Mehmet Rauf’un Eylül Romanının Tahlili

23.11.2012 tarihinde kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 3 Yorum Yapılmış.

TAHLİL:.
*  Eylül, bir ruh çözümlemesi romanıdır. Edebiyatımızın psiklojik roman tüündeki ilk örneğidir. Bu ünlü roman “Servet-i Fünun” dergisinde yayınlanmıştır.
*  Vakası “yok” denecek kadar basittir. Anlatılan birkaç olayın kişiler üzerindeki etkisiyle, kişilerin o olaya karşı tepkisi üzerinde durulmuş; böylece eser, dış olaylar üzerine değil, iç olaylar üzerine kurulmuştur. Bundan dolayı da romanda olay betimlemeleri değil, ruhsal çözümlemeler yer alır. Halit Ziya’ya ayrıntılar romancısı denebilirse, Mehmet Rauf’a ruhsal ayrıntıların romancısı adı verilir.
* Bu romanda dostlukları sevgiye dönüşen iki insanın çektikleri acı anlatılmıştır. Yasak aşk teması işlenmiştir. Genelde olduğu gibi, Eylül’de olayı karı-koca aşık üçgeni arasında geçer. Ancak yazar romanında kocayı yani Süeyya’yı tamamlayıcı öğe olarak kullanmış, Suad’la Necib’in duygularını düşüncelerini ön plana almıştır. Bu tema başta Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu’su, Kırık Hayatlar’ı olmak üzere birçok Servet-i Fünuncu yazarın işlediği temadır.
*  Aşk-ı Memnu’da olduğu gibi, Eylül’de de, aşktan başka kaygıları olmayan, çalışmayı ayıp sayan, aylak hazır yiyici kişilerin yaşayışları; yazarın kendi söyleyişiyle “hep aşk, hep garâm, hep şiir ve musiki” üzerine oturtulmuş yükümsüz ve sorumsuz tutumları anlatılmıştır. Eserin üç kahramanı da (karı, koca, aşık) bir çeşit güzellik avcısı rolündedirler; Boğaziçi’nin güzelliklerine bakan küçük yalıyı kuş kafesine benzetirler; musiki ve sevdadan başka işleri olmayan kendileri de, bu hesapça muhabbetkuşu gibidirler.

KİTABIN  ÖZETİ:
Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz  bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer  akrabası olan Necip Bey’ le gönül eğlendirmektedir. Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir.
Necip de hem dostarı hemde akrabaları  olarak Suat ve Süreyya’ nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Süreyya bu alışkanlıklarını sürdürürken  Suat  da Necip’le birlikte piyano çalmaktadır.
Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey birşeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsada başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya  karar verir. Giderkende Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır.
Daha sonraları Necip’in tifoya tutulduğu öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendiden  geçmiş olduğu  zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye  sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez.
Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır.
Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya  birşeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir.
Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer’in davranışları , onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür. Birbirlerini buldukları anda , ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan , Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır.
O gece konakta yangın çıkar.Herkesi bir telaş ve korku alıp götürür. Canlarını zor kurtarırlar. Ama Suat  ortalıklarda yoktur. Süreyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Ama cesaret edemez. Necip bir haykırışla içeriye fırlar . Her ikisi de çöken tavanın altında can verirler.

KONUSU: Suad ve Necip arasında geçen yasak ilişkinin gelişimi ve hazin sonu

TEMASI: Romanın  teması “yasak aşk”tır. Diğer bir tema ise uyumsuz evlilik. Birbirine uygun olmayan bir çiftin evliliğinin doğurduğu sonuçlar.
ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Süreyya : Suad’ın kocası. Saadeti deniz kenarında bir yalıda arayan bir adam. Karısını seviyor. Aynı zamanda para sıkıntısı içinde olup hayat ve kalabalık isteyen biri. Süreyya, yazar tarafından ayrıntılı biçimde işlenmemiş, yalnızca yasak aşka yol açacak gelişmeleri anlatabilmek için araç olarak kullanmıştır. Süeyya’nın tip niteliğinden çıkıp karakter boyutuna geçemediği görülmektedir.
Suad : Süreyya’nın karısı. İnce ve hassas bir kadın. Aşk ile sadakat arasında bocalayıp duran bir kişiliği var. Suad, romanda konu edilen türden bir ruh dinginliğine açık bir ruhsal yapı içindedir. Akıl ve mantığı, ruhsal coşkunluğuna ve “gerçek” mutluluğa yeğler.
Necip : Süreyya’nın hala çocuğu. Otuz yaşlarında, genç, yakışıklı ve zarif bir adam. Tanıdığı kadınlar arasında istediğini bulamayan ve evlenmekten kaçan dürüst biri. Beyoğlu’nda gece yaşamı içine dalmış, yaşamı çapkınlıkla geçen, kültürlü bir delikanlı olarak tanıtılır. Ancak Necib’in öz yapısında, Boğazdaki yalıya gidip gelmeye başladıktan sonra değişme başlar. Necib fırtınalı yaşamından bıkmış, aile yaşamını özlemiştir. Yani yasak aşka, biri dinginlik aradığı, ötekisiyse dingin yaşamdan bıktığı için açıktır.
Hacer : Süreyya’nın kız kardeşi. Neşeli eğlenceyi seven kocasına ilgisiz, Necip’le gönül eğlendiren kıskanç biri. Ama iyice incelendiğinde diğer kahramanlar gibi yalnız bir insan.
Fatin : Hacer’in kocası. Kendi halinde, yemeğe ve paraya düşkün bir adam. Hacer’in kocası Fatin tek yönleriyle ele alınan ikinci kişilerdir. Olayın geçmesinde pek fazla rolleri yoktur.
Beyefendi: Süreyya ve Hacer’in babasıdır. Sadece kendisini düşünen, eşi ve çocuklarıyla olan ilişkisi sevgi ve saygı prensibine dayanmayan, ailedeki herkese hükmedebileceğini düşünen otoriter birisidir. Bir baba ve kocadan çok, bir efendidir. Hep kendi dediği olsun ister, kimsenin keyfi için bir saatini bile harcamaz.
Hanımefendi: Süreyya ve Hacer’in annesidir. Aile içinde sadakat, sabır ve şefkati temsil eden yüce bir kadındır. Kocasının, ailesinin geçimini sağlamaktan başka hiçbir görev yüklenmediği bu ailede, nesilleri birbirine bağlayan tek bağ ve ailenin manevî direğidir. Kocasının kahırlarına, meşakkatlerine, ilgisizliklerine, haksız davranışlarına yıllarca sabır göstermiştir. Ezik bir kadın olmasına rağmen, yıllarca ses çıkarmamıştır. Suad, ahlâkî yönden Hanımefendiyi çok beğenir, onun takdire layık yüce bir kişi olduğunu düşünür.

Kahramanlar Arasındaki Bağlantılar:
Suad ile Süreyya evlidir.Necip,Süreyya’nın halasının oğludur.Hacer, Süreyya’nın kardeşidir.
Kahramanlar Yüksek kültürlü kişilerdir.Yaşanılan olaylarla sosyal tabaka arasındaki ilişki İstanbul Kültürlü bir şehirdir ve kahramanlarda kültürlü kişilerdir.
yazar kahramanları seçerken gerçek yaşamda karşımıza çıkabilecek tipler olmasına dikkat etmiştir. Olaylar karşısında kahramanların durumları:
Kahramanların adlarıyla kişileri arasında bir benzerlik yoktur.
 Dil ve Anlatım:Halit Ziya’nın üslubundan daha sade ve daha özentisizdir. Halit Ziya’nın romanlarında olduğu gibi dil musikisi yaratma çabası bu romanda o kadar belirgin değildir. Mehmet Rauf müziği betimlemelerde aramıştır. Bu bakımdan Eylül’e betimleme romanı da denebilir. Eserin Yazılış Tekniği ağır bir dil kullanılmış.Eserin dili anlaşılır nitelikte değildir.
Yazar,sözcükleri kullanırken seçici davranmıştır. Yazar,konuşmalarda ve anlatımlarda dili yerine göre güzel kullanmıştır. Anlatım üçüncü kişi ağzından yapılmaktadır. Yazarın dil ve anlatımı,yaşadığı dönemle uygunluk göstermektedir.
Eserin Türü:
Tahlil Romanıdır. Edebi Akıma Göre Realizm
Eserin Planı:
İlk bölüm giriş,2 den 20 bölüme kadar gelişme,21 ve 22 sonuç bölümüdür.
YER (MEKAN):
Eylül romanında olaylar üç mekanda yaşanır: Bağ evi, Boğaziçi’nde kiralanan yalı, konak.
“Bağ evi”, bütün ailenin yazı geçirmek üzere toplandığı şehirden uzak bir mekandır. Bu ev sıkıcı ve ıstırap çekilen bir mekandır. Burada Beyefendi-Hanımefendi, Süreyya-Suad ve Hacer-Fatin olmak üzere üç aile yaşamaktadır. Evin idaresi, otoriter bir kişiliğe sahip olan Beyefendi’dedir.
Romanın ikinci mekanı “Boğaziçi’nde kiralanan yalı”dır. Burası herkesten uzak, unutulmuş bir yerdir, Süreyya’nın deyişiyle “fildişinden yapılmış kadar temiz, parlak bir yuva”dır. İçi yarı döşelidir. Piyano bile vardır. Suad’ın babasından isteyip aldığı parayla bu yalı kiralanmıştır. Süreyya, karısı Suad ve halasının oğlu Necib bütün yazı bu yalıda geçirirler.
Eylül romanının üçüncü mekanı ise “konak”tır. Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte Süreyya ile Suad konağa dönerler. Beyefendi’nin azarları, Hacer’in sorgulayan bakışları, yasak aşktan kaynaklanan tedirginlikler nedeniyle konak adeta bir hapishaneyi andırır
ZAMAN:
Olayların akışında zaman kırılmaları yoktur.Zaman belli bir düzenlilik içerinde sunulmaktadır.
Mehmet Rauf’un Eylül adlı romanı 1900 yılında yayımlanmış. Bu roman, edebiyatımızda Servet-i Fünun (Edebiyat-ı Cedide) adı verilen döneme aittir.
Eylül romanında geçen olaylar bir nisan günü başlar, bir sonbahar gecesi konağın yanmasıyla son bulur. Olayların büyük bir çoğunluğu yaz mevsiminde yaşanır.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
MEHMET RAUF 12 Ağustos 1875’te İstanbul’da doğdu. 23 Aralık 1931’de yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. Türk edebiyatında psikolojik roman türünün ilk örneklerinden olan “Eylül” isimli romanıyla tanınır. İlk ve orta öğrenimini İstanbul Balat’taki mahalle mektebiyle, Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi’nde yaptı. Bahriye mektebini bitirdi, deniz subayı oldu. 1894’te staj için Girit’e, 1895’te Kiel kanalının açılış töreni için Almanya’ya gönderildi. Trabya’da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı. Üç kez evlendi. 1908’den sonra bahriyeden ayrılarak sadece yazarlık yaptı. 1908-1909 arasında “Mehasin”, 1923-1924 arasında “Süs” adlarında iki kadın dergisi yayınladı. Bir süre ticaretle uğraştı. Yaşamının son yıllarını yoksulluk içinde geçirdi.
İlk öyküsünü 16 yaşında yazdı. “Düşüş” isimli bu öykü Halit Ziya Uşaklıgil’in İzmir’de çıkardığı “Hizmet” gazetesinde yayınlandı. Mektep ve Servet-i Fünun dergilerindeki yazılarıyla tanındı. Asıl ününü Servet-i Fünun’da tefrika edilen “Eylül” adlı romanıyla yaptı. 1946’da basılan bu roman, Türk edebiyatındaki ilk psikolojik romandır. Konusu karı-koca-aşık üçlü ilişkisi olan bu romanda, sade ve akıcı bir dille ruhsal çözümlemelere yer verdi. Bu başarıyı diğer eserlerinde yineleyemedi. Fransadaki naturalizm ve realizm akımlarından etkilenmişse de romandaki karakterler idealize edilmiş tiplerdir.
ESERLERİ
ROMAN:
Eylül (1901-1946)
Genç Kız Kalbi (1914-1946)
Karanfil ve Yasemin (1924)
Son Yıldız (1927)
Kan Damlası (1928)
Halas (1929)
ÖYKÜ:
İhtizar (1909)
Son Emel (1913)
Bir Aşkın Tarihi (1915)
İlk Temas, İlk Zevk (1922)
Eski Aşk Geceleri (1927)
OYUN:
Ferdi ve Şürekası (1909)
Cidal (1911)
Sansar (1920)
DÜZYAZI-ŞİİR:
Siyah İnciler
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Anonymous
22 Aralık 2013 - 19:01

anlatıcı kim peki

Anonymous
03 Ocak 2014 - 19:40

Kahramanlar karakter mi tip mi onu da yazsanız :/

Anonymous
09 Ocak 2014 - 20:46

ty

  • Meta