Şiir Tahlilleri- Yunus Emre’nin “Öyle Bir Söz” Adlı Şiirinin Tahlili

04.04.2013 tarihinde kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.


Öyle Bir Söz
Muhittin KÜÇÜK
Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı
Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz
Kelecilerin pişirgil yaramazını şeşirgil
Sözün us ile düşürgil dimegil çağ ede bir söz
Gel ahî ey şehriyâri sözümüzü dinle bâri
Hezâr gevher ü dinârı kara taprağ ede bir söz
Kişi bile söz demini demeye sözün kemini
Bu cihân cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz
Yürü yürü yolun ile gâfil olma bilin ile
Key sakın ki dilin ile cânına dağ ede bir söz

Yûnus imdi söz yatından söyle sözü gayetinden
Key sakın o şeh katından seni ırağ ede bir söz
Yunus Emre
Söz, kâinatın sultanından bize paha biçilemeyecek değerde bir armağan, insanda Kelâm sıfatının bir tecellisi. Söz, diğer varlıklara nazaran insana tanınmış büyük bir ayrıcalık. Bu ayrıcalık, nimetin büyüklüğü ölçüsünde sorumluluk yüklüyor insana. İşte Koca Yunus, bu sorumluluk duygusuyla sesleniyor bize yüzyıllar öncesinden. Söz ustasının o enfes ifadelerine şimdi daha yakından kulak verelim.
Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Konuşmasını, güzel söz söylemesini bilen, diline ve dile hakim olan kişinin söylediği sözler onun yüzünü kara çıkarmaz. O ne kendini mahcup eder ne de dostlarını. Bilâkis gittiği her yerde, katıldığı her mecliste kendi saygı ve itibar gördüğü gibi dostlarına da itibar kazandırır. Çünkü o, ağızdan çıkan sözün, yaydan çıkan bir ok gibi olduğunu bilir ve ham söz söylemekten şiddetle kaçınır. Çiğ ya da tam pişmemiş yemeğin insanın midesini bulandırdığı gibi; düşünülüp taşınılmadan, gelişi güzel söylenen sözlerin de zihinlerde, gönüllerde huzursuzluğa yol açabileceğinin farkındadır. Onun için konuşmadan önce sözlerini kendi içinde iyice bir ölçer biçer, anlamını düşünür ve kelimeleri özenle seçer; ne söyleyecekse ondan sonra söyler. İmbikten süzülürcesine onun dudaklarından değil de sanki yüreğinden dökülen bu sözler, gönüllerde yankı bulur, zihinlerde iz bırakır. En çetrefilli problemler bu anlamlı, tatlı sözlerle çözülür; aşılması imkânsız gibi görünen engeller aşılır, açılmaz denilen kapılar açılır; kavgayla, şiddetle hâlledilemeyen işler kolayca hâl yoluna koyulur.
Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı
Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz
Öyle sözler vardır ki insanları birbirine düşürür; kavgalara, savaşlara sebep olur. Öyle sözler de vardır ki savaşları sona erdirir, sulh ve sükûna vesile olur. Nice dost meclislerinin, içlerinden birinin patavatsızca söylediği yakışıksız bir söz yüzünden küskünlüklerle, kırgınlıklarla, hatta kavgalarla dağıldığını görmüş ya da duymuşuzdur. Tarih kitapları bir devlet başkanının enini sonunu düşünmeden, sorumsuzca söylediği talihsiz bir söz yüzünden devletler arasında çıkan kanlı savaşlardan söz eder. Tabiî ki bu noktada sözün nerede, ne zaman ve kime söylendiği kadar, kimin tarafından söylediği de çok önemlidir.
Kendinden başkasının sorumluluğunu taşımayan bir kişinin, bir kahve köşesinde birkaç kişilik bir dost meclisinde söylediği bir sözle büyük bir camiayı temsil eden bir insanın söylediği bir söz veya geniş kitlelere mal olmuş bir düşünce, sanat veya siyaset adamının gazete, radyo, televizyon gibi medya organları aracılığıyla milyonlara karşı söylediği söz arasında fark olduğu aşikârdır. Dolayısıyla sözün önemi ve gücü, sözü söyleyenin temsil keyfiyeti ve hitap ettiği kitlenin genişliği ile doğru orantılıdır. Hâl böyle olunca, yüce bir davaya gönül vermiş, büyük ülkülerin sahibi, geniş bir kitleyi veya seçkin bir topluluğu temsil konumunda olan kişinin; söz hususunda, sırtında yumurta küfesi taşıyan bir hamalın yürürken gösterdiği titizliğin çok daha fazlasını göstermesi gerekmez mi?
Beytin ikinci mısrasında sözün bir başka yönü dile getiriliyor. Bir insana hayatı zehir etmek istiyorsanız; onu ne dediğini bilmeyen, patavatsız biriyle aynı ortamda kalmak zorunda bırakmanız yeterlidir. Öyle bir insan; en nezih, en güzel bir ortamda bulunsa ve her türlü nimete sahip olsa bile kendini zindanda gibi hissedecektir. O leziz yiyecekler acılaşacak, o güzel ortam tatsız hâle gelecektir. Ama asıl marifet en kötü şartlarda bile insanların gönlünü ferahlatmak, onlara ümit ışığı yakacak güzel sözler söyleyebilmek. Evet marifet, “ağulı aşı bal ile yağ” edebilmektir.
Kelecilerin pişirgil yaramazını şeşirgil
Sözün us ile düşürgil dimegil çağ ede bir söz
Sözün güzel ve etkili olmasının; kişinin yüzünü ak etmesi ve işlerini kolay kılmasının; insanları savaşa değil barışa yöneltmesinin, kısacası zehirli aşı bala çevirmesinin asgarî şartları vardır. Bunun için ilk beyitte de ifade edildiği gibi sözün önce pişirilmesi, içte iyice olgunlaştırılması gerekir. Sonra bu sözlerin akıl süzgecinden geçirilmesi; içlerinden çiğ olanların, yanlış anlamalara sebep olabileceklerin ayıklanması gerekir. Henüz anlamını tam kavrayamadığımız veya kendi içimizde özümseyip benimseyemediğimiz, hatta henüz hayata geçiremediğimiz sözleri söylemenin fazla bir anlamı yoktur. Bir başka söz ustası bu durumu şu enfes benzetmeyle ifade etmiştir: “Kuş yavrusuna kusmuk verir, koyun ise halis süt. Siz koyun gibi olun.”
Gel ahî ey şehriyâri sözümüzü dinle bâri
Hezâr gevher ü dinârı kara taprağ ede bir söz
Gel ey kardeş, ey dost sözümü dinle; öyle sözler vardır ki binlerce mücevheri, altını kara toprak gibi değersiz kılar. Size bir tanıdığınız, dost olarak kabul ettiğiniz biri gerçekten maddî değeri çok yüksek ve güzel bir hediye alsa, ama hediyeyi verirken sizi minnet altında bırakacak kibirli ve gururlu bir tavırla nahoş bir söz söylese, o hediyenin sizin için bir değeri kalır mı? Diğer yandan sizi yürekten seven gerçek bir dostun kalbinden bir parça katarak sunduğu basit bir hediye ya da her harfinde burcu burcu sevgi ve samimiyet kokan iki satırlık bir mektubu sizin için hazinelerden daha kıymetli değil midir?
Hani bir söz üstadının kul ile Allah arasındaki münasebeti anlatırken verdiği güzel bir misal vardır. İnsanlar padişahla görüşmek için sarayın önünde toplanmışlardır. Her biri yanında incilerden, mücevherlerden, altından, gümüşten yapılmış çok pahalı hediyeler getirmiştir. İçlerinde biri vardır ki yüreği padişaha karşı sevgi ve sadakatle doludur. Ama öyle pahalı hediyeler alacak parası yoktur. Sırası gelince o yüreğindeki sevgiyi ortaya kor ve der ki: Ey yüce padişahım benim size verecek güzel bir hediyem yoktur. Olsaydı size bu zengin insanların getirdiği hediyelerin hepsini birden takdim ederdim. Bu söz, padişahın o kadar hoşuna gider ki, o pahalı hediyelerin hepsini, o fakir adamın adına kabul eder.
Allah’ın sonuz nimetlerine karşılık ona layık takdim edecek bir hediyesi olmadığını düşünen ve bunun ezikliğini duyan kul da huşu içinde Rabb’ine yönelir ve der ki:”Bütün mahlûkatın hayatları boyunca senin için yaptıkları ibadetlerin hepsini birden kendi adıma sana hediye etmek istiyorum. Eğer gücüm yetseydi onların hepsini yapardım. Hem sen daha fazlasına lâyıksın.” Umulur ki hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Cenab-ı Hak, o kulun bu safiyane dileğini kabul eder; elinde avucunda hiçbir şey yokken samimiyeti ve güzel dileği ona en büyük sermaye olur.
Kişi bile söz demini demeye sözün kemini
Bu cihân cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz
Sözün doğru ve güzel olması kadar yerinde, zamanında ve muhataba göre söylenmesi de büyük önem taşır. Yerinde ve zamanında söylenmeyen söz, hedefini bulmayan ok gibidir. Bu söz çok doğru ve güzel olsa bile ya etkisiz kalacak ya da aksi tesir yapacaktır. Hem hedefe ulaşmak hem de sözün değerini, tabiri yerindeyse sözün namusunu korumak için yerini ve zamanını iyi gözetmek gerekir. Söz üstadı bu durumu ne güzel ifade etmiş: “Her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir.”
Şair ikinci mısrada farklı bir temayı ele alıyor. Dünya hayatı bir sürü meşakkatle doludur. Ölüm, hastalık, yalnızlık, geçimsizlik, fakirlik… hepsi insan için. Küçük bir lezzet için bazen çok ağır bedel ödüyor insan. Hayalleri, arzuları sınırsız olan insanoğlu, bin türlü engelle sınırlanmış bu dünyada. Öyleyse güzel bir sözle, sıcak bir tebessümle çevremizdeki insanların gönlüne su serpmek, onları ferahlatmak gerekmez mi? Herkes kendine biraz çeki düzen verse, başkalarını incitmemek için sözlerini özenle seçse, maksadını nezih ve nazik bir dille anlatsa bu dünya cehennemi cennete benzemez mi? “Mümin, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kişidir.” kutsî sözü de bize aynı ufku göstermiyor mu?
Yûnus imdi söz yatından söyle sözü gayetinden
Key sakın o şeh katından seni ırağ ede bir söz
Ey dost, gafil olma; ilimle doğru yolu bul ve dosdoğru yürü. İnsana ne gelirse dilinden gelir, kendi dilinle kendini tehlikeye atacak, canını yakacak bir söz söyleme sakın.
Bu beyit bütün şiirin özeti gibidir. Burada Yunus, önce kendi nefsine, sonra da sözü mukaddes bir emanet bilen olgun insanlara seslenir ve der ki: “Ey Yunus, sözün en iyisini seçerek usulüne göre söyle; aman dikkat et, seni Allah katından uzaklaştıracak bir söz söyleme sakın.”
Son söz, söz sultanlarının, sözlerini övgüsüyle süslediği sultanlar sultanından. Aslında bu sözü yazıya serlevha yapmak gerekirdi, ama bazen en değerli olan en sonda gelir. Yine de siz bu sözü yazının en başına koyabilir ve baş tacı yapabilirsiniz:
“Kim ki Allah’a ve ahret gününe inanıyorsa ya hayır konuşsun yahut sussun.”
Kaynak: http://www.yagmurdergisi.com.tr
Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)