Orhan Veli’nin İstanbul’u Dinliyorum Adlı Şiirinin Tahlili

09.05.2014 tarihinde ŞİİR TAHLİLLERİ kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

 İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda:
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmıyan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalı Çarşı;
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;
Güvercin dolu avlular.
Çekiç sesleri geliyor doklardan,
Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı değil mi, bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.
                                        Orhan Veli KANIK
A.      ( BİÇİM YÖNÜNDEN İNCELENMESİ )         
1)            NAZIM BİRİMİ: Bentlerden oluşturulmuş.
2)            BİRİM SAYISI:    6 bentten oluşmuştur.
3)            ÖLÇÜ:                 Serbest ölçü.
4)            NAZIM ŞEKLİ:   Serbest nazım şeklinde yazılmıştır.
                 1.BÖLÜM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;  a     
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;  b      (-iyor redif )
Yavaş yavaş sallanıyor   b
Yapraklar, ağaçlarda:   c        (-larda redif )
Uzaklarda, çok uzaklarda,  c
Sucuların hiç durmıyan çıngırakları;  a         (-ı yarım kafiye )
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.   a
                    2. BÖLÜM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;   a
Kuşlar geçiyor, derken;  b
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.  c
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;  d
Bir kadının suya değiyor ayakları;   a         (-ı yarım kafiye )
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;  a
              3. BÖLÜM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;  a    (-ı yarım kafiye )       
Serin serin Kapalı Çarşı;   a
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;    b
Güvercin dolu avlular.      c
Çekiç sesleri geliyor doklardan,    d  
Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;    a     (-ı yarım kafiye )
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;     a
            4.BÖLÜM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;    a
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,   b
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;      a      (-alı zengin kafiye )
Dinmiş lodosların uğultusu içinde  c
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;   a
                          5.BÖLÜM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;   a
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;   b
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.   c
Bir şey düşüyor elinden yere;  d
Bir gül olmalı;    a                       (-alı zengin kafiye )
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;   a    
                     6.BÖLÜM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;  a
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;  b
Alnın sıcak mı değil mi, bilmiyorum;   c     (-mı değil mi, bilmiyorum redif )
Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum;  c     (-ak tam kafiye )
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından   d
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;  c
İstanbul’u dinliyorum.  c
   
 B.        Şiirin İçerik(anlam) Yönünden İncelenmesi

1)            Anlamı bilinmeyen kelime ve deyimlerin açıklanması
Çekiç: Ekseri sapı tahtadan, bir ucu tokmaklı, bir ucu yassı madenden yapılan bir el aletidir. Bir şeyi çakmak, dövmek, yassılaştırmak, ezmek için kullanılır.
Dok: Ticaret mallarını saklamak için rıhtımda yapılan büyük depo.
Yosma:  Güzel, dikkat çekici, kokoş kadın.
Buradan da anlaşılacağı gibi şiirde anlamı bilinmeyen fazla kelime yoktur.

2)            Şiirin bölüm halinde açıklanması
1.            Bölümde gözleri kapalı İstanbul’u dinlediğinden, hafif bir rüzgar estiğinden, yaprakların yavaş yavaş sallandığından bahsetmiştir.
2.            Bölümde kuşların yükseklerden çığlık sesleri geldiğinden, ağların çekildiğinden, kadının ayaklarının suya değdiğinden bahsetmiştir.
3.            Bölümde Kapalıçarşı’nın serinliğinden, Mahmutpaşa’nın cıvıl cıvıl olduğundan, avluların güvercin dolu olduğundan bahsetmiştir.
4.            Bölümde loş kayıkhanelerde eski alemlerin sarhoşluğundan, dinmiş lodosların uğultusunda gözleri kapalı İstanbul’u dinlediğinden bahsetmiştir.
5.            Bölümde kaldırımdan yosma geçtiğinden, elinden bir gül düştüğünden bahsetmiştir.
6.            Bölümde eteklerinde bir kuş çırpındığından, fıstıkların arkasından beyaz bir ay doğduğunu kalbinin vuruşundan anladığından bahsetmiştir.
Şiirin anlam yönünden açıklanması ile ilgili başka bir değerlendirme
Orhan Veli’nin ”İstanbul’u Dinliyorum” şiiri, anlam düzlemleri açısından farklılıklar, zenginlikler içeren ve çok çeşitli biçimlerde ”okuyabileceğimiz” bir şiir olduğu gibi, şairin edebiyat serüveninde farklı bir yerde durur.
Şiir ilk önce, 1. 6. 1947 tarihinde Varlık dergisinde yayımlanmış; sonra, Karşı (1949) kitabında yer almıştır.
Şiirde bir İstanbul özlemiyle karşılaşıyoruz. Şiirin ilk dizelerinde, şiiri söyleyenin (şair ile şiiri söyleyeni ayrı tutabiliriz pekâlâ; bkz. Gösterge Eleştirisi, Mehmet Rıfat), İstanbul’dan uzak bir yerde, gözlerini kapatarak (İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı); şehrin sesini duyuşunu, dolayısıyla şehrin görüntüsünü ve anılarını zihninde canlandırışını izleriz.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda,
Sucuların hiç durmıyan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
Ağların dalyanlardan yavaş yavaş çekilmesi; Kapalıçarşı’nın serinliği, Mahmutpaşa’nın hareketliliği ve renkliliği; doklardan gelen çekiç sesleri ve bahardaki ter kokuları, söyleyenin zihninde yer eden belli başlı anlar/görüntüler/izlerdir.
Loş kayıkhanelerin betimlenmesi ve lodos uğultusuyla İstanbul özlemi, okurun da zihninde oluşur böylece. Gözlerini kapamak/yummak ”anaekseni” yle, şiirin öznesinin İstanbul’a olan uzaklığı okurda iyice belirginleşir.
Ancak, şiiri söyleyen; yukarıda dediğimiz gibi, İstanbul’dan uzakta bir yerde gözlerini kapatarak İstanbul’u düşlediği gibi merkezin çok yakınlarında örneğin Boğaz’da (ya da adada) bir yerde gözlerini kapatıp da bu görüntüyü zihninde canlandırmış olabilir.
Bir üçüncü durum ise gerçekten uzak bir yerdeyken, ikinci durumda da söyleyebilir. Her üç durumdan birini seçmek bize (okura) kalmış.
Şiirin bu imgesel atmosferi zihnimizde anılara/özleme ilişkin bir görüntü oluştururken sonraki dizelerde şiirin içine bir ”öykücük” girer ve şiir anlatımcı bir tarza doğru yol alır:
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, lâf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
Yosmanın elinden düşen gül, onun masumiyeti olabilir. Dolayısıyla, ”düşmüş bir kadının” yaşamıdır da kırmızı gül aynı zamanda. Onun harcanmış yılları, gençliği vb. vb.
Bu yosma, şiiri söyleyenin sevgilisi de olabilir, nitekim son öbekte şiir bizi böyle bir izlenime sürükler.
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.
Bu öbekte şiirin öznesinin sevgilisine seslendiği açık. Ancak sevgilisi, yukarıdaki yosma da olabilir bu özlem atmosferinde başka biri de.
Kuş, yosmanın elbisesinin eteklerindeki bir motif olarak karşımıza çıkıyor. Eteklerdeki çırpınan kuş motifi, yosmanın özgürlüğünü yitirişinin anlatımına kadar götürdüğü gibi; İstanbul’un eteklerinde/çevresindeki kırlık yerlerdeki kuşların yani doğanın kendisinin imgesel anlatımına da yol alabiliriz.
Şiiri söyleyenin (belki de şairin) konumu, varlıksal olarak durduğu yeri -ayın fıstıkların üstünden (Çamlıca’dan) yükseldiğini düşünürsek- Galata ve çevresi olarak belirtebiliriz. Bahar aylarıysa zaman, bu görüntüyü Çamlıca’nın tepesinde yakalayabiliriz. (Benzer şekilde adada da olabilir). Şiirin öznesi, aslında bu görüntüyü izleyebilecek her yerde olabilir.
Farklı biçimlerde ”okunabilen” bir şiirdir ”İstanbul’u Dinliyorum.” Zaten bir şiiri, bir edebiyat yapıtını, bir sanat yapıtını ”büyük” yapan, bizi farklı anlamlara sürükleyebilmesi; çevresinde (anlam katmanlarında) dans edebilmemizdir.
Atilla BİRKİYE / Cumhuriyet – 22.02.2001

3)            Şiirde geçen söz sanatlarının bulunması:
“Başında eski alemlerin sarhoşluğu,  
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı” 
bu mısralarda kişileştirme sanatı kullanılmıştır. Bunun dışında söz sanatı olarak alınabilecek bir sanat yoktur. Orhan Veli şiir anlayışı gereği sanatlı ve şairane söyleyişten kaçmış, söz sanatlarına şiirlerinde pek yer vermemiştir.
4)            Şiirin ana duygusu: İstanbul’a duyulan özlem

5)            Şiirin dil ve anlatım özellikleri:
Sade bir dil kullanılmıştır. Anlaşılmayan kelimeler yoktur. Günümüz Türkçesine uygun olduğu söylenebilir. Şiir günlük konuşma diliyle ortaya konmuştur.                          

6)            Nazım şekli:  Serbest nazım şeklinde yazılmıştır.

7)            Metin ve zihniyet: Şiir yazıldığı dönemin zihniyetini yansıtmıştır. Garip akımına bağlı olan sanatçı şiirini bu görüşler doğrultusunda oluşturmuştur. Garip akımında sade bir dil kullanılır. Kafiye, uyak, redif, ahenk ve söz sanatlarına verilmez.

8)            Metin ve gelenek: Yazıldığı dönemden dolayı serbest şiir tarzı kullanılmıştır. Şiir garip akımının özelliklerini yansıtmaktadır. Garip şiir anlayışının bir gereği olarak ölçü, kafiye, redif gibi sanatlı söyleyişin unsurları olan ögelere yer vermemiştir..

9)            Metin ve şair: Şair garip akımından etkilendiği için şiirlerini bu doğrultuda yazmıştır. İstanbul’a duyduğu özlemi sade bir dil ile ifade etmiştir

10)       Metin ve yorum: Şair bu şiirinde İstanbul’a duyulan özlemini sade bir dil ile ifade etmiştir.  Orhan Veli   bu şiirinde günlük yaşamın insan üzerindeki yansımalarını şiire aktarmıştır. Şiir günlük konuşma diliyle ortaya konmuştur.                          
       
C.Şairin Hayatı Ve Edebi Kişiliği
Orhan Veli Kanık (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950), daha çok Orhan Veli olarak bilinen Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı. Şair 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırdı.
Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, hece ve aruz ölçülerini kullanmayı reddetti. Kafiyeyi ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıkladı. “Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak” amacıyla yola çıkan Kanık’ın bu arzusu şiirinde kullanabileceği teknik olanakları azaltsa da şair, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu. Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı. 1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.
Kanık, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırgandı, çok sert eleştiriler aldı ve küçümsendi. Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı. Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı. Sait Faik Abasıyanık da Orhan Veli’nin bu yönüne dikkat çekerek onu “üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair” olarak tanımladı.
Her ne kadar Garip döneminde yazdığı şiirleriyle öne çıksa da Orhan Veli “tek tür” şiirler yazmaktan kaçınmıştı. Durmadan arayan, kendini yenileyen, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni yaşayan Kanık’ın edebiyat hayatı farklı aşamalardan oluşmaktadır. Oktay Rifat bu durumu “Orhan Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle atbaşı geldi.” ve “Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı.” sözleriyle açıkladı
  
      

Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)