ŞİİR TAHLİLİ: “Vaveyla” Şiirinin Tahlili

14.11.2013 tarihinde ŞİİR TAHLİLLERİ kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

VAVEYLA
Sen gidince
Ardından kopar korkunç bir vaveyla
Bir tek  sana mı yanarlar sandın ey Leyla..
 
Sana yazılırdı cümle şiirler
Çünkü söz uçar yazı kalırdı
Fuzuli çırpınsa da koca şairler
Değdiği  yerde kirpiğinin ayazı kalırdı
 
Leyli gözlerine sevdaydı mecnunda ki iptila
Vuslat olsa da çare bulamaz gayrı ol müptela
 
Anlatıldı dilden dile birkaç bin yıl
Darbımeseldi sevdan ıssızlığında çöllerin
Mecnunda,  senden sonrasını buldu akıl
Karaydı ay batmışçasına leyli gözlerin

 
Varlığın bir nice  dertti, yokluğun  onmaz bela
Mevla’ya varmak için  sana yanmak lazım evvela
 
Çöller  sonsuzluk gibi uzanır, uzanır ufka
Dirhem gözyaşı dökmez  sakil bulutlar
Leyla! Leyla! deyi ezildi ciğer denen yufka
Ahiri, mevla deyi  ebrulanır cümle umutlar
 
Ardından kopsa da korkunç bir vaveyla
Bir tek  sana mı yanarlar sanırsın ey Leyla..               
                                                        YAVUZ BAL 
TEMA: İlahi aşk.
KONU: Şiirdeki temel fikir, leylâ’nın gidişi ile aşkından çöllere düşen Mecnun’un leylâ’sını ararken kalbindeki aşkın Tanrı aşkına dönüşmesidir
 ZAMAN: Vaveyla şiirinde Leylâ ile Mecnun hikâyesine atıfta bulunarak Tanrı’ya ulaşma anlatılmaktadır. .
Leyla ile Mecnun hikâyesinin edebiyatımızda önemli bir yeri vardır. Bilindiği gibi Leyla ile Mecnun hikâyesi Arap edebiyatında doğmuş, önceleri sözlü olarak dilden dile dolaşmış olan menkıbe ve rivâyetlerden meydana gelmiş olan hikâye, daha sonra derlenerek yazıya geçirilmiştir.
Şiirde hikâyenin asırlarca anlatıldığı belirtilerek o asra ait bir duyuş ifade edilmektedir ki, şiirin zamanı “Anlatıldı dilden dile birkaç bin yıl” mısralarında karşımıza çıkmaktadır. Hikâye de asıl olan aşktır. Öyle büyük bir aşk yaşanmıştır ki, bu aşk asırlar boyu anlatılmıştır. Bu aşkın ıssız Arap çöllerinde atasözü gibi söylendiği ve değer bulduğu anlaşılıyor ki, bu duyuş aynı zamanda şiirde geçen zamanın göstergesidir. Bunu “Darbımeseldi sevdan ıssızlığında çöllerin “ mısrasında belirtmekte ve “Çöller sonsuzluk gibi uzanır, uzanır ufka” mısrasında da bu duyuşu pekiştirmektedir.
Şairin zamanı aşma duygusu içinde olduğunu görüyoruz. Bunu “Mecnunda,  senden sonrasını buldu akıl” mısrasında görüyoruz. Manzumenin aslında da insan aşkı ilahi aşka dönüşür. Şair, bu mısrada beşeri aşkın ilahi aşka dönüşmesini mecazi anlamda belirtiyor. Bilindiği gibi, Leylâ’sını kaybeden Mecnun tek başına Arap çöllerinde gezer durur. Ve bir meczup olur. Ancak zamanla bu büyük aşk ilahi aşka dönüşür ve o zamana kadar aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozuk bir halde çöllerde dolaşan Mecnun, kalbindeki ilahi aşkın varlığı nedeniyle beşeri aşktan sonrasına ulaşır! Şiirde de akıldan sonrasını bulduğunu vurguluyor ki, “akıldan sonrası”ndan anlaşılması gereken gerçeğin kendisidir. Yani Tanrı’dır. Mecnun’un kalbindeki aşkın ilahi aşka dönüşmesine atıf vardır. Hikâyenin kahramanı ile kendi psikolojisini bütünleştirmiştir. “Mevla’ya varmak için sana yanmak lazım evvela” mısrasında bu düşünce vurgulanmaktadır.
Arap menkıbelerinde beşeri aşk, daha sonra ilahi aşka dönüşür.
Hatırlanacağı gibi Leylâ ile Mecnun hikâyesinin sonunda iki sevgili buluşurlar, ancak Mecnun’un kalbindeki Leylâ aşkı artık Tanrı olmuştur. Hikâyede Leylâ Mecnun’a kendini tanıtır. Ancak Mecnun Leylâ’yı tanımaz ve der ki; “Sen Leylâ isen bu gönlümdeki sevgili kim?/Gönlümdeki Leylâ ise sen kimsin?” Mecnun için leylâ’nın anlamı sonsuzluktur.
Mecnunda, senden sonrasını buldu akıl” mısrasında zaman aşılmaktadır.
3-MEKÂN:
Şiirin mekânı, Leylâ’nın arandığı çöllerdir. Bunu “Çöller sonsuzluk gibi uzanır, uzanır ufka” mısralarında görmekteyiz. Mekân olarak Mecnun’un yaşadığı coğrafya öne çıkmaktadır.
İNSAN:
Vaveyla şiirinde öne çıkan insan, Leylâ ile Mecnun hikâyesinin kahramanı olan Leylâ’nın kendisidir. Ancak Mecnun’da şiirdeki insan olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiirde Mecnun’un “Ben” duygusu görülmektedir. Bu da şiire lirizm vermektedir. Leylâ’nın gidişi ile başlayan hikâye, Mecnun’un çöllerde leylâ’yı ararken Tanrı gerçeğine ulaşmasının psikolojisi içindeki “Ben” duygusunun öne çıkması şiire derinlik vermektedir. Bu nedenle de şiirde lirik anlatım söz konusudur.
DUYGU VE DÜŞÜNCE:
Şiirdeki temel fikir, leylâ’nın gidişi ile aşkından çöllere düşen Mecnun’un leylâ’sını ararken kalbindeki aşkın Tanrı aşkına dönüşmesidir.
Leylâ’nın gidişi ile ardından kopan korkunç bir çığlığın, feryadın hatırlatıldığı “Sen gidince
Ardından kopar korkunç bir vaveyla” mısrasında, Sevgilinin gidişi ile kopan çığlık mecazi anlamda, şiirdeki anlamı derinleştirmek için kullanılmış bir tasvirdir. Çünkü korkunç çığlık bağırma, haykırma anlamında bir çığlık değildir. Mecnun’un yüreği yanmakta ve her baktığı yerde Leylâ’nın hayalini görmektedir. Bu aşkın acısı ve ıstırabıyla kıvranan Mecnun, sevgilinin acısını yüreğinde hissetmektedir. O korkunç çığlık Mecnun’un yüreğinden kopup gelen aşkın feryadıdır. “Bir tek  sana mı yanarlar sandın ey Leyla” mısrasında mecazi anlamda yalnız sana mı aşık olurlar sanıyorsun, diye bir sesleniş söz konusudur.
Sana yazılırdı cümle şiirler” mısrasında şair, bu aşk nedeniyle bütün şiirleri onun için yazdığını belirtmektedir. “Çünkü söz uçar yazı kalırdı” mısrasında, sözlü olarak söylenen şiirlerin unutulabileceğini, ancak yazılırsa sonsuza kadar söyleneceğini ve ölümsüzleşeceğini ifade etmektedir. “Fuzuli çırpınsa da koca şairler/Değdiği  yerde kirpiğinin ayazı kalırdı” mısralarından anlaşılması gereken şudur: 16. yüzyıla kadar pek çok şair Leylâ ile Mecnun hikâyelerini kimi zaman değişik tarzda, kimi zaman birbirlerinden etkilenerek yazmışlardır. Türk Edebiyatında en güzel ve etkili Leylâ ile Mecnun hikâyesini yazan şair Fuzuli’dir. Fuzuli başta olmak üzere koca şairlerin çırpınması, Leylâ ile Mecnun hikâyesini yazmak için uğraşmayı, çalışmayı ifade etmektedir. Dördüncü mısradaki ayaz kelimesi, eski Türkçe ayaz anlamındadır. Bugünkü Türkçede keskin soğuk anlamındadır. Bu mısrada mecazi bir anlatım söz konusudur. Kirpiğin herhangi bir yere değmesinin mümkün olamayacağına göre, burada “bakmak” anlaşılmalıdır. Sevgilinin baktığı yerde keskin bir soğukluğun kalmasının nedeni aslında anlaşılamamıştır. Hâlbuki sevgilinin baktığı yerin yanması gerekir!
Leyli gözlerine sevdaydı mecnunda ki iptila” Leyli, yatılı anlamındadır. Ancak burada leyli mecazi anlamda kullanılmıştır. Güzel göz anlamındadır. İptila düşkünlük, tiryakilik anlamındadır. Mecnun’un, Leylâ’nın güzel gözlerine aşırı denecek kadar tutkulu ve tiryakilik derecesinde sevdalı olduğu anlatılmaktadır. “Vuslat olsa da çare bulamaz gayrı ol müptela” Genel anlamı kavuşma olan vuslat kelimesinin buradaki mecazi anlamı, başlayış ve bitiş itibariyle bir anlamı kalmamış kavuşma olmalıdır. Mecnun’un Leylâya olan tutkunluk derecesindeki düşkünlüğü bile kavuşmaya çare değildir. Çünkü kavuşmanın bir anlamı kalmamıştır.
Anlatıldı dilden dile birkaç bin yıl” mısrasında Leylâ ile Mecnun hikâyesinin asırlar boyu dilden dile anlatılarak geldiğini anlıyoruz. Hikâyede yaşanan büyük aşk anlatılmaktadır. 13. yüzyılda başlamış anlatılmaya ve yazıya geçirilerek günümüze kadar gelmiştir. Bu büyük aşk, ıssız bucaksız Arap çöllerinde adeta atasözü gibi dillerden düşmeyen bir hikâye halini almıştır. Şair, “Darbımeseldi sevdan ıssızlığında çöllerin” mısrasında bunu dile getirmektedir. Bu aşkın tarihe tanıklık yaptığını, içinde yaşanılan zamanın insanları tarafından bu aşkın, herkesin ortak olarak kullandığı kalıplaşmış bir söz olarak söylendiği anlaşılmaktadır.
Türkçe’de “sav” ve “darb-ı mesel” olarak geçen atasözü, anonim olup kim veya kimler tarafından söylendiği belli olmayan ve geçmişte yaşayan insanların içinde yaşadığı tarihlerde uzun tecrübeler sonucunda elde ettikleri bilgilere göre kısa ve özlü öğütler vererek toplumu aydınlatan, genel olarak toplum tarafından benimsenmiş, ortak olarak kullanılan kalıplaşmış sözlerdir. Atasözleri söylenen veya savunulan bir fikre tanık olarakta gösterilebilir. Bu yönüyle de tarihin aynasıdır.
Aşkını, yani sevgilisini kaybederek ıssız bucaksız Arap çöllerinde Leylâ’yı aramaya başlayan ve aklını yitiren Mecnun, bu aşkın ateşiyle sonunda gerçek aşka ulaşır! Bu aşk Tanrı’nın kendisidir. “Mecnunda, senden sonrasını buldu akıl” mısrasında bunu ifade etmektedir. “Karaydı ay batmışçasına leyli gözlerin” Tanrı’ya ulaşmadan önce, Leylâ’nın güzel gözleri için, iltifat eden, tutku ve tiryakilik derecesinde o güzel gözlere sevdalı olduğunu dile getiren şiirdeki insan, Tanrı’ya ulaştıktan sonra tiryakilik derecesinde tutkunu olduğu o güzel gözlerin karardığını belirtiyor. O güzel gözlerin eski cazibesini kaybetmesini ise ayın batışına benzeterek “karaydı leyli gözlerin” diyecek kadar ileri gidiyor ve artık beşeri aşkın kendisi için bir anlamı kalmadığını da bu mısradan anlamış oluyoruz.
Şiirin ikinci beyitinde, bu aşktan duyduğu ıstırabı açıkça dile getiriyor ve bu duygusunu “Varlığın bir nice dertti, yokluğun  onmaz bela” mısrasında belirtiyor. Bilindiği gibi, Leylâ’nın varlığı yüzünden akıl almaz çileler çeken Mecnun, o’nun yokluğunda da aynı çileleri fazlasıyla çekmiş, çöllerde perişan olmuş, çölde Leylâ’ya benzeyen serap görmüş, ağaçları, taşları, kuşları o’na benzeterek onlarla konuşmuştur. Mecnun, Leylâ’nın hem varlığında, hem de yokluğunda her türlü çileyi çekmiştir. İşte bu kadar büyük bir aşk ile yanan ve bu aşkın uğruna çile çeken Mecnun, sonunda Mevlâ’ya ulaşmıştır. “Mevla’ya varmak için sana yanmak lazım evvela” mısrasında bu düşünce dile getirilmektedir. Tasavvufta da Tanrı’ya ulaşmak için dervişlerin çile çektiklerini görüyoruz. Bunun için çilehane denen küçük odalar vardı. Bu odalarda her türlü imkândan yoksun olarak belirli bir süre yaşayan dervişler, bu süre sonunda çilehanelerden, her türlü dünyevi işlerden beyinlerini arındırmış ve Tanrı’ya ulaşmış olarak çıkarlardı.
Susuz ve ıssız Arap çölleri hiç bitmeyecekmiş gibi görünmekte, başı ve sonu olmayan bir büyüklüğü ifade etmektedir. Güneş yakmaktadır ve bu ıssız çöl yağmura hasret kalmıştır. Bir ucundan bakınca yerin ve göğün birbirine değdiği sanılmaktadır. Bulutlar o kadar yavaş hareket etmektedir ki, hatta hiç hareket etmiyormuş gibi ağırdır. Ve bir damla bile yağmur yağmamaktadır. “çöller  sonsuzluk gibi uzanır, uzanır ufka/Dirhem gözyaşı dökmez  sakil  bulutlar” mısralarında bu duygu dile getirilmiştir. İşte Mecnun, sonsuz gibi görünün bu ıssız çölde, güneşin kavurucu sıcaklığı altında, tek yağmur damlası bile yağmadan Leylâ’yı aramakta ve Leylâ Leylâ diye inlemektedir. “Leyla! Leyla! deyi ezildi ciğer denen yufka” mısrasında bu inleyiş dile getirilmektedir. “Ahiri, mevla deyi  ebrulanır cümle umutlar” mısrasını inceleyelim: Ahir zaman, “son dönem” anlamına gelir ve İslam’a göre kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak bir dönemi ifade eder. Ancak Kur’an daki ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki bazı detay ve açıklamalar şunu göstermektedir ki, ayet ve hadisler ahir zamanın iki safhalı olduğunu göstermektedir. Birinci dönem, dünyanın maddi ve manevi sorunlarla dolu olduğu bir dönemi, ikinci dönem ise Kur’an ahlakının yaşanacağı bir dönemdir. İkinci dönemin sona ermesiyle kıyametin geleceği beklenmektedir. Bu mısrada belirtilen “ebru” kelimesi bir sanat tabiridir. Ebru sanatını ifade etmektedir. Bütün umutlar Mevlâ diye ebru sanatı ile süslenmektedir. Bu düşünce, mısradaki “ahir” kelimesinden ikinci dönemin anlatılmak istendiğini ifade etmektedir. Şiirdeki insanın psikolojik durumu ortaya çıkmakta ve benlik duygusu hakkında bilgi sahibi olmaktayız. Kavurucu sıcağın altında Leylâ Leylâ diye inleyerek sevgilisini arayan Mecnun’un yüreği yanmakta ve artık Tanrı’ya ulaşma devresine girdiğini görmekteyiz. Dolayısıyla mısradaki “ahir” kelimesi, Mecnun için ikinci dönemin başladığı anlamını ifade etmektedir. Bu düşünce “ardından kopsa da korkunç bir vaveyla/Bir tek  sana mı yanarlar sanırsın  ey Leyla” mısralarında kuvvetle vurgulanmaktadır. Bu son beyitte, Leylâ’nın gidişi ile buhranlı günler geçiren ve psikolojik olarak kişiliği bozulan, bozuk düşünceler içinde kalan ve çöllerde Leylâ’yı arayan, kuşlarla, ağaçlarla, taşlarla konuşan, gördüğü her hayvanı, her cansız varlığı Leylâ’ya benzeten ve sıcakta adeta kavrulan ve canlı ve cansız varlıklarla Leylâ Leylâ diye konuşan, inleyen Mecnun, bu kadar acının ve ıstırabın sonunda Tanrı’ya ulaşmış ve Leyla ile karşılaştığında da onu tanımamıştır. Üstelik uğrunda yanmaktan meczuba döndüğü Leylâ’ya şöyle seslenmiştir: “Sen Leylâ isen bu gönlümdeki sevgili kim?/Gönlümdeki Leylâ ise sen kimsin?” Mecnun’un kalbindeki Leylâ artık Tanrı’dan başkası değildir. Mecnun için leylâ’nın anlamı sonsuzluktur. Leylâ için yanan kalbi artık Mevlâ için yanmakta ve bunu da son mısrada dile getirmektedir.
KENDİNİ AŞMA:
Şair, şiirdeki insanın, yani Mecnun’un kimliğine bürünmüştür. Onun “Ben”i ile bütünleşmiş, onun psikolojisi ile konuşmaktadır.
Şair, sevgilinin gidişi ile büyük ıstırap yaşamaktadır. Bu ıstırap, elem ve çöküntü içinde psikolojisi bozulur, çöllere düşer. Kavurucu sıcağın altında sevgilisini arayan şair, ıssız çöllerde o’nu bulmaya çalışır ve bu sırada önüne çıkan canlı cansız varlıklarla konuşur. “Mevla’ya varmak için sana yanmak lazım evvela/Mecnunda,  senden sonrasını buldu akıl/ Ahiri, mevla deyi  ebrulanır cümle umutlar” mısralarında içinde bulunduğu zamanı aştığını görüyoruz. Beşeri aşktan ilahi aşka geçişin vurgulandığı bu mısralarda kendini aşmıştır. Bu mısralarda tasavvufi bir söyleyiş vardır.
BİÇİM AÇIKLMASI
ANLATIŞ TARZI:
Fransız Edebiyatında yer alan serbest şiir tarzı, garip akımı ile Türk Şiirini de etkisi altına almıştır. Bu akımın öncüsü Orhan Veli’dir. Yine Rus Edebiyatının etkisi de Nazım Hikmet’in şiirlerinde görülür. İki ünlü şairimizin etkisi ile Türk Edebiyatında serbest tarzda şiir yazan şairler hızla artmıştır. Bu şiir türü edebiyatımıza girerek Hece Vezni kadar benimsenmiştir. Demokrat Parti iktidarı döneminde başlayan ve Türk Şiirinde canlanmaya yol açan Gelenek ve İkinci Yeni Şiirleri oluşum ile serbest şiirde bir devir açılmıştır. Bu oluşumun içinde Turgut Uyar, Ülkü Tamer, Edip Cansever, Cemal Süreya, İlhan Berk, Ece Ayhan ve Sezai Karakoç gibi isimler yer almıştır. Bir döneme Gelenek ve İkinci Yeni Şiirleri oluşumu ile damgasını vuran bu şairler, şiirlerinde Halk Edebiyatından hece veznini, kafiye ve Türkü gibi türü de kullanmışlardır. Bunlardan dikkat çeken en önemli isim Sezai Karakoç’tur. Şiirlerinde kafiye örgüsünü, hece veznini ve divan edebiyatından beyiti başarılı bir şekilde kullanmıştır.
Yıllardır üzerinde çalıştığım bu konuyla ilgili ben de şiirler yazmaktayım ve yakın şair dostlarımla da bu konuyu görüşmekte ve tartışmaktayım. Bunlardan biri de Yavuz Bal’dır. Yavuz Bal’ın benimle görüşmelerinden etkilenerek mi serbest tarzda bu yöntemi uyguladı, yoksa daha önceden bilgisi olduğundan mı uyguladı bilemiyorum. Ancak serbest tarz şiirlerinde Divan Edebiyatından beyiti, Halk Edebiyatından kafiye örgüsü ve hece veznini kullandığını görmek beni son derece sevindirdi. Bu tarz başarılı bir şekilde uygulanabildiği takdirde serbest tarz şiirler hem disiplin altına alınmakta, hem söyleyişte kuvvetli bir duyuş hissedilmekte, hem de şiiri gerek dil, gerek biçim, gerek musiki olarak zenginleştirmektedir.
AHENK UNSURLARI
ÖLÇÜ:
Vaveyla şiiri, Türk Edebiyatında hece vezni kadar benimsenmiş olan serbest tarzda yazılmış bir şiirdir.
KAFİYE-REDİF- KAFİYE ÖRGÜSÜ
Kafiye örgüsünün; a-a, ikinci kıta birinci dörtlükte; b-c-b-c şeklinde çapraz kafiye, birinci beyitin d-d şeklinde düz kafiye, e-f-e-f şeklinde çapraz kafiye, g-g şeklinde düz kafiye, h-ı-h-ı şeklinde çapraz kafiye ve son beyitin i-i şeklinde düz kafiye örgüsü ile yapılandığını görüyoruz.
KAFİYE
Kafiyenin rediften önce aranması gerektiğinden, önce kafiyeyi incelemeye çalışalım. “Ardından kopar korkunç bir vaveyla/Bir tek sana mı yanarlar sandın ey Leyla” mısralarında iki ses benzerliği olan ey sesi tam kafiyedir. Şiirler,kalırdı, şairler, kalırdı
çöllerin, gözlerin er, ır, er sesleri, Ufka, bulutlar, yufka, umutlar sesleri tam kafiyedir. Son beyitte tekrar edilen ey sesleri yine tam kafiyedir.
vaveyla, Leyla, şiirler, kalırdı, şairler, kalırdı, iptila, müptela, çöllerin, gözlerin, bela, evvela, ufka, bulutlar, yufka, umutlar kelimelerindeki y, r, t, e, f sesleri yarım kafiyedir.
vaveyla, Leyla, şiirler, kalırdı, şairler, kalırdı, çöllerin, gözlerin, bela, evvela, ufka, bulutlar, yufka, umutlar kelimelerinde eyla, irler, kalırdı, lerin, ela, ufka, utlar kelime grupları zengin kafiyedir.
Vaveyla, Leyla, şiirler, yazı kalırdı, şairler, ayazı kalırdı , iptila, müptela, yıl, çöllerin, akıl, gözlerin, bela, evvela, ufka, bulutlar, yufka, umutlar, vaveyla, ey Leyla
REDİF
Kelimelerindeki la, ler, yazı kalırdı, ıl, in, ka, ar, lar, ey Leyla ek ve kelime grupları birer rediftir.
ÖLÇÜ
Şiirin, Divan Edebiyatından beyit ve Halk Edebiyatından dörtlük kullanılmak suretiyle yapılandırıldığını, ayrıca kafiye örgüsünün ve kafiye çeşitlerinin, redif’in Halk Edebiyatında kullanılan öğelerden oluştuğunu görüyoruz.      
    Leyli gözlerine sevdaydı mecnunda ki iptila/Vuslat olsa da çare bulamaz gayrı ol müptela mısraları 16’lı hece ölçüsü,
 Değdiği  yerde kirpiğinin ayazı kalırdı/ Darbımeseldi sevdan ıssızlığında çöllerin/Çöller sonsuzluk gibi uzanır, uzanır ufka/ Leyla! Leyla! deyi ezildi ciğer denen yufka mısraları 15’li hece ölçüsüne göre yazılmıştır.
Beyitlerde Divan Edebiyatının aruz vezin ölçüsü kullanılmıştır.
ASONANS -ALİTERASYON
Seslerin nasıl kullanıldığını incelediğimizde şöyle bir durum karşımıza çıkmaktadır: Üç kıtadan oluşan ilk üç mısrada seslerin dağılımı şöyledir; birinci mısrada n-e-i-, ikinci mısrada d-r-k-n-v-a-o, mısranın a sesi ile başlayıp a sesi bitmesi hem ses, hem biçim olarak zenginleştirmiştir. Üçüncü mısrada s-n-l-y-r-a-e ve iç sesin a sesinden oluşması şiiri zenginleştirmiştir.
İkinci kıtanın birinci mısrasında r-l-ı—a-i ve iç sesin birbirine yakın olan ı-i seslerinden oluşması şiirdeki ahengi zenginleştirmiştir. İkinci mısrada r-ü-ı ve iç sesin ü-ı seslerinden oluşması ahengi zenginleştirmiş, üçüncü mısrada r-u-i-ı-a- ve sıkça yinelenen u ve ı sesi ahengi zenginleştirmiş, dördüncü mısrada ğ-y-d-r-i-e-a-ı- seslerinin,
Şiirin ilk beyitindeki birinci mısrada l-n-d-y-e-a-ı sesleri, ikinci mısrada l-ı-u-a-o seslerinin,
Üçüncü kıtanın birinci mısrasında l-d-n-b-a-ı-e sesleri, ikinci mısrasında d-s-l-n-r sesleri, üçüncü mısrasında n-d-l-s-e-u-a sesleri, dördüncü mısrasında y-l-r-a-ı-i seslerinin,
Dördüncü kıtanın birinci mısrasında l-s-n-z-r-k-u-a-i sesleri, ikinci mısrasında d-m-k-l-r-z-a-i sesleri, üçüncü mısrasında l-y-d-n-a-e-i- sesleri, dördüncü mısrasında l-r-m-a-i-e-u seslerinin,
Şiirin ikinci son beyitinin birinci mısrasında d-n-k-r-v-a-o sesleri, ikinci mısrada s-n-y-l-a-e-ı sesleri…
Genel olarak seslerin yapılandırılmasını incelediğimiz zaman şiirdeki ritimi güçlendiren, ahengi güzelleştiren, şiir dili ve biçimini zenginleştiren, musiki sezgisini kuvvetlendiren bir yapılandırma ile karşı karşıya kalıyoruz. Ünlü ve ünsüz seslerin mısraları kuvvetlendirici bir yapılandırılması vardır. Ardından kopar korkunç bir vaveyla, mısrasında aliterasyon şiiri hem süslemiş, hem de kuvvetli bir aheng sağlamıştır. Bunlardan d-k-v-n-r sıkça yinelenen ünsüz ve asonans; a-o ünlü sesleri ile aynı zamanda mısranın a sesi ile başlayıp a sesi ile bitmesi şiiri zenginleştirdiği gibi, mısranın yapılandırılmasını da kuvvetlendirmiş ve süslemiştir. Bir tek sana mı yanarlar sandın ey Leyla, mısrasında aliterasyon s-n-l-y ve asonans a-e-ı sesleri şiirdeki ahengi kuvvetlendiren ve süsleyen ünlü ve ünsüz seslerdir. Sana yazılırdı cümle şiirler mısrasında r-l aliterasyon, a-ı-i-e sesleri asonans olarak sıkça yinelenen seslerdir. Bu mısradaki ı ve i sesleri birbirine yakın olan sesler olarak asonans’ı oluşturmakta ve şiirdeki uyumu güçlendirmektedir. Değdiği  yerde kirpiğinin ayazı kalırdı, mısrasında d-ğ-y-k-r sesleri aliterasyon, e-i-a-ı sesleri asonans olarak şiirdeki ahengi kuvvetlendirmektedir. Anlatıldı dilden dile birkaç bin yıl, mısrasında l-d-n aliterasyon, a-ı-i sesleri asonans olarak şiiri süslemektedir. Bu mısrada en çok yinelenen ses tekrarı ı ve i sesleri olup, şiire ses uyumu bakımından bir güzellik katmıştır. Darbımeseldi sevdan ıssızlığında çöllerin, mısrasında d-s-l-r aliterasyon, a-e-ı-i sesleri asonans olarak karşımıza çıkmakta, mısrada en çok yinelenen ve birbirine yakın ses olarak i-ı sesleri şiirdeki ahenge zenginlik katmaktadır. Mevla’ya varmak için  sana yanmak lazım evvela, mısrasında aliterasyon m-v-y-n-l sesleri, asonans a-i-e seslerinden oluşmakta ve şiiri ses olarak çok güçlü kılmaktadır.  Çöller sonsuzluk gibi uzanır, uzanır ufka, mısrasında uzanır uzanır kelimelerinin yinelenmesi ile hem aliterasyon, hem de asonans olarak şiire farklı bir güzellik katmakta, ses uyumunu zenginleştirmekte ve şiire anlam katmaktadır. Mısrada l-r-s-n-k-seslerinden en çok s-n-r sesleri kullanılarak aliterasyon olarak şiiri zenginleştirmiştir. Ayrıca a-u- ve birbirine yakın ı ve i seslerinin sıkça yinelenmiş olması şiiri daha da güçlendirmektedir.
Şiirde tekrarlanan ardından, ey Leyla, kopar korkunç, Bir tek sana mı yanarlar sandın ey Leyla, yazı kalırdı, ayazı kalırdı, leyli, gözlerin, dilden dile, Mecnun, Mevlâ, bela, evvela, uzanır, uzanır ufka, yufka, bulutlar, umutlar kelime ve kelime grupları aliterasyon, asonans ve kafiye gibi unsurların şiire ses zenginliği kattığı, anlamı kuvvetlendirdiği, ritimi daha güçlü hale getirerek musiki havası verdiği görülmektedir.
Mısra içinde ünlü ve ünsüz seslerin sıkça tekrarlanmasıyla oluşan ses uyumunun şiire güzellik kattığı görülmekte, bu da okuyucuya ayrı bir zevk vermektedir.
Sen gidince” ile başlayan şiirin ilk bölümünde “sen gidince” kelime grubunun beyiti bozduğunu görüyoruz.
  “Sana yazılırdı cümle şiirler/Çünkü söz uçar yazı kalırdı” mısralarında, Leylâ ile Mecnun hikâyesinin başlangıcında sözlü olarak söylenerek geldiğini, daha sonra yazılı metne geçirildiği açıkça ifade edilmektedir ki, ilk yazılı metni; “İbn Davud el-İsfehanî’nin (öl. 255/870) Kitâbü’z-Zehrâ adlı eseri ile Müslim b. Kuteybe’nin (öl.276/890) Kitâbü’ş-Şi‘r ve’ş-şuarâ adlı eserleridir. Bunların hemen arkasından ise Ebûbekir el-Vâlibî gelmiştir. Ebûbekr el-Vâlibî’nin de hikâyenin yazıya geçirilmesinde, özellikle Mecnun’un hayatını vermesi ve şiirlerini derlemesinde büyük bir rolü vardır. O, Mecnun u Leylâ adlı eserini herkes tarafından bilinen, güvenilir ravîlerden aldığı bilgilere dayandırmıştır. Mecnun’un hayatına yer vermesi ve şiirlerini ilk defa derlemesi hikâyenin ortaya çıkmasında etkili olduğu gibi daha sonra yazılacak eserlere de kaynaklık etmiştir.”1(anlaşılamadı) Vaveyla şiirinde şairde bu hikâyenin sözlü kaynaktan gelmekte iken yazıya geçirilmesini açık bir dille anlatmaktadır.
Fuzuli çırpınsa da koca şairler” mısrasında anlatım zayıflamış görünmektedir. Anlatımı zayıflatan Fuzuli çırpınsa da ve koca şairler kelime gruplarının birbirinden kopuk olmasından kaynaklanmaktadır. “Değdiği  yerde kirpiğinin ayazı kalırdı” mısrasında da aynı anlam uyumsuzluğu görülmektedir. Ayaz, bildiğimiz anlamda soğuğu ifade eden bir kelimedir. Hâlbuki Türk Şiirlerinde, sevgilinin baktığı yerde yanmak, erimek anlamı daima öne çıkar. Bu mısrada sevgilinin kirpinin değdiği yerde soğuk anlamına gelen bir kelime vardır ve üşümek söz konusudur. Bu da anlamı bozmakta ve mısralar arasında kopukluğa neden olmaktadır.
  Genel olarak şiirlerinde devrik cümle kullanan şair, bunu yaparken anlama derinlik kazandırmakta ve şiiri süslemektedir. Ancak Vaveyla şiirinde kullandığı bazı devrik cümlelerin mısrayı bozduğu, anlamdaki derinliği kaybettiğini görüyoruz. “Mecnunda,  senden sonrasını buldu akıl” mısrasında kullanılan devrik cümle bunu göstermektedir. Bunun kafiye endişesinden kaynaklandığını düşünüyorum.
Şairin tüm şiirleri incelendiğinde, Divan Edebiyatı’ndan aruz vezninin Türk Edebiyatında kullanılmaya başlamasıyla dilimize giren çok sayıda Arapça ve Farsça kelimelerden bazılarını şiirlerinde kullandığını görüyoruz. Vaveyla şiirinde de bunun örnekleri vardır: Vaveyla, İptila, Müptela, Darb-ı Mesel, Leyli, Bela, Sakil kelimeleri buna örnektir.
Darb-ı Mesel kelimesinin yanlış yazıldığı da dikkatimizi çeken başka bir husustur.
Değdiği  yerde kirpiğinin ayazı kalırdı/Darbımeseldi sevdan ıssızlığında çöllerin/Karaydı ay batmışçasına leyli gözlerin /” mısralarında teşbih kullanılmıştır. “Varlığın bir nice  dertti, yokluğun  onmaz bela” mısrasında tezat, ”Çöller  sonsuzluk gibi uzanır, uzanır ufka” mısrasında tekrir, “Çünkü söz uçar yazı kalırdı” mısrasında tevriye, “Mevla’ya varmak için sana yanmak lazım evvela” mısrasında mübalağa, “Çöller sonsuzluk gibi uzanır, uzanır ufka” mısrasında mecaz-i mürsel, “Dirhem gözyaşı dökmez  sakil  bulutlar” mısrasında mecaz-i mürsel ve teşhis,”Leyla! Leyla! deyi ezildi ciğer denen yufka” mısrasında İntak, “Ahiri, mevla deyi  ebrulanır cümle umutlar” mısrasında teşhis kullanılarak şiiri anlam olarak kuvvetlendirmiştir.
  Şiirin bütününde a, e-i-ı- seslerinin en çok yinelenen sesler olduğu, yine u-ü-o gibi birbirine yakın seslerin sıkça tekrarı şiiri hem zenginleştirmekte, hem de seslerde bütünlük sağlayarak kulağa hoş gelen bir ritim sağlamaktadır. Şiirin bütününde birbirine yakın seslerin aynı mısra içinde ve çapraz olarak tekrarı ile kullanılması şiirdeki uyumu zenginleştirmekte ve şiiri daha kuvvetli göstermektedir.
Şiirde, mısraların kendi içindeki ses uyumu, aliterasyon ve asonans şiiri zenginleştirirken, estetiksel, biçimsel ve şiir dili bakımından da farklı bir güzellik katmış, musiki havası meydana getirmiştir. Çapraz ses uyumu dikkat çekicidir.
Duygusal yoğunluk ve şiirin bütünü içinde ele alınması gereken ahenk dikkat çekicidir.
DİL   VE ANLATIM
Vaveyla şiirinde kullanılan dil Türkçe ve Arapça karışımı bir dildir. Şiirde, yer yer Arapça kökenli kelimelerin yer aldığını görüyoruz. Kelimeler günlük konuşma dilimizde bulunan kelimeler olmakla birlikte, bazı kelimeler, örnek; sakil, vaveyla, iptila, müptela, darbımesel, leyli kelimeleri günlük dilde pek konuşulmayan kelimelerdir. Şiirin bu dil yapısıyla her yaş grubu insanlar tarafından anlaşılırlığı tartışılır.
Şiirlerini genel olarak duru Türkçe ile yazan şairin, kökeni Arapça ve Farsça olan ve dilimize yerleşmiş bulunan eski kelimelere yer verdiği de görülmektedir.
Şiirde yer yer ahenk bozulmaktadır. Bunun kafiye endişesinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Ama genel olarak bir ahenk söz konusudur. Şair, şiirdeki ahengi birbiriyle uyumlu seslerin, belli bir ritimle bir arada toplamasıyla sağlamıştır.
Şiirdeki dil gündelik konuşma dilinden farklıdır. Şiirin temel düşüncesinin herkesçe anlaşılması mümkün değildir. Şair, seçtiği kelimelerle güzel ve uyumlu bir dil oluşturmuş olmasına rağmen, kafiye endişesinden kaynaklanan bozulmalar yer yer uyuma gölge düşürmüştür. Şiirdeki dil mânâ bakımından derin ve ağırdır. Şiirde kullanılan kelimeler farklı bir anlam ifade etmektedir. Bu farklılık şiir dilinde ortaya çıkan bağımsız ve özerk bir anlam ile şiire yansımaktadır.
Şairin akıcı bir anlatım tarzı vardır.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
YAVUZ BAL: 1971 Aksaray doğumlu olan şair, ilk ve Orta öğrenimini aynı şehirde yaptıktan sonra Selçuk Üniversitesinde Madencilik üzerine ve Anadolu Üniversitesinde İşletme eğitimi okudu. Bir dekorasyon firması sahibidir. Edebiyat ve şiire ilkokul döneminde merak sardı. Okuduklarını birileriyle paylaşma isteği de yazma tutkusunu doğurdu.
Şiirleri birçok gazete ve dergide yayınlanan şair, bazı internet gazetelerinde Köşe Yazarlığı da yapmaktadır. “Vurulur Anka Kuşları” isimli bir kitabı yayımlanmıştır. 
Sanat, insan özünün dışa vurumudur. Şiir ise bu özün merkezidir. Binlerce sayfayı bir mısraya sığdırmak başka nasıl tanımlanabilir ki? Gelenek şiiri ile yenilik şiiri kavramlarını artık kabul etmiyorum. Çünkü aruz ya da divan şiiri denilen tür, Fars kökenlidir. Türkler bu şiiri alıp özümsemiş, Ali Şir Nevai, Fuzuli, Baki ve daha adını sayamayacağımız nice şairler tarafından zirveye çıkarılmıştır. O dönemde bu tür şiir, halk şairleri tarafından çok fazla eleştirilmiş ve saray şiiri olduğu iddia edilmiş, dışlanmaya çalışılmıştır. Bu gün ise aruzun yılmaz savunucuları, ne hikmetse halk şiirinin de yılmaz savunucularıdır. Serbesti dışlayanlara bunu hatırlatıp, serbestin artık Türk şiir türlerinden biri olduğunu savunuyorum. Şiirlerimde  bu üç türün sentezini yapıyorum. Şiir edebe ait olmalı ve de konuştuğu dili çok iyi bilmeli  insan. Şiirde ustasız çırak, çarıksız ayak gibidir. Ne zaman taşa ya da dikene denk geleceği belli olmaz. Tüm Ustaları saygıyla anıyorum.” diyen şair evli ve iki çocuk babasıdır.
  KAYNAK: http://www.edebiyatufku.com/

 
Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)