MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE ROMAN ve HİKAYE

20.03.2014 tarihinde 11.Sınıf Türk Edebiyatı Konu Anlatımı kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

 MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE ROMAN ÖZELLİKLERİ
Bu dönem romancıları topluma karşı duyarlı kişilerdir. Toplumdaki olaylara kayıtsız kalmamışlardır.
Başlangıçta Fecr-i Âtî topluluğuna bağlı olarak hareket ettikten sonra “Yeni Lisan” makalesindeki memleketten bahseden edebiyat oluşturma çizgisinde birleşmişlerdir. Bu birleşim; romanın konusunu, dilini etkilemiştir.
Milli edebiyat romancılarının ortak özellikleri; toplumun ve bireyin problemlerini dengeli olarak işlemek, memleket ve millet sevgisini romantik duygularla beslemek, milli değerlere sempati ile yaklaşmak şeklinde özetlenebilir.
MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN ROMANININ YAPI ÖZELLİKLERİ
Olay: Olaylar, genelde tarihi ve toplumsal gerçekliklerden hareketle tasarlanmıştır. Bu dönem romanlarında olaylarda; İstanbul dışında, memleket sorunları etrafında oluşmuştur.
Kişiler: Milli Edebiyat romanı dışa-Anadolu’ya açılmış-başka insanların da var olduğu bilinciyle hareket eden, içinde yaşadığı toplumun sorunlarına, sıkıntılarına yabancı kalmayan kahramanların romanı olmuştur.
Zaman: Genelde kendi yaşadıkları zamanın tarihi ve sosyal konularını ele almışlardır.
Mekân: Mekan olarak şehir, kasaba ve köyleriyle Anadolu; romana bir taraftan gerçekçi bir bakış açısıyla, diğer taraftan da bir memleket romantizmi ile girmiştir.
Milli Edebiyat Dönemi Romanının Tema Özellikleri:

Romanların teması bireysellikten kurtarmış, toplumsal konular tema işlenmiştir.
Tema; Siyasi kavgalar, Türkçülük, yanlış Batılılaşma, kuşaklar arası çatışma, geri kalmışlık, eğitimsizlik, cehalet, yoksulluk…
Dil ve Anlatım Özellikleri:
Eserlerin günlük konuşma diliyle yazılması gerektiğini savunmuşlardır. Sade dil ile yazılmıştır.
Etkilenen Akımlar:
Sanatçıların yaşadığı dönemin toplumsal gerçekliğinden hareketle kurgulanmıştır. Bu eserler, iyi bir gözlem sonucunda yazılmıştır. Bu yönüyle Milli edebiyat Dönemi romanları realist özellik taşımaktadır.
Milli Edebiyat Dönemi Hikaye ve Roman
GENEL ÖZELLİKLER
Yurdun her yöresinde yaşanmış olay ve kişiler ele alınmıştır.
·         Konular, kendi yaşamımızdan alınmış; bunlar, çevre olarak genişlemiş; ülkenin değişik yerleri anlatılmıştır. Böylece “memleket edebiyatı” çığırı açılmıştır.
·         Roman ve öykünün konu haritası genişlemiş, her kesimden insan, özellikle de köylerde ve taşrada yaşayan insanlar konu alınmıştır. Anadolu mekân olarak seçilmiştir.
·         “Halka doğru” ilkesiyle hareket edilmiştir.
·         Memleketi ve memleket gerçeklerini yansıtmayı amaçlayan Milli Edebiyat Dönemi roman ve öyküsünün anlatımı, gözlemci gerçekçiliğe dayanır. Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Reşat Nuri realizm (gerçekçilik) akımına bağlı kalmıştır. Kimileri de (Selahattin Enis, F. Celalettin Göktulga, Osman Cemal Kaygılı) natüralizm akımına bağlı kalmıştır.
·         Bu dönem roman ve öyküsünün belirleyici bir başka özelliği de toplumsal sorunlara yönelik olmasıdır.
·         Konuşma dili yazı diline aktarılmıştır. Cümleler, Türkçenin yapısına uygun ve kısa cümlelerdir.
·         Teknik yönden başarılı roman ve hikâyeler yazılmıştır.


·         Eserlerde; Kurtuluş Savaşı, Anadolu, aşk ve sosyal konular işlenmiştir.
·         Roman ve hikâyede toplumsal, milli konulara realist bir bakışla yer verilmiştir.
·         Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmamıştır.
·         Roman ve hikâyelerde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.
·         İstanbul Türkçesi kullanılmıştır.
·         Bu dönemle birlikte hikâye ve romanlarda İstanbul dışına çıkılmış ve Anadolu anlatılmıştır.
·         “Yurt” ve “köy” sorunlarına yönelim başlamıştır. Köy ve taşra insanının yaşayışını anlatan ilk başarılı örnekler, Reşat Nuri’nin “Çalıkuşu”, Ebubekir Hazım’ın “Küçük Paşa” adlı yapıtı bu dönemde verilmiştir.
·         Anadolu’nun edebiyata girmesiyle birlikte “memleket edebiyatı” da başlamıştır.
·         Arapça ve Farsça tamlamalardan kaçınılmıştır.
·         Maupassant tarzı (olay hikâyesi) hikâyeler yazılmıştır.
·         Hikâyelerde gözlem öne çıkmıştır.
Millî Edebiyat» Hikâye ve Roman Yazarlarının Başlıcaları Şunlardır:
1.Ömer Seyfettin
2. Halide Edib Adıvar
3. Yakup Kadri Karaosmanoğlu
4. Refik Halit Karay
5. Ercüment Ekrem Talu
6. Selâhattin Enis (Atabeyoğlu)
7. Osman Cemal Kaygılı
8. Fahri Celâlettin (Göktulga)
9. Reşat Nuri Güntekin
10. Peyami Safa
Bunların bir bölüğü (1-6) Meşrutiyet devrinde, bir bölüğü de (7-10) Birinci Dünya Savaşı sonlarında ve Mütareke devrinde sanat hayatına atılmış, hepsi de Cumhuriyet devrinde çalışmalarını sürdürmüş ve ünlerinin doruğuna ulaşmışlardır.
Bunlar, kendi çağlarında edebiyatın eleştiri, fıkra, makale, oyun, şiir, vb. gibi başka dallarında yazı hayatına atılmış, hikâye ve roman türündeki eserlerini Cumhuriyet devrinde vermişlerse de, üslup, dil ve sanat anlayışı bakımından Cumhuriyetten önceki devire bağlı kaldıklarından, o devrin sanat akımı içinde ele alınmışlardır.




 Milli Edebiyat Dönemi Hikaye ve Romanlarının Konusu
Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1974)
Romanlarında kusursuz bir anlatım ve sağlam tekniği ile dikkat çeken sanatçı, tarihi ve sosyal olaylardan herbirini bir romanına konu edinerek, Tanzimat dönemi ile Atatürk Türkiyesi arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişiklik ve bunalımları yaşayış ve görüş ayrılıklarını işlemiş, düşünce ve teze dayalı özlü yapıtlar vermiştir.
Bazı eserleri ve içerikleri:
Hep O Şarkı – Abdülaziz döneminin yaşamı
Bir Sürgün – II. Abdülhamit’in baskılı yönetimiyle savaşmak için Fransa’ya kaçan Jön Türkler
Hüküm Gecesi – 31 Mart Olayı’ndan sonra iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti ile muhalefet arasındaki siyasi çekişme
Kiralik Konak – Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’na kadar yetişen üç kuşaktaki görüş ayrılığı
Sodom ve Gomore – Mütareke döneminde, işgal altındaki İstanbul’da ortaya çıkan ahlâki çöküntü
Yaban – Kurtuluş Savaşı yıllanrındaki bir Anadolu köyü
Ankara – Yeni başkentin üç dönemi
Panorama I, II – Cumhuriyet döneminin 1952’ye kadarki durumu
Hikâye: Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikayeleri
REŞA T NURİ GÜNTEKİN’İN ROMANLARININ KONULARI:
Gizli El   Gizli El, Reşat Nuri Güntekin’in en önemli romanlarından biri ve Türk Edebiyatı’nın klasiklerindendir. İlk olarak 1920’de Dersaadet Gazetesi’nde yayımlanmaya başladı. Romanda devlet adamlarına sataşıldığı gerekçesiyle sansür edildi ve gazetede yayımlanması durduruldu. Reşat Nuri de yapıtında değişiklik yapmak zorunda kaldı.
Gizli El yayınlandığında, Reşat Nuri yazdığı önsözde değişiklikleri açıkladı. Yönetim mekanizmasını eleştirmek istemiş ama sansürün baskısı karşısında romanın özünü aile ve geçim sıkıntıları sorunlarına kaydırmak zorunda kalmıştır.
Acımak, Reşat Nuri Güntekin’in 1928 yılında basılan kısa soluklu romanı. Eser küçük yaşta gördüğü kötü muamelelerden dolayı acıma duygusu olmayan bir öğretmeninin babasının vefatından sonra onun günlüğü okuyarak babası ve hayatı hakkındaki gerçekleri öğrenmesini konu alır.
Damga, Reşat Nuri Güntekin tarafından 1924 yılında yazılmış kısa romanlardan biridir. Türk edebiyatının sevilen klasik eserleri arasında yer alır. Ağırlıklı olarak Osmanlı’nın son yıllarını anlatan bir romandır. İkinci Meşrutiyet ilanından hemen sonraki yaşamı anlatır. Güntekin, çocukluk anılarının dile getirildiği eski İstanbul günlerini anlatmaktadır.
Değirmen, Reşat Nuri Güntekin’in güldürü tarzındaki kısa bir romanıdır. İlk basım tarihi 1944’tür.
Romanda, uydurma bir deprem olayının büyüyerek Osmanlı Devleti’nin ve hatta dünyanın gündemine giren bir mesele haline gelmesi hikaye edilir. Anadolu’daki yoksul bir kasaba olan Sarıpınar’ın 1914 senesindeki ileri gelenlerinin ruh dünyası anlatlmış, çıkarcı ve entrikacı devlet yetkilisi tipleri işlenmiştir. Acı bir mizaha dayanan yapıt, Turgut Özakman tarafından Sarıpınar 1914 adıyla oyunlaştırılmış ve ilk kez Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir (1968). Barış Pirhasan’ın senaryosuna dayanılarak Atıf Yılmaz tarafından bu adla filme alınmıştır (1987).
Başlığın diğer anlamları için Dudaktan Kalbe (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.
Dudaktan Kalbe
Dudaktan Kalbe, Reşat Nuri Güntekin’in 1925’te yazdığı romanı. Örf tanımını yapmada ve kişilik canlandırımında başarılı, duygusal, ve sevgi dolu bir roman olarak kabul edilir. Şarkıları, filmlere, nostaljik romantizminize bolca konu olmuş aşkların unutulmaz romanlarından biridir.
Çektiği aşk acısı nedeniyle tekrar aşık olmayacağını, aşkın bir daha dudaktan kalbe inmeyeceğini felsefe edinmiş bir gencin öyküsü.
Hüseyin Kenan gençliğini mutsuz geçirmiş bir çocuktur. Babası olmadığı için dayısı tarafından büyütülmüş ve büyütülüşünde bir disiplin hakim olmuştur.
Ancak daha sonra annesinin dükkânını satarak Avrupa’ya müzik eğitimi almaya gitmiş ve çok başarılı bir kemancı olmuştur. Lamia kimsesiz bir çocuktur. Kenan’ı daha görmeden müziğine aşık olmuştur.
Kenan dayısının ısrarlarına dayanamayıp Türkiye’ye gelir ve bir şekilde Lamia’yla tanışırlar. Başlarda Lamia ya çocuk gözüyle bakan ve hatta suratındaki çillerden dolayı ona ‘kınalı yapıncak’ adını koyan Kenan daha sonra küçük Lamia ya aşık olur. Lamia onun aşkına inanmaz ve bu bir imkânsız aşk haline gelir. Lamia Kenan’dan hamile kalır ve başka biriyle evlilik kararı alır. Bunu duyan Kenan intihar eder.
Kızılcık Dalları, Reşat Nuri Güntekin tarafından yazılmış bir eserdir. Bir evlatlığın başına gelen olayları, kendi diliyle eşleşen bir masal diliyle anlatılmıştır. Kitapta kızı erken ölen bir ninenin üzüntüsünü anlatıyor
KONUSUNadide Hanım’ın yetim olarak konağa aldığı Gülsüm ve onun konak hayatı boyunca başından geçenleri,maruz kmkğı haksızlıkları anlatan bir kitap.
ANA FİKRİ
İnsanoğlunun ne kadar iki yüzlü olabileceğini, ne yaparsanız yapın yaranamayacağınızı, menfaatlerin daima kişiliğin önüne geçtiğini, vurdumduymazlığın, edepsizliğin, fitne ve dedikoduculuğun oluşturduğu sağlıksız ilişkilerin topluma verdiği zararları anlatıyor.
Yaprak Dökümü, Reşat Nuri Güntekin’in kaleme aldığı toplumsal roman.
Cumhuriyetin ilanından önce kendine batılı olarak bakmaya çalışan Türk toplumunun, batılı toplumu ve kendi toplumları arasındaki yaşanan kültür farkını da ortaya koyuyor. Bir memur ailesinin bu yeni batılı yaklaşımını kendine yanlış alıştırmasını, etik değerlerin kayboluşunu ve bu ailenin çöküşünü dramatik fakat gerçekçi bir şekilde ele alır.
Yaprak Dökümü, defalarca sinemaya ve televizyona uyarlanmıştır. Bir babanın çocukları için ne kadar uğraştığını, ancak çocuklarının geleneksel değerlerden uzak, farklı tutkular peşinde koşup, ailenin dağılmasını anlatan bir eserdir.
YEŞİL GECE: Romanın ana karakteri Şahin öğretmen olaylar bu öğretmenin etrafında gerçekleşiyor. Modern eğitimin gericilere karşı verdiği mücadele anlatılıyor.
Şahin bey muhallim okulundan mezun olduktan sonra tayini İstanbul’a çıktığı halde tayinini bir taşra kasabasına ister. Anadolu’da görev yapmak isteyen bu genç yetkililerle konuşarak tayinini Anadolu’ya aldırır. Anadolu’ya gelidiğinde cahillik ve sefaletin sardığı köylülerle karşılaşır,her zorulğa göğüs geren Şahin bey köyünün düşmanlar tarafından işgal edilmesiyle hayatı değişir. Düşman kuvvetleri köyde bazı kişilerle iş birliği yapmak istemişlerdir ve bu kişiler arasında Şahin bey de vardır.
Şahin bey düşman kuvvetlerini bu teklifini kabul eder amacı Türk kuvvetleri’ne istihbaratta yardım etmektir. Şahin beyin birçok yardımı dokunur fakat sonra düşman kuvvetleri Şahin bey’in onlardan haber sızdırmak için yanlarında bulunduğunu anlarlar ve onu sürgüne gönderirler. Şahin bey Cumhuriyet kurulduktan sonra köyüne döndüğünde herkes o nu düşmanla işbirlikçi hoca olarak bilir fakat kimse gerçeği bilemez. Şahin hoca da kaderin bu ağır tokadıyla bir umut Ankara’ya gider.
Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin tarafından 1922 yılında yazılmış bir romandır. Ağırlıklı olarak Anadolu’da geçen ve arka planda Osmanlı’nın son yıllarını anlatan bir romandır. Kitabın son kısmı hariç, ki bu bölüm dışarıdan bir gözlemcinin anlattıklarıdır, romanın ana kahramanı Feride’nin hatıra defteri şeklinde yazılmıştır.
Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu’nu önce İstanbul Kızı adıyla dört perdelik bir oyun olarak yazmıştır. Yapıtı, 1922’de Vakit gazetesinde Çalıkuşu adıyla roman olarak yayınlanınca büyük ilgi çekmiştir.
Çalıkuşu, duygusal bir olayı anlatmakla birlikte dönemin toplumsal sorunlarının eleştirel olarak da ortaya koymaktadır. Çalıkuşu, Türkiye’de yeni ve modern bir dönemin başlamasını özendiren bir roman olarak kabul edilmektedir.
KAVAK YELLERİ: kavak yelleri; aslında, olay kurgusu farklı da olsa ana konusu itibariyle Çalıkuşu romanıyla aynıdır -eğer, Çalıkuşu’nu okuyanlar bileceklerdir-. Her iki romanda da  aşk teması işlenmektedir.
HALİDE EDİP ADIVAR:
Halide Edip, Doğu-Batı meselesini ilk işleyen şahıs değildir; fakat bu tarihi akış içinde özel bir yeri vardır. Eserleri kronolojik olarak bir bütün halinde işlendiğinde, başlangıçtaki bazı istisnalara rağmen onun Doğu (Türk) ile Batı medeniyeti sentezi tezini savunmuş olduğu görülür. Onu, daha önceki ve çağdaş Türk yazarlarından ayıran en önemli özellik, kadını merkez almasıdır. Bilhassa Türkiye’de eski Türk örfüyle Batı medeniyeti çatışmasında Halide Edip’in kadın konusunda almış olduğu sentezci tavır, Türk kültürü bakımından çok önemlidir. Halide Edip, Doğu ile Batı medeniyetinin farkını ve çatışmasını önce, devri ile beraber kendi hayatında hisseder.
Raik’in Annesi‘nde, çocuğuna milli kültürü en sıhhatli terbiye sistemi olarak gördüğü İngiliz terbiyesiyle birlikte vererek sağlam ve sıhhatli bir çocuk yetiştiren annenin bedbaht evliliği üzerinde durulur.
Seviye Talip‘te aşk ahlakı yüzünden toplum ahlakına başkaldıran bir kadın göze çarpar. Seviye Talip‘te Raik’in Annesi’nin devamı olan Macide vardır. İlk romanda Raik’in annesinin nasıl yetiştiğini okuyucuya anlatmayan yazar, başlangıçta tamamen Türk ve Müslüman örfüyle yetişmiş olan Macide’nin İngiltere’de yetişmiş Batılı kocası Fahir tarafından, nasıl yavaş yavaş Batılı kültüre göre şekillendirildiğini anlatır.
Handan‘da devam eder ve zenginleşir. Seviye kadar çarpıcı bir şahsiyeti olan Handan’ın tâ çocukluğundan itibaren yetiştirilmesi anlatılır. Handan da tıpkı Halide Edip gibi birçok öğretmenden çeşitli dersler almıştır. Hem Doğu hem Batı kültürüyle beslenmiş olmasına rağmen, onda asıl hakim olan Batı kültürüdür. Handan Doğu ve Batı sentezine ulaşmış, ihtilalci Nazım tarafından yetiştirilir. Fakat Handan aldığı kültürü kendisine öylesine sindirir ki, Nazım’ın bir kopyası olmaz. Handan’ın beklenmedik bir şekilde Batıda yaşayan, görünüşte Batılı fakat süfli bir adamla evlenmesi, onun da Seviye gibi içgüdülerine tâbi olduğunu gösterir.
Yeni Turan romanı ferdi problemleri işleyen bu romanların arasında siyasi hüviyeti ile ağır basan bir eserdir. Seviye Talip ve Handan‘da Türk toplumunun siyasi ve sosyal meseleleri, arka planda bir fon teşkil ederken Yeni Turan‘da siyaset meydanlarında bu meseleler münakaşa edilir. Fakat yine de Yeni Turan‘a bir ferdin, toplumun menfaati uğruna kendini feda etmesini bilen iyi yetişmiş Kaya’nın hikayesidir, denebilir.
1917 yılında yazılmış olan Mev’ud Hüküm, yazarın toplum hayatını aksettiren ilk romanlarından sayılmalıdır. Bu romanın aslî kahramanı Kasım Şinasi, Almanya’da yetişmiştir. Fakat daha önce Alman kültürüyle yetişen Nazım gibi bir ihtilalci değildir. Bir doktordur, gösterişsiz bir şekilde vatanı için üzerine düşen vazifeleri yapar. Fakir halka sıhhi tesisler açarak tedavileriyle meşgul olarak hizmet eder ve savaşa katılır. Fahir’in intihar için katıldığı 31 Mart harekatı, İbrahim’in çocukça fedailiği, Nazım’ın ütopik ihtilalciliğinden sonra Kasım’ın vatanperverliği çok manalıdır. Ayrıca Kasım, önceki romanlarında görülen şahısların hepsinden farklı bir özelliğe sahiptir. Onu her gün evinin dışına çıkaracak sosyal hayatla kaynaştıracak bir mesleği vardır. Daha önceki romanlarında Halide Edip’in erkek kahramanları sanatkarlar, siyasiler, felsefeciler ve diplomatlardır; fakat bunların hepsi çoğu zaman evin içinde yaşadıklarından, zaman zaman kadınsı veya marazi hassasiyetlere kapılırlar.
Ateşten Gömlek romanının sembol kadını Ayşe, Batı kültürünü de almış olmakla beraber, milli benliğine sahip, bir çiftlikte yaşayan kadındır. O ızdırabın canlı bir temsilcisidir. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinde çocuğunu ve kocasını kaybetmiştir. İstanbul’da yanına geldiği akrabası Peyami ve annesinin yanında şahsiyeti ve maruz kaldığı felaket dolayısıyla, bir milli uyanış kıvılcımı yakar. Milli duygunun, Peyami gibi silik, milli duygulardan uzak hariciyecisini Milli Mücadele’ye katılacak kadar canlandırması manalıdır. Bu romanda İstanbul kesin çizgilerle ikiye ayrılır: Alafranga, züppe Şişli muhiti ile milli değerleri temsil eden Köprü’nün öbür tarafı. Halide Edip Şişli hanımlarını sevmediğini belirtmekle beraber, yine de Milli Mücadele için kendilerince bir şeyler yapmaya çalıştıklarını söyler. Doğulular, düşmanın imha edilmesi için beş vakit namazda dua eden yaşlı kadınlar, Anadolu’ya geçecekleri kaçırmaya çalışan isimsiz kahramanlar, çeteciler, Batı örneği askeri okul mezunu subaylardan müteşekkildir.
Bu romanda Doğu ile Batı değil, İstanbul ile Anadolu halkı kaynaşır, bu milli devlete doğru ilk adımdır ve geniş ölçüde Halide Edip’in Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı hatıratındaki ferdi tecrübelerine dayanır.
Vurun Kahpeye romanı ise kötü olan iki Doğulu tipin düşmanla birleşerek vatan hainliğine kadar gidişini işler. Bu romanda İstanbullu öğretmen Aliye, çeteci Tosun Bey milli kurtuluş için çalışan iki idealisttir. Aliye, Öğretmen Okulu mezunudur. Anadolu’ya şekil vermek, çocukları yetiştirmek için Batı Anadolu kasabasına gelmiştir. Fakat Anadolu halkı, yadırgadığı İstanbullu genç öğretmene güçlük çıkarır. Biri dini taassubundan, diğeri ahlaksızlığından Aliye’ye düşman kesilen Hacı Fettah ile Uzun Hüseyin, kasabalarını düşmana teslim ederler. Batı, düşman ordusu ve kumandanıdır. Bu kötülerin karşısında Aliye’yi evlat edinen aile, müspet Doğu’yu temsil eder.
Son Eseri romanında ise yine Batılı tipler ve bir Avrupalı kadın yer alır. Burada Batılı oluş bakımından farklılık gösteren şahıslar vardır. Doğu ve yerli zevke sahip yazar Feridun Hikmet’in hayatındaki üç kadın, üç farklı Batılılaşmış kadını temsil eder. Çok sathi bir şekilde Batılı olan, içgüdüleri kuvvetli karısı Mediha, tahlilci ve çok okuyan Münire ve yıllar yılı elçiliklerde kardeşiyle birlikte dolaşan ressam Kamuran. Heyula’daki heykeltraştan sonra Kamuran, plastik sanatlarla uğraşan ikinci şahıstır ve Türk toplumu için çok yeni ve manalıdır. Tıpkı musiki parçalarının ruhu ve şahsiyeti ifade etmesi gibi, resim de aynı özelliği taşır.
PEYAMİ SAFA’NIN ROMANALRININ KONUSU:
Fatih-Harbiye : Roman. Batılılaşma cereyanının büyük bir gayretle eski medeniyete bağlı İstanbul semtlerini hırpaladığını ortaya koyarken, medeniyetler arası çatışmaların ailelere kadar girerek babayı aynı dünyada bırakıp çocuğunu batıya doğru çektiğini anlatır.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanında, dizindeki meçhul bir kemik hastalığı nedeniyle yıllardır hastane koridorlarını aşındıran on beş yaşındaki küçük bir çocuğun acı dolu, sıkıntılı, bunalımlı  tedavi süreci; hastalığın vermiş olduğu tedirginlik, eziklik, yalnızlık duygusu; doktorların olumsuz konuşmalarına rağmen hayata tutunma mücadelesi; bir akrabasının kızına âşık olması, hastalık sebebiyle sevdiği kızı zengin bir doktora kaptırması  konu olarak işlenmiştir.
CANAN: Romanda; o zamanki Batı’ya hayran olma modasına uyan ve sonunda gerçeği kabullenip kendi özüne dönen, bir zamanlar aşkın gözünü kör ettiği Lâmis ve onu her yönde kullanan, bütün iyi niyetinden faydalanan Canan karakterleri dikkat çekmekte ve romanın hazzınnı bu iki karakter vermektedir.
ATİLLA:  Tarihi bir kişilik olan ünlü kumandan Atilla’nın hayatı anlatılıyor. Attilâ Peyami Safa’nın yegâne tarihî romanıdır. 1940’lı yılların başlarında yazılmıştır. Yazar bu eseriyle, Attilâ gibi büyük bir Türk cihangirinin devrine ve kişiliğine ilk defa bir Türk gözüyle bakmış, Batı dünyasının “geçtiği yerde ot bitmez” diye karaladığı bir devlet adamı ve kumandanı Türk gözüyle değerlendirmiştir.
Yazar, yabancı kaynaklardan ve özellikle Bizans tarihçilerinin verdiği bilgilerden yola çıkarak eserini yazmıştır. Çelik iradeli, demir disiplinli bu Türk hakanının, şahsî ilişkilerde yumuşak huylu, zengin gönüllü, engin merhametli, kendisine sığınanlara karşı hassas yürekli bir insan olduğunu ortaya koymuştur.
YALNIZIZ: Manevî değerlerin zayıflaması sonucunda, insanın içine sürükleneceği açmazın, materyalist yaklaşımlarla çözümlenemeyeceği gerçeğini kabule yanaşmayanların, eninde sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağı gerçeğini konu edinir.
Bir Tereddüdün Romanı
Yazdığı güzel eserler sayesinde birçok kadınla tanışan fakat tereddütünün kurbanı olan yazar, kararsızlığı yüzünden ilişkilerinin hiçbirinde kesin bir sonuç elde edemez. Yazarın olaylara karşı bu ilgisizliği sadece kendisinin degil tanıştığı insanların hayatını da karartmıştır.
Refih halit karay
“İstanbul’un İçyüzü” romanda; ana olay yoktur, birbirinden bağımsız olaylar ve kişiler ayrı ayrı bölümlerde verilmiştir, eski ve yeni ya­şam tarzları karşılaştırmıştır. Bu bakımdan bu roman, edebiya­tımıza büyük bir yenilik kazandırmıştır.
Bugünün Saraylısı, romanda; II. Dünya Savaşı sırasında, İstanbul’da yaşayan yabancılara verilen yüksek değer ve yabancı hayranlığı anlatılır.
Bu Devrin Öbür Hikâye ve Roman Yazarları:
 Memduh Şevket Esendal
Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı)
Mithat Cemal Kuntay
Sermet Muhtar Alus
Abdülhak Şinasi Hisar
Mahmut Yesari

Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.