Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü Adlı Romanının Tahlili

08.01.2013 tarihinde kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

ESERİN ÖZETİ:
Eserin baş kahramanı Ali Rıza Bey, Bâbıâlî’den yetişmiş bir mülkiye memurudur. Otuz yaşına kadar Dahiliye kalemlerinden birinde çalışmıştır. İnsanların paradan başka şeylerle de mutlu olabileceklerine ve iyi ahlâkın bir insan için en büyük hazine olduğuna inanmayı ilke edinmişti.
Annesi ve kızkardeşinin ard arda ölümüyle İstanbul’dan soğumuş, Suriye’de bir kaza kaymakamlığı görevi almıştı. Sonraları Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde yirmi beş yıl çeşitli memurluk görevlerinde bulunur.
Kırk yaşlarına doğru evlenir ve beş çocuk sahibi olur. Trabzon’un bir sancağında mutasarrıflık görevinde iken, haklı fakat zayıf bir kişiyi; haksız ama kasaba eşrafından güçlü bir kişiye karşı koruyup, adaletin gerçekleşmesini sağlayınca görevinden alınır. Bunun üzerine İstanbul’a döner.
Bir müddet işsiz gezdikten sonra tesadüfen karşılaştığı eski bir öğrencisi vasıtasıyla, onun müdürü olduğu bir şirkete mütercim olarak girer.

Fakat bir süre sonra, yine aynı şirkete bu sefer kendisinin aracılığıyla memûre olarak alınan bir tanıdığının kızıyla müdürün evlilik dışı ilişkide bulunduğunu öğrenince o işi de terkeder.
Aynı gün, Ali Rıza Bey’in tek erkek evladı ve beş çocuğundan en büyüğü olan Şevket, bir bankaya memur atanır. Bundan sonra Ali Rıza Bey evin yönetimini oğluna bırakır ve emeklilik hayatına başlar.
Artık evde babalık hakimiyeti kalmamıştır. Hanımı ve artık büyüyen kızları parasızlıktan dolayı hep sorun çıkarırlar. O da kendini kahvehânelere atarak oralarda teselli bulmaya çalışır.
Oğlu Şevket, çalıştığı bankadaki Ferhunda adında, evli bir kadınla ilişkide bulunur. Bunu öğrenen kocası Ferhunde’yi boşar; Şevket de onunla evlenmek zorunda kalır.
Evin yeni üyesi Ferhunde, bir süre sonra evin yeni hakimi haline gelir. Ali Rıza Bey’in kızları Leyla ve Necla’yı kendi tarafına çeker ve zaten eve kapanmaktan şikayetçi olan bu kızlarla, o davet senin bu davet benim dolaşmaya başlarlar.
Ali Rıza Bey’in büyük kızı Fikret ise bu evden ve yoksulluktan kurtulmak için elli yaşında ve üç çocuk sahibi bir adamla evlenip Adapazarı’na gider.
Olanca fakirliklerine rağmen aşırı derecede müsrif davranan ev halkı, sonunda zor duruma düşer. Şevket, çalıştığı bankadan aldığı parayı yerine koyamadan yakalanınca, bir buçuk yıl hapse mahkum olur. Bunu fırsat bilen ve zaten evdeki yoksulluktan da hep şikayet eden Ferhunde evi terkeder.
Birgün Leyla’ya Suriyeli bir adam talip olur. Kız tarafı tam kabul etmişken adam, Leyla’da hoşlanmadığı bir hareket görmesi nedeniyle ondan vazgeçtiğini; ancak verirlerse küçük kızları Necla ile evlenebileceğini söyler. Adamın zengin olduğunu sandıklarından bunu da kabul ederler. Fakat Necla adamla evlenip Suriye’ye gidince, aslında onun başka karıları ve yarım düzineden de fazla çocuğu olan ve pek de zengin olmayan bir yalancı olduğunu görür. Artık Necla da mutsuzdur.
Tam evliliğe yaklaşmışken reddedilen Leyla ise bunalıma girmiştir. Bir müddet eve kapanır. Doktorun açık havada gezmesini tavsiyesi üzerine dışarılarda gezmeye alışır ve böylece eski davetlerden tanıştığı kötü kişilerle tekrar karşılaşır. Ve bir süre sonra cahilliği, parasızlığı ve güzelliği yüzünden kötü yola düşer.
Bunu duyan Ali Rıza Bey, Leyla’yı evden kovar. Karısının, barışmalarında ısrarı üzerine Ali Rıza Bey bunu kabul etmeyerek, evi terkeder ve Adapazarı’na kızı Fikret’in yanına gider. Fakat orada da rahat edemez ve on beş gün kaldıktan sonra tekrar İstanbul’a döner.
Bir süre evine uğramadan İstanbul’da dolaşır. Soğuk bir kış günü, sol el ve ayağı felç olur. Arkadaşları vasıtasıyla hastaneye yatırılır. Olayı duyan kızı Leyla ve karısı yanına gelirler ve artık iyice çökmüş olan Ali Rıza Bey barışarak eve dönmeyi kabul eder.
Kızı Leyla artık, düştüğü kötü yoldan elde ettiği kirli paralarla da olsa oldukça zengindir. Hatta annesiyle beraber, düştüğü o kötü yolda kendisine hediye edilmiş bir evde yaşamaktadırlar.
Ali Rıza Bey ise, yıllar önce: “Kızlarının ahlâksızlıklarına göz yumarak, para yiyip geziyor !” diye kızdığı eski bir kahvehâne arkadaşıyla aynı durumda olarak, kızı Leyla’dan gelen paralarla, takım elbiseler içinde, mutlu bir halde yaşıyordur. Yalnız, onu mutsuz eden bir tek şey vardır: “Kendisine o eski sözlerini hatırlatan, eski kahvehâne arkadaşlarıyla yolda göz göze gelmek…”
OLAY ÖRGÜSÜ:
Eserin baş kahramanı Ali Rıza Bey, Bâbıâlî’den yetişmiş bir mülkiye memuru olarak otuz yaşına kadar dahiliye kalemlerinden birinde çalışmışması
 İnsanların paradan başka şeylerle de mutlu olabileceklerine ve iyi ahlâkın bir insan için en büyük hazine olduğuna inanmayı ilke edinmesinin anlatılması
Annesi ve kızkardeşinin ard arda ölümüyle İstanbul’dan soğumuş, Suriye’de bir kaza kaymakamlığı görevi alması.
 Sonraları Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde yirmi beş yıl çeşitli memurluk görevlerinde bulunması.
Kırk yaşlarına doğru evlenir ve beş çocuk sahibi olması.
 Trabzon’un bir sancağında mutasarrıflık görevinde iken, haklı fakat zayıf bir kişiyi; haksız ama kasaba eşrafından güçlü bir kişiye karşı koruyup, adaletin gerçekleşmesini sağlayınca görevinden alınması.
 Bunun üzerine İstanbul’a dönmesi.
Bir müddet işsiz gezdikten sonra tesadüfen karşılaştığı eski bir öğrencisi vasıtasıyla, onun müdürü olduğu bir şirkete mütercim olarak girmesi.
Fakat bir süre sonra, yine aynı şirkete bu sefer kendisinin aracılığıyla memûre olarak alınan bir tanıdığının kızıyla müdürün evlilik dışı ilişkide bulunduğunu öğrenince o işi de terk etmesi.
Aynı gün, Ali Rıza Bey’in tek erkek evladı ve beş çocuğundan en büyüğü olan Şevket, bir bankaya memur atanması.
 Bundan sonra Ali Rıza Bey evin yönetimini oğluna bırakması ve emeklilik hayatına başlaması.
Artık evde babalık hakimiyeti kalmaması, hanımı ve kızlarının parasızlıktan dolayı hep sorun çıkarmaları.
Ali Rıza Bey’in bu drumdan uzaklaşmak için  kendini kahvehânelere atarak oralarda teselli bulmaya çalışması.
Oğlu Şevket, çalıştığı bankadaki Ferhunda adında, evli bir kadınla aşk hayatı yaşamaya başlaması ve  ilişkiye girmesi.
 Bunu öğrenen kocası Ferhunde’yi boşaması ve  Şevket’in de onunla evlenmek zorunda kalması.
Evin yeni üyesi Ferhunde’nin bir süre sonra evin yeni hakimiyetini ele alması.
 Ali Rıza Bey’in kızları Leyla ve Necla’yı kendi tarafına çeker ve zaten eve kapanmaktan şikayetçi olan bu kızlarla, o davet senin bu davet benim dolaşmaya başlamaları.
Ali Rıza Bey’in büyük kızı Fikret’in ise bu evden ve yoksulluktan kurtulmak için elli yaşında ve üç çocuk sahibi bir adamla evlenip Adapazarı’na gitmesi.
Olanca fakirliklerine rağmen aşırı derecede müsrif davranan ev halkının sonunda zor duruma düşmeleri.
Şevket’in, çalıştığı bankadan aldığı parayı yerine koyamadan yakalanınca, bir buçuk yıl hapse mahkum olması.
 Bunu fırsat bilen ve zaten evdeki yoksulluktan da hep şikayet eden Ferhund’nin evi terk etmesi.
 Leyla’ya Suriyeli bir adam talip olması.
 Kız tarafı tam kabul etmişken adam, Leyla’da hoşlanmadığı bir hareket görmesi nedeniyle ondan vazgeçtiğini; ancak verirlerse küçük kızları Necla ile evlenebileceğini söylemesi.
Ailenin, adamın zengin olduğunu sandıklarından bunu  kabul etmeleri.
 Necla adamla evlenip Suriye’ye gidince, aslında onun başka karıları ve yarım düzineden de fazla çocuğu olan ve pek de zengin olmayan bir yalancı olduğunu görmesi.
Tam evliliğe yakalaşmışken reddedilen Leyla’nın ise bunalıma girmesi ve bundan dolayı  Bir müddet eve kapanması.
 Doktorun açık havada gezmesini tavsiyesi üzerine dışarılarda gezmeye alışması, böylece eski davetlerden tanıştığı kötü kişilerle tekrar karşılaşması ve kötü yola düşmesi.
Bunu duyan Ali Rıza Bey’in Leyla’yı evden kovması.
 Karısının, barışmalarında ısrarı üzerine Ali Rıza Bey bunu kabul etmeyerek, evi terk ederek Adapazarı’na kızı Fikret’in yanına gitmesi.
Fakat orada da rahat edemeyip on beş gün kaldıktan sonra tekrar İstanbul’a dönmesi.
Bir süre evine uğramadan İstanbul’da dolaşması.
 Soğuk bir kış günü, sol el ve ayağı felç olması.
 Arkadaşları vasıtasıyla hastaneye yatırılması.
 Olayı duyan kızı Leyla ve karısının yanına gelmeleri ve artık iyice çökmüş olan Ali Rıza Bey’in barışarak eve dönmeyi kabul etmesi.
Kızı Leyla’nın  düştüğü kötü yoldan elde ettiği kirli paralarla da olsa oldukça zengin olması. Hatta annesiyle beraber, düştüğü o kötü yolda kendisine hediye edilmiş bir evde yaşamaları.
Ali Rıza Bey ise, yıllar önce: “Kızlarının ahlâksızlıklarına göz yumarak, para yiyip geziyor !” diye kızdığı eski bir kahvehâne arkadaşıyla aynı durumda olarak, kızı Leyla’dan gelen paralarla, takım elbiseler içinde, mutlu bir halde yaşaması.
 KONUSU:Gelenek göreneklerine bağlı, özellikle ahlaki konularda çok titiz olan Ali Rıza Bey ile batılılaşma hareketine karışarak daha zengin bir hayat yaşamak isteyen çocukları arasındaki çatışma.
ANA FİKRİ :
Çılgın hayallerin, maddî israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlaması kaçınılmazdır.
ŞAHIS KADROSU:
Ali Rıza Bey : Romanın baş kahramanıdır. Hayriye Hanım’ın kocasıdır. Bir oğlu (Şevket) ve dört kızı (Fikret, Leyla, Necla, Ayşe) vardır. Romanın başlarında altmış yaşlarında olan Ali Rıza Bey, romanın sonunda altmış beş yaşındadır. İnançlarına son derece bağlı, hak-hukuk konusunda çok titiz, dürüst, namuslu, çalışkan bir adamdır.
“Titiz denecek kadar temiz, gülünç denecek kadar nazik ve mahcup bir adamdı. Hak yemek, kanuna aykırı bir şey yapmak, kalp kırmak korkusuyla bir türlü iş göremezdi.
İsterdi ki elinden çıkacak iş, sadece kanuna değil, teamüle, insanlık ve nezaket kaidelerine de uygun, yani dört başı mamur olsun…
Ondan bahsedenler: ‘İyi adam…Peygamber gibi adam…Elini öp…Dua ettir…’ ” (s.13)
Hayriye Hanım : Ali Rıza Bey’in karısıdır. Kocası ile çocukları arasında bir köprü vazifesi görür. Ali Rıza Bey’in istifa etmesini doğru bulmaz. Hayriye Hanım, bu olay yüzünden uzunca bir süre kocasıyla küs kalır. İstifasını haklı gören ve “Namusu kurtardık!” (s.33) diyerek kendisini savunan kocasına “Ben senin yerinde olsam, çocukların hatırı için buna göz yumardım.” (s.33) “Evet, Ali Rıza Bey! Sen ne dersen de. Onların hatırı için ben, her şeye katlanırım. Çünkü ekmeksiz kalırsak onların namusu tehlikeye girer. (s.34) “Yokluk yüzünden evlatların birer birer dökülmeye başlarsa iki elim, on parmağım yakandadır. Ölüp gitsen bile seni mezarında rahat bırakmam.” (s.35) diyerek tepkisini ortaya koyar.
Ali Rıza Bey, oğlu Şevket’in evli bir kadınla evlenmesine karşı çıkar. Hayriye Hanım oğlunun üzülmesine dayanamaz, türlü oyunlarla kocasını ikna etmeyi başarır. Evde yapılan yemekli, müzikli, danslı toplantılar. Ali Rıza Bey’i çileden çıkarır. Öfkesinden köpüren kocasını yatıştırmak yine Hayriye Hanım’a düşer.
Şevket : Ali Rıza Bey’in oğludur. Yirmi yaşında, saygılı, kibar bir gençtir. Babası şirketten istifa ettiği gün, bir bankada memuriyete başlar.
Babasının istifasından sonra ailenin geçimi, Şevket’in omuzlarına yüklenir. Şevket, çalıştığı bankada daktilograf olarak görev yapan Ferhunde adında evli bir kadınla ilişki yaşar. Bu ilişki duyulunca, Ferhunde kocası tarafından sokağa atılır. Ali Rıza Bey, oğlunun böyle bir kadınla evlenmesine karşı çıkar. Şevket, Ferhunde ile evlenir. Ferhunde eve gelir gelmez evin yönetimini ele geçirir. Evdeki eski eşyaları kaldırtarak yenilerini getirtir. Evde sürekli olarak müzikli, danslı eğlenceler düzenlenir. Şevket evin masraflarını karşılamakta zorlanır.
Şevket çalıştığı bankadan yüklüce bir parayı gizlice alır, güzelce harcar, fakat geri yerine koyamaz. Durum fark edilince tutuklanır. Mahkeme kararıyla bir buçuk yıl hapse mahkûm edilir.
Şevket’in hapse girmesinden sonra Ferhunde, evin içinde öfkeli davranışlar sergiler, herkesle tartışır, kıyameti koparır. Sık sık sokağa çıkmaya başlar, bazı geceler akrabasında kalacağını söyleyerek eve gelmez. Bir süre sonra eve bir mektup gönderir. Ferhunde, mektubunda Şevket’ten boşanmak istediğini belirtir.
Ferhunde : Şevket’in karısıdır. Daktilograf olarak çalıştığı bankada, evli bir kadın olmasına rağmen Şevket’le ilişki yaşar. Bu ilişki duyulunca da kocası tarafından kovulur. Ali Rıza Bey’in tüm itirazlarına rağmen Ferhunde ile Şevket evlenirler.
Ferhunde para harcamaktan hoşlanan, eğlence ve modaya düşkün bir kadındır. Eve geldiği günden itibaren yönetimi eline alır. Evdeki eski eşyaları kaldırtır, yerine modaya uygun yeni eşyalar getirtir. Evde sık sık yemekli, müzikli, danslı eğlenceler düzenler. Şevket, karısının savurganlığı yüzünden evin masraflarını karşılamakta zorlanır. Oturdukları evi rehin göstererek bir miktar kredi alır. Fakat bu para da uzun süre dayanmaz. Sonunda Şevket, bankadan yüklüce bir miktar parayı gizlice alır, fakat geri yerine koyamaz ve hapse girer.
Ferhunde, kocası hapse girdikten sonra, iyice huysuzlaşır. Evdeki herkesle tartışır, kavga eder. İstediği saatte sokağa çıkar, akrabasında kalacağını söyleyerek bazı geceler eve gelmez. Sonunda bir mektup yazarak Şevket’ten boşanmak istediğini bildirir.
Fikret : Ali Rıza Bey’in ikinci çocuğudur. Ufak, tefek bir kız olmasına rağmen otuz yaşında bir insan dan daha olgun görünmektedir.Emsalsiz bir ahlâk güzelliğine sahiptir. Kardeşleri için ikinci bir anne gibidir.sağ güzünde bir leke vardır. Kardeşlerinden daha akıllı, daha zeki ve daha olgun bir kızdır.Giyime kuşama fazla önem vermez.
Fikret’in evleneceği kişi, elli yaşlarında, karısını geçen sene kaybetmiş, üç çocuk sahibi bir adamla evlenip Adapazarı’na gider.
Tahsin : Fikret’in evlendiği adamdır. Elli yaşlarında, üç çocuk sahibidir. Sakarya’da oturmaktadır. Karısını kaybedince çocuklarına analık yapacak temiz bir kadın arar. Efendi, saygılı evine ve eşine sadık biridir.
Leyla : Ali Rıza Bey’in üçüncü çocuğudur. On sekiz yaşında güzel bir kızdır. Kardeşi Necla ile çok iyi anlaşırken, Fikret’le geçinemez. Leyla ile Necla’nın önem verdiği şeyler: süslenmek, modaya uygun giyinmek, müzikli, danslı toplantılarda gönüllerince eğlenmektir. bu yüzden suriyeli kırk beş yaşalrında zengin sandığı Abdülvehhap Bey’le velenmeyi kabul eder. fakat bir tatsızlık sonucu ayrılırlar. bu olyı unutmak için kendini eğlenceye verir. Leyla, evli ve çocuk sahibi bir avukatla ilişki yaşamaya başlar. Kızının bir avukata metreslik yaptığını öğrenen Ali Rıza Bey, Leyla’yı evden kovar.
Avukat : Evli ve çocuk sahibi olmasına olmasına rağmen Leyla’yla ilişki yaşayan adamdır. Karısıyla iyi geçinemediğinden mutluluğu başka kollarda aramış ve Leyla’yı tanımıştır. Avukat, Leyla’yı çok sever, fakat cadaloz karısını bir türlü boşanmaya ikna edemez. Leyla’ya küçük bir apartman dairesi tutar, her ay düzenli olarak para verir. Karısından kaçabildiği gecelerde Leyla’nın yanında kalır.
Necla : Ali Rıza Bey’in dördüncü çocuğudur. On altı yaşında güzel bir kızdır. Ablalarından Leyla ile çok iyi anlaşırken Fikret ile geçinemez. Fikret, bir parça babasına benzeyen, ağır başlı, ciddi bir kızdır. Modaya, giyim kuşama, eğlenceye önem vermez. Kitap okumaktan hoşlanır. Fakat Leyla ile Necla, ablalarının tam tersi bir yaradılışa sahiptirler. Leyla ve Necla için moda, giyim kuşam, süslenmek, partilere katılmak, gezmek, eğlenmek vazgeçilmez bir tutkudur. Bundan dolayı kötü yola düşer buradan elde ettği paralarla lüks içinde yaşar.
Abdülvehhap Bey: Leyla ile nişanlıyken sudan bir sebeple onu bırakıp Necla ile evlenmek isteyecek kadar küstah, ahlâksız, yüzsüz bir adamdır. Kırk beş yaşlarında, üçüncü karısını dokuz ay önce kaybetmiş, yarım düzineden fazla çocuğu olan Abdülvehhap Bey, kendisini zengin biri olarak tanıtır. Gerçekte ise birtakım karışık işlerle kıt kanaat geçinen, Beyrut’ta tavuk kümesi gibi bir evde kalabalık ailesiyle yaşayan biridir. Necla, lüks ve rahat bir yaşam hayaliyle, ablasına hakaret edip onu terk eden bu adamla evlenmiş, fakat pişman olmuştur.
Ayşe : Ali Rıza Bey’in en küçük kızıdır. Romanın başında on yaşındadır.
Muzaffer Bey : “Altın Yaprak Anonim Şirketi”nin genel müdürüdür. Ali Rıza Bey, İstanbul’a geldiğinde bir süre işsiz gezer. Eski bir öğrencisi olan Muzaffer’le karşılaşır. Muzaffer Bey, hocasının iş aradığını öğrenince, ona iş teklifinde bulunur. Ali Rıza Bey büyük bir sevinçle teklifi kabul eder.
Leman : Altın Yaprak Anonim Şirketi’ne Ali Rıza Bey’in aracılığıyla girip daktilograf olarak çalışan genç bir kızdır. Şirketin genel müdürü Muzaffer Bey’le yaşadığı ilişki sonrasında hamile kalır. Muzaffer Bey zengin, kariyer sahibi, yakışıklı bir adamdır. Leman gibi bir kadın için kaçırılmayacak bir fırsattır. Fakat Muzaffer Bey, evlenme işine yanaşmaz. Leman çocuğunu aldırmak zorunda kalır.
ZAMAN:
Olaylar Birinci Dünya Savaşından sonraki zamanlarda İstanbul’daki bir evde geçmektedir. Roman kronolojik bir sıraya göre gelişme göstermektedir.
MEKAN:
 İstanbul’da Bağlarbaşı’ndaki babadan kalma ev.
ESERİN TAHLİLİ:
‘Yaprak Dökümü’, Reşat Nuri Güntekin’in toplumsal sorunları, insan ilişkilerini, ahlaki değerlerin yozlaşmasını gerçekçi bir biçimde ele aldığı sosyal bir romandırCumhuriyet’in ilk yıllarında yazılmıştır
Yazarın sanat anlayışı gerçekçiliktir ve yazar kendi toplumunun başından geçen büyük toplumsal değişimlerin sonuçlarını eleştirel ve karamsar bir bakış açısıyla değerlendirmiştir Eserin büyük toplumsal ve siyasal değişimlerin hemen ardından yazılması önemli bir noktadır
‘Yaprak Dökümü’nün konusu maddi durumlarının karşılayabileceğinin üzerinde ve kendilerine ait olmayan bir yaşam tarzı sürmek isteyen bir ailenin başına gelenlerdir Batılılaşmanın etkisiyle meydana gelen kültürel ve ahlaki yozlaşmayı bir ailenin başına gelenlerden yola çıkarak anlatır Doğru kavranılmayan bir modernleşme anlayışının bireye, aileye ve topluma çok ağıra mal olabileceği temasına dayanır Roman, Osmanlı İmparatorluğunu’ nun yıkıldığı 1900lü yılların başında geçer
Bilindiği gibi Batılılaşma akımı Osmanlı’nın son dönemine damgasını vurmuş bir fikir akımıdır Fakat taklitçi ve niteliksiz bir medeniyetleşme Osmanlı’ya ağıra mal olmuştur Yazar bu yanlış taklitçiliğin nelere mal olduğunu İstanbul’da yaşayan bir aileden yola çıkarak eleştirel ve karamsar bir anlatımla eserinde anlatmıştır Olayın geçtiği çevre büyük değişimler geçiren bir toplumun küçük bir ailesi ve bu aile dışından birkaç kişiyle sınırlıdır Olaylar namuslu bir aile babasının işten çıkmasıyla birlikte aile üzerindeki kontrolü süratle kaybetmesiyle başlar ve art arda meydana gelen yaprak dökümleriyle son bulur
Romanda, baş kişi Ali Rıza Bey namuslu, çalışkan ve kendisini çocuklarına adamış eski bir kaymakamdır Beş çocuğu vardır Emekli olduktan sonra özel bir şirkette memurluk yapmaktadır Namusuna ve ilkelerine o denli bağlıdır ki bu uğurda çocuklarını kaybetmeyi bile göze alır Hayriye Hanım Ali Rıza Bey’in hanımıdır Ağır başlı ve çalışkan bir insandırŞevket en büyük çocuklarıdır, iyi bir eğitim almıştır, ailenin geçiminden sorumludur ancak bazı zaafları da yok değildirFikret ağır başlı ve çok okuyan biridir ancak fiziksel güzelliği pek yoktur Leyla ile Necla çok güzeldirler fakat yanlış eğilimlere sahiptirler Ayşe ailenin en küçüğüdür Ferhunde evin gelini aynı zamanda ailenin kaderini değiştirecek kişidir
‘Yaprak Dökümü’nde; çağa ayak uydurmak adına girişilen büyük hayallerin, manevi değerlere önem vermemenin,israf yapmanın ve büyük sözü dinlememenin yıkımlara neden olacağı iletisi işlenmiştir
Reşat Nuri Güntekin, anlatımında gerçekçilik akımı damgasını vurmuştur Cümleler kısa, iletileri nettir Çok olmamakla birlikte tasvirler bulunur Anlatıma karamsarlık egemendir Anlatım akıcıdır ve üçüncü bir ağız tarafından yapılır Bir yandan da, ruh çözümlemeleri yapmıştır Güntekin aynı zamanda karakterleri oluştururken fiziksel tasvirlere yer vermiş, kişileri konuşturmuş ve karakterleri eylem ve ilişkiler düzeni içinde göstermiştir
Ali Rıza Bey,kendi hâlinde, dürüst bir insandır İlkelerine ters düşen bir olay nedeniyle çalıştığı şirketten istifa eder Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket bankada işe başlar, evin bütün yükü onun üzerine biner Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında bir kadınla evlenir Eğlenceye düşkün olan bu kadın, Neclâ ve Leylâ’nın da aklına girer Evde sık sık partiler düzenlenir Fikret, bu durumdan memnun değildir ama elinden bir şey gelmez Hayriye Hanım ise kızlarına koca bulmak ümidiyle her şeye razı olur Şevket de olanlardan memnun değildir ancak karısana olan zaafı onun da elini kolunu bağlar
Ali Rıza Bey ise işten çıktıktan beri gözden düşmüştür Partiler için harcanan para maddî sıkıntılara yol açar kavgalar artar Ali Rıza Bey ise üzüntüden ne yapacağını bilmez Fikret bu hayata dayanamaz ve yaşlı bir adamla evlenirBöylelikle ilk yaprak düşer Şevket ise masrafları karşılamak için bankadan para çalar ve hapse atılır Böylece, ikinci yaprak da düşer Ferhunde evden kaçar
Bu kaçışla hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer ve eğlencelere son verilir Necla kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenirBu dördüncü yaprağın düşüşüdür Leylâ kötü yola sapar,bir avukatın metresi olur ve evden kovulur Bu beşinci yaprağın düşüşüdür Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder Ali Rıza Bey Fikret’e gider fakat orda kalmaz, İstanbul’a döner, hastalığı ilerlediği için hastaneye yatırılırBabasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastaneden çıkarır, kendi evine götürür
Taksim’deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey halinden mutlu olacaktır
Sonuç olarak, “Yaprak Dökümü” sosyal bir romandır Gerçekçi sanat anlayışıyla yazılmıştır Konu ve teması büyük toplumsal değişimlerin ailelere, bireylere ve topluma nasıl yansıdığını ele almıştırlar Genelde şehir insanları konu alınmıştır Eser, topluma yol gösterici niteliktedir Örneğin, Reşat Nuri, Cumhuriyet Dönemi toplumcu yazarlardandır ve insanları Cumhuriyetle gelen yeni sisteme alıştırmak istemiştir fakat bunun geçmişteki gibi yanlış yapılmamasını eserinde verdiği mesajla anlatmıştır
Yazarın dili sadedir bu da iletileri netleştirmiş ve hikayeyi takibi kolaylaştırmıştır Kahramanlar gerçek gibidirler Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; bu eser iletileri itibariyle değerli bir eserdir ve yazıldığı çağı ve yeni nesilleri aydınlatmada baş ucu kitabı olma özelliği taşırlar
DİL VE ÜSLUP ÖZELLİKLERİ:
Reşat Nuri Güntekin, “Yaprak Dökümü” adlı romanında dili ustalıkla kullanmıştır. Öyle ki, okuyucu, romanın ilk sayfalarından itibaren kitap okuduğunu unutur, kendisini bir anda olayların içinde buluverir, olayları âdeta kendisi yaşar.
Yazar, olayları ya da durumları anlatırken gereksiz tek bir sözcük kullanmaz. Reşat Nuri Güntekin’in romanlarını okurken, dikkatimizi dağıtacak, gözümüze batacak yahut kulaklarımızı tırmalayacak tek bir cümle bulamayız.
Romanda dikkati çeken diğer bir husus ise, yazarın, konuşmaları o andaki şekliyle eserine taşımasıdır. Okuyucu, bu konuşmaları okurken yapmacıklık duygusuna kapılmaz.
Ali Rıza Bey ile Muzaffer arasında geçen bir diyalog:
“− Beyefendi oğlum… Günahtır… Leman, ne de olsa parmak kadar bir kız çocuğu ki…
− Beyefendi, emin olun size yalan söylemiyorum. Leman zannettiğiniz gibi masum bir kız değildi… Önüne gelenle düşüp kalkıyordu. İsterseniz bunu size ispat da edebilirim. Hatta doğacak çocuğun babası olduğum da şüpheli idi.” (s.22)
− Sen razı olursan öyle. İki can birden kurtarmış olacaksın…
− Şevket artık kocaman bir erkektir… Nasıl isterse tabi öyle hareket eder. Ben kendi hesabıma böyle bir izdivaca razı olmam…
− Ne söylüyorsun Ali Rıza Bey?
− Gayet erkekçe bir söz, kadınım… Oğlum böyle bir şey yaparsa onu ölmüş farz ederim. Bir evladım vardı; Allah elimden aldı, derim, bağrıma taş basarım…” (s.55)
Reşat Nuri Güntekin, anlatmak istediği düşünceyi daha anlaşılır kılmak ve anlamı pekiştirmek amacıyla yer yer atasözü ve deyimlerden de faydalanır. Bu sayede romanın anlatımını daha canlı ve daha çekici bir hâle getirir.
Hayriye Hanım, kocasının şirketten istifa etmesini bir türlü kabullenemez. Bu nedenle kocasına karşı çok soğuk davranır. Kocasının bu ilgisizliği hak ettiğini düşünür ve kocasına “Ne yapalım?.. Kendi düşen ağlamaz.” (s.40) der.
Evde sık sık düzenlenen eğlenceler, kızların yeni elbiseler alması, evdeki eski eşyaların kaldırılarak yerine yenilerinin getirilmesi gibi sebeplerle bir süre sonra evin ekonomisi çöker. Şevket’in kazandığı para, evin masraflarını karşılamaya yetmez. Yazar bu durumu anlatmak için şöyle bir ifade kullanır: “İdare, hâlâ Hayriye Hanım’da idi. Fakat kadıncağız, artık ipin ucunu iyiden iyiye kaçırmıştı. Evde su gibi para sarf ediliyordu.” (s.69)
Bilinçsizce yapılan harcamalar yüzünden, Şevket’in borçları artar. Hayriye Hanım, oğlunun borçlarını kapatmak amacıyla oturdukları evi rehin göstererek Emniyet Sandığı’ndan dört yüz lira borç almak ister. Fakat Ali Rıza Bey, buna karşı çıkar. Bunun üzerine Hayriye Hanım şunları söyler: “Anlıyorum Ali Rıza Bey… Eskiden ‘babası oğluna bir bağ vermiş, oğlu babasından bir salkım üzümü esirgemiş’ diye bir söz vardı. Şimdi dünya tersine döndü. Oğlu, babasını salkım saçak bir yığın çoluk çocuğuyla sırtına yükleniyor, babası kırık bir evi oğlu için rehine vermekten kaçınıyordu.” (s.85)
Reşat Nuri Güntekin’in, Türk halkı tarafından sevilerek ve beğenilerek okunmasında, eserlerinde kullandığı dilin etkisi büyüktür. Yazar, her yaştan insanın kolaylıkla anlayabileceği gayet sade, açık, anlaşılır bir dille eserlerini kaleme almıştır.
ROMANIN TÜRÜ: Sosyal roman. Milli Edebiyat akımının etkisiyle yazılmıştır. Romanda realizm akımının etkileri görülmektedir.
ANLATICI BAKIŞ AÇISI: Romada ilahi bakış açısı anlatıcı kullanılmış. Anlatıcı olayları izlerfakat müdahele etmez. romanda 3 şahıs anlatım kullanılmıştır.
ANLATIM BİÇİMLERİ:
romanda öyküleyici, betimleyici, açıklayıcı anlatım türleri ağırlıklı olarak kullanılmıştır.
Örnekler:
“Bir babanın çocuklarına bırakacağı en kıymetli miras temiz bir isimdir… Temiz bir isim, bir miktar dünyalıkla beraber olursa âlâ; fakat züğürt evlatlarda ancak bir, nihayet iki göbek dayanabilir.” (s.8) “Babasınız, çocuklarınız var, paranız yok değil mi? Evlatlarınız âhir ömrünüzde size bir feci yaprak dökümü manzarası seyrettirmekten gayri saadet vermezler.” (s.11)
“Görünüşte delicesine eğleniliyor, bir gürültü, bir kıyamet gidiyordu.
Bir yanda evin sakat döşemelerini çökertircesine dans edilirken, öbür tarafta salon oyunları oynanıyor, saçlı sakallı adamlar sandalyelere tüneyerek horoz gibi kanat çırpıp ötüyorlar yahut yerlerde dört ayak üstü yürüyerek çifte atıyorlar, el şakırtıları, kahkahalar arasında eşek taklidi yapıyorlar, avaz avaz anırıyorlardı. Fakat Ali Rıza Bey, bu alabildiğine eğlenmek ve delilik etmekten başka bir şey istemiyor gibi görünen insanlar arasında türlü türlü entrikalar ve facialar yakalamakta gecikmezdi. Gizli gizli yahut yüzsüz bir açıklıkla sevişenler, birbirini aldatanlar, kıskananlar, baştan çıkarmaya çalışanlar…” (s.80)
Bir yanda evin sakat döşemelerini çökertircesine dans edilirken, öbür tarafta salon oyunları oynanıyor, saçlı sakallı adamlar sandalyelere tüneyerek horoz gibi kanat çırpıp ötüyorlar yahut yerlerde dört ayak üstü yürüyerek çifte atıyorlar, el şakırtıları, kahkahalar arasında eşek taklidi yapıyorlar, avaz avaz anırıyorlardı. Fakat Ali Rıza Bey, bu alabildiğine eğlenmek ve delilik etmekten başka bir şey istemiyor gibi görünen insanlar arasında türlü türlü entrikalar ve facialar yakalamakta gecikmezdi. Gizli gizli yahut yüzsüz bir açıklıkla sevişenler, birbirini aldatanlar, kıskananlar, baştan çıkarmaya çalışanlar…” (s.80)
“Titiz denecek kadar temiz, gülünç denecek kadar nazik ve mahcup bir adamdı. Hak yemek, kanuna aykırı bir şey yapmak, kalp kırmak korkusuyla bir türlü iş göremezdi.
İsterdi ki elinden çıkacak iş, sadece kanuna değil, teamüle, insanlık ve nezaket kaidelerine de uygun, yani dört başı mamur olsun…
Ondan bahsedenler: ‘İyi adam…Peygamber gibi adam…Elini öp…Dua ettir…’ ” (s.13)
ESER HAKKINDA DÜŞÜNCELER:
Ahlak kurallarına bağlılığı yüzünden işinden olan Ali Rıza bey’in, ailesinin “modern yaşama” istemleriyle çatışan değer yargıların yıkılışı; bu yitenler ve değişenlerle birlikte, ekonomik yoksunluklar içinde çözülüp yıkılan bir aile..Yaprak Dökümü’nün trajik yapısını oluşturur. Reşat Nuri, iki kuşak arasındaki çatışmayla birlikte, değişen koşullarla yiten ve varolan gerçekliklerin eski yaşam biçimleriyle yeni yaşantılarda yer edişini yansıtmaktadır.
Reşat Nuri Güntekin’in Hayatı:
25 Kasım 1889′da İstanbul’da doğdu. 7 Aralık 1956′da Londra’da öldü. İlk öğrenimini Çanakkale’de Mekteb-i İptidai’de yaptı. Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) ve İzmir’de bir Fransız okulunda öğrenim gördü. Sınavla girdiği Darülfünun-ı Osmani Ulum-ı Edebiyat Fakültesi’ni 1912′de bitirdi. Fransızca öğretmeni olarak Bursa Sultanisi’ne atandı. 1916-1919′da İstanbul’da Vefa ve Erenköy liselerinde müdürlük yaptı.
1931′de Milli Eğitim müfettişi oldu, bütün Anadolu’yu dolaştı. 1939-1943 arasında Çanakkale milletvekiliydi. 1947′de Milli Eğitim Başmüfettişliği’ne getirildi. 1950′de Paris’te Kültür Ateşesi ve UNESCO’da Türkiye temsilcisi oldu. 1954′te emekliye ayrıldı. Bir süre İstanbul Şehir Tiyatroları Edebi Kurul üyeliği yaptı. Kanser tedavisi için gittiği Londra’da yaşamını yitirdi. Cenazesi İstanbul’a getirildi, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında başladı. İlk eseri “Eski Ahbap” isimli uzun öykü, 1917′de “Diken” dergisinde yayınlandı. 1819-1919′da Zaman gazetesinde “Temaşa Haftaları” başlığıyla tiyatro eleştirileri yazdı. Bu dönemde Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci, Diken dergileri ile Dersaadet ve Zaman gazetelerinde yayınlanan öykü, roman ve oyunlarında kendi adının yanısıra “Hayrettin Rüştü, Mehmet Ferit, Cemil Nimet” gibi takma isimler kullandı. Mizah ve magazin yazılarını da “Ateşböceği, Ağustosböceği, Yıldızböceği” gibi isimlerle yayınladı.
1922′de Vakit Gazetesi’nde tefrika edilen ve aynı yıl katip olarak basılan “Çalıkuşu” romanıyla ünlendi. Bu romanı önce “İstanbul Kızı” adıyla oyun olarak yazmıştı. O dönem koşullarında sahneye konulması olanağı çıkmayınca romana dönüştürdü. Türk edebiyatında gerçekçi romana yönelimin ilk örneklerinden olan Çalıkuşu, dili, anlatımdaki rahatlığı, duygusal yanlarıyla uzun yıllar güncelliğini koruyan bir eser oldu. Sinema ve televizyona da uyarlandı. Romanda, iyi bir eğitim görmüş ve bir aşk nedeniyle hüsran yaşamış İstanbullu genç öğretmen kadın Feride’nin tanıklığıyla Anadolu’nun Kurtuluş Savaşı’ndaki hali yansıtılır. Farklı yaşam biçimleri, farklı anlayışlar, farklı gelenek ve görenekler, toplumsal çatışmalar Feride’nin gündelik yaşamı ve duygu dünyasıyla iç içe verilir. 1927′den sonraki romanlarında da üslubunun temel yapısını değiştirmeden toplumsal sorunlara eğildi. Romanlarında sayısız insan tipi yarattı. Çoğunlukla erkek olan kahramanlarını, dış görünümlerinden çok psikolojik özellikleriyle yansıttı. Mizaha daha geniş yer verdiği öykülerinde de aşk, yalnızlık, fedakarlık, dostluk, ihanet gibi temalar kullandı. Anadolu gezileri sırasındaki gözlemlerini “Anadolu Notları” adıyla kitaplaştırdı. Öğrenciler için kitaplar yazdı, çeviriler yaptı.
Reşat Nuri Güntekin’in Sanat Anlayışı:
Reşat Nuri Güntekin’in romanları, XX. yüzyılın ilk yarısında değişen toplum koşullarının ortaya çıkardığı yeni insanı getirmiştir. İlk döneminde “Çalıkuşu”, “Dudaktan Kalbe”, “Akşam Güneşi” gibi serüven yönü ağır basan romanlarında bile kişilerin duygusal hayatları ülke gerçeklerinden soyutlanmadan verilir. Halka ulaşan ilk önemli eseri “Çalıkuşu”nda, kişiliğinin bilincine varma aşamasındaki kadını köy, kasaba, küçük kent yaşamı içinde görürüz. Romanın başkişisi Feride’nin yaşam serüveniyle birlikte geri bıraktırılmış Anadolu’nun gerçekleri yansıtılmıştır. Bugünün beğeni düzeyinden bakılınca kurgusu, yan olayların hazırlanışı, hele ilkellik sınırlarına varan duygusallığı ile hiç kuşkusuz eleştiriye çok açık olan “Çalıkuşu”, romanın konusunu genişleterek değişik sınıf ve tabakalara ulaşma başarısıyla önemlidir. Bir önemi de diyaloglarındaki doğallıktır.
Yazarın öteki romanlarının da diyalogları yönünden çağdaşı romancıların eserlerinden üstün oluşu oyun yazarlığından kazandığı deneylere bağlanabilir.
Reşat Nuri’nin 1927′den sonraki ürünlerinde toplumsal özün amaç durumuna geldiğini söyleyebiliriz. Bu döneminin örnek eserleri arasında sayılan “Yeşil Gece”, “Miskinler Tekkesi”, “Yaprak Dökümü”, “Kan Dâvası”nda yazar anlatımına egemen olan gereksiz duygululuklardan kurtulmuştur.
Sonradan yazarı tarafından oyunlaştırılan “Yaprak Dökümü”nde eski görenek ve ahlâk anlayışına bağlı kalan küçük bürokratın değişen sosyoekonomik koşulların belirlediği yeni hayat biçimindeki durumu sergilenir. Devlet hizmetinde mutasarrıflığa kadar yükselen emekli memur Ali Rıza Bey’in kimliğinde, burjuva ahlâkının etkisine kapılan çocuklarını düşüşten kurtarmayı başaramayan yıkılmış aile reisi tipini görürüz. “Miskinler Tekkesi”nde dilencilik, Kan Dâvası’nda Anadolu halkının yüzyıllar boyunca sürüp giden kan dâvası sorunları işlenir.
Reşat Nuri’nin yirmiye yakın romanında öğretmen, memur, subay, işçi, köylü, kentli, asker, esnaf, yaşlı, genç, kadın, erkek ülkemizin insanları bulundukları çevre ve tarih koşulları içinde yaşarlar. “Çalıkuşu”nda Feride ile birlikte sınıf bilinci aşamasındaki küçük burjuvalarla karşılaşırız. Bir yanı soylu bir Osmanlı ailesine dayanan Feride’nin emeğiyle yaşamayı kutsal sayması, toplumun değişen koşullarına uymak isteyen yeni insan tipini gösterir. İlköğrenimini medresede yaptığı hâlde, öğretmen okulunda çağdaş eğitim olanaklarından yararlanarak İslâmcı ideolojinin amaçlarından kopan Şahin Öğretmeni (Yeşil Gece) egemen sınıflara yandaş olan tutucular karşısında öğretim sisteminde yapılacak köklü reformlarla toplumun değişeceğine inanan bir Meşrutiyet aydını kişiliğiyle tanırız. Reşat Nuri’nin kişileri, değişmekte olan toplumu verlıklarında simgeleyen insanlardır. Yazarın, çıkarcılar, sömürücüler düzeninin gerçeklerini ancak puslu camlar arkasından görebilen bu kişilerin sevgisini esirgemediği çok bellidir.
Reşat Nuri Güntekin, kişilerine sevgiyle sokulan bir romancıdır. Genellikle onların gerçek hayatlarındaki en belirgin özelliklerini yitirmeden yansıtmaya çalışır. Gözlem yeteneği hayata çok geniş bir perspektiften bakma olanağını sağladığı için romanları geçiş dönemi yaşayan ülkemizden insan manzaraları çizme başarılarına ulaşmıştır.
Reşat Nuri daha ilk eserlerinde öykü ve romanda temel aracın dil olduğunun bilincine varmış yazarlardandı. Düzyazıda kendisinden önce Ömer Seyfettin ve Refik Halit gibi yazarların girişimlerini değerlendirmiş, konuşma dilinin olanaklarından yararlanmıştır. Ne var ki, Yahya Kemal’in “Halis Türkçeden öyle sahifeler görmüş ki bayıldım.” diye övgüyle karşıladığı “Çalışkuşu”, kuşkusuz yeni bir anlatım dilinin gelişmesine yol açıcı özellikleri taşımasına rağmen, yer yer Saffet Nezîhî’nin “Zavallı Necdet” romanında karşılaşabileceğiniz türden cümlelerden arınmamıştır.
“Çalışkuşu”nda gördüğümüz bu nitelikteki cümleler sonraki eserlerinde önemli ölçüde azalmıştır. Bu evresinde değişik sınıf ve tabakalardan gelen kişileri onların kendi dil özellikleriyle yansıtan romancının, konuşma dilinde kullanılan deyimlerden de geniş ölçüde yararlandığı görülür.
Reşat Nuri, “Recm” (1919), “Rocild Bey” (1919), “Eski Ahbap” (1919) adlarını taşıyan birkaç uzun öyküden sonra, dört kitapta topladığı, 101 küçük öykü yazmıştır. Bunlardan bir bölümü mizah, bir bölümü aşk konularını işleyen duygusal öykülerdir.
Kimilerini yazarın tekellüm hikâye olarak sunduğu parçaların oyun kuruluşlarına özgü özellikler taşıdığı görülür. Gerçekçi konuların işlendiği öykülerde köyden kentten değişik kişilerin sergilendiği söylenebilir.
ESERLERİ
ROMAN:
Çalıkuşu (1922)
Gizli El (1924)
Damga (1924)
Dudaktan Kalbe (1925)
Akşam Güneşi (1926)
Bir Kadın Düşmanı (1927)
Yeşil Gece (1928)
Acımak (1928)
Yaprak Dökümü (1930)
Kızılcık Dalları (1932)
Gökyüzü (1935)
Eski Hastalık (1938)
Ateş Gecesi (1942)
Değirmen (1944)
Miskinler Tekkesi (1946)
Harabelerin Çiçeği (1953)
Kavak Yelleri (ölümünden sonra 1961)
Son Sığınak (ölümünden sonra 1961)
Kan Davası (ölümünden sonra 1962)
ÖYKÜ:
Gençlik ve Güzellik (1919)
Roçild Bey (1919)
Eski Ahbap (1919)
Tanrı Misafiri (1927)
Sönmüş Yıldızlar (1928)
Leyla ile Mecnun (1928)
Olağan İşler (1930)
OYUNLAR:
Hançer (1920)
Eski Rüya (1922)
Ümidin Güneşi (1924)
Gazeteci Düşmanı-Şemsiye Hırsızı-İhtiyar Serseri (Üç oyun birarada, 1925)
Taş Parçası (1926)
Hülleci (1926)
Bir Köy Hocası (1928)
Babür Şah’ın Seccadesi (1931)
Bir Kır Eğlencesi (1931)
Ümit Mektebinde (1931)
Felaket Karşısında-Gözdağı-Eski Borç (Üç oyun birarada, 1931)
İstiklal (1933)
Vergi Hırsızı (1933)
Bir Yağmur Gecesi (1943)
Balıkesir Muhasebecisi (1953)
Tanrıdağı Ziyafeti (1955)
Yaprak Dökümü (ölümünden sonra 1971)
Eski Şarkı (ölümünden sonra 1971)
GEZİ:
Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)
EĞİTİM:
Dil ve Edebiyat: Türk Kıraati (1930)
Fransızca-Türkçe Resimli Büyük Dil Kılavuzu (1935)
Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)