmet Fakih, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Hoca Dehhani, Dede Korkut vb. pek çok yazar ve düşünür katkı sağlamıştır.
* Türkçenin dünya dilleri arasındaki yeri:
Türkçe dünya dilleri arasında yapı bakımından sondan eklemeli dil grubuna girer. Köken bakımından ise Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır.
Ural – Altay dillerinin özellikleri şöyle sıralanabilir:
1. Ünlü uyumu vardır.
2 Sondan eklemeli bir yapısı vardır.
3. Sözcüklerde dilbilgisi bakımından erkek ve dişi tür ayrımı yoktur.
4. Bazı ekler çekim eki olmalarına rağmen yapım eki olarak da kullanılır.
5. Ses, yapı ve söz dizisi bakımından benzerlikler bulunur.
6. Türkçede ve Macarcada durum ekleri, çoğul ve iyelik eklerinden sonra gelir.
*  Dünya dilleri hangi esaslara göre sınıflandırılmıştır?
* Yeryüzündeki diller, ses sistemi, biçim yapısı ve söz dizimi bakımından bazı yakınlıklar ve benzerlikler gösterir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleri (dil akrabalığı) adı verilir
* Türkçeye akraba diller hangileridir?
a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Estonca
b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca
* Dillerin sınıflandırılma ihtiyacı neden doğmuştur?
Dillerin sınıflandırılma ihtiyacı ses sistemi, söz dizimi, yapı, canlı veya ölü olma gibi çeşitli yönlerden inceleme araştırma açıssından daha sağlıklı bilgiler elde etmek amacıyla yapılmıştır.
sayfa 36
Konuşulan dil ile o dili konuşanların yaşalan tısı, kültürü ve duygu dünyası arasındaki bağı “Ana Di li” şiirinden de yararlanarak açıklayınız.
Aynı dili konuşan insan duygu, düşünce ve hayallaerini , arzu ve isteklerini birbirine daha kolay iletir ve tam olarak akrşıdakine aktarabilirler. kültürün nesilden ensile aktarılamsında dil aarcılık eder.
İnsanlar, gönüllerinden geçeni nasıl ifade ederler? Açıklayınız.
İnsanlar gönüllerinden geçenleri dil ile ifede ederler. dugular soyut ifadelerdir. bunlar dil vasıyasıyla somutlaştırılarak daah kolay anlaşılması sağlanır.
İnsanlar, ana dillerini, hangi yolla ve kimlerden öğrenirler?
İnsanlar ana dillerini anne baba ve çevresindeki inasanalrdan öğrenirler. bu ilk önce taklitle szölü olarak öğrenilir. sonra yyazılı analtım gelir.
1. ETKİNLİK:
*Dil ailelerindeki benzerlik insanlar arsındaki akrabalığa benzetilmiş. biraz daha ayrıntıya inilip roma gensleri gibi daha büyük aile topluluklarına benzetilmiş.
bu benzetilmenin sebebi, çeşitli yönlerden benzerlik bulunması ve anlatılmak istenen şeyin daha kolay analşılması içindir.
* latin, germen, kelt, slav, ve balt aileleri;   Hint – Avrupa dil ailesi; Hami- Sami dil ailesi; ural- Altay dil ailesi…
2. ETKİNLİK:

Belli Başlı Dil Aileleri
Hami – Sami
Dil Ailesi
1. Arapça
2. Akatça,
3.İbranice
 Hint – Avrupa Dilleri Ailesi
Asya Kolu: Hintçe, Farsça, Ermenice
b. Avrupa kolu:
* Germen (Cermen) Dilleri:
Almanca, İngilizce, Felemekçe (Hollanda’da ve Belçika’nın bir kısmında kullanılan dil).
* Romen Dilleri: Latince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca
* İslav Dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe (Lehistan bölgesinde kullanılan dil).
5. Ural- Altay Dilleri Ailesi
a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Estonca
b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca
Bantu Dilleri Ailesi:
Çin Dilleri Ailesi:
*****Türkçenin konuşlul du Bu yerle ri harita üzerinde, farklı renkte bir kalemle ve ya farklı bir işaretle gösteriniz. Türkçenin konuşulduğu ülkeleri defterinize yazınız.
Türkçenin Konuşulduğu ülkeler:
Türkiye,
Bulgaristan,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,
Makedonya,
Yunanistan,
Kosova,
Romanya,
Azerbaycan,
Suriye,
Irak,
Şu ülkelerdeki göçmen topluluklar:
Almanya,
Hollanda,
Fransa,
Avusturya,
Amerika Birleşik Devletleri,
Belçika,
İsviçre,
Birleşik Krallık,
Danimarka,
İsveç,
Avustralya
Sürgündeki Ahıska Türklerinin yasadığı ülkeler:
Kazakistan,
Azerbaycan,
Rusya Federasyonu,
Kırgızistan,
Özbekistan,
Ukrayna
Türkçe’nin Resmi olduğu ülkeler:
Türkiye
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Belediye Dili olarak;
Makedonya, Kosova
Çin, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Makedonya, Romanya, Polonya, Ukrayna, Moldova
4. ETKİNLİK

 Kelime kökü
Türetilmiş veya çekimlenmiş kelimeler
Ağaç-
ağaçlı
ağaçlık
ağaçta
Yaz-
yazar
yazı
yazıcı
Ride(bin-)
rode
ridden
Go(git-)
went
gone
****Yukarıdaki tabloda 2. ve 3. sıradakikelimelr diğerleriyle aynı şekilde türetilmemiş. bunlar çekimlenmişlerdir.
****ilk iki sıradaki kelimelerin sonalrına ek getişrilerek türetilmişlerdir.

5. ETKİNLİK:

 Türkçenin kelime türetimi ile öğrendiğimiz dillerin kelime türetimleri aynı değildir. İngilizcede kelimelerin çekimleir vardır.
Tek Heceli Diller
Eklemeli Diller
Çekimli Diller
Bu dillerdeki sözcüklerde çekim eki yoktur.
* Sözcükler ek almadan değişime uğramadan kalmaktadır.    * Cümle içerisinde sözcükler, bulundukları yere ve başka sözcüklerle yan yana gelme durumuna göre anlam kazanır.
* Yeryüzünde Çince ile Vietnam dili ve bazı Himalaya ve Afrika dilleri ve Avrupa’da Bask dili bu gruba girer.
* Bu dillerde bir veya daha çok heceli köklere yapım ve çekim ekleri eklenir.
* Köke getirilen yapım ekleri ile yeni sözcükler, yeni kavramlar türetilir.
* Bu dile en güzel örnek Türkçedir. Ayrıca Altay dilleri, (Moğolca, Mançu-Tunguz) küçük ayrımlarla Japonca; Ural dilleri (Fince, Macarca, Samoyetçe) ile bazı Asya ve Afrika dilleri bu gruba girer.
* Büküm, sözcüğün çekimi sırasında kökün özellikle kökteki ünlünün değişmesidir.
* Çekim sırasında görülen değişikliklerle yeni sözcükler ve kavramlar ortaya çıkar.
* Hint- Avrupa dilleri (Almanca, Farsça, Fransızca, Hintçe) ile Arapça çekimli dil grubuna girer.
                                   ÖLÇME DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun ifadelerle  doldurunuz.
***Türkçenin dahil olduğıu dil grubunun en önemli özelliği kelime türetilirken eklerden yararlanmasıdır.
***Türkçe köken olarak Ural – Altay dil ailesindendir ve yapı bakımından sondan eklemeli bir dildir.
         ****Yapı bakımından dünya dilleri– Çekimli diller, Tek heceli diller ve Eklemeli dillerdiye gruplandırılır.
2.  Aşağıdaki cümlelerin başına yargıalr doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
( Y)
(D)
(Y)
(D)
(Y)
(D)
3. B) Eski mo-Teleut
4. Aşağıdakilerden hangisi Türkçe kurallara göre türetilmiştir?
A) Bivefa    B) Maksat     C) Televizyon    D) Uçak      E) Makas
5.  Aşağıdakilerden hangisi Türkçeyle akraba bir dildir?
A) Yunanca    B) Farsça    C) Çince   D) Fransızca E) Moğolca
6. Aşağıdaki ülkelerden hangisinin resmî dili Türkçe değildir?
A) Azerbaycan B) Kazakistan C) Özbekistan   D) Kırgızistan E) Afganistan
7. Aşağıdakilerden hangisi Ural-Altay dillerinden değildir?

A) Romence B) Macarca C) Fince   D) Japonca E) Korece




HAZRILIK SORULARI

?????? Türkçenin Konuşulduğu ülkeler Nerelerdir?
Türkiye,
Bulgaristan,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,
Makedonya,
Yunanistan,
Kosova,
Romanya,
Azerbaycan,
Suriye,
Irak,
Şu ülkelerdeki göçmen topluluklar:
Almanya,
Hollanda,
Fransa,
Avusturya,
Amerika Birleşik Devletleri,
Belçika,
İsviçre,
Birleşik Krallık,
Danimarka,
İsveç,
Avustralya
Sürgündeki Ahıska Türklerinin yasadığı ülkeler:
Kazakistan,
Azerbaycan,
Rusya Federasyonu,
Kırgızistan,
Özbekistan,
Ukrayna
Türkçe’nin Resmi olduğu ülkeler:
Türkiye
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Belediye Dili olarak;
Makedonya, Kosova
Çin, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Makedonya, Romanya, Polonya, Ukrayna, Moldova
??????Türk kelimesinin anlamı nedir?
Türk sözcüğünün anlamı; “Güçlü, kuvvetli, miğfer, türemiş, şekil kazanmış” demektir. Türk
Dil Kurumu’nun hazırladığı Türkçe Sözlük ‘te, Türk; Asya ve Doğu Avrupa’da yaşayan, Türkçe’nin çeşitli lehçelerini konuşan soy ve bu soydan gelen kimse diye belirtilmektedir. Söz konusu bu kimselerden oluşan topluluklara “Türkler” denir. Türkler; Türkçe ve bu dilin lehçelerini  konuşurlar. Türk kelimesinin geçtigi ilk devlet, Göktürk (Kök-Türk) imparatorluğudur. Orhun Kitabelerinde Türk kelimesi, bazen Türk, bazen de Türük olarak yazilmiştir.
11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud; “Türk adının Türkler’e , Tanrı tarafından verildiğini belirterek,
Türk adının “Gençlik, kuvvet, kudret ve olgunluk çağı” demek olduğunu belirtir.
?????? Atatürk’ün Türk dili hakkıındaki görüşleri:
* “Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir… Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız tehlikeli felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının kısaca bugün kendi milletini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”
* “Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır.”
* “Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.”
* “Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Soru: Milli birlik ve beraberliğin güçlenmesinde dilin işlevi nedir?
Çok kısa ifade etmek gerekirse “insan eşit dildir”. Hani bir söz vardır, “Bir dil bir insan, iki dil iki insan” derler. İşte aynen o deyişte olduğu gibi, her bir dil bir inasndır. Her bir dil, sadece bir kültürel birikimin toplamı ve bir kültürde yaşayan insanlararası iletişimin aracı olduğu için değil, aynı zamanda gerçekten de “kişinin toplum içinde var olmasının, yani kısaca “bireyin toplumsal varlığının bir aracı” olduğu için de “insan eşit dildir” ya da dil eşit insandır” diyorum. Dil, bireyin toplumsal varlığının aracıdır; çünkü birey ile toplum arasında karşılıklı bir etkileşimin, bireyi birey yapan ve toplumu toplum yapan değerlerin, inançların, kısacası bireysel ve toplumsal tutum ve davranışların karşılıklı etkileşimine olanak tanır. Bireyin “toplumsallaşması” dil sayesinde olur. İnsan, içinde yaşadığı toplumun değerlerini, düşüncelerini, kurallarını ancak dil yoluyla öğrenir. Biz buna “toplumsallaşma” diyoruz. Bireyin kimliği, kişiliği oluştuktan sonra dönüp “toplumu etkilemesi” de yine dil sayesinde olanaklı olur. Yani artık bir birey, toplumun içinde büyümüş, öteki bireylerden farklı ve özgün olan kimliği gelişmiş, sıra artık birey olarak içinde yaşadığı toplumu etkilemesine gelmiştir. Politika, sanat edebiyat, öğretmenlik, memurluk veya esnaflık, zenaatkarlık gibi bireyin toplum içinde sahip olacağı herhangi bir meslek, artık, sadece bir geçim aracı değil, onun toplumu etkileme yoludur da. İşte gerek toplumun bireyi oluşturması, gerekse bireyin, oluştuktan sonra dönüp toplumu etkilemesi ancak dil yoluyla olur. Bu yüzden de ben “insan, eşit dildir” diyorum. Büyük düşünür Konfüçyüs’e “Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?” Sorusuna şöyle cevap verir. “Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa yapılması gereken şeyler doğru yapılmaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur.

“Millî kültürümüzün korunmasında dilin önemi”
Dil bir milletin kültürel değerlerinin başında gelir. Aynı dili konuşan insanlar millet denilen sosyal varlığın temelini oluşturur. Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu için, insan topluluklarını bir yığın veya kitle olmaktan kurtararak, aralarında duygu ve düşünce birliği olan bir toplum hâline getirir. Dolayısıyla dil ferde toplumunun bağışladığı en büyük miras ve donanımdır. Bu donanıma yabancılaşma insanların içinde yaşadıkları topluma yabancılaşmasını da beraberinde getirmektedir. Çünkü insanların yaşadıkları topluma yabancılaşmadan, ona uyum sağlayarak yani sosyalleşerek hayatlarını devam ettirmeleri, o toplumun kültürünü, inanç ve değerlerini benimsemeleriyle gerçekleşmektedir. Bu ise nesillere dil yoluyla aktarılabilmektedir.
Dil kültürü oluşturan önemli unsurların başında yer alır. Bu konumuyla dil, bir toplumun kültürü içinde şekillenen tüm birikimleri temsil edecek işlev yüklenmektedir. Günlük alışkanlıklar, öfkeler, sevinçler ve değer yargıları dil yoluyla ifade edilmekte ve tanımlanmaktadır. Bu işlevi nedeniyle de dil ve kültür arasında kaçınılmaz bir bağ bulunmaktadır. Bu nedenle de dil ile kültür sürekli etkileşim içindedir.
Bireylerin birbirleriyle anlaşmalarında, problemlerinin hallinde dilin önemi büyüktür. Edebiyatta, şiirde, sanatta, tiyatroda halk kitlelerine ulaşacak yani halkın anlayacağı dilden eserler vermek hem halkın bilinçlenmesi, hem de eserlerin uzun süre anlaşılırlılığını koruması açısından önemlidir. Geçmişten bu güne intikal eden sözlü ve yazılı kültür ürünlerinin bu güne kadar varlığını sürdürmelerindeki en büyük etken anlaşılır, sade ve halkın genelinin anlayabileceği bir dille yazılmış, söylenmiş olanlarıdır.

 “Türk” sözü ilk defa hangi yüzyılda, hangi coğrafyada ve kimler tarafından kulla
nılmıştır?
Türk kelimesinin geçtigi ilk devlet, Göktürk (Kök-Türk) imparatorluğudur. Orhun
Kitabelerinde Türk kelimesi, bazen Türk, bazen de Türük olarak yazilmiştir.
11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud; “Türk adının Türkler’e , Tanrı tarafından verildiğini belirterek,
Türk adının “Gençlik, kuvvet, kudret ve olgunluk çağı” demek olduğunu belirtir.

 Türkçenin çıkış yeri olarak bilinen bölge neresidir?
Türk yazı dilinin tarihi VII ve VIII. yüzyıllarda Orhon vadisinde dikilmiş olan yazıtlarla başlar.
Esik kurganı buluntuları arasında yer alan ve MÖ 4’üncü yüzyıla ait olduğu saptanan bir çanaktaki Orhon yazısına benzer harflerle yazılan iki satırlık yazının en eski Türkçe metin olduğu bilinmektedir. Çin yıllıklarındaki bir Hun ağıtına ait iki dize ile birkaç sözcük MS 4’üncü yüzyıl Türkçesi hakkında fikir vermektedir. Ancak, yazınsal metin niteliğindeki ilk büyük metinler Tonyukuk (725), Bilge Kağan (731) ve Köl Tigin (732) adına dikilmiş olan Göktürk Yazıtları’dır.
Yayılma alanı Kuzey Buz Denizi’nden başlayıp Hindistan’ın kuzeyine, Çin Halk Cumhuriyeti’nin içlerinden Avrupa’nın en uç noktasına kadar uzanan yaklaşık 12 milyon kilometrekarelik bu coğrafyada en geçerli dil, Altay dil ailesinin en büyük kolu olan Türk dilidir.
 Çağdaş Türk yazı dilleri nelerdir?
Bu yazı dilleri Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Özbek Türkçesi, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Tatar Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Uygur Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Karakalpak Türkçesi, Kumuk Türkçesi, Karaçay Türkçesi, Balkar Türkçesi, Nogay Türkçesi, Hakas Türkçesi, Altay Türkçesi, Tuva Türkçesi ile Çuvaşça ve Yakutçadır.

Tarihî süreçte Türkçenin dönemlerini söyleyiniz.

TÜRK DİLİNİN TARİHİ DÖNEMLERİ
 Dil tarihi uzmanları, Türk dilinin tarihî gelişimini dönemlere ayırırken metinlerle takip edilen dönemden öncesi için birbirinden az çok farklı ayrımlar ve adlandırmalar yaparlar. Bu farklılıkları bir kenara bırakarak Türk dilinin tarihî dönemlerini şöyle özetleyebiliriz:
         1. Altay Dil Birliği Dönemi: Türkçenin Altay dillerinden (Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Korece, Japonca) henüz ayrılmadığı karanlık bir dönem olarak değerlendirilir.
            2. En Eski Türkçe Dönemi: Türkçenin bağımsız bir dil olarak ana Altaycadan ayrıldığı dönem olarak kabul edilmektedir.
         3. İlk Türkçe Dönemi: Hun, Avar, Hazar, Bulgar dillerinin Türkçeden henüz ayrılmadığı dönem olarak gösterilir.
         Türkçenin karanlık çağlarına ait dönemleri ana hatlarıyla bu şekildedir. Bundan sonraki dönemlere ait metinler, yazılı kaynaklar olduğu için dilimizin tarihî gelişimi sağlıklı bir şekilde izlenebilmektedir.

Türkçenin metinlerle takip edilebilen bu dönemleri sırasıyla şöyledir:
1. ESKİ TÜRKÇE DÖNEMİ (6.–13. yüzyıllar arası)
            Türkçenin belgelerle takip edilen ilk dönemi olup 13. yüzyıla kadar olan zamanı içine alır. Türkçenin bütün dönemleri hesaba katıldığında hem ses ve biçim bilgisi hem de söz varlığı bakımından en saf ve duru dönemidir. Dilin gramer özelliklerini, tarihî gelişimini tespit için düzenli ve bol metinlerin olduğu bu dönemde bütün Türkler, Türkçenin bu ilk yazı dilini kullanmışlardır. Eski Türkçe dönemine ait metinler; Köktürk, Uygur ve Karahanlı metinleri olarak üç grupta toplanır:
a) Köktürk metinleri
            Köktürklerin kendi icadı olan Köktürk alfabesiyle taşlar (bengü taşlar*) üzerine yazılan metinlerdir. Bir kısmı çeşitli albüm ve dergilerde tanıtılan, bir kısmı ise henüz yayınlanmamış irili ufaklı bu metinlerin sayısı 250’den fazladır. Bengü taşların en meşhurları Kül Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk adına diktirilen ve Köktürk Yazıtları (Orhun Abideleri) adıyla bilinenlerdir. Metin itibariyle daha uzun ve kapsamlı olan bu yazıtlar dışında Köktürk çağına ait diğer bengü taşlar şunlardır: Çoyrın, Hoytu Tamir, Nalayha, Talas, Hangiday, İhe-Nûr, Köl İç Çor (İhe-Huşotu), İşbara Tamgan Tarkan (Ongin), Altun Tamgan Tarkan (İhe-Aşete), Mahan Kağan (Bugut).
Bunlardan “Çoyrın bengü taşının 687-692 yılları arasında dikildiği tahmin edilmektedir. Eğer bu tahmin doğruysa, altı satırlık bu taş, Türkçe yazılmış olan ve Köktürk harflerinin kullanılmış bulunduğu ilk metin olmaktadır.”[1] Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar dikkatlerin yeni bir malzeme üzerinde toplanmasına sebep olmuştur: Kazakistanda Esik kurganından çıkan bakır tas üzerindeki Köktürk işaretli kısa yazının okunuşu doğrulanırsa Türk yazı dilinin belgeleri Çoyrın bengü taşından 1200 yıl kadar daha önceye gidecek demektir.
İleri bir tarihte belki yeni malzemeler ortaya çıkabilir. Ancak bugün itibariyle bu döneme ait en önemli belgeler hiç şüphesiz Köktürk Yazıtlarıdır. Bu yazıtların bulunması ve yazısının 1893’te Danimarkalı V. Thomsen tarafından çözülerek okunması, Türk dili araştırmaları için dönüm noktasıdır.
b) Uygur metinleri
Köktürk devleti yıkıldıktan sonra tarih sahnesinde Uygurları görürüz. Yeni bir din arayışıyla Budizm’i benimseyen Uygurlar, Uygur yazısı ve Mani, Brahmi yazılarıyla taş ve kâğıt üzerine yazılmış çeşitli metinlerle kütük basması eserler bırakmışlardır. Doğu Türkistan’daki kazılarda ortaya çıkarılan yüzlerce sandık eserin çoğu, dinî nitelikli olmakla beraber aralarında tıp, falcılık, astronomi ve şiirle ilgili olanlar da vardır. En önemlileri şunlardır:
·       Sekiz Yükmek (Sekiz Yığın)
·       Altun Yaruk (Altın Işık)
·       Irk Bitig (Fal Kitabı)
·       Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi (İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü Düşünceli Şehzade)
c) Karahanlı metinleri
Eski Türkçenin Karahanlı dönemine ait başlıca eserleri şunlardır:
·       Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi):
·       Dîvânü Lûgati’t-Türk:
·       Atabetü’l-Hakayık (Gerçeklerin Eşiği):
·       Divân-ı Hikmet:
2. ORTA TÜRKÇE DÖNEMİ (13.–15. yüzyıllar arası)
Eski Türkçeyle yeni Türkçeyi birbirine bağlayan geçiş dönemidir. Bu dönemde bütün Orta Asya’da kullanılan Türkçeye, Ortak Türkçe, Müşterek Orta Asya Türkçesi adları da verilmiştir. “Orta-Asya Türk dünyası, XII. yüzyılda başlayan bazı kaynaşma, karışma ve ayrışmaların sonucu olarak, yavaş yavaş Türk dilinin genel yapısında birtakım değişme ve gelişmelere sahne olmuştur. Bu değişme ve gelişmeler yeni yazı dillerinin oluşmasına ortam hazırlamıştır. Böyle bir oluşum ve dallanmaya beşiklik eden asıl bölge Harezm böl­gesidir. Bu bölge, dil tarihimizde, bir yandan Karahanlı Türkçesi ile Harezm Türkçesini birbirine bağlayan bir köprü vazifesi görürken, bir yandan da Eski Türkçenin yeni şartlar altında devamını sağlayan ve Doğu Türkçesini başlatan Çağataycanın oluşmasına ortam hazırlamıştır. Edebî gelenek bakımından, Harezm’in kuzeyindeki Altınordu-Kıpçak Türkçesi de Harezm Türkçesine dayandığı için bölgenin Kıpçak Türkçesinin ayrı bir kol hâline gelişinde de büyük katkısı vardır. Horasan ve İran’dan batıya doğru yol alarak XIII. yüzyılda Oğuz Türkçesi temelinde yeni bir kol oluşturan Türk yazı dilinin ilk belirtileri ve filizlenmesi de yine bu bölgede başlamıştır denebilir.
Görülüyor ki, Harezm bölgesinde kurulup gelişmiş olan Harezm Türkçesi, XIII. yüzyıla kadar biribirinin devamı niteliğinde tek kol hâlinde ilerleyen Türk yazı dilinin Çağatay, Oğuz  ve  Kıpçak temelinde yeni dallanmalarına kaynaklık etmiştir. Bu dallanmanın gerekli kıldığı şartlara elverişli bir ortam hazırlamıştır… Esasen bu devir Türkçesine Orta Türkçe denmesinin sebebi de Eski Türkçe ile Yeni Türk dili kolları arasında bir geçiş devresi niteliği taşımasındandır. Bu bakımdan Türk dili tarihindeki yeri önemlidir.”[2]
Türk dili ve Türk kültüründe önemli değişmelerin olduğu bu dönem, Harezm Türkçesi ile temsil edilir. Harezm Türkçesi, 13. ve 14. yüzyıllarda Batı Türkistandaki yazı diline verilen isimdir. Edebî gelenekler bakımından Karahanlı Türkçesine dayanan bu yazı dili, Oğuz ve Kıpçak lehçelerinden de etkilenmiştir.
Karahanlı Türkçesinden Çağatay Türkçesine geçiş olarak değerlendirilen bu dönemde, dil tarihi bakımından önemli eserler yazılmıştır. Bu dönemin dil yadigârlarını Harezm Türkçesi ve Kıpçak Türkçesi olmak üzere iki grupta değerlendirmek de mümkündür. Bunlardan başlıcaları aşağıda kısaca anılmıştır:
Harezm Türkçesinin yadigârları:
·       Mukaddimetü’l – Edeb:.
·       Kısasü’l – Enbiyâ
·       Muînü’l – Mürid
·       Muhabbetnâme·      
 .       Nehcü’l – Ferâdis
Anonim Kur’an Tefsiri bu döneme ait diğer bir eserdir.
Kıpçak Türkçesinin yadigârları:
·       Kodeks Kumanikus (Codex Cumanicus
·       Tercümanü Türkî ve Arabî
·       Kitâbü’l-İdrâk li Lisânü’l-Etrâk
·       Husrev ü Şirin
·       Gülistan Tercümesi
·       Et-Tuhfetü’z-Zekiyye fi’l-Lûgati’t-Türkiyye
·       El-Kavaninü’l-Külliye li Zabti’l-Lûgati’t-Türkiyye
3. YENİ TÜRKÇE DÖNEMİ (15.–20. yüzyıllar arası)
Orta Türkçe dönemindeki Türk lehçelerinin, edebiyatlarının gelişerek devam ettiği dönemdir. Bu dönemi, dil bilgisi yapısı bakımından belli farklılıklar olmakla birlikte Orta Türkçe Dönemi’nden kesin çizgilerle ayırmak pek mümkün değildir. Ancak Türkçenin dış etkiler sebebiyle bazı değişikliklere uğradığı zamanlar bu dönem içinde değerlendirilebilir.
Bu dönemde bir tarafta Orhun, Uygur, Karahanlı Türkçeleri, Harezm Türkçesi ve onun devamı niteliğinde olan ve geçmişteki ses ve yapı bilgisi özelliklerini koruyan Çağatay Türkçesi gelişmesinini sürdürürken diğer tarafta Anadolu Selçuklularıyla birlikte Oğuz ağzı yazı dili olmaya başlamış ve kısa sürede büyük gelişmeler göstererek Türkçeninin ikinci büyük, edebî yazı dili olmuştur.
Milâttan önceki yüzyıllarda Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa içlerine kadar uzanan Türk göçleri, milâttan sonraki yüzyıllarda da devam ederek 15. yüzyıla kadar sürmüştür. Bu göçlerle birlikte birtakım siyasî gelişmeler de yaşanmış, yeni kültür merkezleri kurulmaya başlamış, Türk yazı dilinde dallanmalar ortaya çıkmış, Kuzey-Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi denen lehçeler grubu teşekkül etmiştir.
4. MODERN TÜRKÇE DÖNEMİ
20. yüzyıldan itibaren bugünü de içine alan bütün Türk bölgelerinde devam eden Türkçedir. Geçmişte olduğu gibi bugün de çok geniş bir alanda oldukça hareketli bir görünüm arz eden Türkçe, günümüzde yirmiye yakın yazı diliyle varlığını devam ettirmektedir.


Tarih boyunca Türkçeye katkısı bulunan yazarlar kimlerdir?
Yollug Tigin, Kaşgarlı Mahmut, Ahmet Yesevi, Yusuf Has Hacip, Edip ahmet Yükneki, Ali Şir Nevai, Hoca Dehhani, Yunus Emre……
Nusret Diflo Ülkü’nün “Türk çem” adlı şiiirine göre Türkçe kimler tarafından ve nereler –
de konuşulmaktadır?
Nusret Diflo Ülkü’nün “Türk çem” adlı şiiirine göre Türkçe orta Asyadan Tut Ta Balkanlara  kadar olan geniş  bir  alanda konuşulmaktadır.  
Şair, dünyanın farklı yerlerinde Türkçe konuşan insanlarla kendisini niçin fark lı gö rmü yor?
Çünkü Türkçe konuşan herkesi Kendi ulusu olarak görüyor.
Eski Türkçe Döneminden alınan metinlerin her birinde yazıldıkları yüzyılın ay›rıcı özelliklerini görebiliriz. Asıl metinlerde geçen bu gün de kullanmakta olduğunuz kelimeleri aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
Türk, Oğuz, begleri, eşidin, akar, at, başladım, şehadet, yir, altınıta  kelimeleri bugün de kullandığımız kelimelerdir.
Eski Türkçe Döneminden alınan metinlerin yazldıkları dönemdeki Türkçe ile günümüz Türkçesindeki belirleyici ses deşiğikliklerini örnekteki gibi aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
sözüg…..> söze   
begleri…..>  beyleri       g…….> y değişmesi
eşidin……..> işitin           d…….> t değişmesi,    e…….>  i değişmesi
yir………….> yer             e……….> i değişmesi
altınıta…..> altında        t……….> d değişmesi
“Türk” sözü yukarıdaki metinlerden hangisinde geçmektedir? Bu metnin hangi coğrafyada, kimler tarafından ve kaçıncı yüzylda oluşturulduğunu aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
Türk sözcüğü yuklarıdaki metinlerde Orhun Yazıtlarında geçmektedir.  Orta Asyada 8 . yüzyılda Göktürkler tarafından kullanılmıştır.
Yukarıdaki şiir Âşık Paşa’nın bir mesnevisinden alınmştır. Beyitleri okuyunuz. Beyitleri anlamadıysanız sebebini aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
 Beyitler tam olarak anlaşılmıyor. Çünkü anlamını bilmediğimiz kelimeler kullanılmış.
                 “Hazırlık” bölümünde araştırmanız istenen Türkçeye katkısı bulunan yazarlardan Eski Anadolu Türkçesi ile eser veren yazarları aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
Hoca Dehhani, Ahmet Yesevi ( Divan-ı Hikmet), Şeyyâd Hamza(Yûsuf u Züleyhâ), kaşgarlı Mahmut ( Divan-ı lügatit-türk),  Yusuf Has Hacip( Kutadgu Bilig) Edip ahmet Yükneki( Atabetü-l Hakayık)
Ahmet Fakîh’in Kitâbu Evsâfı Mesâcidi’ş- Şerîfe adlı eseri Eski Anadolu Türkçesinin en eski eserlerinden birisi olarak kabul edilir.
Türkçenin dönemleri hakkında edindiğiniz bilgileri aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
1. Altay dönemi,
2. En eski Türkçe dönemi
3. İlk Türkçe dönemi,
Eski Türkçe dönemi, Orta Türkçe dönemi, Yeni Türkçe dönemi, Modern Türkçe dönemi
                                          ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1. Tarihî bir metin okuduğunuz zaman o metnin Türkçenin hangi devrine ait olduğunu belirleyebilmeniz için ne gibi özelliklerine bakarsınız?
Metinde kullanılan sözcüklere bakarız. bu sözcükler bize metnin hangi zamanda yazıldığı hakkında bilgi verir.

2. Yaşadığı coğrafya ve etkileşimde bulunduğu kültürler bir milletin dilini etkiler. etkileşimde bulunduğu millet ve kültürlerde gördüğü yeni eşya, nesne, alet, kavram ……gibi  durumları anlatmak için kendi dilinde karşılığı yoksa olduğu gibi o dilden alınır.

3. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri  doldurunuz.
• Türk çe, __Eski Türkçe , ___Orta Türkçe , _Yeni Türkçe , _Modern Türkçe_ dönemlerinden oluşur.
• Eski Anadolu Türkçesi, Anadolu ve _Azerbaycan Türkçesinden  oluşmuştur.
4. Aşağıdaki cümlelerin başına verilen bilgiler doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
( D) Kutadgu Bilig Türkçe için önemli bir eserdir.
( Y ) Dede Korkut Hikayeleri Oğuz lar hakkında yazılmış bir eser değildir
( D  ) Orta Türkçe Döneminde saf bir Türkçe kullanılmıştır.
(  D) Atatürk “Türk Dil Kurumu”nun çalışmalarına özel ilgi duymuştur.
5. Aşağıdakilerden hangisi Türkçenin dönemlerin den biri değildir?
A) Es ki Türkçe Dönemi       B) Çağdaş  Türkçe Dönemi
C) Asıl Türkçe Dönemi         D) Orta Türkçe Dönemi       E) Yeni Türkçe Dönemi

6. Atatürk’ün Türk dili için yaptığı  çalışmalar hangi ilke ile ilgilidir?
A) Halkçılık        B) Milliyetçilik                C) Devletçilik    D) Laiklik       E) İnkılapçılık

7. Aşağıdakilerden hangisi Atatürk’ün Türkçenin gelişimi ile ilgili yaptığı çalışmalardan
değildir?
A) Türk Dil Kurumunu kurması
B) Ağızlardan Türkçe kelimeler derletmesi
C) Türk lehçeleri sözlüklerini Türkiye Türkçesine kazandırması
D) Türk Tarih Kurumunu kurması
E) Türk dili çalışmaları için kongreler düzenlemesi
8. Aşağıdakilerden hangisi 18. yy. dan sonra oluşan Türk yazı dillerinden değildir?
A) Kazakça    B) Tatarca     C) Kırgızca   D) Türkiye Türkçesi      E) Türkmence
                  
  ÜNİTE SONU  ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME SORULARI
1 . . Köken Bakımından Dünya Dilleri
1. Hint – Avrupa Dilleri Ailesi
a. Asya Kolu: Hintçe, Farsça, Ermenice
b. Avrupa kolu:
* Germen (Cermen) Dilleri: Almanca, İngilizce, Felemekçe (Hollanda’da ve Belçika’nın bir kısmında kullanılan dil).
* Romen Dilleri: Latince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca
* İslav Dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe (Lehistan bölgesinde kullanılan dil).

2. Hami-Sami Dilleri Ailesi: Akatça, Arapça, İbranice
3. Bantu Dilleri Ailesi: Orta ve Güney Afrika’da yaşayan Bantuların dilleri bu gruba girer.
4. Çin Dilleri Ailesi: Çince ve Tibetçe bu ailedendir.
5. Ural- Altay Dilleri Ailesi:
a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Estonca
b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca
2. Yapı bakımından diller hangi özelliklerine göre sınıflandırılmıştır?
Yeryüzündeki diller, ses sistemi, biçim yapısı ve söz dizimi özelliklerine göre sınıflandırılmıştır.

3. Atatürk’ün Türkçecinin sadeleşmesi için yaptığı çalışmaları söyleyiniz?
Dil inkılabı, özü itibariyle, çağdaş değerler içinde bir kültür davası olarak ele alınmalıydı. Bunun gerçekleştirilmesi içinde bilimsel temelde çok yönlü ve kapsamlı bir programa bağlanması gerekiyordu. Bu bakımdan dil inkılabının dayandığı fikir temelini:
1-Yabancı etkiler altında benliğini kaybetmiş olan dilimizin millileştirilmesi, ona kendi yapı ve işleyişine uygun bir gelişme yolunun çizilmesi,
2-Bilimsel yollar ile incelenerek aslındaki güzelliğin ve tarihi zenginliğin ortaya konması,
3-Türkçemize, kelime türetme ve terim yapma imkanları bakımından işleklik kazandırılarak, uzun vadede zengin bir kültür dili durumuna getirilmesi, şeklinde üç ana ilkede özetleyebiliriz.
4.
5. Türkçenin köken bakımından dünya dilleri arasındaki yeri nedir?
 Türkçe Ural Altay dil ailesinin Altay koluna bağlı sondan eklemeli bir dildir.

6. Aşağıdaki cümlerde  de boş bırakılan yerleri doldurunuz.
Türk Dil Kurumu …..
• Orta Türkçe Döneminde dilimize  Arap  ve Fars  dillerinden pek çok kural ve kelime girmiştir.
 • “Türk” kelime si ilk kez Eski Türkçe Döneminde kullanılmıştır.

7.  Aşağıdaki cümlelerin başına verilen bilgiler doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
 ( Y ) Dünya dilleri, öğelerinin dizilişine göre sınıflandırılmıştır.
( Y ) Türkçe, Hint-Avrupa dil ailesine mensuptur.
( D ) Türkçe, yapı bakımından sondan eklemeli bir dildir.
( D ) Türkçe, Ural-Al tay dil grubunun Altay kolundandır.
(  Y ) Türkçede kelimelerin önü ne geleneklerde vardır.
( D ) Türk adı ilk defa yazılı olarak Göktürk Yazıtlarında geçmiştir.
( Y ) Türkçe, sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde konuşulur.
(   D ) Türkçe, Anadolu’da yeni özellikler kazanmıştır.

8. Es ki Türkçede kelime başlarında bulunan “k”ler günümüzde hangi sese dönüşmüştür?
A) t      B) z      C) b     D) g     E) m

9. “gel-” fiilinin Es ki Türkçeden günümüz Türkçesine gelişinde hangi ses olayı görülür?
A) Ünsüz düşmesi    B) Kaynaşma    C) ikizleşme    D) Ünsüz değişmesi   E) Göçüşme
10. Aşağıdaki dillerden hangisi Türkiye Türkçesiyle ilişkili değildir?
A) Azerice    B) Kırgızca     C) Kazakça     D) Rusça     E) Özbekçe

11. Türkçe, Anadolu’da hangi tarihten sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır?
A) 1453    B)1248     C) 1071     D) 1923     E) 1402
12. Türkçe, yapı bakımından hangi dil grubun dandır?
A) Tek heceli     B) Çekimli C) Önden eklemeli    D) Sondan eklemeli   E) İki heceli
13. Türkiye Türkçesi hangi ağız esas alınarak şekillendirilmiştir?

A) İstanbul B) Konya C) Ankara D) Karaman E) Erzurum




9. Sınıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları –  EKOYAY- 3. Ünite.Ses Bilgisi 1. TÜRKÇENİN SES ÖZELLİKLERİ  sayfa 51-52-53

HAZIRLIK 
Aile çevrenizin, komşularınızın veya çarşıda pazarda karşılaştığınız insanların günlük
Konuşmalarını, onların söyleyiş biçimiyle yazıya aktarınız.
Nasılsın gomşu, naapıyon?  Saol sen nasılsın?
Yarın çarşıya gelicen mi?
Sınıf kurallarına uymadan ders dinlemeniz veya trafik kurallarına uymadan trafikte bir yerden bir yere gitmeniz mümkün olur mu?
Sınıf kurallarına uymadan ders dinlemeniz veya trafik kurallarına uymadan trafikte bir yerden bir yere gitmek pek mümkün olmaz. Olsa bile birçok sıkıntı yasarız. Tehlikelerle baş başa kalırız.
Trafik niçin İngiltere’de soldan Türkiye’de Sağdan gitmektedir? Böyle olduğu halde niçin İngiltere’den Türkiye’ye geldikleri zaman sorun yaşamamaktadırlar?
                  Trafik levhaları bütün dünyada aynıdır. Bu da kolay anlaşmayı sağlar.
Şiirde geçen tepelerde, konuşurduk, kaldım” kelimelerindeki ünlülerin kelime içindeki diğer ünlülerle uyum içinde olduğu söylenebilir mi? Niçin?
Evet. Bir uyum içinde olduğu söylenebilir. Ses özellikleri bakımından birbiri ile uyum içindedir. Seslerin ağızdan çıkışına ve boğumlanmalarına göre kümelendiklerini görürüz.
şiirde geçen kelimeleri ve bu kelimelere gelen ekleri inceleyerek Türkçe de aynı ekin (da, de, ta, te  bulunma hal ekinde olduğu gibi) birden fazla şeklinin olmasını neye bağlıyorsunuz? Düşündüklerinizi defterinize yazınız.
Gönül- üm -le ,      Otur- du- m       hüzün le- n di- m             sev- gi-  li,     gün- ler- i
Dağ- lar       ağ-  ar -ır – ken,             konuş- ur du- k                tepe -ler –  de,
Ağ-ar-an      dağ- lar-ı                        sil-in – di,                           gez- in- en – ler 
Türkçede kelimelere gelen ekler sözcüğün sonundaki sese göre şekillenir. Son hecedeki ünsüz sert ise ek de sert seslerden oluşur. Son hecedeki ünlü kalın ise ek de kalın, ince ise ek de ince sesli harflerden oluşur.
1. Et kinlik
Önce “a, ı, o, u” seslerini sonra “e, i, ö, ü” seslerini söyleyiniz. Dilinizin, hangi gruptaki sesleri söylerken önde, hangisinde geride olduğunu aşağıya yazınız.
“a, ı, o, u” sesleri önde
 “e, i, ö, ü” sesleri geride oluyor.
·          Ön ce “a, e, ı, i” seslerini sonra “o, ö, u, ü” seslerini söyleyiniz. Dudağınızın önceki ve
sonraki sesleri söylerken hangi şekli aldığını aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
“a, e, ı, i” seslerini söylerken dudaklar yana doğrun açılıyor.
o, ö, u, ü” seslerini söylerken ise dudaklar içe doğru ve aşağı doğru büzülüyor.
                

                          Düz
                    Yuvarlak
geniş
Dar
geniş
Dar
Kalın
a
ı
o
u
İnce
e
i
ö
ü
Ünsüzlerin boğumlanma yerleri
ünsüzler
dudaklar
b, f, m, p, v
dişler
c, ç, d, j, l, n, r, s, fl, t, z
damak
g, ğ, k, y
gırtlak
h
sert
 yumuşak
sürekli
f,h,s,ş
ğ, j, l, m, n, r, v, y, z
süreksiz
ç,k,p,t
b, c, d, g
4. etkinlik.

Tabloya göre Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalın bir ünlü varsa ondan sonraki hecelerde de Kalın ünlüler;   ilk hecede ince bir ünlü varsa ondan sonraki hecelerde de ince ünlüler bulunur. Buna büyük ünlü uyumu denir.

5. ETKİNLİK:
……“ağarırken, hayalet” kelimeleri büyük ünlü uyumuna uymaz. Çünkü ilk hecede kalın ünlü “a” var. Sona gelen  eklerde   ise   “e” ince ünlü var.
….. Aşağıda tabloda verilen kelimelere “-ken, -le yin, -yor, -ki, -mtı rak, -daş” eklerinden uygun olanını ekleyiniz.
Kelimeler
Kelimenin ek almış hali
Kurala uygunluk
koşar
koşarken
uymaz
din
dindaş
uymaz
sınıfta
sınıftaki
uymaz
yeşil
yeşilimtırak
uymaz
akşam
akşamleyin
uymaz
gel-
geliyor
uymaz
6. ETKİNLİK:
kelimeler
1.Hece ünlüsü
2. Hece ünlüsü
3. Hece ünlüsü
4. Hece ünlüsü
oturdum
yuvarlak
Dar- yuvarlak
Dar- yuvarlak
uzaklarda
yuvarlak
Düz- geniş
Düz – geniş
Düz- geniş
nerdesin
Düz
Düz – geniş
Düz – geniş
Düz- dar
gezinenler
düz
Düz-dar
Düz- geniş
Düz – geniş
İlk ünlüsü düz olan kelimelerde,     düz ünlüler
İlk ünlüsü yuvarlak olan kelimelerde,  ise ya dar- yuvarlak ya da düz- geniş ünlüler bulunur
Türkçenin bu kuralına küçük ünlü uyumu denir.
 âlemim, sahibi   bu sözcükler büyük ünlü uyumuna uymaz. Çünkü kalın ünlülerden sonra ince ünlüler kullanılmış. Bu sözcükler dilimize yabancı dillerden girmiş sözcüklerdir.
Meraksız sözcüğü  büyük ünlü uyumuna uymaz. İnce ünlüden sonra kalın ünlü gelmiş.
Küçük ünlü uyumuna uymayan kelime yoktur.
7. ETKİNLİK:
gös ter- -tık, tik,-dık, -dik…………..>   göster-dik        -r yumuşak ünsüz
yapıl- -tı, -ti, -dı, -di…………………>      yapıl- dı           -l yumuşak ünsüz
kapat- -tık, tik,-dık, -dik…………….>   kapat-tık          -t sert ünsüz
bahçe -ta, -te, -da, -de………………>   bahçe-de          -e  ünlü
başla- -tı, -ti, -dı, -di……………………>  başla-dı            -a ünlü
kitap -tan, -ten, -dan, -den…………>  kitap-tan          -p sert ünsüz
8. ETKİNLİK:
“ağaca, kanadını, çorabını, uçağın”  kelimelerinin çekim eki almamış durumunu aşağıya yazınız.
1.ağaç      2. kanat     3. çorap    4.uçak
“İlaç, kitap, kilit” sözcüklerine ünlü ve ünsüzle seslerle başlayan bir ek getiriniz. Kelimenin son seslerindeki değişimin hangi ekler geldiği zaman oluştuğunu yazınız.
İlaç- ı………> ilacı,      ilaçta,    ünlü ile başlayan bir ek geldiği zaman değişiyor.
Kitap-ı ……> kitabı , kitapta   ünlü ile başlayan bir ek geldiği zaman değişiyor
Kilit- i ……..> kilidi, kilitten    ünlü ile başlayan bir ek geldiği zaman değişiyor
9. ETKİNLİK:
SERT ÜNSÜZLER
ç,  k, p,t
YUMUŞAK ÜNSÜZLER
f,h,s,ş
10. Etkinlik
“Ufacık ellerini çabucak ve sıcacık bir hareketle bana uzattı.”
“Üsteğmenin bu hareketinin karşısında küçüldüm.”
“Yürü be hey Bulgar Dağı
Senden yüce dağ olma mı?” mısralarında ve yukarıdaki cümlelerde görülen ünsüz düşme lerini gösteriniz.
Ufak-cık>>>>>>>>>>>>>ufacık  ::::::::::::::::>-k sesi düşmüş
Çabuk-ca>>>>>>>>>>>çabucak  >>>>>>>>   -k sesi düşmüş
Sıcak-cık>>>>>>>>>>>>sıcacık   >>>>>>>>    – k sesi düşmüş
Olmaz mı >>>>>>>>>> olma mı >>>>>>>>> -z sesi düşmüş.
Küçük-ül >>>>>>>>>>  küçüldüm>>>>>>>>>  -ü-  l sesleri düşmüş
11. ETKİNLİK.
“bağrında, gönlüme” sözcüklerinin aldığı ekler çıkarılınca  “ bağır” ve “gönül” şekline dönüşür.
oğlu
ömrü
omzu
burnu
alnı
emri
aklı
fikri
şükrü
Türkçe kelimelerde orta hece ünlüsü vurgusuzdur. Son hecesinde dar ünlü olup ünsüzle biten bir kelimeye ünlü ile başlayan bir ek getirilince…orta hece ünlüsü düşer buna ünlü düşmesi denir.
·         Aşağıya orta hece ünsüzü düşen kelimeler yazınız.
Ünlüsü olması gerekiyor…  sabrı, zikri, ağzı, bağrı, çağrı,  
Metinde geçen“hayvaları, gelirkene, havludan, börümcekler, İreceb’in” kelimelerini
asıllarıyla karşılaştırınız. Kelimelerdeki değişiklikleri aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
Hayva      >>>>>>>     ayva
Gelirkene>>>>>>>>   gelirken
Havludan >>>>>>>    avludan
Börümcekler >>>>>  börülceler
İreceb’in >>>>>>>>   Recep’in
“toplamaya, kovayı, üstüne” sözcüklerinde türeyen kaynaştırma ünsüzleri
Toplama –y –a         kova- y– ı      üstü-  n-e
13. ETKİNLİK
“benziyordu, çıkmıyor, ağlıyorsun” kelimelerini, “benzeyordu, çıkmayor, ağlayorsun” şeklinde söyleyebilir miyiz? Bu kelimelerdeki değişmenin sebebini aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
Söyleyemeyiz. Bu kelimelerin bu şekilde söylenmesi zor olduğu için değişikliğe uğramıştır.
Benze-, çıkma-, ağla-” fiillerinden sonra “-dı, -acak, -mış” eklerini getiriniz. Kelime
köklerinde değişme olmamasının sebebini aşağıda boş bırakılan yere yazınız
benze-di.  Çıkmayacak,   ağlamış.   Çünkü bu kelimeler kaynaştırma ünsüzü ile birlikte bir ek almış.
                                         ANLAMA YORUMLAMA
51. sayfadaki “Özleyen” Şiirinde geçen “uzakta”, “geçtik” kelimelerindeki “-ta”, “-tik” eklerinde ek “t” ünsüzü ile başlarken aynı şiirde geçen “konuşurduk”, “uzaklarda” kelimelerinde eklerin niçin “d” ile başladığını açıklayarak aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
Çünkü,    uzak-ta geç-tik  sözcükleri sert ünsüzle bittiği için ek de sert ünsüzle başlamış.
Uzallar-da,   konuşur-duk sözcükleri ise yumuşak ünsüz ile bitmiş bu yüzden ek de yumuşak ünsüz ile başlamış.
·       Gönül ve fecir sözcükleri ünlü ile başlayan bir ek aldıkları için vurgusuz olan orta hece ünlüleri düşmüş.
·       Gönül-ler,   fecir-de   bu ekler ünsüz ile başladığı için ses düşmesi olmamış.
ağrırken
ufkunda
tepelerde
hayalet
konuşurduk
Ünlü kuralları
x
x
Ünsüz kuralları
x
                                   ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1. Türkçe kelimelerde ünlüler hangi özelliklerine göre sınıflandırılır?
Kalın – ince, düz yuvarlak, dar- geniş oluşlarına göre sınıflandırılır.
2.Türkçedeki ünsüz uyumu kuralını açıklayınız.
Sert bir ünsüzle (p,ç,t,k) ile biten Türkçe bir kelimeye yumuşak ünsüzle başlayan ( b,c,d,g)  bir ek getirildiği zaman yumuşak ünsüzler ( b,c,d,g) sert ünsüzlerden p,ç,t,k ‘ya dönüşür.
                       Geç-di>>>>>>>>> geçti,   aç- dı >>>>>>açtı gibi
3.  “e” ünlüsünün özelliklerini açıklayınız.
“e” düz, geniş, ince bir ünlüdür.
4.
* Türkçede ünlü uyumlarını bozan ekler şunlardır: -yor, -ki, -layın, – daş,-ımtrak, -gil, -ken
* . “Iramazan” kelimesinde görüldüğü gibi bölgesel özellik taşıyan ses olaylarını yazılarımıza yansıtmamız,  –dilin doğru kullanımı__ için doğru değildir.
5. Aşağıda geçen cümlelerdeki ifadeler doğru ide D yanlış ise y yazınız.
(  D  ) Türkçe kelimelerde orta hece ünlüsü vurgusuz olduğu için kelimeye ünlü ile başlayan bir ek gelirse bu ünlü düşer.
( D ) Kalınlık-incelik uyumu kuralında her ünlü bir sonraki hecenin ünlüsüne uyar.
(  Y ) “Ki tap” kelimesinden sonra ünlü ile başlayan bir ek gelirse ünsüz yumuşaması olmaz.
6. Aşağıdaki kelimelerden hangisinde ünsüz yumuşaması vardır?
A) Okulda     B) Yurtta      C) Ayakta     D) Kitapta     E) Ağaca
7. Aşağıdaki kelimelerden hangisi küçük ünlü uyumuna uymaz?
A) Tavukçuluk      B) Koyunlar    C) Geldiğinde   D) Saklandı   E) Ormanlar
8. Aşağıdakilerden hangisinde ünlü daralması vardır?

A) Başlıyor     B) Gözledi    C) Açıkça     D) Elma     E) Koyun



9. Sınıf dil ve Anlatım kitabı Cevapalrı- EKOYAY- Ses Bilgisi ve Telaffuz (Söyleyiş) sayfa 59-60-61

Ses Bilgisi ve Telaffuz (Söyleyiş)
Atatürk’ün “Nu tuk” adlı kitabından metinler okuyunuz.
CUMHURİYETİN 10. YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE   ATATÜRK’ÜN NUTKU
Türk Ulusu!
Kurtuluş Savaşı’na başladığımız 15’inci yılındayız. Bugün
cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk Ulusunun bir bireyi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın
en derin sevinici ve coşkunluğu içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk
kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki
başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak
azimle yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı hiçbir zaman yeterli
görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunluluğunda ve
azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri düzeyine
çıkaracağız. Ulusumuzu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip
kılacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne
çıkaracağız. Bunun için, bize zaman ölçüsü geçmiş yüzyılların gevşetici
görüşüne göre değil, çağımızın hız ve hareket kavramına göre
düşünülmektedir. Geçen zamana oranla, daha çok çalışacağız. Bunda da
başarılı olacağımıza kuşkum yoktur. Çünkü Türk ulusunun karakteri
yüksektir. Türk ulusu çalışkandır. Türk Ulusu zekidir. Çünkü Türk Ulusu,
ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Çünkü Türk
Ulusunun yürütmekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve
kafasında tuttuğu meşale, müsbet bilimdir. Şunu da önemle belirtmeliyim
ki, yüksek bir insan topluluğu olan Türk Ulusunun tarihsel bir niteliği
de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki
ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan
zekasını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik
duygusuna ara vermeden ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek
geliştirmek ulusal ülkümüzdür. Türk ulusuna çok yaraşan bu ülkü, onu,
bütün insanlığa gerçek huzurun sağlanması yolunda, kendine düşen uygarca
vazifeyi yapmakta başarılı kılacaktır. Büyük Türk Ulusu! Onbeş yıldan
beri, giriştiğimiz işlerde başarı vaat eden çok sözlerimi işittin.
Mutluyum ki, bu sözlerimin, hiçbirinde, ulusumun, hakkımdaki güvenini
sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı inanç ve kesinlikle
söylüyorum ki, ulusal ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk
Ulusunun büyük ulus olduğunu bütün uygar dünya, az zamanda, bir kere daha
tanıyacaktır. Hiçbir an kuşkum yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük uygar
niteliği ve büyük uygar yeteneği, bundan sonra ki gelişmesi ile,
geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Ulusu!
Sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus bayramını daha büyük
onurla, mutluluklarla, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene!
29 Ekim 1933
Bölgenizin yerel konuşmasına ait ses kayıtları veya yazılı metinler bulunuz
ZVİT’İN AVCILARI BİLE Bİ BAŞGA OLURDU ESKİDEN…
Gocana’m köşe başına oturmuş, kendi halinde sessizlik içindeydi. Hal hatır sormak bahanesiyle yanına yaklaştım. “Gocana’yı gonuşdurayım biraz dedim kendi kendime.”
 “Gocana” dedim.
“Hıhh” dedi bana. Ben ekledim. “Gocana, dedem iyi bir avcı mıydı?”
“Teneşirde yunsun onun avcılığı, bana .oku yedirecekti.” dedi. Ben gülmeye başladım.
“De hele bi anlat neyimiş şu .ok, mok mevzusu” dedim.
“Oyuklara galasıca, senin derdin de beni gonuşdurmak gayrı. Ben bilmez miyim ki?”dedi.
Gocana başladı anlatmaya: Haylı oldu. Deden nekmet ağşamdan avcı arkadaşlarıyla gavilleşmiş. Üç gişiymişler. Gecenin bi dünü yatağından kalktı geyinip, eline gafesdeki kekliğini, omzuna da dolma tüfengini asdı goyuldu yayla yoluna.
Olanları songradan anlattı gayrı bana. Ne halt ettiklerini. Ben de ondan duyduklarımı nakledeyim sana. Ama eyi diğne beni. Gulaklarını eyi aç. Başka yerlere de pertliyip durma. Ben anlatırken bana eyi bak.
Dedim ya gecening bir dünü evden çıkıp getti. Keben başında durup aralarında yeniden bir porguram gurmuşlar. Sen şuradaki kümeleye oturacan, ben buradaki kümeleye oturacağım deyi. Biri Gayabaşı’na, biri Çığralı’nın tepeye, deden nekbet de Erkeç İni’ne kümeleye oturmak üzere dağılmışlar.
Dedeng nekbet Erkeç İni’nin önügndeki goyağa kümeleye oturacakmış. Gecenin bi dününde taa oraya ulaşmış. Kümeleyi bi golaçan etmiş. Yıkık yerlerini onarmış. Mazgal deliğini felan pürlerlen çevirmiş. Sarmalamış açık yerleri. Kekliğini de bastırığa bastırıp kümeleye oturmuş.
Tekerlemeler araştırınız. Belirlediğiniz tekerlemeleri hızlı  bir şekilde okuyunuz.
KEDİ
İğnem düştü yakamdan,kedi geldi arkamdan,
Gelme kedi gelme,annem bakıyor balkondan.
TEK TEK TEKERLEME
Tek tek tekerleme,üstü kaymak şekerleme,
Dereye düşme çok soğuk, söyle bana çarçabuk.
SAKSAĞAN
Saksağan sek sek,kuyruğu tümsek
Kuyruğuna binelim bizim köye gidelim.
KARGA
Karga karga “gak” dedi,
“Çık şu dala bak” dedi,
Karga seni tutarım,
Kanadını yolarım.
MISTIK
Mustafa, Mıstık,
Arabaya kıstık,
Üç mum yaktık,
Seyrine baktık.
OYUN
Oooo..
İğne battı
Canımı yaktı
Tombul kuş
Arabaya koş
Arabanın tekeri
İstanbul un şekeri
Hop hop
Bundan başka
oyun yok.
ÖRDEK
Çık çıkalım çayıra
Yem verelim ördeğe
Ördek yemi yemeden
Ciyak miyak demeden
Aldım baktım kimi çıkardım
Televizyonda haber sunuculuğu yapan kişilerin konuşmaları ile çevrenizdeki insanların konuşmalarını telaffuz yönünden karşılaştırınız. Ulaştığınız sonuçları maddeler hâlinde tahtaya yazınız.
Televizyonda haber sunuculuğu yapan kişiler daha düzgün konuşmakta vurgu ve tonlamalara dikkat etmekte, ses tonlarını anlatılmak istenen duyguya göre değiştirmektedirler. Bu yönüyle çevremizdeki insanların konuşmalarından daha etkili olduğu görülür.
Tabiatta duyduğunuz seslerle insan sesi arasında fark var mıdır? İnsanlar tabiattaki seslerin hepsini niçin çıkaramaz?
İnsan sesi ile tabiattaki sesler arasında fark vardır. İnsan sesi daha gelişmiş, daha düzenli ve daha etkilidir. İnsan yaratılışı itibarıyla tabiattaki her sesi çıkaramaz. Her varlığın kendine göre verilmiş bir sesi vardır.
Tek düze bir ses tonuyla konuşanlar niçin dikkatle dinlenemez?
Tek düze ses tonuyla konuşmak dikkat dağılımına neden olur. Bir süre sonra insana ninni gibi gelir. Duygu değeri verilmeyen bir konuşma monotonlaşır. Bu yüzden dinleyiciler uzun süre böyle bir konuşmayı dinleyemez.
Atatürk ve Alparslan gibi tarihimize yön veren kişilerin başarılarında, çok iyi birer
hitabet ustası olmalarının payı var mıdır? Niçin?
Evet, vardır. Savaşta motivasyon önemlidir. Askerlerin savaşa motive edilmesi , cesaretlerinin artırılması için etkileyici konuşmalar yapmak önemlidir.
“Sözün Kıymeti” adlı metinde dilin güzel ve doğru kullanılmasının önemi hakkında nelerden bahsedilmiştir?
Sözün saltanat sürdüğü bir devirde yaşıyoruz. Büyük halk kütlelerini peşi sıra sürükle yen liderlerin topu, tüfeği, keskin kılıcı hep natıkalarıdır.
Fénélon (Fe ne lon) der ki “Hakikaten natuk olan bir hatibin yegâne düşüncesi kendisini dinleyenlere faydalı olmaktır. O sözlerini fikirlerine ve fikirlerini fazilet ve doğruluğa alet eder.”
Metinde geçen “Sözün saltanat sürdüğü bir devirde yaşıyoruz.” cümlesinden ne
anlıyorsunuz?
Bu devirde söz kılıçtan daha etkilidir. İnsanlar savaşı sözle yapmaktadır. Toplumları etkilemek için sözün gücün kullanmaktadır.
ETKİNLİK 1
“alakadar” ve “yegâne” sözcükleri okunurken a’lar uzatılarak ve inceltilerek okunmalıdır.
sanayiciler, tüccarlar, lahzada,kâğıtlara, havadis, muamele  sözcüklerinde  uzatılarak ve inceltilerek okunan sesler  vardır.

2. Etkinlik
“Kitapı okumadan ilaçı çoçukun yurtuna götürme.”
“Kitabı okumadan ilacı çocuğun yurduna götürme

p-b, ç-c , t-d, k-g  sert ünsüz yumuşaması . p,ç,t, k sesleri ünlü ile başlayan bir ek aldığı zaman yumuşayarak b,c,d,g ye dönüşür.

ETKİNLİK 3.
Gösterişsiz se”, “yaptırttırdık”  sözcüklerinin söylenişi kulağa hoş gelmiyor. Çünkü bu sözcükleri söylerken zorlanıyoruz.
Saptırttırdık, yazdırttırdık, ağlattırmışsa….

4. Et kinlik
“la, le, lı, li, lu, lü, lo, lö” hecelerini okuyunuz. Heceleri okurken dudağınızın, ağız
Boşluğunuzun ve dilinizin farklı şekiller almasının sebebini defterinize yazınız.
Her sesin kendine göre bir telaffuz şekli var. Buna göre de dudaklarımız ve dilimiz de şekil alır.  Her sesin bir çıkış noktası vardır. Kimisi diş arasından kimisi, gırtlaktan, kimisi dudakların aldığı şekilden doğarlar.
Kalın    a          ı           o          u
İnce     e          i           ö          ü

5. ETKİNLİK:
dişler                c, ç, d, j, l, n, r, s, fl, t, z
damak             g, ğ, k, y
gırtlak               h

6. etkinlik:
Seslerin özelliklerini bilmek telaffuzumuza etki eder. Sesin nereden  ve nasıl çıkarılması gerektiğini bilen bir kişi onu doğru telaffuz eder. Dil düşüncenin aynasıdır. Dil doğru kullanılırsa düşünceler de doğru iletilir.

“Kâğıt ve kalın ” kelimelerindeki “ka” heceleri aynı şe kilde telaffuz edilmez.  Her iki sözcükte geçen a sesi aynı değildir. Birinde uzatma işareti var. İncelterek ve uzatarak okunur. 


7. Etkinlik
“Görmüyor” kelimesinde kelimeye olumsuzluk ifadesi kazandıran ekin söylenişinde bir farklılık var. Sözcüğün aslı görmeyor şeklindedir. Fakat –yor eki kendinden önceki –e sesini kendi teşekkül noktasına çekmiştir.
Aşağıdaki kelimelerde boş bırakılan yerlere uygun harfleri getiriniz.
İst__i__yor       bek lem_i___yor       başl_ı___yor
İste-         bekle-          başla-
-yor ekinden önce gelen düz- geniş( a,e)  ünlüler, -yor ekinin etkisiyle düz- dar( ı,i ) ünlülere dönüşür.
Örneklerde görülen ses olayının göz ardı edilerek telaffuzun ünlü değişmesi olmadan
yapılması bir kusurdur.
8. Etkinlik:

İZVİT’İN AVCILARI BİLE Bİ BAŞGA OLURDU ESKİDEN…
Gocana’m köşe başına oturmuş, kendi halinde sessizlik içindeydi. Hal hatır sormak bahanesiyle yanına yaklaştım. “Gocana’yı gonuşdurayım biraz dedim kendi kendime.”
 “Gocana” dedim.
“Hıhh” dedi bana. Ben ekledim. “Gocana, dedem iyi bir avcı mıydı?”
“Teneşirde yunsun onun avcılığı, bana .oku yedirecekti.” dedi. Ben gülmeye başladım.
“De hele bi anlat neyimiş şu .ok, mok mevzusu” dedim.
“Oyuklara galasıca, senin derdin de beni gonuşdurmak gayrı. Ben bilmez miyim ki?”dedi.
Gocana başladı anlatmaya: Haylı oldu. Deden nekmet ağşamdan avcı arkadaşlarıyla gavilleşmiş. Üç gişiymişler. Gecenin bi dünü yatağından kalktı geyinip, eline gafesdeki kekliğini, omzuna da dolma tüfengini asdı goyuldu yayla yoluna.
Olanları songradan anlattı gayrı bana. Ne halt ettiklerini. Ben de ondan duyduklarımı nakledeyim sana. Ama eyi diğne beni. Gulaklarını eyi aç. Başka yerlere de pertliyip durma. Ben anlatırken bana eyi bak.
Dedim ya gecening bir dünü evden çıkıp getti. Keben başında durup aralarında yeniden bir porguram gurmuşlar. Sen şuradaki kümeleye oturacan, ben buradaki kümeleye oturacağım deyi. Biri Gayabaşı’na, biri Çığralı’nın tepeye, deden nekbet de Erkeç İni’ne kümeleye oturmak üzere dağılmışlar.
Dedeng nekbet Erkeç İni’nin önügndeki goyağa kümeleye oturacakmış. Gecenin bi dününde taa oraya ulaşmış. Kümeleyi bi golaçan etmiş. Yıkık yerlerini onarmış. Mazgal deliğini felan pürlerlen çevirmiş. Sarmalamış açık yerleri. Kekliğini de bastırığa bastırıp kümeleye oturmuş.

9. etkinlik:

Ga- ve gu hecelerindeki g sesleri  aynı ses değerlerini vermemektedir.
“kim, kök, köz, kömür”  ile “kaya, karınca, kadın”  kelimelerindeki k sesi aynı değildir. Birincideki k sesi ince ikinci kelimelerdeki k sesi incedir.
“gel, gör, gaz, guguk, yağmur, değil” kelimelerindeki “g” ve “ğ” lerin söylenişleri de aynı değildir. Bu sesler de ince ve kalın olmak üzere ikiye ayrılır.
10. Etkinlik

İhtiyar, adamın çantasını alıp kaçtı.
İhtiyar adamın çantasını alıp kaçtı.
Birinci cümlede ihtiyar sözcüğü isimdir, özne konumundadır. İkinci cümlede ihtiyar sözcüğü adam sözcüğünün sıfatı konumundadır. Sıfat tamlaması oluşturmuştur.
konuşmalarda bu anlam farklılığını ifade edebilmek için vurguya dikkat ederiz. İki sözcük arasında duraklayarak anlam farkını ortaya koyarız.

11. ETKİNLİK

gi
der
sen
   
x
has
ta
nın
x
ko
nu
şur
ken
x
 

“Vasiyet” adlı metindeki vurgusu sonda olmayan kelimeleri belirleyerek aşağıda boş
Bırakılan yere yazınız.
Gelmişti, Konuşurken, gidersen,  kadar , fazla, oturma. Bu sözcüklerde vurgu aldığı ek nedeniyle sondan önceki hecelere kaymıştır. Bazı ekler vurgusuz olduğu için vurguyu kendinden önceki heceye atar.
12. Etkinlik

Vurguyu üzerinde taşıyan öge
Yusuf, dün erkenden eve gitti. _____eve______
Dün, erken den eve Yusuf gitti. ____Yusuf_____
Yusuf, dün eve erkenden gitti. ____erkenden___
Yusuf, eve erkenden dün gitti. _____dün_______       
Kelimelerin dizilişinin farklı olması vurgulanmak istenen ögedir. Cümle içinde vurgulanmak istene öge yükleme yaklaştırılır.

Arkadaşlarınızın sizi dikkatle dinleyememe sebebi nedir?

Bir metni aynı ses tonuyla okumak metnin etkisini azaltır. Verilmek istene duygu, düşünce veya değer karşıya iletilemez.



ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1.      Aynı seslerin ya da çıkış yeri yakın olan  seslerin tekrarı sözcüklerin söylenişini  zorlaştırır. Akıcılığı etkiler.
2.       Ses kusurlarının konuşma üzerindeki olumsuz etkileri nasıl giderilir?
1. Sesler doğru boğumlanmalıdır.
2. Hece ve sözcük vurgusuna dikkat edilmelidir.
3. İşitilebilir bir sesle konuşulmalıdır.
4. Uzun ve kısa heceler doğru söylenmelidir.
5. Sesi sözcüklerin anlam değerlerine göre kullanmalıdır.
6. İyi ve doğru tonlama yapılmalıdır.
7. Beden diline (Jest, mimik ve hareketlere) önem verilmelidir.
8. Ulama, duraklama yerinde ve doğru yapılmalıdır.
3.      Vurgu. tonlama ve duraklamaya dikkat edilmeden yapılan bir konuşma dinleyicilerde olumsuz etki meydana getirir. Dikkatlerini dağıtır ve uzun süreli dinlemelerine engel olur.
4.      Çıkardığımız bütün seslerin bu günkü alfabemizde karşılığı yoktur. “e” sesi  her yerde aynı değeri taşımaz. El(yabancı)  el  ( vücudun bir parçası)  bu sözcüklerdeki –e sesi her iki sözcükte de aynı değildir.
5. Telaffuz kusurları nelerdir?
GEVŞEKLİK
Ses organlarının genel tembelliğidir ve en çok karşılaşılan durumdur. Bu genel gevşeklik genel bir konuşma sönüklüğüne yol açar. Gevşekliği gidermek için dişleriniz arasına bir kalem sıkıştırın ve aşağıdaki cümleleri hızla okuyun.
Bir berber bir berbere bre berber beri gel diye bar bar bağırmış. Biz de bize biz derler sizde bize ne derler?
Pireli peyniri perhizli pireler teperlerse pireli peynirler de pır pır pervaz ederler.
Ocak kıvılcımlandırıcılardan mısın kapı gıcırdatıcılardan mısın? Ne ocak kıvılcımlandıncılardanım ne kapı gıcırdatıcılardanım.
Çatalcada topal çoban çatal yapıp çatal satar nesi için Çatalcada topal çoban çatal yapıp çatal satar? Kârı için Çatalcada topal çoban çatal yapıp çatal satar.
Şu karşıdaki kara kuru kavak karardın mı ey kara kuru kavak sarardın mı ey kara kuru kavak!
Sen seni bil sen seni bil sen seni bil sen seni sen seni bilmezsen patlatırlar enseni.
PELTEKLİK
Bir harfin çıkarılamayarak bir diğeri ile değirilmesidir. Bu durum dilin yeterince eğitilmemesinden lehçelerin yapısından veya bazı dillerin fazla etkisinde kalmaktan kaynaklanabilir. Türkçe üzerinde tespit edilen pelteklik türleri aşağıda belirtilmiştir.
Zeleştirme: (J) yeri(Z). Örnek: Jale-Zale Jilet-Zilet
Seleştirme: Ş yerine S. Örnek: Paşâm-Pasam şapka-Sapka
Jeleştirme: C yerine J. Örnek: Ancak-Anjak) Kucak -Kujak
Şeleştirme: S yerine Ş. Örnek: Sana söylüyorum-yerine sana şöylüyorum
Leleştirme: (R) yerine . Örnek: Birader-Bilader Berber-Belber Merhem-Melhem Terlik-Tellik
İnce â yerine kalın a: Kemâl-Kemal Lâstik-Lastik
Yukarıdaki örneklerde ilk sırada belirtilen sesler çıkarılamadığından ikinci sesler onların yerine ikame edilmektedir. Bu seslerin çıkarılamaması durumunda bunların üzerinde uygun alıştırmaların sık sık yapılması gerekmektedir. Aşağıdaki kelimeleri eğiticinin özel uyarılüarını dikkate alarak tekrar ediniz. Eğer bu seslerin herhangi biriyle ilgili sorununuz yoksa geçebilirsiniz.
J- Jilet jandarma jale jumbo
Ş- Paşa şaka şakir şeker
R- Rüya hücreler hürrem harran sarraf
A- Lale lastik lahana kamil (altı çizilenler ince)
S- Sorgun hassasiyet fason
TUTUKLUK
Bir hece üzerinde takılıp kalma heceyi veya kelimeyi tekrarlama durumudur. Bu sorun en çok düşünce akışındaki duraklamadan kaynaklanır. Normal şartlar altında aşırı stres de tutukluğa yol açabilir. Tutukluğu gidermek için herhangi bir emtni önce yavaşça ve sonra hızlanarak okuyun. Eğitici sizi bireysel olarak takip edecektir.
Tutukluk Örneği: Bu bu bizim— şerefimiz— olacak —diye — uzun uzun—– bize bize anlattı.
KEKELEME
Tutukluğun ileri aşaması söz söylerken birden bire duraklama çoğunlukla buna katılan yüz buruşturması ve gerilme hareketiyle hecelerin tekrarlanması. Kekemeler soluk aldıkları veya pek geç soluk verdikleri sırada konuşurlar. Kekeleme genellikle çocukluk döneminde oluşan bir konuşma bozukluğudur. Erken yaşta konuşmaya başlayan çocukların konuşma başarılarına çevrenin gösterdiği aşırı ilgi çocuğun duygularını zararlı yönde etkiler. Çok iyi konuşarak dikkat çekmek isteyen çocuğun kendi üzerinde ürettiği baskı bir süre sonra kekeleme rahatsızlığını oluşturur. Kekeleme çocuklukta yaşanan aşırı baskı şiddet veya aşırı utançlığın etkisiyle de gelişebilir. Maddi bir hastalık olmamakla birlikte kekeleme beyin konuşma merkezinde mesaj akışında oluşan karışıklığın bir sonucudur ve çoğunlukla psikolojik bir sorundur. Kekemeliğin yok edilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmalıdır.
1.Okumayı yeni öğrenir gibi düşük hızda fakat yüksek sesle bol bol okumak
2.Belli cümleleri ezberleyerek tekrar tekrar seslendirmek.
3.Bu metinde yer alan tekerlemelerin ısrarla okunması
Kekeleme örneği: Bi bi bi biraz so so sonra bura dada ooo olacak
ASALAK SESLER
Bazı sesler veya kelimeler asalak olarak kelimelerin arasına takılır ve konuşmayı tahammül edilmez hale getirir. Asalak sesler veya kelimeler konuşmacının fikir netliği ve kendine güveni hakkında şüphe uyandırır. Konuşmanın kalitesini baltalar ve dinleyiciyi sıkar. Bu kapsamda “ııı eee aaa şey yani mesela evet…” gibi ses veya kelimeler konuşma arasında sık sık veya gerekmediği halde kullanıldığında dinleyici rahatsız olur.
7. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri doldurunuz.
? …………………
?…… Aynı veya yakın boğumlanmadan….
?….. vurgu…..

8. Aşağıdaki cümlelerin başına, cümle okunduğunda telaffuz kusuru varsa “Y”, yoksa
“D” yazınız.
( Y  ) Baa bak. Her gün eve zamanında geleceksin.
( D  ) Ödevimi yapmak için pek çok kitaba baktım.
( Y  ) Hasta olduğu hâlde Merve ilacını kullanmıyor.
(  Y  ) Ali, uzun zamandır okula gelmeyor.

9. Aşağıdaki cümlelerin başına, verilen bilgiler doğru ise  “D”, yanlış ise
“Y” yazınız.
( D  ) “a” düz bir ünlüdür.
( Y  ) Yapmacık konuşmalar, dinleyenlerde daha çok etki bırakır.
(  D  ) Türkçede kelime vurgusu genelde son hecededir.
10. Aşağıdaki kelimelerden hangisi yanlış yazılmıştır?
A) Yazmıyayım    B) Koşmuyor C) Gözlüyor    D) Yazmayacak E) Başlayayım
11. Aşağıdaki kelimelerden  hangisinde telaffuz bakımından bir yanlış yoktur
A) Yapıyo     B) Yazıyom C) Ağaça       D) KitabıE) Gelmişsim

12. Aşağıdaki kelimelerde geçen “g” seslerinden hangisinin söyleyişi farklıdır?

A)   Gel      B)      Gör      C) Göz     D) Gaz      E) Göç



ÜNİTE SONU ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME SORULARI
İlk dört sorunun cevaplarını defterinize yazınız

  1.Ses tonu hiç değişmeyen bir kişinin, konuşması dikkat çekici olur mu? Hayatta bu
               
  konuşma tarzıyla ne kadar başarılı olunabilir?
              
Aynı ses tonuyla konuşan birinin konuşması dikkat çekici olmaz. Bu konuşma tarzıyla
               
başarılı olunması mümkün değil.

2. Konuşma kusurları nasıl düzeltilebilir?
1. Sesler doğru boğumlanmalıdır.
2. Hece ve sözcük vurgusuna dikkat edilmelidir.
3. İşitilebilir bir sesle konuşulmalıdır.
4. Uzun ve kısa heceler doğru söylenmelidir.
5. Sesi sözcüklerin anlam değerlerine göre kullanmalıdır.
6. İyi ve doğru tonlama yapılmalıdır.
7. Beden diline (Jest, mimik ve hareketlere) önem verilmelidir.
8. Ulama, duraklama yerinde ve doğru yapılmalıdır.
3. Tekerlemeler niçin zor söylenir?
Çünkü tekerlemelerde söylenmesi ve çıkarılması zor sesler art arda verilir.

4. Yazım kuralları ile okuyucunun metni anlaması arasında nasıl bir ilişki vardır?
Yazım kuralları yazı dilinde düşüncelerin daha iyi anlaşılması ve yanlış anlamaların önüne 
geçmek için uygulanır.
5.            • Büyük ünlü uyumu kuralı _/ KALINLIK İNCELİK UYUMU_kalın ünlülerden 
sonra kalın ince ünlülerden sonra ince ünlüler gelir_ demektir.
               • Telaffuzun düzeltilmesi için diksiyon alıştırmaları  yapmalıyız.

6. Aşağıdaki cümlelerin başına, verilen bilgiler doğru ise  “D”, yanlış ise“Y” yazınız.
D,
D,
D,
D,
D,
D,
Y,
D,
D
7. Aşağıdakilerin hangisinde “ince k” vardır?
A) Karınca     B) Kâtip     C) Kadın   D) Kalın    E) Kaza

8. Aşağıdaki kelimelerden hangisi küçük ünlü uyumu kuralına uymaz?
A) Çalışkan     B) Horoz     C) Koyun   D) Kuyu    E) Kedi
9. Aşağıdaki kelimelerden hangisi büyük ünlü uyumu kuralına uymaz?
A) Giderken    B) Ağaçlık    C) Gelmiyor    D) Okul     E) Koşuyor
10. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ünsüz uyumu kuralına uyulmamıştır?
A) Ali, kardeşine olan kızgınlığını gözlükten çıkardı.
B) Babam, kasapdan bir kilo kıyma aldı.
C) İlacını zamanında kullan.
D) Çoban, üç kuzuyu kurda kaptırmış.
E) Sırtındaki ceketi çıkarıp attı.
11. Aşağıdaki kelimelerden hangisinde bir ses olayı gerçekleşmiştir?
A) Görecek    B) Gördüm    C) Görmemiş   D) Görmüyor E) Koşsa
12. Aşağıdaki kelimelerden hangisinde ses türemesi vardır?
A) Mektubu   B) Salıncağa    C) Arabaya    D) Çiçeği      E) Evlerde
13. Aşağıdaki eklerden hangisi büyük ünlü uyumu kuralını bozmayan bir ektir?
A) -yor
B) -ken
C) -ki
D) -leyin
E) -tır
14. Aşağıdaki eklerden hangisi küçük ünlü uyumu kuralını bozar?
A) -ler
B) -lik
C) -çi
D) -yor
E) -siz

15. Aşağıdaki kelimelerin hangisine ünlü ile başlayan bir ek getirilirse ünlü yumuşaması görülmez?
A) Yurt
B) Tıkaç
C) Tavuk
D) Kalıp
E) Hap

16. Aşağıdakilerin hangisinde “-yor” eki getirilince ünlü daralması görülür?
A) Başlama-
B) Göster-
C) Döndür-
D) Çevir-
 E) Öğren-

17. Aşağıdaki kelimelerden hangisinde “k” sesi telaffuz yönünden farklıdır?
A) Kitap
B) Kilim
 C) Kedi
D) Koltuk
 E) Kişi

18. Aşağıdaki kelimelerden hangisinde kelime vurgusu sondadır?
A) Okurken
 B) Gelme
C) Otobüsle
D) Koşarsan
 E) Deftersiz


 Geçmiş yıllarda kelimenin yapısı ile ilgili öğrendiklerinizi tekrarlayınız.
Kelimeler basit, türemiş ve birleşik kelime olmak üzere üçe ayrılır.
 Dilin anlamlı en küçük birimi nedir?
Dilin anlamlı en küçük birimi kelimedir.
 “Kelebek” kelimesini duyunca Türkçe bilen herkesin zihninde niçin aynı şekil oluşur?
Çünkü her kelimenin çağrıştırdığı bir ilk anlam vardır. Sözcük telaffuz edildiği vakit bu anlam zihinde canlanır.
 Kelebek kelimesinin yazılışı, ses olarak karşılığı ve kelebek şekli arasında ilişki nasıl
kurulmaktadır?
Harfler seslerin şekille ifadesidir. Aynı zamanda bu sesler kelebeğin sembolleridir. Bu semboller söylendiği zaman kelebek çağrıştırılmış olur.
 Sözlük anlamı aynı olan kelimeler her cümlede birbirinin yerine kullanılabilir mi?
Niçin?
 Hayır, birbirinin yerine kullanılamaz. Özellikle mecaz anlamda kullanılmış ise sözcük değiştirildiği zaman bu anlam bozulur. Bazı yerde ise kalıplaşmış ifade şeklinde kullanılan sözcükler değiştirilemez.

 Metnin özelliğine göre kullanılan kelimeler de farklılık gözlenir mi? Düşüncelerinizi
söyleyiniz.
Evet, metnin özelliğine göre kullanılan kelimelerde farklılık gözlenir. Sanat metinlerinde sözcükler kendi anlamlarının dışında başka anlamlara gelecek şekilde de kullanılırlar.
 Metne göre kelimelere anlam veren nedir?
Metne göre kelimelere anlam veren hayatın ta kendisidir.
 Bir varlığın veya kavramın ifade edilebilmesi için insanların hayat içerisinde kalarak bizzat o varlığı görmeleri veya durumu yaşamaları niçin gereklidir?
Etrafımızdaki varlıkları, nesneleri, kavramları, kısacası her şeyi tecrübe ederek, duyarak, görerek öğreniriz. Bir insan kelebeği hiç görmeden ismini öğrense kelebeği gördüğü zaman ne olduğunu bilemez. Aynı şey diğer varlık ve kavramlar, eşyalar için de geçerlidir.
>>>>>>>>>> Deve (Ses simgesi)>>>>>>>>>>> Kavram
(Varlık)          (+) (Ses karşılığı)         =               (Varlığın kendisinden ve ses
                                                                          karşılığından soyutlanmış hâli)

Yukarıdaki şemayı inceleyiniz. Şemadan yararlanarak
simge ve kavram kelimelerinin oluşumu hakkında fikir yürütünüz. Ulaştığınız sonucu aşağıya yazınız.

Kainatta var olan nesne, canlı ve kavramları karşılamak için ses simgeleri üretilir. Bu simgeler zamanla zihnimizde kavramı ortaya çıkartır. Yani kavram seslerin zihnimizde çağrışımlarıdır.
· 
             Gül kelimesini duyduğunuzda aklınıza ilk gelen varlık nedir?
Gül kelimesini duyduğumuzda aklımız ilk gelen kırmızı gül bitkisidir. Bazısı için gül isminde bir kişi varsa o olabilir.
·         Aklınıza ilk gelen kavramın gül kelimesi ile ilişkisini aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
Aklımıza ilk gelen kavram gül kelimesi ile anlatılmak istene varlığın kendisidir.
·       Siz de başka kavramlarla benzer bir alıştırmayı aşağıdaki tabloya yazınız.
                                                                                                                gösterilen
Kavram>>>>>>>>>>>>>>>>>> üçgen >>>>>>>>>   = gösterge     
           Ses  karşılığı                                                                                             gösteren

3. Etkinlik
Kavramların oluşması için önce varlığın kendisi sonra onun ses karşılığı olması gerekir. Yani
Varlık,    ses karşılığı(simge),    gösterge,      kavram
Kavramlaştırma yaparken   her duyduğumuz  kavramı görmek zorunda değiliz. Bazı kavramların gözle görülebilir bir karşılığı yoktur. Soyut kavramların gözle görülebilir karşılığı olmaz.



4. Etkinlik
Aşağıdaki yazılardan anlamlı olanlarını işaretleyiniz.
tah ( ) ağaç ( X ) tö ( ) zu ( ) elma ( X )
ev ( X ) kuraklık ( X ) fü ( ) üş ( ) araba ( X )
Çizgili elbisesini çıkarıp tahta sandalyeye oturdu.” cümlesinde anlamı ve görevi
olan ses birliklerini aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
Çizgi            elbise       çık        tahta     sandalye       otur
Karınca” kelimesini duyunca karıncanın hangi özellikleri zihninizde canlanır? Aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
“Karınca” kelimesini duyunca karıncanın şekli gözümüzde canlanır.
“Karınca gibi adamsın.” Cümlesinde karıca küçük, zayıf, güçsüz anlamında kullanılırmıştır.  Veya   çok çalışkan  anlamı da çıkabilir.
Karınca kararınca geçinip gidiyoruz. Bu cümlede de kanaatkar anlamında kullanılmıştır.
5. Etkinlik
“Beyaz-ak” örneğinde olduğu gibi aynı anlamda veya yakın anlamda olan kelimeler belirleyip aşağıdaki satırlara alt alta yazınız.
Kara- siyah: Üzerine siyah bir elbise giymişti.  Ocağın çıkardığı isten üstü başı kapkara olmuştu.
Al- kırmıızı: Yeleleri al bir ata binmişti.   Kırmızı bir araba almaya gitti.
Güç- takat:  Bu olay bütün gücünü alıp gitmişti. Dayanacak takati kalmamıştı.
Güç-zor: Yaşadıklarından sonra çok güç ikna olmuştu.  Zor bir işe girmişti bu yıl.
Defterinize “büyük-yüksek” ve “ulu-uzun” kelimeleriyle birer cümle yazınız
Çok büyük bir ev almıştı. 
Yüksek bir tepeden İstanbul’u seyrediyordu.
Ulu bir çınar gibi dimdik duruyordu bu yapı.
Uzun ince bir yoldayım.
Sözcükler her ne kadar eş ya da yakın anlamlı olsa da kullanıldıkları cümleye göre farklı anlamlar kazanabilirler. Özellikle mecaz anlam ifade ettikleri cümlelerde bu sözcükler birbirinin yerine kullanılamazlar.
                  ANLAMA VE YORUMLAMA
Kelimeler, niçin her cümlede sözlükteki anlamında kullanılmaz? Kelimelerin farklı değerler kazanması dilin hangi özelliğini gösterir? Aşağıda boş bırakılan yere yazınız
                Çünkü bir sözcüğün gerçek anlamının yanında yan ve mecaz anlamaları da vardır. Sözcüklerin farklı anlamlar içermesi dilin anlam yönünün zenginliğini fakat sözcük yönünden kısırlığını gösterir.
Hayat ve Kelimeler” adlı metinde kelimelerin nasıl anlam kazandığı anlatılmaktadır. Metinden çıkardığınız sonuca göre “kelime ve anlam” konusunda bir yazı yazınız.
Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
                                      ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1.      Yakın anlamlı kelimeler niçin birbirinin yerine kullanılamaz?
Yakın anlamlı kelimeler yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir. Bu yüzden birbirinin yerine kullanılamazlar.
2.      Kavramlaştırma (soyutlama) nasıl oluşur?
    Bir varlığı, olayı, duyguyu ve düşünceyi seslerle (sözcüklerle) simge hâline getirme.
  İnsanoğlu varlıkları, duygu ya da hayalleri, ses bileşenleri yardımıyla simge hâline getirir. Böylece kavramlar oluşturulur. Kavramlaştırma, var olandan hareketle gerçekleştirilen bir tür soyutlama sayılır. Anlamlandırma sürecinde kavram bir taraftan ses imgesine, gösterilene, öte taraftan adlandırılacak hususa (göndergeye) bağlıdır. Bu yönden bakıldığında dildeki kelimeler; nesne, olay, duygu veya düşüncelerin simgeleri niteliğindedir.
3. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri doldurunuz.
• Kelimede anlam ……varlığı zihinde canlandırma….  ile oluşur.
• Kelime ile anlam arasında _________________________ bir ilişki vardır.
• Dilin anlamlı en küçük birimine ___    sözcük____ denir.
                4. Aşağıdaki cümlelerin başına, verilen bilgiler doğru ise  “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
                -D
                  -Y
                -D
5. Aşağıdakilerden hangisinin ses bileşimi ile simge hâline getirilmesi kelimeyi oluşturmaz?

      A) Olay       B) Varlık      C) Müzik      D) Duygu     E) Hayal




 HA ZIR LIK
 Kelimelerdeki anlam değişmelerinin sebeplerini araştırınız.
Anlam bilimci G. Stern, kelimelerdeki anlam değişmelerini sebeplerine ve
görevlerine göre şöyle sınıflandırır:

a) Dil dışı değişmeler, Dil dışı değişmelerde isim bir değişikliğe uğramaz, isimlendirilen şey yani “nesne” değişikliğe uğrar; bu adın değil nesnenin değişmesidir

b) Dil içi değişmeler. Defter yaprağını ağaç yaprağına benzeterek ona “yaprak” diyen ilk kişi aslında güzel bir istiare yapmıştı. Sonra bu istiare, kullanıla kullanıla kağıt dediğimiz nesnenin ikinci bir adı oldu. Böylece “yaprak” kelimesinin, doğuşu istiare yoluyla da olmuş olsa, ikinci bir hakiki anlamı ortaya çıktı. Bu dil hadisesi, benzerlik yoluyla anlam değişmesinin bir örneğidir.

 Terimlerin nasıl oluştuğunu araştırınız.
Günlük konuşma dilinde bulunan sözcüklere yeni anlamlar yüklenerek terim oluşturulabilir.

Örnek; “Köprü” sözcüğünün günlük dildeki anlamı bellidir. Dişçilikte kullanılan “köprü” sözcüğü ise terimdir.
Farklı anlamlı iki sözcüğün birleşmesi yoluyla da terim oluşturulabilir.

Örnek; Tek-el, atar-damar, dil-bilim, eş-kenar
Yabancı dillerden dilimize giren terim anlamlı sözcükler de vardır.

Örnek; Telekominikasyon, radar, priz, radyo (http://terimanlam.nedir.com/)
 Kelimeler, cümlelerde sözlük anlamının dışında hangi anlamlarda kullanılabilir?
Yan anlam, mecaz anlam ve terim anlamda kullanılabilir.

 İfade edilenleri doğru anlayabilmek için kelimelerin sözlük anlamlarının mı, cümle
içerisinde kazandıkları anlamlarının mı esas alınması gerekir? Niçin?
İfade edilenleri doğrun anlayabilmek için cümle içinde kullanıldığı anlamı esas almak gerekir. Çünkü bir sözcüğün hem mecaz hem gerçek hem de yan anamı olabilir.

 Duyduğumuzu ve okuduğumuzu doğru anlayabilmek için sadece sözlük anlamını bilmek yeterli midir?

 Duyduğumuzu ve okuduğumuzu doğru anlayabilmek için sadece sözlük anlamını bilmek yeterli değildir. O sözcüğün başka hangi anlamlarda kullanılabileceğini de bilmek gerekir. Türkçe anlam yönünden zengin bir dildir. Bir sözcük birden çok anlamda kullanılabilir.

 Çocukla ağacın arkadaşlığı, iki insanın arkadaşlığına hangi yönlerden benzemektedir?
Birlikte oynamak, dostluk yönünden benzemektedir.

 Şair ağacı neye benzetmektedir?
Şair ağacı bir insana benzetmektedir.

 Şairin ağaca yüklediği özellikler, oyun oynaması, öpmesi, yürümesi.

 hayal gücüyle ilişkilendirilebilir.

1. Et kin lik
“Çocuk ve Ağaç” şiirinde geçen “dudak, yanak, oyuncak, bacak, ayak” kelimelerinin ilk
Anlamlarını  düşününüz. Metinde bu sözcüklerin sözlük anlamlarıyla kullanılıp kullanılmadığını aşağıda boş bırakılan yere yazınız.
Metinde geçen “dudak, yanak, oyuncak, bacak, ayak” sözcükleri gerçek anlamlarında kullanılmışlardır.
Kelimeleri ilk anlamında kullanan bir yazarın amacı nedir? Aşağıya yazınız
—–Kelimeleri ilk anlamında kullanan bir yazarın amacı bir konu veya bir durum, bir olay hakkında bilgi vermek, bir gerçeği açıklamak, aydınlatmak , inandırmak  için olabilir.

—–Gerçek anlamında kullanılan kelimler:  gitmek, dökmek, öpmek, eğilmek, yer…

Soğuk” ismini ve “yan-” fiilini ilk anlamında, cümle içerisinde kullan
           ——Soğuk bir havada dışarıda oyun oynarsan hastalanırsın.

—–Ocağın  yanındaki elbiseler yandı.
—–Bu sözcükler tek başına söylendiğinde bu anlamlar akla gelir.
                       
                Cümleler                                                        ilk / mecaz / terim / yan
Büşra, anlamsız yere burnundan estetik ameliyat oldu.        Burun: ilk anlam
Kayıkla buruna kadar gidip geleceğiz.                               Burun: terim anlamda
Yeni müdür âdeta burnundan kıl aldırmıyor.                       Burun: mecaz anlam
Ayakkabımın burnu yırtıldı.                                               Burun: yan anlam
Kelimenin ilk anlamıyla yan anlamı arasında nasıl bir ilgi vardır? Aşağıya yazınız.
Kelimelerin ilk ve yan anlamı  arasında şekil ve işlev bakımından benzerlik bulunur.
………….
Kelimelerin gerçek anlamıyla mecaz anlamı arasında bir ilgi yoktur. Mecaz anlam sözcüğün  kendi anlamının dışında tamamen başka bir anlama gelecek şekilde kullanılmasıdır.
Etkinlik:
——-Rüya rengi ile tam belirgin olmayan veya hafif bir pembe renk anlatılmış olabilir.
——-Asıl uyuşan şairin davranışları hareketleridir.    
——-Işık ile ölüm ile hayat arasındaki boşluk kastedilmiş olabilir.

——Öğütmek ve muradına ermek sözcükleri mecaz anlamda kullanılmış.


4.Etkinlik
***Tablodaki kelimelerden bazıları soyut anlamlı sözcükler oldukları için resimlerini yapamayız. Çünkü bunların varlıklarının nasıl olduğunu bilmiyoruz. Beş duyumuzla algılayamıyoruz.
Somut ve soyut anlamalı kelimelerin arasındaki farklar.
***Somut anlamlı kelimeler beş duyumuzla algılanabilir.
***Soyut isimler beş duyumuzla algılanamazlar.
***Somut anlamlı kelimeler sembollerle gösterilebilir.
*** Soyut anlamlı kelimeler sembollerle gösterilemez.
5.Etkinlik
“Latif Kokular Ülkesine Yolculuk adlı metinde:
Somut anlamlı kelimeler: kırlar, sepet, hava, su , ayak, ot, koku, ses, ….
Soyut anlamlı kelimeler: anlamak,
Somut anlamlı kelimeler, var olan maddeyi gösterir, soyut anlamlı kelimeler ise varlığı bilinen ancak gösterilemeyen sadece algıya dayana varlıkları temsil eder.
***“Sevgi” kelimesinin resmi yapılabilir mi?
Sevgi kelimesinin resmi yapılamaz çünkü bu sözcüğün ifade ettiği anlamı beş duyumuzla algılamamız mümkün değil.
Varlığın sözle ifadesine yani kavramlaştırmaya soyutlama diyebiliriz. Kavram, dünyadaki nesnelerin ortak niteliklerine dayanan, dile özgü bir genelleme, bir soyutlamadır.
*** Kavram felsefi ve düşünce yazılarının hareket noktasını oluşturur. İmde ve terim ise kavramları oluşturur.

6.Etkinlik
***“Gelecek Bin Yılda da Buradayız” metni bir düşünce yazısıdır. kavram hareket noktasıdır.
*** “Mevsimler” şiiri  imge yazısıdır………
*** kavram nedir metni terim yazısıdır……..

                                     ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

1. Kelimelerin ilk anlamlarının yanı sıra bazen de mecaz anlamları ile kullanılmalarının sebepleri nelerdir?
2.Terimlerin özelliklerini defterinize yazınız.
Bir bilim sanat meslek dalıyla veya bir konuyla ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan sözcüklerdir.

3. Yan anlam ne demektir?
Bir sözcüğün ilk anlamından yola çıkarak oluşturulan bütün anlamlarına denir.

4. Kelimelerin metin içerisindeki bağlamının ifadedeki önemini açıklayınız.
Her kelime kullanıldığı yere göre farklı bir anlam ifade edebilir. Bu yüzden kelimeleri kullanıldığı yere göre değerlendirmek gerekir.

5. Kavramlar hangi tür metinlerde kullanılmaktadır?
Terim tanımlanan metinlerde kullanılır.

6. Soyut ve somut kelimelerin ayırıcı özellikleri nelerdir?
***Somut anlamlı kelimeler beş duyumuzla algılanabilir.
***Soyut isimler beş duyumuzla algılanamazlar.
***Somut anlamlı kelimeler sembollerle gösterilebilir.
*** Soyut anlamlı kelimeler sembollerle gösterilemez.

7.   Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri doldurunuz.
•Kelimelerin cümle içerisinde ilk anlamıyla alakalı olarak kazandığı anlama_gerçek anlam denir.
•  Kelimelerin ilk anlamı, kelimelerin    sözlük  anlamı demektir.
•  Bir bilim, sanat, spor ve meslek dalında özel anlama sahip kelimelere terim  denir.
•Terimler felsefi  metinlerin hareket noktasıdır.
8.  Aşağıdaki cümlelerin başına, verilen bilgi doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(  D  ) Kelimenin sözlük anlamı değil, metindeki anlamı önemlidir.
(  D ) Terimler, terimin kullanıldığı alanın uzmanlarının anlaşması ile belirlenir.
( Y  ) Terimler her metinde farklı anlamda kullanılabilir.
(  D ) Yan anlam, ilk anlamla bir şekilde ilişkilidir.
(  Y ) Mecazlar, kelimenin ilk anlamıdır.
9.  Aşağıdakilerden hangisi terimdir?
A) Yalnızlık            B) Araba               C) Masa                  D) Meridyen           E) Eşya
10.  Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir kelime yan anlamıyla kullanılmıştır?
A) Evdeki saat bozuldu.                               B) İnatçı adam uzaklaştı.
C)  Sevimli kedi oynadı.                                 D) Mağaranın ağzını kapatmışlar.
E) Annesiyle yemeğe gitti.
11.   “Ali sobayı yaktı.” cümlesinde  “sobayı yakmak” hangi anlamda kullanılmıştır?
A) İlk anlam                               B) Terim anlamı                               C) Çok anlamlılık

D)Eşanlamlılık                         E) Mecaz anlam




2.1. Anlam İlişkilerine Göre Kelimeler

HA ZIR LIK

1.. Yazılışları ve söylenişleri aynı anlamları farklı kelimeler
Yüz- yüz-  Yüzüme ışık vuruyor/ yarın yüzmeye gideceğim.
Gül-gül-  Gülün rengi kırmızı olunca güzel/ gülmekten karnım ağrıdı.
Yaz- yaz- Bu yaz Erzurum’a gideceğim/ bu yazı beni hiç tatmin etmedi/ yazmaktan kolum kırıldı.
 Bu tür sözcüklerin anlamını kullanıldığı yere göre analrız.

2. Eş anlamlı kelimelerin aynı dilden mi farklı dillerden mi geldiğini sözlüklerden araştırınız.
Eş anlamlı sözcükler daha çok farklı dillerden dilimize girmiş sözcüklerde karşımıza çıkar.
Muallim- öğretmen,
Talebe- öğrenci
Mektep- okul
3.Kişilerin aynı durumu anlatmak için farklı kelimeleri kullanması dilin canlı bir varlık olduğunu gösterir, Sürekli kendini yeniler değiştirir, yerine ve duruma göre değişir.
4. daha çok somut anlamlı kelimelerden faydalarınınız. Çünkü bunlar anlatmak istediğimiz şeyi daha iyi tarif etmede yardımcı olur.
                                         İ  N  C  E  L  E  M  E

1. Gemiciler” şiirinde geçen “yiğit, kalp” kelimelerinin yerlerine “kahraman, yürek”
kelimelerini yazmamız cümlenin anlamında değişmeye neden olur. Çünkü her eş anlamlı sözcük diğerinin yerine kullanılmaz. Özellikle mecaz ifade eden durumlarda  o sözcüğün yerine eş anlamlısı kullanılamaz.
2.“göz: göz çukurunda bulunan, iri bir bilye büyüklüğünde, görmeyi sağlayan küremsi bir organdır. Yan anlam: içine girilen, öteberi konulan, bölümleri olan bir şeyin her bölmesi, çekme; (kimi deyimlerde) görme ve bakma
    Gök: İçinde gök cisimlerinin hareket ettiği sonsuz boşluk, uzay, sema, asuman, feza. Yeryüzü üzerine mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk, sema
3.“sor- Sorma işi.
    çal- Hırsızlık,
4.tatlı”, “var” kelimelerinin zıt anlamlıları:  tatlı- acı;  var- yok
5. “sevmiyoruz” kelimesinin zıt anlamlısı “seviyoruz kelimesi değildir. Olumsuzluk zıt anlam olmaz. Sevmek kelimesinin zıt anlamı nefret etmek olabilir.

Etkinlik 1:
*Hayır bu sözcüklerde bir anlam değişmesi olmamıştır.
* Eş Anlamlı Kelimeler: Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.
* yiğit, kahraman, çal, kara,
Yiğitler geçiyor bu şehirden. Kahramanlar geçiyor bu şehirden.( yakın anlamlı)
Evdeki bütün eşyaları çalmışlar. Evdeki bütün eşyaları aşırmışlar.
Elbisede kara bir leke var.  Siyah bir araba almış.

2.Etkinlik
Barbara Petrovna uyanıp dinlendi. Düş görmediğini anlayınca siması bembeyaz oldu, iri
siyah gözleri daha da irileşip dehşetle parladı. Korkuyla simasını örttü, dirseğinin üstünde
doğruldu ve kocasını uyandırdı. Kocası hafifçe horlayarak kıvrıldı.
 Metnin anlamında yüz sözcüğünün kullanımında bir değişiklik oluyor. Her eş anlamlı sözcük diğerinin yerine kullanılmaz.

3. Etkinlik
 Dualarımda Tanrı’dan hep güzel bir hayat sürmeyi diledim.
 Osman ile Selçuk, maçtan sonra birbirlerine küsmüşler.
 Ali, Arife’ye küsmüştü ama her gün onunla selamlaşıyordu.
 Çocuğu tepesinde döndürüp duruyordu.
 Bahçıvan akan suyun yönünü döndürdü.
 İzlediği maçtan sonra ağzını bıçak açmıyordu.
 İzlediği manzara, bir doğa harikasıydı.
Hayır tam olarak karşılamaz. Her sözcük kullanıldığı yere göre bir anlam kazanır.

Evet yakın anlam tanımı doğrudur. Bu sözcükler zamanla anlamları yakınlaşmış olan sözcüklerdir. 

4.Etkinlik:
 Aldığı notu duyunca Aslının yüzü asıldı.
 Seni görünce suratımda de güller açıyor.
 İlk bize gelmekle evimizi şereflendirdiniz.
 İlknurların eskiden oturdukları hane, tam otobüs durağının karşısındaydı.
 Dedem okula gitmeyince ticarete başlamış.

 Öğretmenler mektepte toplandı

5. Etkinlik
 Ne Funda ne de Zeliha geldi.
 Funda da Zeliha da gelmedi.
 Hiçbir şey yemememe rağmen bu saate kadar acıkmadım.
 Hiçbir şey yemememe rağmen bu saate kadar acıkmış değilim.
 Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.
 İnsanlar, arkadaşları gibi bilinirler.

Bir düşünce farklı ifadelerle de anlatılabilir. Sözcükler bir araya gelerek yeni anlamlar oluşturabilir. Bu Türkçenin anlam yönünden zenginliğini gösterir.

****bir düşünceyi her zaman aynı ifadelerle ortay koymak ifadeyi monotonlaştırır. Farklı iadelerle aynı şeyleri ifade etmek metne zenginlik kazandırır.
**** cümledeki eş anlamlılık  kelimede eş anlamlılık aynı şey değildir. Cümle birden fazla sözcükten oluşmaktadır. Genel bir yapı oluşturur.  Sözcük ise tektir ve birebir anlam eşleşmesi vardır.
****Cümleler anlatıma zenginlik kazandırmak ifadeyi güzelleştirmek için eş anlamda kullanılır.
**** Evde baştan ayağa  iyi bir temizlik yaptım.
          Evi iğneden ipliğe sildim süpürdüm
6.ETKİNLİK:
**** şair şiirde zıtlıkları kullanarak söze etki katmıştır. Şiirin daha etkili ve daha sanatlı bir anlatımla ifadesini sağlamıştır.
**** zıt sözcükler bir arada kullanılarak tezat sanatı yapılmıştır. Bu sözcükler anlamı kuvvetlendirmiştir.
Aşağıdaki cümlelerde koyu yazılmış kelimeleri anlamları bakımından karşılaştırınız.
Çocuklar okula giderken babaları eve geliyordu.
Kayak merkezine teleferikle çıkıp kayarak ineceğiz.
Ağlarım yâdıma geldikçe gülüştüklerimiz.
Soğuk günlerde sıcak çay iyi gelir.
Bayramlarda küçükler büyüklerin ellerini öperler.
Bu sözcükler zıt anlamlı sözcüklerdir. Anlamca birebirinin karşıtı olan kelimelere zıt anlamlı kelimeler diyebiliriz.
***Şiirlerde geçen zıt anlamlı kelimler:  Evvel -sonra           al- ver, zarar – kar,
7. Etkinlik
Bu gün okula gel, yarın gelme.
Arkada kalanlar koşsun, önde gidenler koşmasın.
İlk sınavdan aldığım not iyi değildi.
Sana verdiğim kitap bu değil.
*** -ma eki ve değil sözcüğü olumsuzluk anlamı katmıştır.
      *** Olumsuzluk zıt anlam değildir. Bir şeyin olumsuzu farklıdır zıddı farklıdır.
Balkonsuzevde yaşamak istemiyorum, büyük balkonlubir ev alacağım.
Çantalı adam, çantasız kadından daha hızlı yürüyor.
“-l›/-li” ve “-s›z/-siz ekleri eklendiği sözcüğe olumsuzluk anlamı katar.
8. Etkinlik
İstemek-dilemek
Usanmak-sıkılmak
Beklemek-durmak
Küsmek-gücenmek
Yukarıda ikili gruplar hâlinde verilen kelimeleri cümle içinde kullanarak aşağıda boş bırakılan
yere yazınız.
*** Allahtan bir isteğim var, beni insan eyleye.
*** Bu hayat böyle gitmez usandım artık.
*** Daha ne kadar burada bekleyeceksin.
*** Bu yaptıklarından sonra ona küstüm.
*** Allahtan bir dileğim var, beni insan eyleye.
*** Bu hayat böyle gitmez sıkıldım artık.
*** Daha ne kadar burada duracaksın.
*** Bu yaptıklarından sonra ona gücendim.
9. Etkinlik:  yüz kelimesi insan yüzü ile şekil ve işlev yönünden benzerliği var. Yüz bir şeyin dış tarafı ve yan tarafı ve mecaz anlamda kullanılmış.  Mecaz anlamın gerçek anlam ile hiçbir ilişkisi yok.
*** Bu domateslere kaç kağıt istiyorsun cümlesindeki kağıt sözcüğünün gerçek anlamla bir ilgisi yoktur. Burada  para
  Herkesin alacağını vereceğini bilmesi için kâğıtları imzalayıp dosyasına koyması gerekir. Değerli evrak anlamında kullanılmış.
***Bir kelimenin zamanla yeni anlamlar kazanmasına çok anlamlılık diyebiliriz.
Sözcükler zamanla gerçek anlamlarından yola çıkarak yeni anlamlar kazanır buna çok anlamlılık denir.
*** gemiciler şiirinde çok anlamlı kelimeler: yıldız, yelken, yol , kanat, çal-,
10. ETKİNLİK
Ali’nin babası beslemek için yüzkoyun almış. –sayı –––––––––––––––––––––––––––
Çocuklara yüzlerini yıkamadan sofraya oturmamalarını söyle. –sima –––––––––––––
Yaz gelmeden yaylaya çıkmamız gerekiyor. –mevsim–––––––––––––––––––––––––––
Yazdığı iş mektubunu okumamı istedi. –––yazmak fiili–––––––––––––––––––––––––
kalınca kuru ekmeği bile yersin. –– acıkmak  tok sözcüğünün karşıtı–––––––––––––
Torbanın ağzını iyice ki domatesleri içine doldurayım. –––aç- fiili–––––––––––––––
*** Bu sözcüklerin yazılışı aynı anlamı farklıdır.
*** Yazılışları aynı anlamları farklı olan kelimelere eş sesli kelimeler denir.
Yol ağzında iki saat bekledim.   /    Sinirden saçını başını yoldu.
Kazın ayağını niye bağladın.    /   Hazine burada   burayı iyi kaz.
***“Bir gül dedi bülbül güle, gül gülmedi gitti.
       Bülbül güle, gül bülbüle yâr olmadı gitti.” Bu tür ifadeler şiire güzellik katmıştır.
                                            ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1.      Çok anlamlı ve eş sesli kelimeler arasındaki farkı açıklayınız.
Çok anlamlılık sözcüğün farklı anlamlarının olmasıdır. Eş seslilik ise yazılışın aynı anlamların farklı olmasıdır.
2.      Eş sesli sözcükler aynı kökten gelmezler.
3.      Eş anlamlı sözcüklerin başka dillerden girmesi dilin etkileşimini ve zenginliğini gösterir.
4.      Bütün eş anlamlı kelimler birebirinin yerine kullanılmaz.
Kafam ağrıyor demeyiz başım ağrıyor deriz.
5.      Eş anlamlı, eş sesli, çok anlamlı, zıt anlamlı kelimler ifadeye zenginlik kazandırır.
6.      Yazılışları aynı anlamları farklı olan kelimelere eş sesli kelimler denir.
Kelimelerin farklı anlamlarda kullanılmasından çok anlamlılık oluşur
7.      Y
D
Y
D
8.      B) Ayakkabılarım ayağımı sıktı
9.      A) Güçlü-Güçsüz
10.  E) Erken
11.  D) Deprem-Zelzele





 1. CÜMLEDE ANLAMIN OLUŞUMU sayfa 123-

HAZIRLIK
·         Bu akşam üç tane evi ziyaret ediniz.
·         Aracınızı buraya park etmeyiniz. Bu cümleler emir ifade etmektedir.
* Çiçek ve şeritle süslenmiş bir araba evlilik veya sünnet düğünü olduğunu çağrıştırır. Çünkü bunlar toplumsal bir gelenek olmuştur.
* Her cümlede her kelime veya kelime grubunu kullanamayız. Kelimelerin bulunduğu yere göre değişik anlamlar kazandığını biliyoruz. Fakat her kelime her cümlede kullanılmaz. Anlam bakımından kelimelerin veya kelime gruplarının bir uyum içinde olması gerekir.
* Yüklemi  “tırmandı” olan cümlenin öznesi balina olamaz. Çünkü balina tırmanamaz.
1.      “Arkamda açık duran balkon kapısından hafif bir rüzgar giriyor, salona ıhlamur ve gül kokusu getiriyordu.” Cümlesini oluşturan sözcükleri incelersek her kelimenin anlam bakımından birbirini tamamladığını görürüz.  Sözcükler anlam ilişkilerine göre bir araya gelerek cümleleri oluştururlar.
2.      “Arkamda açık duran balkon kapısından hafif bir rüzgâr giriyor, salona ıhlamur ve gül kokusu getiriyordu.”
“Arkamda açık duran balkon kapısından hafif bir köpek giriyor, salona ıhlamur ve gül kokusu getiriyordu.” Cümlesinde özneyi değiştirdiğimiz zaman anlam bozuluyor.
Hafif,  köpek, balkon, girmek sözcükleri anlam olarak bir birini tamamlamıyor.
                     Bekçi: “Efendi, demiş, gece yarısı sokakta ne arıyorsun?”
                  Bekçi:  “Balina, demiş, gece yarısı sokakta ne arıyorsun?” ikinci cümlede anlam açısından bir uyumsuzluk vardır. Balina, bekçi, sokak, aramak sözcükleri birbiri ile uyumsuz .
1.       Etkinlik   
“Vermiş ti.”  Hasan,   dün         ona   güzel bir kalem    vermişti.
                                              Özne     Z. T.       D. T         Nesne                 yüklem
Hasan, ona vermişti.
Hasan ona güzel bir kalem vermişti.
Hasan ona dün güzel bir kalem vermişti.
Bu cümlelerde her seferinde anlamı daha da belirginleştiren bir durum ortaya çıkıyor.
a.Okul, sırt, çanta kelimeleri birbirini anlam yönünden tamamlayan unsurlardır. 
     b. Ahmet ve çanta sözcükleri özne ve nesnedir. Nesne öznenin yaptığı işten etkilenen unsurdur. Burada getirme işi çanta üzerinde gerçekleşiyor.
   c. Cümlenin öznesi cansız bir varlık olabilir. Zil çaldı. Cümlesinde özne zil sözcüğüdür. Zil cansız bir varlıktır. Fakat burada sözde özne dediğimiz işten etkilene unsur vardır.
Ahmet her sabah çantasını okula sırtında büyük zorluklarla getiriyordu.
sırasıyla ‘gece yarısı, uzaya, uçarak’
Ahmet gece yarısı çantasını uzaya sırtında uçarak getiriyordu. Sözcükleri ile değiştirdiğimiz aman anlamın bozulduğunu görüyoruz.
Aralarında anlam bakımından bir uyum olan sözcüklerin ekler vasıtasıyla bir anlam etrafında toplanmasına bağdaştırma denir.
2. Etkinlik
Ne kadar güzel ifadesi kullanıldığı bağlama göre değişik bir anlam ifade ediyor.
·         İletişimde gönderici ile alıcı arasındaki ilişki cümlenin anlamını doğrudan etkiler. Anlam değişikliği olur.
·         Bir bağlama yerleştirilmeyen cümleler farklı anlam ifade edebilir. Günlük hayatta birçok yanlış anlamanın kaynağı budur.
·         Özellikle özne, nesne ve gönderici ile alıcı net değilse anlam karışıklığı olur.
·         “Evini ziyarete gidecektik.” Cümlesinde özne açıkça belirtilmemiş bir anlam karışıklığı var.
3. Etkinlik
“gelmiş, üzülüyor” yüklemlerinin özneleri  insan olabilir.
“yeşerdi, eriyecek” yüklemlerinin özne insan dışında bir varlık olabilir.  İnsan erimez, insan yeşermez, ancak kar, yağ, buz gibi maddeler eriyebilir.  Ot, ağaç, çiçek gibi varlıklar yeşerebilir.
·         “Çiçekler bugün ormanda çalıştı. Cümlesindeki anlatım bozukluğu özne yüklemin anlam bakımından uyuşmazlığıdır.
·         Her yüklem canlı ya da cansız bütün öznelerle kullanılamaz.
·         İşi yapan ile yapılan iş arasında anlam bakımından uygunluk olması gerekir. Yani anlam yönünden birbirini tamamlamıyorsa anlam bozukluğu ortaya çıkar.
4. Etkinlik
oyun oynamak, hafta sonu olduğu için, bu gün, parka
gitmek, insan parka
“bu gün hafta sonu olduğu için oyun oynamak insan parka gitmek” bu şekilde bir cümle kurulamaz. Çünkü sözcükleri birbirine bağlayacak ekler kullanılmamış.
·         “Kesildi.”
Dün burada üç tane kurban kesildi. 
Bizim mahallede sular üç saat kesildi.
Konferansta konuşmacının sesi kesildi.
5. Etkinlik 
İyi bir öğretmen yavaş yavaş kendini gereksiz kılabilen insandır.
Çocuklarını nasıl yetiştiriyorsan oğlumu da öyle yetiştir.
En önemli öge yüklemdir. Yüklem olmadan cümle olmaz.
                           ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1.Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri doldurunuz.
…..Bağlam ……içinde değerlendirilebilir.
Cümlede anlamın oluşmasını sağlayan en önemli öge ……yüklemdir.
2.       Aşağıdaki cümlelerde verilen yargılar doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
Y
D
Y
D
3.       C) Yağar
4.       E) Özgürdü
5.       B) Merdivenlerden ağır ağır iniyor.
3.       BİLDİRDİKLERİ KİPLERE GÖRE CÜMLELER
2.1. Haber Cümleleri
Hazırlık
Resimde görülen spor badycamping  spor dalıdır. Daha çok akışı kuvvetli olan ırmak, nehir, dere gibi yerlerde yapılır. Botla binen sporcular suyun akışında devrilmemek için gayret gösterirler.
Göz adlı metinde ilk cümle hariç diğerleri haber cümlesidir.
Kral ve  Köylü metninde ise bütün cümleler haber cümlesidir.
Metinde gerçekleşecek, gerçekleşmiş olayların anlatan cümlelerin yüklemleri fiil soyludur.
Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılmıştır.
1. Etkinlik
Burada geçen cümleler bir bilgi ve haber bildiriyorlar.
Yarın belediye başkanı okula gelecekmiş.
Çaydanlıktaki su henüz kaynamamış.
2. Etkinlik
Şu elma kaç lira………………………………..dilek cümlesi
Şu kalemi verebilir misin? ………………dilek-istek cümlesi
Haberi alınca sevinçten havalara uçtum……..haber cümlesi
Küçük kız mumu alıp mangalın alevinde yaktı…….haber cümlesi.
Yalnız kaldığım zaman sıkılırım………………….haber cümlesi.
Haber cümleleri dilin daha çok göndergesel işleviyle kullanılır.
a.       Kişi, durum, kavram eşya gibi hususlar cümlenin göndergesi olur.
b.      Haber cümleleri olmasaydı düşüncelerimizi ve olayları, durumları karşıya iletirken zorlanırdık.
c.       Haber cümlelerinde zaman yükleme getirilen eklerle bildirilir.
3. Etkinlik
İkinci sütundaki cümlelerin anlamı kişiden kişiye değişir. Çünkü bu cümlelerde geçen güzel ve dev gibi ifadeleri yorum bildirir.
Haber cümleleri sadece bir durumu bir bilgiyi aktardığı zaman nesnel,  kişilerin duygu ve yargılarını yansıtacak şekilde kullanıldığında ise öznel olurlar.
4. Etkinlik
Üç cümlede haber cümlesidir.  Birinci cümledeki bilgi doğrudur. Diğerleri yanlış.
Haber cümleleri doğru ya da yanlış bir yargıyı bir bilgiyi anlatabilir. Bu haber cümlelerinin yapısı ile ilgili değildir. Anlamla ilgili bir durumdur.
İnanılması güç bir haber  aldığımızda haber verene inanmadığımızı ifade eden şaşkınlıkla karşılık veririz.
6. Etkinlik
Bundan uzun zaman önceydi. Cümlesi bir isim cümlesidir. Bir durumu bildirmek için kurulmuştur.
7. Etkinlik
Dün evden erken çıkmış, biraz dışarda gezeyim, diye düşünmüştüm. Düşünmez olaydım. Daha dışarı çıkar çıkmaz aksilikler başladı.  Evden çıktığımda kadının biri sabahın köründe temizlik yapası tutmuş, pencereden üzerime halı silkeledi. Bir la havle çektim, yola devam ettim. Evin altındaki parkın içine girip biraz yürüyüş yapayım dedim, peşime bir köpek takıldı. Ben kaçtıkça köpek kovalamaya başladı. İri cüsseli bir köpek mücadele etmeyi göze alamadım. Kendimi parkın sonundaki petrol istasyonuna zor attım. Sen misin evden erken çıkan sabah keyfi yapmak isteyen! Bir daha evden erken çıkmak mı tövbe!
                                       ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1.       Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri doldurunuz.
·         Bilmediğimiz bir şeyi öğrenmek için soru cümleleri kurarız.
·         İnsanlar sahip oldukları bilgiyi aktarmak için haber cümleleri kurar.
2.Aşağıdaki cümlelerde verilen yargılar doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
Y
D
D
Y
3.D) Baharın geldiğini çiçeklerin açmasın dan anlıyorum.
4. D) Şimdi çok çalışılmalıyız.

LÜTFEN DİKKAT!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
 BUNDAN SONRAKİ YAZILAR BURADAN DEVAM ETMEYECEK SİTEDEN HER KONUYU AYRI AYRI TAKİP EDEBİLİRSİNİZ.

Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Anonymous
16 Ekim 2013 - 21:04

milli eqitimin verdiqi kitapların cevapları. Emeklerinizden dolayı tessekkür ederim detaylı ve cok öğretici cevapların devamını beklemekteyim TESSEKKÜRLER

Anonymous
17 Ekim 2013 - 19:44

ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM EĞER CEVAPLARI OLMASAYDI NOTLARIMI DOĞRU TAMAMLAYIP ÇALIŞAMAZDIM SAĞOLUN…

Anonymous
18 Ekim 2013 - 15:19

çok teşekkürler devamını bekliyoruz.

Anonymous
22 Ekim 2013 - 19:09

çok teşekkürler 3. ve 4. üniteninde cevaplarını bekliyorum

Anonymous
22 Ekim 2013 - 19:12

GERÇEKTEN ÇOK TEŞEKKÜRLER SİZ OLMASAYDINIZ ÇOĞUNU YAPAMIYCAKTIM ÇOK YARDIMCI OLDU. 3. VE 4. ÜNİTENİNDE CEVAPLARINI BEKLİYORUM…

Anonymous
22 Ekim 2013 - 19:42

Çok sağolun süper bir öğreticiliğinizle yaptım 🙂

Anonymous
22 Ekim 2013 - 22:22

Çok teşekkürler . İşime yaradı sağolun . Devamını istiyoruz . Kolay gelsin 🙂

Anonymous
02 Kasım 2013 - 23:20

elinize emeğinize sağlık… teşekkürler

Anonymous
03 Kasım 2013 - 16:43

çook tşk 3 üniteyi bekleriz

Anonymous
04 Kasım 2013 - 18:12

ÇOK TEŞEKKÜRLER:)

Anonymous
10 Kasım 2013 - 15:32

TEŞEKKÜRLER ÜNİTE 3 VE 4 VE 5
BEKLİYORUZ

Anonymous
11 Kasım 2013 - 21:02

teşekkürler işime çok yeradı devamını bekliyoruz

Can Kuru
11 Kasım 2013 - 22:28

Çok teşekkür ederim..
Lütfen sayfa 51’den 72’ye kadar da cevapları yayınlarsanız sevinirim.Haftaya ödev verdi hocamız acilen tamamlamak zorundayım 😀

Anonymous
17 Kasım 2013 - 21:08

Valla ALLAH razı olsun ya her yerde aradım bulamadım çok sağolunn

Anonymous
24 Kasım 2013 - 15:25

Çok teşekkürler.Sayenizde rahatlıkla eksiklerimi tamamladım.Umarım devamını da getirirsiniz.

Anonymous
25 Kasım 2013 - 18:54

lütfen 60. sayfadan sonrasını yayınlayın

Anonymous
08 Ocak 2014 - 20:40

sağolasız 🙂

Anonymous
27 Ocak 2014 - 14:07

harikasınız…

Anonymous
18 Şubat 2014 - 22:23

çok tşkkr ederim

Anonymous
24 Şubat 2014 - 19:47

çok teşekkürler….
en kısa zamanda 4.ünite ve 5.ünitenin cevaplarınıda koyar mısınız ? ♥♥♥♥

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)