Halit Ziya Uşaklıgil’in Kırık Hayatlar Adlı Romanının Tahlili

17.04.2013 tarihinde ROMAN TAHLİLLERİ kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

KİTABIN ÖZETİ

Ömer Behiç ve Vedide evli iki çocukları olan ,mutlu bir hayat yaşayan bir aile kurmuşlardır. Ömer Behiç İç Hastalıklar Uzmanı bir doktur,dürüst bir çok zorluklarla karşılaşmış zor şartlarda yetişmiş ,acı çekmiş fakat tek isteği diğer insanların acı çekmemesi. Ondaki bu ruh hali onun doktur olmasına vesile olmuştur.
Ömer Behiç daha mutlu bir yuva kurmak için ilk olarak kendi evlerinin olmasını ister , ve bunu Vedide ile paylaşır fakat nezaman bitireceğini söylemez süpriz yapmak ister. Bu düşünce o denli çekici gelir ki Vedideye sonunda bekledikleri olacaktı.
Çevrelerinde birçok , türlü acılar ve elemlerle , türlü gözyaşlarıyla inlemeleriyle kırık hayatlar , çaresiz, hasta; kimi iyilik bulamayacak yaralarla kemirilen , kimi gizli zehirlerle gizli gizli çürüyen hayatlar vardı…Onlar bu kırık hayatların dinç ve canlı mutluluğunu daha belirgin bir duyguyla duyarak, kendilerini düşünen bir haz ile ,bahtiyarlıklarının en tatlı saatlerini pek hoş bir kevser içercesine yudum yudum,süze süze kendilerinden geçmiş bir mahmurluk içinde yaşıyorlardı.
Evi tamamlar, ailesiyle beraber oraya taşınırlar. Evin kapısına da “Ömer Behiç İç Hastalıklar Uzmanı” diye bir tabela tutturur. Diğer taraftan aile hayatının türlü trajik olaylarını ve kirlerini ortaya sererek geçen halk , birbirlerine dost ve bağlı olmak için o kadar sebepler varken , tersine aralarına aldatma ve hainlik uçurumlarını koyan bütün bu karılar- kocalar Ömer Behiç’in kafasında aşırı bir yaygınlık kazanıyordu. Üzüntü dolu ,gamlı gözler önüne serilen , sayılamaz ,çokluğunun korkunçluğunu hayalin kapsamı bile alamaz;harap yıpranmış evlerden oluşan ,sonsuz bir karanlık ve bozgun
düzlemi biçiminde uzayıp giden siyah bir tablo çiziyordu.
Ömer Behiç hekimlik kimliğiyle, yalnız hastalarının acılarıyla inleyen , onları acılar çekmekten kurtarmak için insanlık hayatının üstünde bir acıma ve sevecenlik yaşayışı ile yaşayan bir yaratık olurdu. Onu harap eden toplum hayatı idi. Ne zaman sanatının boş zamanları onu toplum hayatının içine sürüklese, özbenliğinde öteki Ömer Behiç ‘in bütün aşk ve sevdasıyla , kimliğin her gözeneğinde ateşten bir kadın gereksinmesi yanan yaratığın belirip geliişmesini sezinlerdi.
Ve bu kimliği ötekini öyle vahşi bir egemenlik kurarak isteklerine yenik düşürmek , sonunda taşmak isteyen bu çok sağlam sevda emellerine öyle bir kasırga içine atmak isterdi ki , o bu didişmeden hırpalanmış çıkardı. Evliliğine bağlı kalışını kınayarak…
Ömer Behiç daha sonraları nefsinin hakimiyeti altında ‘Neyyir’ diye genç bir kızla ilişki kurarak vedideyi aldatmaya başlar. Fakat aklı herzaman ki gibi Vedide’ydi, suçluluk duygusu içinde. Vedide’sini bir elinde Selma’sıyla öteki elinde Leyla’sıyla , varlığında ululaşmış ve kutsal olan ne varsa onların simgesi demek olan bu kadını –acınıp ağlanılan-öteki kadınlara benzetecek , onuda bir tekmeyle yıkılıvermiş bir dünyanın yıkıntı ve kalıntılarının kenarına devirecekti…
Aile bağları gün geçtikçe kopma noktasına doğru yol alıyordu. Ömer Behiç ruhunda bir genişleme , düşüncesinde bir açılma buluyordu. Birdenbire gerçek hayatı döndürülüyormuşcasına, kendi kendisini karşısına alarak yanlış yaptığının farkına vardı. Neyyir ile olan ilişkisinin kapatıp,Vedide’sine geri dönmeğe karar verdi. Vedide kendini yine Leyla’sının odasında Kur’an okumaya vermişti. Ömer Behiç’in yalvarmalarına aldırış etmiyordu.karşılık vermiyordu. O zaman Ömer Behiç bir eliyle onun namaz örtüsünü çekip açtı. Dudaklarına ta oraya, alıştığı üzere, mutlu zamanlarında her zaman tapınış öpücüklerini alan yere, kulağıyla ensesinin arasına götürdü. Uzun ve birden geçmişin heyacanını bulan bir öpüşle karısını oradan öptü…
Ve öperken , ancak o zaman farkına vardı ki Vedide’nin saçları lüle lüle , takım takım beyaz olmuştu.
2.KİTABIN KONUSU
Kitaptaki olaylar Osmanlı’nın son döneminde geçmektedir.Osmanlı’nın son döneminde Türk halkında batıya karşı körü körüne bir özenti oluşur.Batıdan alınması gereken teknoloji, ilim, bilim değilde; bizim yaşantımıza ters düşen kültürü taklit edilir.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kendi kültürüne sahip çıkmayan, diğer toplumları körükörüne taklit eden toplumlar yozlaşmaya ve mutsuz yaşamaya mahkûmdurlar.
ŞAHIS KADROSU:
Ömer Behiç:Kültürlü,birşeyler öğrenme arzusu ile yanan, idealist olmayan bir kişidir.Kırık Hayatlar romanının kahramanı Ömer Behiç isimli Avrupa’da öğrenim görmüş, evli, iki çocuklu bir doktordur. Ömer Behiç, sıradan bir hayat yaşarken, bir gün “Veli Bey’in kızları” diye tanınan ve geçimlerini kendilerine bağladıkları erkeklerden sağlayan iki kız kardeşle tanışır. Sıradan hayatı birden değişir. Ailesini ihmal eder. Küçük kızının ölümüyle ancak kendi gerçeklerini hatırlayan Ömer Behiç büyük bir üzüntü ve pişmanlık içerisinde evine tekrar döner
Vedide:Ailesi için herşeyini feda edebilecek kültürlü, iyi yetişmiş bir annedir.
Bekir Servet:Hayatı günü gününe yaşayan, kadınlara gereken değeri vermeyen, çapkın bir İstanbul beyefendisidir.
Neyyir:Minyon tipli, karşısındakini kendine bağlamayı çok iyi başaran, güzel, fakat Türk aile toplumuna aykırı bir yaşantısı olan bir genç kızdır.
Nebile:Kardeşine göre biraz daha şişman olan ve kardeşi kadar etkileyici olmayan, yaşantısı kardeşi gibi olan bir genç kızdır.

ROMAN KAHRAMANLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ:

Kırık Hayatlar romanının kahramanı Ömer Behiç isimli Avrupa’da öğrenim görmüş, evli, iki çocuklu bir doktordur. Ömer Behiç, sıradan bir hayat yaşarken, bir gün “Veli Bey’in kızları” diye tanınan ve geçimlerini kendilerine bağladıkları erkeklerden sağlayan iki kız kardeşle tanışır. Sıradan hayatı birden değişir. Ailesini ihmal eder. Küçük kızının ölümüyle ancak kendi gerçeklerini hatırlayan Ömer Behiç büyük bir üzüntü ve pişmanlık içerisinde evine tekrar döner. Romanda bu merkezden başka, Refet Hanım ve Ferruh Bey ilişkisi, Talat Bey’in karısı ve annesi arasına sıkışıp kalmış hayatı, Mürüvvet Hanım’ın zalim kocasından boşanma mücadelesi, Tayyar Efendi’nin ve Andelip Bacı’nın hayatları, kocası Mehmet Ali’den sürekli dayak yiyen hizmetçi Suzidil’in sıkıntılarının yanı sıra daha pek çok insanın hayat hikâyesine rastlanmaktadır. Romanda konak hayatının kısıtlayıcı belirgin çizgilerinden çıkılarak yoksul ve orta halli insanların yaşadıkları çevrelere ve onların hayatlarına doğru bir açılım görülmektedir. Böylece modern romanın tanımında yer alan olaylar zinciri kavramı bu romanda tam anlamıyla yerini bulmuştur.( Elif Emine Özer)

MEKAN:
Halit Ziya’nın romanlarında çevre asıl olarak İstanbul ve adalardır. Kimi zaman kenar mahallelerden söz edilse de mekan, konak, yalı, köşk gibi büyük yapılardır. Mekanlar roman kişilerinin hayat düzeyi ve biçimlerinin de bir göstergesidir. Olaylarla mekan arasında sıkı bir bütünlük vardır. Romanda zaman unsuru da oldukça uzundur. Olayların başlama, gelişme ve son buluşunda zaman realist bir süreç olarak işlenir. Tesadüflere, oldu-bittilere rastlanmaz. Romanların ele alınışında gözlem esas alınır.

ZAMAN:
Olay Servet-i fünun döneminde geçmektedir. 
ROMANDA KULLANILAN ANLATIM BİÇİMLERİ:

Kırık Hayatlar romanında öyküleyici ve betimleyici anlatım türleri kullanılmıştır.

DİL VE ANLATIM:

Halit Ziya’nın Türk romanına kazandırdığı önemli bir yenilik de dil ve üslupta olnuştur.”Artistik nesir sanatçısı”olarak tanınan Halit Ziya bu konuda Abdülhak Hamit ve Recâizâde Mahmut Ekrem ile Fransız şairlerinin, özellikle de Baudelaire’in etkisinde kalmıştır. Bu doğrultuda devrik cümleler kurarak, fiilden önce gelmesi gereken tamamlayıcı öğeleri kimi zaman fiilin sonuna getirerek, asıl düşünceyi anlatan sözcük ya da sözcükleri kimi zaman bağımsız vererek, kimi cümleleri yanda keserek ve bolca ünlem ifadeleri kullanma gibi yöntemler kullanarak ince bir anlatım dili geliştirmiştir. Bu anlatım tarzından sonralan kendisinin de rahatsız olduğunu söyleyen yazar, Aşk-ı Memnu’dan sonra yazdığı Kırık Hayatlar’da bu tutumdan uzaklaşmaya çalışmış ve en güzel eserlerini daha sonralan yeniden ele alıp sadeleştirmiştir.
ANLATICI BAKIŞ AÇISI: 
Roman hakim bakış açısı ile yazılmıştır. 
DEĞERLENDİRME:
Kırık Hayatlar, hem Serveti Fünûn Edebiyatı’nın hem de Yeni Türk Edebiyatı’nın önemli yazarlarından Halid Ziya Uşaklıgil’in (18671945) Serveti Fünûn Edebiyatı döneminde kaleme aldığı son romanıdır. Eser, Serveti Fünûn edebi topluluğunun yayın organı olan Serveti Fünün dergisinde 1901 yılında tefrika edilmeye başlanmış’”, fakat sansüre uğramıştır. Sansürün kalemi romanın en önemli kısımlarını hedef alınca, Halid Ziya, romanını yanda bırakma pahasına da olsa tefrikayı dergiden çeker. Kırık Hayatlar, böylece yazarı eliyle uzun yıllar sürecek bir unutulmuşluğa terk edilmiştir. Mütareke döneminde, zamanın büyük gazetelerinden biri olan Vakit gazetesi yöneticileri romanın başından başlamak üzere tekrar tefrika edilmesi amacıyla, Halid Ziya’ya başvurmuştur. Yazarın bu isteği kabul etmesiyle Kırık Hayatlar 1922 yılında Vakit gazetesinde tekrar tefrika edilmiştir’2′. 1924 yılında da kitap hâlinde basılmıştır’31. Bunu 1944<4), 1968’5> ve 1989<6> baskıları izlemiştir.
Halid Ziya, Kırık Hayatların Hilmi Kitabevi tarafından yayımlanan 1944 baskısının  ki bizim de bu çalışma da esas aldığımız baskıdır başına koyduğu “Bir Hikâyenin Hikâyesi” adlı yazısında. Kırık Hayatların macerasını, Serveti Fünûn dergisindeki tefrikasının yanda kalışı ile Vakit’te tekrar yayımlanması arasında geçen yaklaşık yirmi yıllık sürecin sebeplerini, sansürün elinde eserin ne gibi değişikliklere boyun eğdiğini bazı çarpıcı örnekler de vererek anlatır.
Halid Ziya Kırık Hayatları dil ve yapı bakımından değerlendirirken, ondan evvel yazdığı ve edebiyat tarihinde özel bir yere sahip olan Mâi ve Siyah ile Aşkı Memnu romanlarından üstün gördüğünü belirtir. Yazar, Kırık Hayatlarda Serveti Fünûn edebiyatının süs ve bezek tutkusundan uzaklaşan, dil ve üslubuyla önceki eserlerinden ayrılan yeni bir baş eser ortaya koymak istemiştir. Kırık Hayatları 1944 baskısı için tekrar gözden geçirirken eserin dilinde bazı sadeleştirmeler yapmıştır. Bu tutum onun dil ve üslûp anlayışındaki değişimin olduğu kadar yazar hassasiyetinin ve titizliğinin de göstergesidir, şüphesiz.
Kırık Hayatlar, tutku, acı, nefret vb. bireysel duyguları işler görünse de aynı zamanda toplumsal bir kurum olarak aileyi ve toplum yaşamındaki aksaklıkları da sorgulayan bir eserdir. Eserin bireysel ve toplumsal düzlemde farklı okumalara olanak veren bu çok yönlülüğü, başlangıçta tek bir ailenin yaşamından yola çıkarak herkesi ilgilendirecek incelikleri bütüncül bir yaklaşımla yakalayıvermesi onu okunmaya değer kılar.
Halid Ziya; Avrupa’da tıp öğrenimi gördükten sonra, başarılı olmak, güzel bir aile kurmak, mutluluğu aile ve iş yaşamında yakalamak şeklinde en yalın haliyle özetlenebilecek ideallerini gerçekleştirmek arzusundaki erdemli bir genci, Ömer Behiç’i seçmiştir kahraman olarak. Bu seçim ve yaratımda ona çalışma sistemi, kültürel değerler bakımından Batılı bir çehre çizerken, geleneklerine, ailesine bağlı, tamamen saf ve samimi bir tip olma misyonunuda yüklemiştir. Tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’a gelen Ömer Behiç, bir tesadüf vesilesiyle karşılaştığı Vedide ile bir süre sonra evlenir. İki çocuğu olur: Selma ve Leyla… Gençlik düşlerini süsleyen bir ev yaptırarak oraya
yerleşirler.
Aile yaşantısı yazar tarafından adeta bir mutluluk sarayı gibi sunulur bize. Kalıcı mutluluk mümkün müdür? Çevrede Veli Bey’in kızları olarak ün salmış, zevk ve eğlence bayatının tutkunu olmuş iki genç kız bu ailenin mutluluğuna gölge düşürecektir. Geçirdiği bir rahatsızlık sırasında Ömer Behiç’le tanışan Neyyir, baştan çıkarıcı, hafif tavırlarıyla onu elde etmeyi başarır. Ahlakî değerler bakımından son derece üstün çizilen Ömer Behiç, birden Neyyir’e duyduğu tutkuyla karışık güçsüzlüğünün esiri olur. Henüz iki yaşındaki kızı Leylâ’nın hastalığına ve karısı Vedide’ye gerekli ilgiyi gösteremeyen Ömer Behiç, tutkularıyla sorumlulukları arasında ezilir. Çocuğunun ölümü ile de yıkılır.
Yazar, başka bir yönden de Ömer Behiç’in yakın arkadaşı Dr. Bekir Servet’in Nebile İle olan ilişkisini, Ömer Behiç’in doktor sıfatı dolayısıyla tanıştığı kimi ailelerde tanık olduğu sıra dışı ilişkileri, yasak aşkları, ahlaksal bozulmayı işler. Vedide, Andelip Bacı, Veli Bey’in kızı Nebile ile evlenmek zorunda kalan Talat Bey, bir türlü boşanamadığı kaba bir koca elinde günbegün incinen hizmetçi Suzidil, yine kocasının kahrından felç olan Mürüvvet Hanım, ailesinin baskısıyla sevmediği bir kadınla evlenmek zorunda kalan Ferruh Bey, Ferruh Bey’in karısı Şektıre Hanım, kırık hayatlarıyla girer romana. Gerçekçi bir anlatımla dile gelirler.
Yazarın, aile kurumunun kutsallığı, yalnızlığın yıpratan acısı karşısındaki alternatif duruşu, evlenme yöntemleri, gelenekler, eş seçiminde aile baskısı, komşuluk ilişkileri vb. konulardaki dikkatlerini Kırık Hayatlarda görmek mümkündür. Ayrıca, iç içe geçmiş çeşitli yaşam hikâ yelerinin verilişindeki okuru yormayan düzen de eseri başarılı kılmaktadır.(Seval Karadeniz)

YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945)
1867’de İstanbul’da doğdu. 23 Mayıs 1945’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. “Uşakizadeler” olarak tanınan İstanbullu bir aileden Hacı Halit Efendi’nin oğlu. Fatih Askeri Rüştiyesi’nde öğrenime başladı. Babasının işleri bozulunca ailesi İzmir’e taşındı. İzmir Rüştiyesi’ne girdi. Özel Fransızca dersler aldı. Avusturyalı Katolik rahiplerin yönettiği Mechitariste Okulu’na devam etti. 1884’te son sınıftan ayrılarak babasının ticarethanesinde çalışmaya başladı. İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Osmanlı Bankası’nda çalıştı. İzmir İdadisi’nde Fransızca ve edebiyat dersleri verdi. 1893’te İstanbul Reji İdaresi’nde Başkatip oldu, İstanbul’a taşındı. 2’nci Meşrutiyet’in ilanından sonra reji komiserliğine getirildi. Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) Batı edebiyatı ve estetik dersleri verdi. 1909’da İttihat ve Terakki’nin önerisiyle Mabeyn Başkatibi oldu. 1911’de Meclis-i Âyan üyeliğine seçildi. Daha sonra üniversiteye döndü. Siyasi görevlerle Fransa, Almanya ve Romanya’ya gitti. İttihat ve Terakki’nin iktidardan düşmesinden sonra Reji İdaresi Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Cumhuriyet’ten sonra Yeşilköy’deki yalısına çekildi.
Edebiyat yaşamına çeviriler ve şiirle başladı. İzmir’de 1884-1885 arasında Nevruz dergisini, 1886’da Hizmet gazetesini çıkardı. 1896’da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı. Servet-i Fünun dergisinde kendisine büyük ün sağlayan romanları tefrika halinde yayınlandı. 1901’de yazarlığı bıraktı. İkinci Meşrutiyet’ten sonra tekrar yazmaya başladı ama 1923’e kadar bunları yayınlamadı. İzmir’de yazdığı ilk kısa romanlarda acıklı, duygusal bir anlatımla karşılıksız sevgiyi konu aldı. 1895’te yayınlanan “Mai ve Siyah” romanında aşk serüvenleri ikinci planda kaldı. Şairler, gazeteciler, yazarlar, yayıncılar arasında geçen olaylar çerçevesinde o dönemin basın dünyasını anlattı. 1925’te yayınlanan “Aşk-ı Memnu” ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam bir kurgusu ve tekniği olan bu romanda, genç ve güzel bir kadının, zengin ama yaşlı kocasına sadık kalma kararına karşın, elinde olmaksızın yasak bir aşka sürüklenmesi, olayın psikolojik nedenleri üzerinde de durularak gerçekçi bir yaklaşımla anlatılır. Romanda olay, kişiler arasındaki maddi ve manevi bağlantılarla ustaca örülmüş, hareket, betimleme ve ruh çözümlemeleri ölçülü ve dengeli olarak işlenmiştir.
Halit Ziya Uşaklıgil Edebi kişiliği
1. Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk romanları yazan sanatçı olarak kabul edilir.
 2. Servet-i Fünun döneminde roman ve hikâye türünün en önemli ismidir.
 3. Eserlerinde realizm akımının etkisi görülür. En ünlü öykülerinden biri olan Kar Yağarken öyküsünde anlattığı ‘realizm’ bunun bir örneğidir.
 4. Dili süslü, sanatlı ve ağırdır. Ancak yine de dili başarıyla kullanır. Alışılmıştan farklı bir cümle düzeni vardır. Romanlarında aydın kişileri anlatır. Romanları, cumhuriyet dönemimde sadeleştirilebilmiştir
 5. “Mai ve Siyah” romanındaki Ahmet Cemil karakteri Servet-i Fünun sanatçısını temsil eder. Ruh tahlillerine önem verir. Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun olarak anlatır. Romanlarında yalnız İstanbul’u anlatan sanatçı, hikâyelerinde Anadolu ve köy hayatına, kasabalardaki yaşayışa yer vererek İstanbul dışına çıkmıştır.
 6. Uşak’ta bir okula ismi verilmiştir.
 7. Atatürk’ün eşi Latife Uşşaki’nin amcasıdır.
 8. Mezarı İstanbul Bakırköy’de bulunmaktadır.
Halit Ziya Uşaklıgil Eserleri
ROMAN:
 Nemide (1889), Bir Ölünün Defteri (1890), Ferdi ve Şürekası (1894-1985), Mai ve Siyah (1895-1988)
 Aşk-ı Memnu (1925-1987), Kırık Hayatlar(1924-1989), Sefile (1886)
ÖYKÜ:
 Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası (1889), Bir Muhtıranın Son Yaprakları (1889), Küçük Fıkralar (3 Cilt) (1896), Bir Yazın Tarihi (1898-1988), Solgun Demet (1901), Sepette Bulunmuş (1920), Bir Hikâye-i Sevda (1922-1987), Hepsinden Acı (1934-1984), Onu Beklerken (1935-1940), Aşka Dair (1935-1986), İhtiyar Dost (1939), Kadın Pençesi (1039-1987), İzmir Hikâyeleri (1950)
ANILAR:
 Kırk Yıl (1936-1969), Bir Acı Hikaye (1942), Saray ve Ötesi (1942-1981)
DENEME:
 Fransız Edebiyatının Numune ve Tarihi (1885), Hikaye ve Temaşa (1889), Yunan Edebiyatı (1912),Latin Edebiyatı (1912,Alman Tarihi Edebiyatı (1912) Fransız Tarihi Edebiyatı (1912), Sanata Dair (1938-1955)
OYUN:
 Kabus (1959)
Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.