10. Sınıf Türk Edebiyatıı Konu Anlatımı-(XIII – XIV. yy) Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki İlk Ürünleri

23.02.2014 tarihinde 10. Sınıf Türk Edebiyatı Konu Anlatımı kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

13 – 14. yy. da Anadolu’nun sosyal , siyasi ve kültürel durumu
XIII.   yüzyılın başından itibaren tasavvuf cereyanının Anadolu’da halk arasında büyük bir süratle yayılmağa başladığı görülür. Bu yüzyıl, aynı zamanda, çeşitli tarikatların birçok kollar halinde tesir alanlarını genişleterek yurdun her yanına yayıldığı bir dönemdir. Büyük felâketlere yol açan Moğol istilâsı, Horasan dolaylarından büyük bir Türkmen kitlesini Anadolu’nun içerilerine doğru yayılmaya zorlar. Bu yüzyıl, Anadolu’nun göçler ve savaşlar yüzünden, oldukça karışık bir manzara arz ettiği dönemdir.
Mevlevî tarikatı, Mevlânâ’nın ardından, daha çok münevver diyebileceğimiz bir çevrede yayılma alanı bulurken, halk kitleleri arasında da Bektaşîliğin ve ona bağlı kolların büyük bir süratle yayılmağa başladığı görülür. Kuruluşunda tamamen ehl-i sünnet inancına uyan, uygulamada yine bu ölçüler içinde kalan Bektaşîlik, çeşitli sebeplerden zamanla bozulmuş ve İslâm dininin özünü temsil eden Sünnî inançtan uzaklaşarak çeşitli sapık yolları benimseyen bir tarikat durumuna gelmiştir.
Geçiş dönemi diyebileceğimiz bu yüzyılın diğer bir özelliği de, dinî-tasavvufî edebiyat cereyanı içinde yer alan edebî şahsiyetlerin Türkçe ile Farsçayı henüz birlikte kullanma alışkanlıklarını sürdürmeleridir.
XIV. yüzyıl, göçebe Türklerin bir daha geri dönmemek üzere geldikleri Anadolu topraklarına sağlam adımlarla bastıkları, Türkçenin de özellikle sanat eserlerinde artık belli bir şuurla kullanılmaya başlandığı dönemdir.
XIV. yüzyılda da kültür merkezi henüz orta Anadolu’dur. Önceki yüzyılda olduğu gibi bu yüzyılda da yaşamış olan Türk şair ve yazarlarının büyük bir kısmının eserlerini iki dille yazmaları, henüz bu dönemin de geçiş devri olduğunu gösterir.
13. ve 14. Yüzyıllarda Tasavvufi Metinler

Türklerin İslamiyet’i kabulü ile birlikte yeni bir yaşam tarzı ortaya çıkmış hayatın her alanını etkisi altına almıştır. Tasavufi düşünceyi savunan alimlere mutasavvıf denir.  bu mutasavvıflar İslam’ın toplum arasında yakılmasında etkili olmuşlardır. İslam alimleri arsında gelişen tasavvuf anlayışı zamanla edebiyatımızı da etkisi altına almış, bu alanda birçok eser ortaya konmuştur. Tasavvufi metinlerde asıl olan sanat yapmak değil dinî-tasavvufi düşünceyi yaymaktır.

Mevlana , Hacı Bektaş -ı Veli,  Şeyyad Hamza , Ahmet Fakıh gibi önemli isimler bu dönemde ortaya çıkmış önemli eserler yazmışlardır.

13. ve 14. yüzyılların önemli bir özelliği de bu dönemde Tasavvuf inanışının hızla yayılarak şiirimizin başlıca konu ve teması haline gelmesidir.

Anadolu’daki Müslüman-Türk halkına tasavvufu öğretmek gayesiyle kaleme aldığı 12000 beyitlik didaktik bir mesnevî olan Garibnâme (yaz. 1329); doğrudan doğruya tasavvufu konu edinen küçük hacimli Fakrnâme, Vasf-ı Hâl gibi diğer mesnevîleriyle yüzyılın başlarında Âşık Paşa (1272-1333)’yı görürüz. Babâî tarikatının kurucusu Baba İlyas’ın torunu olduğu rivayet edilen Âşık Paşa, kuvvetli ve derin bir tasavvuf kültürüyle yetişmiş, üstelik yaygın ilim-sanat dilinin Farsça olduğu bir dönemde Türkçeyi cesaretle ve şuurla kullanmıştır. Büyük ölçüde Mevlânâ’nın tesiri altında kalan Âşık Paşa, bilhassa Garibnâme ile bir anlamda Mesnevî’nin Türkçesini yazma denemesine kalkmıştır. Mevlevî tarikatına müntesip, Menâkıbü’l-Ârifîn sahibi Eflâkî Dede (? -1360) ile Hacı Bektaş Velî müritlerinden Said Emre (? -?) de yine bu asırda yaşar.
Dönemin Önemli İsimleri

AHMED FAKÎH

Çarhnâme : 100 beyitlik bir kasidedir. Eser tasavvuf konusunda öğretici bilgiler içerir. Dünyanın faniliğinden bahseden, günahtan kaçınmayı öğütleyen Çarhnâme, halk için yazılmış dini-ahlâki bir eserdir.

HACI BEKTAŞ-I VELİ (1209-1270)

13.yy’da yaşamıştır, Türkistan’ın Nişabur şehrinde doğmuştur. Ahmet Yesevi’nin isteğiyle Anadolu’ya gelmiştir. Bilinen en önemli eseri ”Makâlât”tır. Bektaşilik tarikatının kurucusudur.

Makâlât: Sohbetler sözler anlamına gelir. Hz Adem’in yaratılışı, Şeytan ve Şeytani işler, Allah’ın birliği gibi konuları ele almıştır. Arapça yazılan bu eserin aslı elde bulunmadığı gibi Hacı Bektaş’ın kaleminden çıktığı da tarihi açıdan henüz kesin değildir.

Vilâyetnâme: Eserde Hacı Bektaş-ı Veli’nin yaşamı ile ilgili menkıbeler anlatılmaktadır.

MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RÛMÎ (1207-1273)

Eserlerini Farsça yazdığı için Türk Edebiyat’ının herhangi bir bölümüne dahil edemediğimiz, Mevlana (Celalettin-i Rumi) Anadolu’da yetişen mutasavvıf şair ve düşünürlerin en büyük iki isimlerinden biridir. (Diğeri Yunus Emre) Mevlevi tarikatının rehberidir. (Kurucusu değildir; çünkü  tarikat, oğlu Sultan Veled tarafından kurulmuştur.)

Mevlana’nın beş eseri vardır:

1) Mesnevi : Dini tasavvufi ve ahlâki yanı ağır basan didaktik bir eserdir. (6 cilt, 25618 beyit) Mesnevi’de işlenen konuların çoğu öğüt vermek amacı güder. Konuların işlenişinde hikâye ve fabllarla konuyu açıklama, örnekleme, verilmek istenen düşünceyi pekiştirme yolu izlenir ve her hikâye bir öğütle bitirilir.  Farsça yazılmıştır.

2) Divan-ı Kebir: Eserde tasavvufi aşk işlenir.

3) Fîhî Ma Fîh: Mevlâna’nın sohbetleri sırasında, başta tasavvuf olmak üzere din, ahlâk, felsefe ile ilgili görüşlerini anlattığı; dünya, insan ve şiir anlayışını söz konusu ettiği konuşmalarından meydana gelir.

4) Mecâlis-i Seb’a: Mevlâna’nın yedi vaazının bir araya getirilmesiyle meydana getirilmiştir.

5)Mektûbat: Dönemin Selçuklu devleti ileri gelenlerine, dönemin devlet adamlarına, dostlarına yazdığı 145 mektubun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.

 

SULTAN VELED (1226-1312)

Mevlana’nın oğludur. Dini-tasavvufi konulara ağırlık vermekle birlikte biçim olarak Divan tarzı şiirleri Anadolu’da ilk yazan odur. Yalnız, şiirlerinin çoğu Farsçadır. Türkçe birkaç gazeli ve mesnevi biçimli birkaç parçası vardır. Farsça eserlerinden bazılarının sonuna Türkçe bölümler eklenmiştir. Selçuk Şehnamesi adlı bir eseri olduğu bilinir, ancak bu eser ele geçmemiştir. Eserleri:

İbtidanâme: Mevlâna’nın ve onunla ilişkileri olan kişilerin yaşamlarına ait bilgiler içerir.

Rebâbnâme: Mesnevidir.

İntihânâme: Mesnevidir.

Maarif: Mevlâna’nın sözlerinin açıklanması yanı sıra kendi özelliklerini ve dönemine ait olayları anlatır.

 

ŞEYYAD HAMZA

Şeyyad Hamza, 13. yüzyılda Akşehir ve Sivrihisar’da yaşayan sufi şairlerden biridir. Önceleri bir şeyyad (duvar ustası) iken Ahi zümrelerine intisabı sebebiyle tarikat çevrelerine de girmiş, bu arada halk için şiirler söylemiştir. Şeyyad Hamza hece ve aruzla şiirler söyleyebilen, İslam kültürünü kavramış gezgin bir mutasavvıftır. Hece ile yazdığı paraçalar nazım tekniği itibari ile güzeldir. Aruzla yazdığı parçalarda pek başarılı olamamıştır. Ayrıca şiirlerinde Türk şiirinin kuruluşundan çizgiler vardır. Klasik şiirlerinde özellikle naatları önemlidir. Bu manzumelerinde kuvvetli bir Arapça, Farsça bilgisi ve İslam kültürü hakimdir. Daha çok sufi çehresiyle tanınan Şeyyad Hamza, dörtlük, mesnevi, kaside, gazel gibi nazım şekilleriyle manzum eserler vermiştir.

Onun; 26 beyitlik “içinde” redifli manzumesi,

79 beyitlik Dastan-ı Sultan Mahmud mesnevisi,

1529 beyitlik Yusuf u Züleyha

ve muhtelif şiirleriyle özellikle dini-tasavuufi Türk edebiyatı sahasında önemli bir yeri vardır. Eser, Kur’an-ı Keîm’deki Yûsuf kıssasına dayanmaktadır.

 

HALİLOĞLU YAHYA BURGAZİ (13. Yüzyıl)

Fütüvvetnâme : Mevlâna’nın mesnevisinden yararlanılmıştır.

 

GÜLŞEHRİ  (14. Yüzyıl )

Mantıku’t- Tayr : Gülşennâme olarak da bilinen  eser İranlı şair Feridüttin Attar’ın aynı adlı eserinin çevirisidir. “Kuş Dili” demektir. Tasavvufi ve alegorik bir eserdir. Bunun dışında Feleknâme isimli ünlü bir eseri daha vardır. Feleknâme’yi İlhanlı hükümdarlarından Gazan Han’a sunmuştur.

ÂŞIK PAŞA  (1272-1333)

Horasan’dan gelme, beyliği bırakıp tasavvufa, bilime ve sanata yönelmiş bir ailenin mensubudur. Kırşehir’de yaşamıştır. Arapça ve Farsçayı çok iyi bildiği gibi bazı dillere de vakıf olduğu anlaşılan Aşık Paşa, bilinçli olarak Türkçeyi savunmuş ve eserlerini sade sayılabilecek bir dille yazmıştır. Hece ölçüsü ve dörtlük birimiyle yazdıkları gibi, aruzla ve beyitler halinde yazdıkları da sade ve içten bir Türkçe’yle kaleme alınmıştır. Şiirlerinde tasavvuf düşüncesini işlemiş; ahlaki, toplumsal nitelikli öğretici eserler vermiştir.

En önemli eseri Garipname’dir.

YÛNUS EMRE (1240?-1320?)

Tekke Edebiyatı’nın en büyük ismidir. Dünya çapında ün yapmıştır. Nerede ne zaman yaşadığına dair kesin bir bilgi yoktur. Eskişehir-Sivrihisar, Karaman dolaylarında yaşadığı kabul edilir. Eskişehir-Sarıköy’de Yunus’a ait olduğu kesine yakın bilinen bir mezar vardır. “Halka halk diliyle seslenerek, halkın şairi olmayı bilmiştir. “İlahileri yüzyıllardır. Hem halkın belleğinde hem de ele çoğaltılan divanlarında yaşamış, günümüzde düzenli basımları yapılmıştır. Tasavvuf terimlerinin dışındaki kullanımları sade halk diliyledir. Genellikle hece ölçüsünü, bazen de aruzu kullanmıştır. Beyit birimiyle yazılmış şiirleri, dize ortalarına yerleştirilen iç kafiyeler dolayısıyla  dörtlükler haline getirilmeye de uygundur. Duygulu ve coşkun bir dille ilahi aşkı ve tasavvuf inançlarını işlemiştir. İslam inançlarından kaynaklanan bir hümanizm (insanseverlik) düşüncesine sahiptir. Şiirleri “Yunus Emre Divan” adıyla bir araya getirilip yayımlanmıştır.

Risaletü’n-Nushiyye (Öğütler Kitabı) adlı öğretici eseri, mesnevi biçiminde, aruzla yazılmıştır.

Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)