11. SINIF TÜRK EDEBİYATI – SERVET-İ FÜNUN SANATÇILARI VE BAĞIMSIZ İSİMLER

10.12.2013 tarihinde 11.Sınıf Türk Edebiyatı Konu Anlatımı kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945)
1867’de İstanbul’da doğdu. 23 Mayıs 1945’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. “Uşakizadeler” olarak tanınan İstanbullu bir aileden Hacı Halit Efendi’nin oğlu. Fatih Askeri Rüştiyesi’nde öğrenime başladı. Babasının işleri bozulunca ailesi İzmir’e taşındı. İzmir Rüştiyesi’ne girdi. Özel Fransızca dersler aldı. Avusturyalı Katolik rahiplerin yönettiği Mechitariste Okulu’na devam etti. 1884’te son sınıftan ayrılarak babasının ticarethanesinde çalışmaya başladı. İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Osmanlı Bankası’nda çalıştı. İzmir İdadisi’nde Fransızca ve edebiyat dersleri verdi. 1893’te İstanbul Reji İdaresi’nde Başkatip oldu, İstanbul’a taşındı. 2’nci Meşrutiyet’in ilanından sonra reji komiserliğine getirildi. Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) Batı edebiyatı ve estetik dersleri verdi. 1909’da İttihat ve Terakki’nin önerisiyle Mabeyn Başkatibi oldu. 1911’de Meclis-i Âyan üyeliğine seçildi. Daha sonra üniversiteye döndü. Siyasi görevlerle Fransa, Almanya ve Romanya’ya gitti. İttihat ve Terakki’nin iktidardan düşmesinden sonra Reji İdaresi Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Cumhuriyet’ten sonra Yeşilköy’deki yalısına çekildi.

Edebiyat yaşamına çeviriler ve şiirle başladı. İzmir’de 1884-1885 arasında Nevruz dergisini, 1886’da Hizmet gazetesini çıkardı. 1896’da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı. Servet-i Fünun dergisinde kendisine büyük ün sağlayan romanları tefrika halinde yayınlandı. 1901’de yazarlığı bıraktı. İkinci Meşrutiyet’ten sonra tekrar yazmaya başladı ama 1923’e kadar bunları yayınlamadı. İzmir’de yazdığı ilk kısa romanlarda acıklı, duygusal bir anlatımla karşılıksız sevgiyi konu aldı. 1895’te yayınlanan “Mai ve Siyah” romanında aşk serüvenleri ikinci planda kaldı. Şairler, gazeteciler, yazarlar, yayıncılar arasında geçen olaylar çerçevesinde o dönemin basın dünyasını anlattı. 1925’te yayınlanan “Aşk-ı Memnu” ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam bir kurgusu ve tekniği olan bu romanda, genç ve güzel bir kadının, zengin ama yaşlı kocasına sadık kalma kararına karşın, elinde olmaksızın yasak bir aşka sürüklenmesi, olayın psikolojik nedenleri üzerinde de durularak gerçekçi bir yaklaşımla anlatılır. Romanda olay, kişiler arasındaki maddi ve manevi bağlantılarla ustaca örülmüş, hareket, betimleme ve ruh çözümlemeleri ölçülü ve dengeli olarak işlenmiştir.
Halit Ziya Uşaklıgil Edebi kişiliği
1. Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk romanları yazan sanatçı olarak kabul edilir.
 2. Servet-i Fünun döneminde roman ve hikâye türünün en önemli ismidir.
 3. Eserlerinde realizm akımının etkisi görülür. En ünlü öykülerinden biri olan Kar Yağarken öyküsünde anlattığı ‘realizm’ bunun bir örneğidir.
 4. Dili süslü, sanatlı ve ağırdır. Ancak yine de dili başarıyla kullanır. Alışılmıştan farklı bir cümle düzeni vardır. Romanlarında aydın kişileri anlatır. Romanları, cumhuriyet dönemimde sadeleştirilebilmiştir
 5. “Mai ve Siyah” romanındaki Ahmet Cemil karakteri Servet-i Fünun sanatçısını temsil eder. Ruh tahlillerine önem verir. Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun olarak anlatır. Romanlarında yalnız İstanbul’u anlatan sanatçı, hikâyelerinde Anadolu ve köy hayatına, kasabalardaki yaşayışa yer vererek İstanbul dışına çıkmıştır.
 6. Uşak’ta bir okula ismi verilmiştir.
 7. Atatürk’ün eşi Latife Uşşaki’nin amcasıdır.
 8. Mezarı İstanbul Bakırköy’de bulunmaktadır.
Halit Ziya Uşaklıgil Eserleri
ROMAN:
 Nemide (1889)
 Bir Ölünün Defteri (1890)
 Ferdi ve Şürekası (1894-1985)
 Mai ve Siyah (1895-1988)
 Aşk-ı Memnu (1925-1987)
 Kırık Hayatlar(1924-1989)
 Sefile (1886)
ÖYKÜ:
 Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası (1889)
 Bir Muhtıranın Son Yaprakları (1889)
 Küçük Fıkralar (3 Cilt) (1896)
 Bir Yazın Tarihi (1898-1988)
 Solgun Demet (1901)
 Sepette Bulunmuş (1920)
 Bir Hikâye-i Sevda (1922-1987)
 Hepsinden Acı (1934-1984)
 Onu Beklerken (1935-1940)
 Aşka Dair (1935-1986)
 İhtiyar Dost (1939)
 Kadın Pençesi (1039-1987)
 İzmir Hikâyeleri (1950)
ANILAR:
 Kırk Yıl (1936-1969)
 Bir Acı Hikaye (1942)
 Saray ve Ötesi (1942-1981)
DENEME:
 Fransız Edebiyatının Numune ve Tarihi (1885)
 Hikaye ve Temaşa (1889)
 Yunan Edebiyatı (1912)
 Latin Edebiyatı (1912)
 Alman Tarihi Edebiyatı (1912)
 Fransız Tarihi Edebiyatı (1912)
 Sanata Dair (1938-1955)
OYUN:
 Kabus (1959)
Tevfik Fikret
24 Aralık 1867’de İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmet Tevfik’tir. Çocuk yaşta annesinin ölümü onu hayatı boyunca etkiledi. Ortaöğrenimini önce Mahmudiye Rüştiyesi’nde, sonra da Galatasaray Sultanisinde yaptı. Burada Recaizade Ekrem’in öğrencisi oldu. Duygulu kişiliği onu genç yaşlarda şiire yöneltti.
1888’de Galatasaray’ı bitirdikten sonra Hariciye Nezareti İstişare Odası’nda (Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi) kâtip olarak göreve başladı. Yeterince çalışmadan para aldığı gerekçesiyle buradan ayrıldı. Daha sonra tekrar çeşitli memurluklarda bulundu. Ek iş olarak Ticaret Mekteb-i Alisi’nde hat ve Fransızca öğretmenliği yaptı. 1891’de Mirsad dergisinin açtığı şiir yarışmasında birinciliği kazanınca, edebiyat çevrelerinin dikkatini üstüne çekti. 1892’de Galatasaray Sultanisi’nin ilk bölümüne Türkçe öğretmeni atandı. 1894’te Hüseyin Kâzım Kadri (1870-1934) ve Ali Ekrem Bolayır’la (1867-1937) birlikte Malûmat dergisini çıkartmaya başladı.
Önce İnziva Sonra Robert Kolej
1895’te hükümetin bütçede kısıntı yapma gerekçesiyle memur maaşlarının yüzde onunu kesmesine tepki olarak Galatasaray’daki görevinden istifa etti ve inzivaya çekildi.1896’da, eski öğretmeni Recaizade Ekrem’in aracılığıyla Servet-i Fünun dergisinin yazı işleri yönetmenliğine getirildi. Aynı yıl Robert Kolej’e Türkçe öğretmeni olarak tayin edildi.
Toplum’dan Kaçış ve Yeni Zellanda Hayali
Sultan Abdülhamid  Han yönetimine muhalif olan Batıcılar, muhalefetlerinde uzun süre başarı sağlayamayınca bu durum onları toplumdan kaçış düşüncelerine sürükledi.Ve Tevfik Fikret’teki “inziva” düşüncesini daha da derinleşti. Bu düşünce, Servet-i Fünun öbür yazarlarınca da benimseniyordu. Bir ara hepsi birlikte Yeni Zelanda’ya gitmeyi, daha sonra Hüseyin Kâzım’ın Manisa’nın bir köyündeki çiftliğine yerleşmeyi düşündüler. Ama Fikret’in “Yeşil Yurt” şiirinde de açıkça görülen bu sıla ütopyası ve birlikte yaşama özlemi bir türlü gerçekleşmedi. Servet-i Fünun’cular arasında görüş ayrılıkları başlamıştı. Bazıları dergiden ayrıldılar. Bir süre sonra Fikret de derginin sahibi ile anlaşamayarak yazı işleri yönetmeliğini bıraktı.
Robert Kolej ve Aşiyan
Bütün zamanını Robert Kolej’de geçirmeye başladı. 1901’de “inziva” düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Rumelihisarı’nda Robert Kolej’in yamacında, planlarını kendisinin çizdiği Aşiyan adlı evi yaptırmaya başladı. Bugün Tevfik Fikret Müzesi olan Aşiyan 1905’de tamamlandı. Fikret, eşi ve oğlu Haluk’la birlikte buraya yerleşti. Çok az insanla görüşüyordu. “Sis”, “Sabah Olursa”, “Bir Lahza-i Taahhur” bu dönemin ürünleridir. Bu arada babasının, arkasından da, kızkardeşinin hayatlarını kaybetmesi onu çok etkiledi. Bu döneminde, özgürlük getireceğine inandığı İttihat ve Terakki’yi destekliyordu. 1908’de de, II.Meşrutiyet’in ateşli savunucuları arasına katıldı.
İttihad ve Terakki’ye de Muhalif Oldu
Meşrutiyet’ten sonra “inziva”sından çıktı, eski arkadaşlarıyla barışarak, Hüseyin Kâzım ve Hüseyin Cahid’le birlikte Tanin gazetesini kurdu. Ama, gazete İttihad ve Terakki’nin yayın organı durumuna getirilmek istenince buna karşı çıkıp, Hüseyin Cahid’le kavga ederek oradan da ayrıldı. Yeni Yönetimin önerdiği maarif nazırlığı görevini de geri çevirdi. Bu göreve getirilen Abdurrahman Şeref’in çağrısıyla, Galatasaray Sultanisi’nin müdürü oldu bir süre önce yanmış olan okulun onarımını üstlendi. Bu arada, toplantı salonunu mescitin üstüne yaptırdığı gerekçesiyle ağır eleştirilere uğradı. O günlerde 31 Mart Olayı patlak verdi. Fikret olayı protesto amacıyla önce kendini okulun kapısına zincirle bağlattı, ertesi gün de istifa etti. Ancak öğrencilerin ve maarif nazırı Nail Bey’in ısrarlarıyla tam yetkili olarak göreve döndü. Ama sekiz ay sonra, yeni maarif nazırı Emrullah Efendi’yle anlaşamayarak bir daha dönmemek üzere Galatasaray’dan ayrıldı. Darülmuallimin ve Darülfünun’daki görevlerinden de istifa etti ve yeniden Aşiyan’a çekildi. Artık, İttihad ve Terakki İktidarına da muhalif olmuştu. 1912’de meclisin kapatılması üzerine, bu olayı meclisin 1878’de (Hicri tarihle 1295’te) kapatılmasına benzeterek “Doksan Beşe Doğru” şiirini yazdı. Bunu “Han-ı Yağma”, “Sancak- Şerif Huzurunda” gibi şiirler izledi. İttihad ve Teraki’nin fedailerince izlenmeye başlandı. Modern pedagoji ilkelerine uygun bir okul açmak, yeni bir edebiyat dergisi çıkartmak gibi tasarıları olduysa da bunları gerçekleştiremedi. O günlerde, ağır şeker hastalığına yakalanmış olduğu anlaşıldı. 1914’te kolu şiştiği için bir ameliyat geçirdi. Tedaviye yanaşmaması sonucunda hastalığı iyice artarak ölümüne neden oldu. 19 Ağustos 1915’te İstanbul’da öldü.
EDEBİ KİŞİLİĞİ
 * Önceleri sanat için sanat, sonraları toplum için sanat anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir.
 * Toplumsal ve siyasal ortamı Han-ı Yağma, 95’e Doğru, Balıkçılar, Haluk’un Bayramı, Hasta Çocuk, Tarih-i Kadim,
Millet Şarkısı, Promete, Nesrin, Sis gibi şiirleriyle eleştirmiştir.
 * Karamsarlığı ve iç dünyasındaki çalkantıları şiirlerinde öne çıkmıştır.
 * Serbest müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.
 * Aruzla Türkçeyi, şiirle düz yazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir.
 * Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır.
 * Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikâyeler yazmıştır.
 * Şiirlerinde noktalama işaretlerine, biçimsel mükemmelliğe, tasvire önem vermiştir.
 * “Yağmur” şiirinde olduğu gibi şiirin içeriğine uygun aruz kalıplarını seçip kullanmıştır.
 * Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir.
ESERLERİ:Ribab-ı Şikeste, Haluk’un Defteri, Rübab’ın Cevabı, Şermin, Tarih-i Kadim
Cenap Şahabettin (1870-1934) Kimdir?
1870’te Manastır’da doğdu. 12 Şubat 1934’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Babasının Plevne’de şehit düşmesinden sonra ailesiyle İstanbul’a geldi. İlköğrenimini Tophane’deki Fevziye Mektebi’nde yaptı. Gülhane Askeri Rüşdiyesi’ni bitirdi. Tıbbiye İdadisi’nden sonra Askeri Tıbbiye’den mezun oldu. Hekim yüzbaşı oldu. Paris’te 4 yıl cilt hastalıkları ihtisası yaptı. Yurda döndükten sonra Mersin, Rodos, Cidde’de karantina hekimliği, sıhhiye müfettişliği yaptı. 1914’te emekliye ayrıldı. Darülfünûn’da Türk Edebiyatı Tarihi dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Kuva-yı Milliye’ye karşı olumsuz tutumu nedeniyle öğrencileri tarafından istifaya zorlandı. Daha sonra cumhuriyeti destekledi ama yalnızlıktan kurtulamadı. İlk şiiri 1885’te daha öğrencilik yıllarında Saadet gazetesinde yayımlandı. Önceleri Muallim Naci’nin etkisiyle divan türü şiirle uğraştı. Daha sonra Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan’dan etkilenerek Batı tarzı şiire yöneldi. Servet-i Fünun dergisinde şiirleri yayımlandı. Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil’le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının 3 önemli isminden biri oldu. Gelenekçi şairlerin en çok saldırdığı yenilikçi şairdi.
Edebi Kişiliği
* Diğer Servet-i Fünun’cuların tersine bireysel şiiri tercih etti.
* Edebiyat-ı Cedide’nin en aşırı örneklerini verdi.
* Şiire “nesir-musikisi” dedi.
* Şiirlerinde kullandığı “Sâât-i semenfâm”, “çeng-i müzehhep”, “nay-i zümürrüt” gibi deyimler, imgeler döneminin  sanat dünyasında önemli tartışmalar yarattı.
* Heceleri müzik düzeyinde uyumlu kullanmayı savundu. Bu tarzda yazdığı en iyi iki örnek “Yakazat-ı Leyliye” ve “Elhan-ı Şita” şiirleridir.
* “Sanat için sanat” anlayışıyla eserler vermiştir.
* Parnasizmin ilk örneklerini vermiştir.
* Şiirlerinde müziğe önem vermiş ve sembolizmin öncüsü olmuştur.
* Arapça ve Farsça sözcüklerle, özgün imgelerle yüklü ağır bir dili vardır.
* Şiirlerinin konusunu daha çok “doğa”dan almıştır. Elhan-ı Şita adlı şiiriyle tanınır.
* Cenap Şahabettin, şiirlerini Evrak-ı Leyal adı altında toplamak istemişse de bu gerçekleşmemiştir.
* Günümüzde onun bu isteğine uygun olarak şiirleri Evrak-ı Leyal başlığı altında bir araya getirilmiştir.
ESERLERİ
Şiir
Tâmât (1887)
Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra)
Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra)
Terâne-i Mehtap
Tiyatro
Körebe (1917)
Küçük Beyler
Yalan
Düzyazı
Hac Yolunda (1909)
Evrak-ı Eyyam (1915)
Afak-ı Irak (1917)
Avrupa Mektupları (1919)
Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918)
Vilyam Şekispiyer(1932)
Tiryaki sözleri (ÖZDEYİŞLER)
Suriye Mektupları
AHMET ŞUAYB:
Tenkit yazıları ile kendini göstermiştir. Servet-i Fünûn’da yazmasına rağmen Servet-i Fünûncuları da içeriden ilk eleştiren o olmuştur.
Edebi eserlerin bilimsel bir metotla ve kuvvetli bir kültüre dayanarak tenkit edilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu bağlamda özellikle sosyoloji ve psikoloji biliminden yaralanılması gerektiğini savunmuştur.
Tevfik Fikret’in teşviki ile Servet-i Fünûn dergisinde 1899 Ekimi’nden itibaren “Hayat ve kitaplar” başlığı ile tenkitler yazılmıştır. Bu yazılar daha sonra aynı adla kitaplaşmıştır.
Ahmet Şuayb, 19. yy. Avrupasının düşünce ve sanat yaşamında büyük etkiler bırakan önemli kişilikler hakkında tenkit yazıları kaleme almıştır. Bu tenkitleri, onlar hakkında yazılmış güvenilir kaynaklardan hareketle, yeni sentezlere ulaşarak yazmıştır.
Ahmet şuayb2ın yaptığı eleştiriler, zamanının en Batılı ve ciddi tenkit örnekleri arasında yer almaktadır. Yazar bu denemelerinde konu ve kişileri yalnız kusurları ile değil, doğru ve güzel yanlarıyla da ele almışlardır. Yumuşak ve ağırbaşlı bir anlatımla yapıcı bir tenkit anlayışı yaratmayı başarmıştır.
Zamanının Fransız edebiyatı ı Türk edebiyatına taşmakla kalmamış, realizm ve natüralizm akımlarının da iyice tanınmasını sağlamıştır.
Eserleri: Hayat ve Kitaplar, Ulûm-ı İkitisadiye ve İçtimaiye Mecmuası, Hukuk-ı Umumiye-i Düvel, Hukuk-ı İdare, Esmâr-ı Matbuat
HÜSEYİN CAHİT YALÇIN (1874-1957)
Servet-i Fünûn edebiyatına bağlı olarak hikâye, roman, tenkit, hatıra yazmış; gazetecilikle uğraşmıştır. Bir yazı makinesi gibi üretken olmuştur.
Hüseyin Cahit Yalçın, Servet-i Fünûn yazarları arasında en çok değişime uğrayan kişilerdir.
Sanat hayatına hikaye, roman hatta mensur şiir yazarak girmiş ve daha sonra genellikle tenkit ve tartışma yazmıştır.
Eski edebiyata karşı yeni edebiyatı, Doğu kültürüne karşı Batı Kültürünü savunmuştur.
Hiçbir zaman Servet-i Fünûn’daki diğer arkadaşları gibi “salt sanatçı” olmamıştır.
Hüseyin Cahit Yalçın, dilde üslupçuluktan, sanatta duygusallıktan fazla katı bir gerçekçiliğe, akla, mantığa ve bilime yönelmiştir. Özellikle “Hayat-ı Hakikiye Sahneleri” adını taşıyan kitabındaki hikayeleri kendisinin bu yönünü çok iyi belgeler. Bu hikayeler bir sanat ürününden çok, günlük bir gazete haberi veya röportaj havasını yansıtır.
Eserlerini realist bir görüşle, iç ve dış gözleme dayanarak yazılmıştır.
Hikaye, roman, fıkra ve mensur şiirlerinin dışında yalın, süssüz, yapmacıksız bir dil kullanmış. Türkçenin sadeleşmesinde rolü büyüktür. Dönemin en çok eser veren sanatçılarından olmuştur.
Eserleri:
Nadide (ilk roman denemesi);
Hayat-ı Muhayyel (Hikaye)
Hayal İçinde (Roman),
Hayat-ı Hakikiye Sahneleri(Hikaye- Fıkra-Mensur Şiir)
Kavgalarım (Tenkit-Tartışma)
Tarih-i Umumî-i Türkçe Sarf ve nahiv (Dilbilgisi) Edebî Hatıralar,
Talat Paşa (Biyografi),
Seçme Makaleler.
Mehmet Rauf (1875-1931)
12 Ağustos 1875’te İstanbul’da doğdu. 23 Aralık 1931’de yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. Türk edebiyatında psikolojik roman türünün ilk örneklerinden olan “Eylül” isimli romanıyla tanınır. İlk ve orta öğrenimini İstanbul Balat’taki mahalle mektebiyle, Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi’nde yaptı. Bahriye mektebini bitirdi, deniz subayı oldu. 1894’te staj için Girit’e, 1895’te Kiel kanalının açılış töreni için Almanya’ya gönderildi. Trabya’da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı. Üç kez evlendi. 1908’den sonra bahriyeden ayrılarak sadece yazarlık yaptı. 1908-1909 arasında “Mehasin”, 1923-1924 arasında “Süs” adlarında iki kadın dergisi yayınladı. Bir süre ticaretle uğraştı. Yaşamının son yıllarını yoksulluk içinde geçirdi.
Mehmet Rauf’un Edebi Kişiliği
İlk öyküsünü 16 yaşında yazdı. “Düşüş” isimli bu öykü Halit Ziya Uşaklıgil’in İzmir’de çıkardığı “Hizmet” gazetesinde yayınlandı.
Mektep ve Servet-i Fünun dergilerindeki yazılarıyla tanındı.
Asıl ününü Servet-i Fünun’da tefrika edilen “Eylül” adlı romanıyla yaptı. 1946’da basılan bu roman, Türk edebiyatındaki ilk psikolojik romandır.
Konusu karı-koca-aşık üçlü ilişkisi olan bu romanda, sade ve akıcı bir dille ruhsal çözümlemelere yer verdi.
Bu başarıyı diğer eserlerinde yineleyemedi
Kahramanların iç konuşmalarına ilk kez Mehmet Rauf yer vermiştir
ESERLERİ
ROMAN:
Eylül (1901-1946)
Genç Kız Kalbi (1914-1946)
Karanfil ve Yasemin (1924)
Son Yıldız (1927)
Kan Damlası (1928)
Halas (1929)
ÖYKÜ:
İhtizar (1909)
Son Emel (1913)
Bir Aşkın Tarihi (1915)
İlk Temas, İlk Zevk (1922)
Eski Aşk Geceleri (1927)
OYUN:
Ferdi ve Şürekası (1909)
Cidal (1911)
Sansar (1920)
DÜZYAZI-ŞİİR:
Siyah İnciler
SÜLEYMAN NAZİF (1870 – 1927)
 İlk şiirlerinde Namık Kemal başta olmak üzere Tanzimat şairlerinden etkilenmiştir.
 Makale, şiir, mensur şiir, mektup gibi türlerde eserler vermiştir.
 Nesirlerinde ahenk kaygısıyla yabancı sözcük ve tamlamalardan yararlanmıştır.
Eserleri:
Şiir: Gizli Figanlar, Firak-ı Irak, Malta Geceleri (nazım – nesir karışık)
Servet-i Fünun Döneminin Diğer Sanatçıları:
Süleyman Nesip, Hüseyin Siret, Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Suat, İsmail Safa Özler, Faik Ali Ozansoy
BAĞIMSIZ İSİMLER
AHMET RASİM (1864 – 1932)
865’te İstanbul’da doğdu, 1932’de İstanbul Heybeliada’daki evinde yaşamını yitirdi. Menteşeoğulları’ndan Kıbrıslı Bahaeddin Efendi’nin oğlu. Kendisi doğmadan babası ailesini terkettiği için annesi Nevber Hanım tarafından yetiştirildi. Öğrenimini yolsul çocuklara eğitim hizmetini bugün de sürdüren Darüşşafaka’da tamamladı. Posta ve Telgraf Nezareti kalemine memur olarak girdi. Bir yandan memurluk yaparken diğer yandan Ahmed Mithad’ın yayınladığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazılar yazmaya başladı. Kısa bir süre öğretmenlik yaptı. 2. Meşrutiyet’ten sonra Hüseyin Rahmi Gürpınar ile birlikte “Boşboğaz” isimli bir mizah dergisi çıkardı. Ceride-i Havadis, Tasvir-i Efkar, Yenigün, Akşam, Vakit, Cumhuriyet gibi gazetelerle birçok dergide çok sayıda makale, fıkra, gezi mektubu, anı türlerinde yazıları yayınlandı.
Suriye, Sofya ve Romanya’da muhabir olarak bulundu. 1927’da İstanbul milletvekili oldu. Bu görevi ölümüne kadar sürdürdü. Daha çok ustası Ahmed Mithad’ın edebi çizgisini izleyen, döneminin güçlü akımı Servet-i Fünun içinde yer almayan Ahmet Rasim, öğrencilik yıllarında saltanata karşı çıkan şair ve yazarlara özenerek şiirler de yazdı. Daha sonra yazıya yöneldi. Ama şiiri bırakmadı. Muallim Naci etkisindeki şiirlerini “Leyla Feride” takma ismiyle Musavver Malumat dergisinde yayınlattı. Döneminin tüm edebiyat ve siyasi tartışmalarından uzak kaldı. Benimsediği gerçekçi-gözlemci çizgide yazılarını sürdürdü. Kısa, canlı cümlelere, yaygın ve güncel deyimlere dayanan arı bir İstanbul Türkçesi ile yazdı. Darüşşafaka’daki öğrencilik döneminde Zekaî Dede’den müzik dersleri aldı. Çoğunun güftesi kendisine ait 60 kadar şarkı besteledi. Bu şarkılardan 40 kadarı günümüze ulaştı.
Edebi Kişiliği
  Servet-i Fünun dergisinde sanatlı, ağır bir dille yazdığı hikâyelerle Servet-i Fünun topluluğu içinde yer almıştır.
 Hikâyeleri Maupassant tarzına (olay hikâyeciliği) uygundur.
 Türkçülük ve Yeni Lisan akımını benimsedikten, Türk Yurdu, Türk Derneği dergilerine geçtikten sonra milli konularda  sade bir dille hikâyeler yazmıştır.
ESERLERİ:
ROMAN-ÖYKÜ:
İlk Sevgili (1891)
Afife (1894)
Güzel Eleni (1893)
Meyl-i Dil (1897)
Bir Sefilenin Evrak-ı Metrukesi (1893)
Sevda-yı Sermedi (1897)
Gam-ı Hicran (1898)
Ülfet (1900)
Hamamcı Ülfet (1922)
İki Günahkar (1922)
ANI-FIKRA-BİYOGRAFİ-MEKTUP:
Eşkâl-i Zaman (fıkra, 1918)
Gülüp Ağladıklarım (anı, 1926)
Muharrir, Şair, Edip (Biyografiler 1924)
Cidd-ü Mizah (Biyografiler, 1920)
Şehir Mektupları (4 cilt, 1910-1911)
Falaka (Anı, 1927)
Fuhş-i Atik (Anı, 1922)
Gecelerim (Anı, 1896)
Ramazan Sohbetleri (Anı, 1913)
Ömr-i Edebi (4 cilt Anı, 1897-1900)
Romanya Mektupları (Anı-gezi, 1916)
İlk Büyük Muharrirlerden Şinasi (Biyografi, 1927)
TARİH:
Küçük Tarih-i İslam (1890)
Küçük Tarih-i Osmani (1891)
Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi (4 cilt, 1910-1912)
İki Hatıra Üç Şahsiyet (1916)
İstibdattan Hakimiyet-i Milliyeye (2 cilt, 1926)
Fıkra, makale ve anılarıyla tanınır.
Çocukluğunu, basın hayatını, İstanbul’un günlük yaşan­tılarını başarılı bir üslupla anlatmıştır.
HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864 – 1944)
Servet-i Fünuncuların etkili olduğu bir dönemde bu topluluğa girmemiştir.
Ahmet Mithat Efendi’nin “halk için roman” anlayışına uygun eserler vermiştir.
İlk romanı “Şık” ile tanınmış ve sevilmiştir.
Halkın diliyle (Özellikle mahalle kadınlarının dili) ve mizahi bir üslupla halkı aydınlatıcı romanlar yazmıştır.
Romanlarında İstanbul halkının ört, adet, gelenek ve göreneklerini ve yaşayışını yansıtmıştır.
Romanlarındaki kahramanlarını yetiştikleri ortamın diliyle konuşturur, sosyal çevresiyle birlikte anlatır.
Alafranga yaşama özenen züppe tipleri, şöhret meraklılarını, batıl inançlara düşkün insanları mizahi bir üslupla eleş­tirmiştir.
Natüralizmden etkilenmiştir.
Eserleri:
Roman: Şık,
 Şıpsevdi,
İffet,
Mürebbiye,
 Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç,
 Gulyabani,
Nimetşinas,
 Metres,
Ben Deli Miyim?,
 Mutallaka,
 Kaynanam Nasıl Kudurdu,
Evlere Şenlik,
 Utanmaz Adam,
Mezarından Kalkan Şehit
Hikâyeleri: Kadınlar Vaizi, Namusla Açlık Meselesi, İki Hödüğün Seyahati, Melek Sanmıştım Şeytanı, Meyhanede Hanımlar, Gönül Ticareti
Tiyatro: Hazan Bülbülü, Kadın Erkekleşince

 

Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.