Peyami Safa’nın Yalnızız Romanının Tahlili( İncelemesi)

21.01.2013 tarihinde ROMAN TAHLİLLERİ kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

 Romanın ÖZETİ:
Yanya eski valilerinden birinin çocukları olan Samim, Besim ve Mefharet, babalarının servetiyle varlıklı bir hayat sürmektedirler: Mefharet, kocasını genç yaşta kaybetmiştir, yetişkin bir kızı ve ortaokulda okuyan bir oğlu vardır, bekâr olan ağabeyi ve erkek kardeşiyle birlikte oturmaktadır. Roman Mefharet’in, Selmin’in hamile olup olmaması konusunda şüpheleri ile başlar. Şüpheler Selmin’in karnında gayr-i meşru bir çocuk taşıdığı fikri üzerinde yoğunlaşmıştır. Mefharet şüpheci kişiliğinden dolayı kızını hamile bırakanın ağabeyi Samim olduğunu düşünür ve bu şüphesini Besim ile paylaşır. Ancak Besim her zamanki rahat davranışını takınarak Mefharet’e sakin olması konusunda telkinlerde bulunur. Ancak Mefharet sakin olmayacaktır. Şüphesi Selmin’in ve dayısı Samim’in hareketlerinden dolayı gittikçe artacaktır. Artan şüphelerini dindirmenin tek yolu vardır; Samim’in odasına giderek Simeranya’yı okumak…

Simeranya’nın bulunduğu dolabın kilitli olduğunu fark ederler ve yanlarında getirdiği birkaç farklı anahtarı deneyerek kapağı açarlar ve Simeranya’yı okumaya başlarlar. Okudukları yazıları şüphelerini gerçeğe dönüştüreceği cinstendir. Yani bir kadından bahsetmektedir Samim.
Simeranya’daki bu ve bunun gibi anlatılar Mefharet’in şüphesini, şüphe olmaktan çıkarıp kesinleştiriyordu. İşin kötü yanı Besim de iyiden iyiye şüphelenmeye başlamıştı. Ama bahsettiği kızın Selmin değil de Meral olduğunu uzunca bir süre bilmeyeceklerdi!
Oysa Selmin annesinin nişanlısı Ferhad’a olan tutumunu beğenmediğinden hamilelik yalanını uydurmuştur. Annesine gerçeği söyler sonra. (Ferhad, Selmin’in nişanlısıydı. Bir gün Ferhad, Selmin ve Mefharet otururken, Ferhad’ın Arnavutlar hakkında olumsuz sözler söylemesi Arnavut kökenli olduğunu ve bir Paşa torunu olduğunu düşünen Mefharet’i kızdırmış ve Ferhad’ı evden kovmuştu)
Olay ileriki safhalarda Meral’in varlığı ile farklı bir boyuta geldi. Samim ve Meral ilişkisi romanın büyük bölümünde varlığını sürdürmüştür. Meral, Selmin’in okuldan arkadaşıdır. Aynı zamanda Samim’in eski sevgilisi olan Necile’nin de kızıdır. Samim’in Necile ile birlikteliği romanın sonlarında anlatılacaktır. Necile evli iken eşini aldatarak Samim ile birlikte olmuştur. Kuvvetli bir ihtimal var ki, Meral Samim’in kızıdır. Bu durum romanın hiçbir bölümünde açıklanmamıştır. Ancak ipuçları durumun böyle olması gerektiğini bize ifade eder.
Romanın ilerleyen safhalarında Samim’in Meral’de iki farklı kişilik tespit etmesi ve bu iki farklı kişiliğin birbiri ile sürekli mücadele içinde oluşu kitapta dikkati çeken unsurlardan birisidir. Bu ikilik Meral’in romandaki vasfını belirler. Meral’in romandaki vasfı, tereddüttür.
Samim’e göre asıl hayran olunan Paris değildir. Paris’in bir önemi yoktur ve Paris sadece bir semboldür Meral için. Bu hayranlığın temelinde farklı şeyler yatmaktadır.
Meral’in bu istek ve arzularını sürekli kamçılayan ve tetikleyen bir unsur olan Feriha onun mektepten arkadaşıdır. Feriha genç yaşta Nusret ile evlenmeden metres hayatı yaşayarak Paris’e yerleşen bir kişidir. Yani para ve gösteriş için gençliğini yaşlı bir adama satar. Nusret zengin ve paralıdır. Feriha’da kişiliğinin, gösteriş meraklılığının verdiği alevleri Nusret sayesinde Paris’te körüklemekte ve İstanbul’a döndüğünde Paris’in ihtişamını Meral’e anlatarak bu alevi etrafına yaymaya çalışmaktadır.
Samim, Feriha’yı sevmez. Ferhad ve Ferhad’ın babası Nail Bey’de sevmez. Aslında cemiyet Feriha’yı sevmez. Çünkü Feriha babası yaşında bir adamın sırf parası için metresi olmuş ve Paris’e gitmiştir. Ahlâki değerler ise buna karşı çıkmaktadır.
Feriha, Şakir adında birisinin de Meral’e talip olduğunu her geldiğinde Meral’e söylemektedir. İlk başlarda Şakir evlenmek istemese de artık Meral ile evlenmek istemektedir. Şakir de Nusret gibi yaşlı birisidir. Meral bu evlilik konusunda sürekli bir tereddüt yaşar. Bir yandan Samim, bir yandan Paris…
Selmin Samim’in, babası Nail Bey’in, ağabeyi Ferhad’ın baskıcı tutumlarından gün geçtikçe bıkmaktadır. Samim onun için cemiyeti temsil eden birisidir. Fiilen baskıcı bir tutum izlemese de, Samim’in Meral’deki varlığı, hayali ve yansıması cemiyetin yansıması ile eş değerdir. Bu sebeple Meral de kendini sorgularken Samim’i üste koyar ve Samim’in değerlerini bir cemiyet değeri olarak görür.
Kitabın son kısımları Meral’in bu tereddütü ile geçer. Meral Paris ile Samim arasında gidip gelme
Bu durumdan bunalan Meral için artık tek çözüm Paris’e kaçmaktır. Bir gece tüm hazırlıklarını yapar ancak ağabeyi Ferhad onun kaçmasını engellemek için kapıyı kilitlemiştir. Bunun üstüne odasına giden Meral, bir depresyon geçirir. Bu depresyon sırasında tek kurtuluşun intihar etmek olduğunu anlayan Meral bir kâğıda aynen şu cümleleri yazar:
“İntihar ediyorum. Kendi kendimden nefretimin çirkinleştiği bir dünyada yalnızım.”
Bu kâğıdı yazdıktan sonra Meral, çakmağına benzin doldurmak için benzin şişesini açar ve bu sırada bir kaza çıkar ve Meral o anda çığlık çığlığa yanarak ölür.
Meral’in yandığı sırada Samim ve annesi Necile farklı bir mekânda yanık kokusu duymaktadır. Ayrıca Meral’in dadısı Renginaz’da garip garip hayaller görür. Çığlık atar ve adeta Meral’in saat kaçta yandığını görür…
Son bölümde Necile Meral’in yandığını öğrenir ve Samim’i arar, çağırır. Oraya bir süre sonra gelen Samim Necile’nin de bir koltukta öldüğünü görür. Bunun üzerine geçmişe dair hayaller görür. Ama bu hayallerde Meral değil hep Necile vardır. Çünkü Samim Necile’yi çok sevmiştir.
Roman, iki kişinin farklı yerlerde ve yalnız ölmeleri ile sona erer…
 Romanın KonuSU:
Manevî değerlerin zayıflaması sonucunda, insanın içine sürükleneceği açmazın, materyalist yaklaşımlarla çözümlenemeyeceği gerçeğini kabule yanaşmayanların, eninde sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağı gerçeğini konu edinir.
Romanın ANA FİKRİ :
 İnsanlar dertlerini paylaşmalı, yalnız başlarına sıkıntılarını içlerine atarak sıkılmamalı, düşüncelerini açıkça söyleyebilmelidir.
KİŞİLER:
a. Asıl Kişiler:
Samim:  zayıf, geniş ve gergin alınlıdır, orta yaşlarda, kendine özgü felsefesi olan aydın bir kişidir. Eğitim almış, yaşı gereği değişik tecrübelere sahip biridir. Vak’alar arasında neden-sonuç ilişkisini fark eden ve ayrıntıları da gören bir zeka yapısı vardır. Maddi durumu iyi olmasına rağmen çalışmayı seven biridir. Oturması, kalkması konuşması ile bir entelektüel bir tiptir. Dünyada olan bütün kötülüklerin karşısında kendi kafasında bir dünya oluşturmuştur. Simeranya adını verdiği bu dünyada hiçbir kötülüğe yer yoktur. Orada insanlar hep mutludur. Ruhî ve manevi değerlerin ok sayıldığı materyalist ve pozitivist düşünceye karşıdır.  Samim ruh ve beden bütünlüğün iyi kurmuş sentezci bir aydındır.
Besim: Besim, güleryüzlü, güleç midesine düşkün, yemeklerle bir sevgili gibi ilişki içinde olan bir kişiliktir. Onun midesine düşkünlüğü, onun için maddi değerlerin ne kadar üstün olduğunu gösterir. Besim romanda kayıtsız bir kişilik değildir. Besim’in fikirleri iyi incelenmiş ve irdelenmiştir. Bu da
b. Yardımcı Kişiler:
Selmin:  Güzel, çekici, özgürlüğünü arayan bir kızdır.
Feriha:  Pek bilgi yoktur.
Hasibe: Evin hizmetçisidir. Hasibe’nin fizikî özelliklerinden diğer karakterler gibi pek bahsedilmemiştir. Ancak birkaç yerde kilolu olduğuna dikkat çekilir:
Mefharet: Sabırsız ve meraklı bir kişiliktir. Olayları oluş anı ile eş zamanlı öğrenmek ister ve bu konuda pervasızca davranacak kadar meraklıdır. her zaman duyguları ile hareket eden, heyecanlı ve küçük meseleleri büyülten bir kadın tipidir. Onun olaylar karşısında verdiği tepki ve tepki sonrasında oluşan yıkım karakterinin ne kadar zayıf olduğunu göstermektedir. Mefharet’in romandaki asıl varlığı şüpheciliği etrafında toplanmıştır. Öyle ki, bu şüphesi ahlâk kurallarını da aşacak boyuttadır. Çünkü ağabeyini kızını hamile bırakan adam olarak görmekte ve şüphelerini derinleştirmektedir. Bu şüphecilik onun yaş***** ve ruh sağlığına ciddi zararlar vermektedir.
Meral:Meral, Çok fazla güzel olmamakla birlikte çekici birisidir. Bu kadar güzel olmaması ancak çekici olması onun iki kişilikli olduğunun bir yansımasıdır.
Feriha: Gösteriş meraklısı, Meral’deki ikinci kişiliği, Paris sevdasını tetikleyici bir kişiliktir. Aslında Feriha romanda bir nihilist tiptir. Çünkü yazarın gözünde Feriha’nın pek bir değeri yoktur. Gününü gün ederek yaşayan, para için etini satan bir kişidir.
Ferhad: Meral’in ağabeyidir. O da Besim gibi eğlenceye düşkün maddi yaşamı tercih eden birisidir.. Cemiyetten kopmamış, etik, ahlâki değerleri hiçe sayacak kadar vahim duruma düşmemiş bir kişiliktir.
Nail Bey: Osmanlıca konuşmayı seven, mülayim bir adamdır. Hayat karşısında realisttir. Gerçekleri kabul eder ancak bu kabul etme onun mizacında olumsuz etkiler bırakmıştır.
Necile: Meral’in annesidir. Gençliğindeki Paris aşkı ve Samim aşkı onun geri kalan hayatını yalnız geçirmesine neden olacaktır. Kızı ile paralel bir yaşam gösterir. Ve kızını öldüğü gece o da can verecektir.
Renginaz: Meral’in dadısıdır. Olağanüstü şeyleri gören bir kişiliktir. Hiç evlenmemiş ve bu onda olumsuz ruh hâllerine yol açmıştır.
 Mekan:
Romanda gerçek ve gerçeküstü mekânlar birlikte bulunmaktadır. Olay, İstanbul Yeşilköy’de bir köşkte cereyan etmeye başlar. Bu köşk Samim’in evidir. Bu nedenle romanın en büyük mekân unsuru bu köşktür. Bu köşk dışında Samim ile Meral’in buluşma yerleri, Meral’in evi de belirli mekânlardandır. Ayrıca romanın sonunda Necile’nin evi yani Meral’in küçükken yaşadığı ev de mekân unsuruna dahil edilecek bir yerdir. Çünkü Meral’de, Samim’de ve Necile’de çeşitli hatıraları vardır.
Romanda İstanbul, insanların karamsarlık içerisinde var oldukları bir açık mekân olarak karşımıza çıkar. İlerleyen teknoloji ve değişen insan ilişkileri kent yaşamında bireyi yalnızlığa iter. Kendisini değişen toplumun ahlâk kurallarına ve yapısına yabancı hissetmeye başlayan birey, yaşadığı mekânı değiştirme yolunu seçebilir. İşte bu aşamada Meral ve arkadaşlarınca soyut mekân olarak Paris, Samim tarafından da ütopik bir yer olarak Simeranya gündeme gelir. Gelişim ve değişime açık karakterlerden Meral’in Paris’i tercih etmesine karşın Samim’in Simeranya ütopyasında yer alması “gerçek” ve “ütopik” mekân tanımlarını akla getirebilir.
ZAMAN:
Yalnızız’ın zaman örgüsüne baktığımızda olayların İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçtiğini görürüz. Mehmet Tekin, romanda olayların geçtiği zamanın yazar tarafından tesadüfen seçilmediğini belirtiyor: Ancak fertler arasındaki güvensizlik ve ilişki kopukluğunu, yalnızlığı, insanın kendi kendisine yabancılaşmasını, yakın zamanda yaşanan büyük savaşın tesiriyle izah etmek mümkündür. Bu durum, sadece Türk toplumunda değil, bütün dünyada kendini hissettiren sosyal bir “kriz”dir. Yazar, bu “kriz”i geniş plâtformlarda ele almakla, eserine evrensel bir karakter kazandırır.
Zamanda geriye dönüşler, “Yalnızız’da, geçmişte kahramanların yaşadığı olaylara dair yapılan atıfların büyük zaman dilimlerini kapsamadığı görülür. Yalnızız’da öykü zamanı, toplam 26 günlük bir süredir. Zaman akışında dikkat çeken bir diğer nokta, tüm gerilimin çözüme kavuştuğu son bölümdür. Bu bölümde intihar ve ölümlerden sonra geriye “güzel bir dünya” kalmıştır. Gün ağarmak üzeredir. Sabah her şeyi yeni baştan yaratır.
5. Anlatıcının Bakış Açısı:
Yalnızız romanında iki anlatıcının varlığı söz konusudur. Bunlar: 1. ve 3. anlatıcı bakış açısıdır. Romanda genel olarak 3. şahıs anlatıcı hakimdir. Ancak yazar bazı bölümlerde tarafsızlığını ortaya koymak için 1. şahıs anlatıcı da romanda kullanılmıştır.
Romanda, iç monolog ve bilinç akışı tekniği başarılı bir şekilde verilmiştir. Karakterlerin yaşadığı olaylar, yaşadıkları ruhsal durumlar bizde onların yaşadığı hissini uyandırmaktadır.
6. Dil ve Anlatım Özellikleri:
Safa, eserinde dili çok ağır vermemekle birlikte üslûbu ağırlaştırmıştır. Bu ağırlık psikolojik metinlerin romanda montaj tekniği vasıtası ile bulunmasından kaynaklamaktadır. Bu psikolojik metinlerin romanda kullanılması beraberinde yeni kelimeleri de romana katacaktır. Bu katma işlemi doğal olarak eserin dilini de etkileyerek yer yer okuyucuya anlamsız gelen kelimelerin kullanılmasına yol açmaktadır. Her şeyden önce Simeranya’yı anlatırken fikir ağırlıklı metinlere, cümlelere yer verdiği için okuyucunun cümleleri, kelimeleri derinlikli okuyup dimağında işlemesi gerekmektedir. Yani yazar ne kadar eserde işçilik yapmış ise okuyucu da o kadar işçilik yapmak zorundadır.
Romanın Türü:
Romanın türü Psikolojik romandır.
ROMANIN YAZILDIĞI DÖNEMLE İLİŞKİSİ
Peyami Safa, Tanpınar nesline mensup bir yazardır. Bu nesil yani bu dönem, bir imparatorluğun kültürel ve coğrafî olarak daraldığı bir dönemdir. Bu daralma hassas ruhlu, hassas mizaçlı şairlerin ya da yazarların muhayyilesini derinden etkilemekte ve onların eserlerinde kendisini belirgin bir şekilde göstermektedir. Bu daralma, Tanpınar’da mistik, Bergsoncu bir yaşamı ön plâna çıkarmış, Necip Fazıl’da tasavvufî unsurları tetiklemiş ve: Safa’da ise ruhçuluğu yani spirtualizmi ön plâna çıkarmıştır.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
HAYATI
İstanbul’da doğmuştur (1899). Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur. Sivas’a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine iki yaşında yetim kalmış (1901), bu yüzden “Yetim-i Safa” adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanısıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Sonradan bu günlerini ünlü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanında dile getirmiştir.
Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, o sıralar Maarif Nazırı olan Recaizade Ekrem Bey, bu görevinden ayrılınca onu Galatasaray Lisesi’nde okutma vaadini yerine getirememiş, Peyami safa da hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi’ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Keaton Matbaası’nda bir süre çalışan Peyami Safa, açılan sınavı kazanarak Posta – Telgraf Nezareti’ne girmiş, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi’ndeki Rehber-i İttihat Mektebi’nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızcasını ilerletmiştir.
Daha sonra ağabeyi İlhami Safa’nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış (1918) ve birlikte çıkardıkları 20. Asır adlı akşam gazetesinde “Asrın Hikâyeleri” başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız yazdığı bu öykülerin tutulması üzerine adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra Son Telgraf gazetesinde yazmış (1921), oradan da Tasvir-i Efkâr’a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanısıra roman da tefrika etmiştir.
1960’lı yıllara kadar bir çok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs’tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum’da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve’nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul’da ölmüştür (15 Haziran 1961).
Yazın Yaşamı
Yazın yaşamına 20. Asır’daki öyküleriyle başlayan Peyami Safa, tam 43 yıl, hemen hiç ara vermeden Türkiye’de yayımlanan hemen tüm gazete ve dergilerde çeşitli zamanlarda fıkra, makele ve romanlarını yayımlamış, son derece verimli bir yazar olmuştur. Kendi kendini yetiştirmiş bir kişi olan Peyami Safa, çağın düşünce akımlarıyla ilgilenmiş, siyasal sorunlar karşısında tavır almış, bu yüzden Türk basınında derin izler bırakan polemiklere girişmiştir. Bunlar arasında en ünlüleri Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sabiha ve Zekeriya Sertel ve Aziz Nesin’le yaptığı kalem kavgalarıdır.
İlk uzun öyküsü Gençliğimiz’i 1922 yılında Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kimi yapıtlarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa’nın takma ad olarak kullandığı annesinin Server Bedi adını benimsemiş, bu takma adla 80’e yakın ün vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumba’ya adlı romanı olmuştur.
Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936 – 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953 – 1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır.
Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir “Zalim” olarak tanıttıkları hun hükümdarı Atilla’yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır.
Yapıtları:
Öykü:
Gençliğimiz (1922), Siyah Beyaz Hikâyeler (1923), İstanbul Hikâyeleri (1923), Aşk Oyunları (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Ateşböcekleri (1925).
Roman:
Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Sözde (1925), Canan (1925), Şimşek (1928), 9. Hariciye Koğuşu (1931), Atilla (1931), Fatih – Harbiye (1931), Bir Tereddüt Romanı (1933), Matmazel Noraliya’nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1947).
Oyun:
Gün Doğuyor (1937).
Düşünsel Yapıtları:
Zavallı Celal Nuri Bey (1914), Büyük Avrupa Anketi (1938), Türk Inkılâbına Bakışlar (1938), Felsefî Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Sosyalizm (1961), Mistisizm (1962), Nasyonalizm (1962), Doğu – Batı Sentezi (1963), Nasyonalizm – Sosyalizm – Mistisizm (1968), Osmanlıca – Türkçe – Uydurmaca (1970). Ötüken Yayınevi 1966 yılından bu yana Peyami Safa’nın toplu yapıtlarını yayımlamaktadır.
Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.