11. Sınıf Türk Edebiyatı Konu Anlatımı- Milli Edebiyat Döneminin Oluşumu

20.03.2014 tarihinde 11.Sınıf Türk Edebiyatı Konu Anlatımı kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

                                  Osmanlı imparatorluğu 1900’lü yıllarda Balkanlarda ciddi sorunlar yaşamaktadır. balkan devletleri batıda çıkan milliyetçilik akımlarının etkisiyle bağımsızlık peşindedirler.Batıda ortaya çıkan milliyetçilik düşüncesi  batıyı taklit eden aydınlar arasında yayılmaya başlamıştır. Osmanlının içine düştüğü bu durumdan kurtulmanın çareleri aranmaktadır. Aydınlar bunun için çeşitli fikirler ortaya atmışlardır. Bu tartışmalar sonucu  çeşitli fikir akımları ortaya çıkmıştır. 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanından sonra Osmanlı toplumunda dört fikir akımı ön plana çıkar. Bunlar:
a.Batıcılık,
b.Osmanlıcılık,
c. İslamcılık
d.Türkçülük”
a.Osmanlıcılık akımı: Tanzimat döneminde Türk toplumu hızlı bir biçimde Batılılaşma hareketi içine girdi. Osmanlı toplumunun da hızlı bir şekilde dağılmaya başlaması “Osmanlıcılık ” fikrinin daha da yaygınlaşmasına vesile oldu. Bu fikir özellikler devlet eliyle de desteklenmiştir. II. Meşrutiyetin ilanından sonra da Osmanlıcılık  rağbet görmeye başladı. Bu akım Osmanlı tebaasındaki herkesin dil, din, ırk gözetmeksizin eşit olduklarını savunur. Balkan savaşları bu kamını geçersizliğini ortaya koymuştur.
   Balkan harbinde Osmanlı tebaası altındaki toplumların ayaklanması  ve buradaki son topraklarında eden çıkması   ve elde Türk ve Müslüman toplumların kalması Türkçülük ve İslamcılık fikrinin ortaya çıkmasına ve halkın bu iki fikir akımını benimsemesine vesile oldu.

b.İslamcılık akımı:  İslamcılık fikri II. Meşrutiyet’ten sonra daha yaygınlaşmış ve özellikler Mehmet Akif’in çabalarıyla edebiyata yansımıştır. Fakat bütün çabalara rağmen halkın büyük çoğunluğu İslamcılık fikri etrafında birleşemedi. 19. Yüzyılın ikinci yarısında önem kazanmıştır. Amacı farklı ırktan Müslümanları bir araya getirmektir. 2. Abdülhamit tarafından da desteklenmiştir. Ancak çok fazla etkili olamamıştır. Mehmet Akif ERSOY, Sait Halim Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, Şemsettin Günaltay, bu akımın önemli temsilcileridir.
c.Batıcılık akımı: Bu akım Tanzimat’la ortaya çıkmış daha diğer dönemlerde de etkisini sürdürmüştür. Tanzimat döneminde Şinasi, Namık Kemal ve Ziya paşa bu akımın temsilcileridir. Daha sonraki dönemlerde Abdullah Cevdet; Celal Nuri, Tevfik Fikret,  Baha Tevfik bu akımın devam ettirmişlerdir. Osmanlının kurtuluşunu batılı düşünce, yaşam biçimi ve bilimsel gelişmelerle olacağı düşüncesindedirler.
d.Türkçülük akımı:  Bütün bunlarla beraber özellikle Avrupa ‘da yaygın olan milliyetçilik düşüncesi Osmanlı devletini de etkilemiş ve artık Batıcılık, Osmanlıcılık,  İslamcılık benimsenmez olmuş ve
Türkçülük düşüncesi güç kazanmıştır. İttihat ve Terakki’nin Büyük Turan ideolojisi de bu fikir akımına  katkıda bulunmuştur.
Türkçülük düşüncesi sadece Milli edebiyat döneminde değil bundan önce de  görüldüğü zamanlar olmuştur. Tanzimat döneminde  Ahmet Vefik Paşa , Şemsettin Sami, Ahmet Cevdet Paşa gibi yazarlar tarafından başlatılan dil ve tarih çalışmaları 20. yüzyılın  başlarında Türkçülük fikrinin  doğmasına yol açmıştır.
Ahmet Vefik Paşa’nın “Lehçe-i Osmani” adlı sözlüğü Şemsettin Sami’nin Kamus-ı Türki adlı eseri  aynı zamanda Ahmet Cevdet Paşa ‘nın  çıkardığı gazetenin altında  “Türk gazetesidir” ifadesinin bulunması Türkçülük anlayışının gelişmesini sağladı.
Mehmet Emin Yurdakul’un  1897 yılında  “Cenge Giderken” isimli şiirinde “Ben bir Türküm; dinim, cinsim uludur.” dizesini kullanması  Milliyetçilik düşüncesinin ve Milli edebiyatın müjdecisi olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur.
YENİ LİSAN MAKALESİ
1.        Milli edebiyat akımı 1911’de Selanik’te  yayımlanan  “Genç Kalemler” dergisinde “Yeni Lisan ” makalesinin yayınlanmasıyla başlar.
2.       “Yeni Lisan”  makalesi bu edebi topluluğun bildirgesi konumundadır.
3.       Yeni Lisan makalesini “Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali  Canip Yöntem ” tarafında kaleme alınmıştır.
4.        ”Yeni lisan” adını verdikleri davalarını gerçekleştir­meye çalıştılar.
Bu konudaki başlıca amaçları şun­lardı:
    – Dil sade olmalıdır.
    – Ulusal kaynaklara ve yurt sorunlarına eğilmek gerekir.
    – Şiirde yalnız hece vezni kullanılmalıdır.
Bunların olması için de:
    -Arapça ve Farsça dilbilgisi kuralları ile bazı istisnalar dışında bu kurala göre yapılmış tamlamalar kullanılmamalıdır.  Yabancı dilbilgisi kuralları, Arapça, Farsça ad ve sıfat tamlamaları bırakılmalıdır.
    -Arapça ve Farsça kelimeler Türkçedeki kullanılışlarına göre değerlendirilmeli, Arapça ve Farsça kelimeler Türkçe telaffuzlarına göre yazılmalıdır.
    – Arapça ve Farsça kelimeler yerine mümkün olduğu kadar Türkçeleri kullanılmalıdır.
    – Terimler bilimle ilgili oldukları için bilim dilinde kullanılan Arapça ve Farsça terimlerin kullanılmasına aynen devam edilmelidir.
    – Türkiye Türkçesine öteki Türk lehçelerinden kelime alınma yoluna gidilebilir.
    – İstanbul halkının günlük konuşma dili esas alınmalıdır.
    – Arapça kelimeler, gramerce, asıllarına göre değil, Türkçedeki kullanışlarına göre değerlendirilmelidir.
    -Arapça ve Farsça kelimeler Türkçede söylendikleri gibi yazılmalıdır.
    – Arapça ve Farsçadan gelen sözcüklerden, konuşma diline girip yaygınlaşmış olanlar Türkçeleşmiş sayılmalı ve kullanılmalıdır.
    – Yabancı sözcükler, kendi dillerinde dilbilgisi bakımından hangi türden olursa olsun, Türkçede ne olarak kullanılıyorsa, dilbilgisi yönünden o türden sayılmalıdır.

Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.