Şiir Tahlilleri-Yaşar Nezihe BÜKÜLMEZ’in “Gül Ruhlarını Gonca-i Zibaya Değişmem” İsimli Şiirinin Tahlili

13.11.2012 tarihinde kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 2 Yorum Yapılmış.

GÜL RUHLARINI GONCA-İ ZİBAYA DEĞİŞMEM

Gül ruhlarını gonca-i zibaya değişmem
Endamı dîlâranızı tubaya değişmem.
Virane nişîn olsam, emin ol ki seninle
Ben meskenimi tarımı balaya değişmem.
Tenha gecelerde beni eyler müteselli,
Baykuş sesini bülbülü şeydaya değişmem.
Peymane’i sem nûş ederim saki-i gamdan
Bir katresini bir dolu sahbâya değişmem.
Sen naz ile gözler süzüp ettikçe tebessüm
Bir handeni vallahi bu dünyaya değişmem.
“GÜL RUHLARINI GONCA-İ ZİBAYA DEĞİŞMEM” ŞİİRİNİN TAHLİLİ
1-DİL: Şairin yaşadığı dönem itibariyle eserlerinde Arapça ve Farsça kelimelerden oluşan dil kullandığı görülüyor. Tüm eserlerinde olduğu gibi bu gazelinde de şiir dili, güçlü imgelerle oluşturulmuştur.
2-ZAMAN: Şairin, bir varlığa aşk derecesinde bağlı olduğu bir zaman söz konusudur. Tahminimizce şiirde sevgili gibi tasvir edilen o varlık zabit olan Hilmi Çavuş’tur. Gazel türünde yazılan şiirin bütün dizeleri incelendiğinde, aşk derecesinde bağlılıktan ileri gelen bir sevgi gözlenmekte, sanki uzaktan uzağa bir aşk yaşanıyormuş hissi uyandıran ve bu sevgiden kaynaklanan bağlılık, üzüntü ve kederin geniş zamana yayılmış olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim tüm dizelerde bu bağlılık ve sevgi açıkça görülmekte, bunun da yaşamı boyunca bir kez aşık olduğu Hilmi Çavuş’a duyulan sevgi ve bağlılık olduğu anlaşılmaktadır.
3-MEKÂN: Şiirdeki mekân aslında şairin kalbidir. Beyitlerin ikinci mısralarında aşk derecesinde bağlı olduğu varlığa karşı hissedilen duygularının açığa vurulduğu görülüyor. “Endamı dîlâranızı tubaya değişmem. / Ben meskenimi tarımı balaya değişmem. / Baykuş sesini bülbülü şeydaya değişmem. / Bir katresini bir dolu sahbâya değişmem. / Bir handeni vallahi bu dünyaya değişmem.” seslenişi bu düşüncemizi güçlendirmektedir. O varlığa karşı duyulan hislerin yoğun şekilde yer aldığı bu mısralar, mekânın şairin kalbi olduğunu bize göstermektedir.
4-İNSAN: Şiirdeki insan şairin kendisidir. Şair yaşamı boyunca acı çekmiş, yaptığı üç evlilikte mutlu olamamış bir insandır. Hayatında ilk ve son olarak Hilmi Çavuş adında bir Zabit’e aşık olmuş, ancak onunla evlenememiştir. Üç çocuğu olmuş ikisini kaybetmiştir. Onu yaşama bağlayan hayatta kalan tek çocuğudur. Beş beyitten oluşan şiirin tüm dizelerinde şairin hissiyatı açık bir şekilde ortaya çıkmakta, bu da şiirdeki insanın şairin kendisi olduğunu göstermektedir. Şiirde insan olarak karşımıza çıkan şairin “Ben” duygusunun şiire aynı zamanda lirizm katarak anlama derinlik kazandırdığını görüyoruz.
5-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Şiirdeki ana tema aşk derecesinde bağlı olduğu varlığa karşı duyulan sevgi, üzüntü ve kederdir. Bu keder, aşkın ıstırabından kaynaklanan kederdir. İnsan, sevdiği bir nesnenin veya canlı bir varlığın durumu, konumu ne olursa olsun, ondan daha üstün durumdaki başka bir nesne veya varlığı düşünmez, ondan vaz geçmez. Onu değişmez. Çünkü sevdiği varlık, onun gözünde en süt makam ve konumdadır. Sevilen varlık, insana güç verir, hayata bağlar, onun tek yaşama nedenidir. Bu nedenledir ki, o varlığın fiziki durumu (boyu, posu veya vücudu) seven kişinin gönlünü okşar, onu düşündüğü her an gönlü adeta huzur bulur, bu nedenle onun gönlünde hoşluk yaratır. İşte bu hâl, seven için değişilmeyecek bir durumdur. Ona cennet vaad edilse, o, sevilen varlıktan asla vazgeçmez. Bu duygu ve düşünce içinde olan Şair, çok sevdiği o varlığı hiçbir şeye karşı değişmeyecek bir bağlılık içindedir. Birinci beyitin birinci ve ikinci mısralarında;
Gül ruhlarını gonca-i zibaya değişmem/Endamı dîlâranızı tubaya değişmem.
diye seslenen Şair, bu düşünce içindedir. Öyle temiz, saf ve derinden bağlılık içinde yaşanan aşklar vardır ki, böyle aşkları yaşayan insanlar için hiçbir şey önemli değildir; mekân, giyim, kuşam… Halk arasında, “Bir kilimim bile olmasın, yeter ki seninle olayım” sözü aşkını derin yaşayan aşıklar için geçerli sözdür. Seven için yıkıntılar arasında yaşamak bile ona saray gibi gelir. Yanında sevgili olduktan sonra çekilen çilenin, acının ne önemi var? Sevgiliyle birlikte olmak, çekilen acıları huzura, çileleri mutluluğa çevirmeye yeter. İnsan en iyi konutta yaşasa, yaşadığı konut çevresinde meşguliyeti ziraat olsa; en iyi kalitede ve verimde ürün elde etmiş ve bol kazanç sağlamış olsa, tüm bunlar gönül verilen varlığın yerini tutamaz. En değerli şeylerin bile göz ardı edildiği buradaki varlık, gönlün sultanı olarak karşımıza çıkan sevgilidir. Halk arasında da bazı yörelerde “bala” kelimesi hâlâ kullanılmaktadır. Çocuk anlamındadır. Şairin gözünde sevgili her şeyden üstündür. Onun her şeyi tek varlığı olan sevgilidir. Bu duygu ve düşünceler aşağıdaki mısrada çok güzel bir sesleniş ve derin manalar içeren beyitinde açıklanmıştır.
Virane nişîn olsam, emin ol ki seninle/Ben meskenimi tarımı balaya değişmem. Bir insanın gönlünde taht kuran, bir insanı etkileyen nesne veya varlıkların hayali, ona gönülden bağlanan kişi için tek teselli kaynağıdır. O kişinin geçmiş yıllarında daima yanında bulduğu, yalnız kaldığı gün ve gecelerde tek başına iken bile yalnızlığını paylaştığı o varlığın hayali sakin ve ıssız günlerinde en büyük yoldaşı, arkadaşı olmaktadır. Uğursuz bilinen Baykuş’un sesi, ötüşüyle insana huzur veren, musiki dinler gibi insana zevk veren Bülbül’ün sesi bile, ister iyi, ister kötü olsun bağlanan nesne veya varlığın yerini tutamaz. Onun hiçbir özelliğinin yerine geçemez. Baykuş ve Bülbül sesi, tutkunluk derecesinde çok sevmekten ileri gelen bazı meczup hâlin bile yerini tutamaz. Seven kişiyi divaneye çeviren bu hâl bile, Bülbül’ün o güzel sesinden daha güzel, zevk veren, dinlendiren ve ruhunda ferahlık yaratan bir özelliktir. Bu durum şairin iç dünyasında gönül ferahlığına, bir avuntuya, teselliye neden olmaktadır ki, bu duygu ve düşüncelerini üçüncü beyitte vurgulamaktadır.
Tenha gecelerde beni eyler müteselli,/Baykuş sesini bülbülü şeydaya değişmem.
Bir insan için sevdiği varlıktan uzak olmak üzüntü vericidir. İnsanın kederlenmesine neden olur. Meczupluk derecesinde bağlılıktan ileri gelen üzüntü, keder seven insana tatlı gelir. O üzüntü ve kederden bir saniye bile uzaklaşmak, kurtulmak istemez. Şair, sevdiği varlığa karşı hissettiği duyguları dördüncü beyitte vurgulamıştır.
Peymane’i sem nûş ederim saki-i gamdan/Bir katresini bir dolu sahbâya değişmem.
Sevilen varlığı düşünmenin, hatta ondan uzakta olmanın vermiş olduğu üzüntü ve keder onun için zehir dahi olsa, o zehirin bir damlasını, sakinin büyük bir bardakta sunmuş olduğu içi bal kadar tatlı ve hoş içecekten daha güzel ve şerbet gibidir. Bu nedenle o varlıktan gelen gam, hiçbir şeye değişilmez. Beşinci beyitte yine o varlığın Şair için ne kadar değerli olduğu ortaya çıkmaktadır. Sen naz ile gözler süzüp ettikçe tebessüm, dizesinde, o varlığa seslenen Şair, işve ve naz ederek bakıp tebessüm ederek şairin gönlüne ferahlık, mutluluk ve huzur veren o varlığın bir gülüşü bile dünyaya değişilmeyecek kadar değerlidir.
6-KENDİNİ AŞMA: Büyük bir aşk beslediği sevgiliye bağlılığı ve sevgisiyle karşımıza çıkan şair, insan, zaman ve mekân arasında mükemmel bir ilişki kurarak kendini aşmıştır. Şiirdeki seslenişi ile saygı ve hürmet görmeye neden olan şairin, içinde beslediği ve derin hislerle bağlı olduğu duyguları geniş bir zaman içinde değerlendirilmelidir. Bu hisler hiçbir zaman kutsiyetini ve değerini kaybetmeyecek bir öneme haizdir.
7-ANLATIŞ TARZI: Divan Edebiyatı nazım şekillerinden Gazel türünde yazılan şiirde 14’lü hece ölçüsü uygulanmıştır. Şiirin tamamı ikişer mısralık beş beyitten oluşmaktadır. Aruz vezniyle yazılmıştır. Kafiye düzeni; birinci beyit a – a, ikinci beyit b – a, üçüncü beyit c – a, dördüncü beyit d – a, beşinci beyit a –a
Gül ruhlarını gonca-i zibaya değişmem .- a -14’lü hece ölçüsü
Endamı dîlâranızı tubaya değişmem. .- a
Virane nişîn olsam, emin ol ki seninle .- b
Ben meskenimi tarımı balaya değişmem. – a
Tenha gecelerde beni eyler müteselli, .- c
Baykuş sesini bülbülü şeydaya değişmem. – a
Peymane’i sem nûş ederim saki-i gamdan .- d
Bir katresini bir dolu sahbâya değişmem. .- a
Sen naz ile gözler süzüp ettikçe tebessüm .- a
Bir handeni vallahi bu dünyaya değişmem.- a
1- Şiirde redif ve kafiye yapısını inceleyelim:
a- Birinci beyit:
Gül ruhlarını gonca-i zibaya değişmem .
Endamı dîlâranızı tubaya değişmem.
Birinci mısrada zibaya değişmem ve ikinci mısrada tubaya değişmem söz gruplarında ya değişmem ek ve kelime halinde redif, ya ekinden önce gelen ba sesi tam kafiyedir.
2-Seslerin nasıl kullanıldığını inceleyelim: Birinci beyitin birinci mısrasında; g – l – r – h– n – c – z – b – y – d – ğ – ş – m ünsüz sesleri, iç ses olarak ü – u – a – ı – o – i – e ünlü sesleri,
İkinci mısrasında; n – d – m – l – r – z – t – b – y – ğ – ş ünsüz sesleri, iç ses olarak e – a – ı – i – u ünlü sesleri kullanılmıştır.
İkinci beyitin birinci mısrasında; v – r – n – ş – l – s – m – k ünsüz sesleri, iç ses olarak i – a – e – o ünlü sesleri, İkinci mısrasında; b – n – m – s – k – t – r – l – y – d – ğ – ş ünsüz sesleri, iç ses olarak e – i – a – ı ünlü sesleri kullanılmıştır. Üçüncü beyitin birinci mısrasında; t – n – h – g – c – l – r – d – b – y – m – s ünsüz sesleri ve iç ses olarak e – a – i – ü ünlü sesleri, İkinci mısrasında; b – y – k – ş – s – n – l – d – ğ – m ünsüz sesleri, iç ses olarak a – u – e – i – ü ünlü sesleri, Dördüncü beyitin birinci mısrasında; p – y – m – n – s – ş – d – r – k – g ünsüz sesleri, iç ses olarak e – a – e – i – u ünlü sesleri, İkinci mısrasında; b – r – k – t – s – n – d – l – h – y – ğ – ş – m ünsüz sesleri ve iç ses olarak i – a – e – o – u ünlü sesleri kullanılmıştır. Beşinci beyitin birinci mısrasında; s – n – z – l – g – r – p – t – k – ç – b – m ünsüz sesleri, iç ses olarak e – a – i – ö – ü ünlü sesleri, İkinci mısrasında; b – r – h – n – d – v – l – y – ğ – ş – m ünsüz sesleri, iç ses olarak i – a – e – u – ü ünlü sesleri kullanılmıştır. Beş beyitin tüm dizelerinde kullanılan aynı ve birbirine yakın seslerin hem dize içinde, hem de dizeler arasındaki ritmik dolaşımı ahengi sağlayan belli başlı unsurdur. Tüm dizelerde ve özellikle beyitlerin ikinci dizelerinde tekrar edilen aliterasyon ve asonans ses uyumu yaratarak musiki sezgisi yaratmıştır. Her mısraya ayrı bir derinlik kazandıran kelimelerin özellikle seçimi ve bir arada kullanılmasıyla mısralara güçlü bir anlam kazandırılmıştır. Anlama derinlik veren bu unsur güçlü imgelerin varlığında yatmaktadır. Bu özellik şiir dilinin oluşmasını sağlayan başka bir unsurdur. Birinci beyitin birinci mısrasında ve tüm beyitlerin ikinci mısralarında tekrar edilen zibaya değişmem, tubaya değişmem, balaya değişmem, şeydaya değişmem, sahbâya değişmem, dünyaya değişmem söz grupları ses uyumunu sağlayarak musiki havası yaratan unsurdur. Aynı zamanda ahengin güçlü bir şekilde hissedilmesini sağlamıştır. Şiirde; leff ü Neşr, Mecaz-i Mürsel, Mübalağa, Tekrir, Teşbih, Teşhis, Terdit, ve Tezat sanatları kullanılarak yaratılan imgeler şiire derinlik kazandırmıştır. Şairin önemli şiirlerinden biri olan Gül Ruhlarını Gonca-i Zibaya değişmem gazeli bestelenip şarkı olarak Bedii Kazancı tarafından Urfa’da sıra gecelerinde okunan bir şiirdir. Oldukça başarılı bir ürün olan bu şiirde anlatım akıcı, kurgu başarılı, konu farklı bir şekilde ifade edildiğinden anlatımda şaşkınlık yaratmakta, bu da okuyucuyu çekmektedir.

Yaşar Nezihe BÜKÜLMEZ: (Yaşar Nezihe Hanım) Kimdir?

Silivrikapı’da bir adı da Hünkâr İmamı Sokak olan Hünkârbeğendi sokakta bir viranede doğar Yaşar Nezihe (17 Ocak 1880), Babası belediye kantarcısı Sarhoş Kadri efendidir, annesi ise Kaya Hanım. Zavallı Kaya Hanım, beş kız doğurduktan sonra 1886 yılında 25 yaşında rahmetli olacaktır. Beş kızdan yalnızca üç numara yani Yaşar Nezihe bir viranede yaşayacaktır
Okul çağı gelir. Babası okumasına karşıdır. Kendi başına okula giden Yaşar Nezihe. Der ki Hoca Hanıma,”Ben öksüzüm Hoca Efendi beni de okutun.” Sınıf arkadaşları ona “Kendi gelen” adını lâyık görürler. Durumu öğrenen babası onu döver ve evden kovar. Bir komşuya sığınır Yaşar Nezihe. Müthiş bir okuma hırsı vardır, ama beş parası yoktur. Dere kenarlarından Papatya, Ebegümeci Tohumu toplayıp aktarlara satar, kazancının 40 parasını hoca hanıma, 40 parasını da kalfaya verir. Bir yıl kadar sürer bu. Gördüğü bütün tahsil budur. Komşu kızlardan dikiş nakış öğrenen Yaşar Nezihe, kazandığı parayı taş baskısı aşk kitaplarına yatırır. Aşk kitapları okuya okuya bir genç kız olur.
İlk şiiri 1895 yılında Malûmat Gazetesi’nde yayımlanır. Mazlume ya da Mahmure adıyla. Daha sonra Terakki, Hanımlara Mahsus Gazete, Sabah, Menekşe, Kadın Yolu, Kadınlar Dünyası, Aydınlık gibi gazete ve dergilerde yıllarca yazacaktır. Aydınlık’ta oğlu Vedat da yazacaktır bir zaman.
Babasının arzusu ile evlendiği ilk kocası Atıf Zahir, tam 27 yaş büyüktü Yaşar Nezihe’den. İkinci kocası mühendis Mehmet Fevzi Bey’dir. Altı yıllık evliliklerinde altı ay kadar ancak beraber oldular. Bu arada üç çocukları oldu ve bir gün Mühendis Bey’de Yaşar Nezihe’yi terk edip gitti. Yıl 1910 idi. Suat ve Sedat gıdasızlıktan öldüler. Üçüncü evliliği ancak elli gün sürmüştü. Üçüncü kocası hikâyeci, gazeteci ve tahrirat kâtibi Yusuf Niyazi Beydi.
Acılara, yoksulluğa, açlığa, iğnesiyle ve şiirleriyle dayanır. Komşularının cephedeki erkeklerine mektuplar yazarak da üç beş kuruş kazanır. İki kez intihara kalkışır. Oğlu Vedat’ı okutur. Mazlume olduğu kadar, hayata ve haksızlığa direnmesini de bilen bir direnişçidir. Zaman zaman yazdığı sivri şiirleri ve yazıları başına bela açmıştır. Bu yüzden kovuşturma geçirmiştir.Amele Cemiyeti’ne üye olmuş; militan şiirler yazmış; toplumsal konulara ilişkin düşüncelerini düzyazılarıyla açıklamıştır. Bu yüzden suçlanmış, kovuşturmalara, iftiralara uğramıştır. Ezilen işçi kesimine vermiş olduğu destek ve yazmış olduğu 19 Mayıs şiiri onun sosyal içerikli olaylara duyarsız kalmadığını göstermektedir.
Bir Alman olan Prof. Dr. Martin Hartmann’ın 1919 yılında Berlin’de yayımlanan, “Dichter Der Neuen Türkei” adlı antolojisinin 81-83. sayfaları Yaşar Nezihe’ye ayrılmıştı. Oysaki Türk edebiyatçılarının o ana kadar bir kadın şair olarak Yaşar Nezihe hakkında bilgileri yoktu.
Yaşar Nezihe, hayatına ve eserlerine ilişkin olarak şu özet açıklamayı yapar: “İki kitabım var. “Bir Deste Menekşem” 1915’te Marifet Kütüphanesi tarafından yayımlandı. “Feryatlar”ımın neşir yılı da 1924’tür. Dört dosya dolusu şiir yazmışım. Bazıları bestelenen 250’den fazla şarkım var. Hayatım yazmakla geçiyor. Tecvit, Karabaş, Mızraklı İlmihal, Tuhfe-i Vehbi manzum kitaplarını ve Fuzûlî’yi bir-iki kez okudum ve bir-iki nazire yazdım. Vaktimin çoğunu kasnak işlemekle ve kitap okumakla geçirdim. Hayatta çok çektim. Hayatım baştanbaşa facia ile geçti.”
1912 yılında koleradan ölen babasından 1924 yılında 50 kuruş aylık bağlanır Yaşar Nezihe’ye. Bu gecikmiş ve komik aylığı gazetelere yolladığı protesto mektuplarıyla kınar. Mürettipler Grevi’ni anlatan şiiri ve bu grev sırasında yaptığı bir konuşma yüzünden soruşturma da geçirir. Soyadı kanunu çıkınca da BÜKÜLMEZ soyadını alır. Gerçekten de yenilmez, yıkılmaz, bükülmez ve tam doksan bir yıl yaşar. 5 Kasım 1971’de göçer dünyadan.*
ESERLERİ
1-Bir Deste Menekşem
2-Feryatlar

ALINTIDIR

Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Osman
08 Ocak 2017 - 16:09

Bâla çocuk demek değildir. Yüksek, yüksek yer demektir ve Farsça bir kelimedir. بالا

admin
08 Ocak 2017 - 22:49

bâlâ anlamı
Osmanlılarda birinci sınıf “ulâ” rütbesi ile vezirlik arasında yüksek bir sivil aşama.
BSTS / Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü
bala anlamı
(hlk.) Kuş yavrusu.
Divanü Lügati’t-Türk
bala anlamı
kuş ve hayvan yavrusu
bala anlamı
bir adamın işlerinde (çok kere çiftlik işlerinde) yardımcısı, çırağı
Güncel Türkçe Sözlük
bala anlamı
is. hlk. Yavru, çocuk.
Balâ anlamı
öz. is. (ba:lâ:) Ankara iline bağlı ilçelerden biri.
Kişi Adları Sözlüğü
Bala anlamı Köken: T.
Cinsiyet: Erkek
Yavru, çocuk.
Balâ anlamı Köken: Far.
Söyleyiş: (ba:la:) Cinsiyet: Erkek
Yüksek, üst, yüce.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
bala anlamı
1. Çocuk, yavru, küçük. 2. Oğlan çocuğu. 3.bakınız» balak(I)-1.

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)