İntibah Romanının Tahlili

27.11.2012 tarihinde ROMAN TAHLİLLERİ kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

KİTABIN KONUSU:
Ali Bey adında bir şahıs Mahpeyker adında eğlence düşkünü bir kadına henüz onu tanımadan aşık olur. Fakat fazla geçmeden kadın onu aldatır. Ali Bey daha sonra Dilaşup adlı bir cariyeyle evlenir. Ama Mahpeyker bu olayları kıskanır. Türlü iftiralar atar.Ali Bey de buna inanır. Bu  Ali Bey’in sonu olur
 Romanın Özeti
Kitabın ilk sayfalarında baharın güzelliğinden, doğanın bahar gelmesiyle tam bir temaşa halini alması ve her yerin çimlerle kaplanmasıyla insanların kanlarının kıpır kıpır olduğunu ve dünyaya bakış açısının soğuk günlere oranla kat kat daha iyimser olunduğunu anlatıyor. Asil konu ise ilerleyen sayfalarda başlıyor.
İstanbul Çamlıca’da oturan zengin bir adam vardır ve bu adam kendisi çok kültürlü ve evin tek oğlu olduğu için biraz şımarık ve her isteğinin yerine gelmesini arzulayan bir gençtir. Eğer istekleri yerine gelmezse saatlerce ağlar, aynı zamanda bu ağlamaları şiddetli hastalığa da dönüşür ve günlerce yatakta yatardı.

Ayrıca çok başarılı olduğu için anlamadığı çözemediği bir konu olduğu zaman yine aynı şekilde hastalanırdı.

Bir gün babasını kaybeder, ve sanki hayatı sona ermiş gibi tavırlar sergiler ve bu hareketleri günlerce devam eder. Çünkü babası ona her konuda destek olduğundan babası onun hayatında ve yaşama sevincini muhafaza etmesinde en büyük etkin olmuştur. Annesi de oğlunun bu durumuna anlam veremez ve onun yüzünden kahrolur. Daha sonra bir gün gelir hastalıkları bir tarafa bırakan Ali bey Çamlıca’da gezmeye başlar.
Çamlıca’da gezerken bir kadınla tanışır. Bu kadın öyle güzeldir ki, Ali beyin aklını başından alır. Tabi ki Ali bey yüksek aile terbiyesinin altında çok masum tavırlarla bayana yaklaşır. Ama kadının öyle masumiyet sergileyecek fikirleri yoktur. Ali beyde sevgi falan aramaz. Onunla sadece gönül eğlendirmek sonrada hayatına devam etmek ister. Tabi zamanla Çamlıca tepesinde buluşa buluşa kadında kendini onun yakışıklılığına kaptırır. Aslında onda bir sevgi oluşmamıştır. Bu sadece Ali beyin çok yakışıklı olduğundan dolayı oluşan bir bağlılık ve onu kaybetmeme isteğidir.
Ali bey onunla evliliği bile düşünmüştür. Ama bir gün arkadaşlarından birisi o kadının namuslu biri olmadığını, o kadının erkeklerle beraber olup para kazandığını söyler. Bunun üzerine o da kadına kin besler, ama onun yalanlarına kanar ve ilişkileri aynı şekilde devam eder. Yavaş yavaş Ali bey yoldan çıkmaya başlar. Annesini ihmal eder. Annesi bunun üzerine oğlunu o kadından uzaklaştırmak için başka bir kız bulur. Ali bey bu kızı çok beğenir. Ama ona bakmaz çünkü sevdiği vardır. Ona ihanet etmek istemez. Fakat gün gelir Ali bey sevdiği kadından kıskançlık uğruna ayrılır. O da annesinin bulduğu namuslu güzel kıza kendisini kaptırır. Tabi eski sevgilisinin bunu Ali’nin yanına koymaya hiç mi hiç niyeti yoktur. Ali beyi kendisinin eskiden beraber olduğu bir mafyaya söyler. Mafyada Ali beyin ölümü için Hırvat birini görevlendirir. Ama Ali beyi öldürmeden önce ona oyun oynarlar. Sanki şimdi sevdiği kızında namuslu biri olmadığını söylerler ve onu inandırırlar. Ali bey o kızdan da ayrılır. Ali beyi öldürülmekten annesinin bulduğu namuslu kız kendi canı pahasına öldürülmekten kurtarır. Fakat bunu kız hayatıyla öder. Bunun üzerine Ali bey eski sevgilisini yakalar ve içinde oluşmuş kinin vermiş olduğu hırçınlıkla onu öldürür, hırvatı da polise yakalattırır. Roman bu şekilde sona erer.
A. ANA FİKİR :
Karşılaştıkları olaylar hakkında derinlemesine değerlendirme yapmadan karar veren insanlar çoğu zaman yanlış yaparlar.Ve ne yazık ki bu karardan dönmeleri de çok zor olur.Genellikle son pişmanlık fayda etmez.
B. OLAYIN KİŞİLERİ VE TAHLİLLERİ :
(1) FİZİKİ TAHLİLİ
ALİ BEY : Yirmi bir, yirmi iki yaşlarında yakışıklı bir delikanlıdır.Sarı benizli, kızların dikkatini toplayacak derece çekicidir.Mahpeyker’in ona vurulmasının tek sebebi de onun bu karşı konulmaz çekiciliğidir.
MAHPEYKER : Boyu posu gayet düzgün, siyahımsı samur saçlı, incerek düz kaşlı, noktalı yeşil gözlü, çekme burunlu,ufacık ağızlı, kor dudaklı bir kadındır.
ATIF BEY :Aşağı yukarı Ali Bey’le aynı yaştaydı.Zarif biri olan Atıf Bey terbiyeli olduğu
kadar düzgün giyimli ve bakımlı bir adamdır.
MESUT BEY : Ellili yaşlarda olan Mesut Efendi’nin şakalarına aklar düşmüş, yüzünde çizgiler belirginleşmiştir.Terbiyesini dış görünüşüyle açığa çıkarır.
FATMA HANIM : Ali Bey’in annesi olan Fatma Hanım, özellikle kocasının ölümünden sonra iyice yaşlanmıştır.Ölmeden önce oğlunun mürüvvetini görmek ister.
ABDULLAH EFENDİ: Çok zengin olan Abdullah Efendi, Suriyeli bir Arap’tır.Yaşı
yetmişi geçtiği halde kadın, kız peşinde koşmaktan kendini alamaz.Yüzüne bakılamayacak kadar suratsız, çirkin bir adamdır.Yüzü çiçek bozuğundan delik deşik, rengi zenci hurması denilecek drecede koyu esmerdir.Gözü de hastalıklardan dolayı hem pereli hem de çipildi.Alt kısmı frengiden dökülmüş çentik,yarım burnu;fırça yüzü görmemiş çürük dişleri; uyuz hayvan tüyü kadar seyrek bıyık ve sakalı, yüzünün korkunçluğunu bir kat daha arttırmaktadır.
DİLAŞUB : Vücudunun tüm güzellikleriyle tam bir melektir.Güzelliğiyle Ali Bey’i etkileyen Dilaşub,sçları sırma gibi sarı; alnı duru ve beyaz; tatlı mavi gözleri ve gülpembe yanaklarıyla çok çekiciydi.
(2) RUHİ TAHLİLİ
ALİ BEY: Vatanımızın kültür merkezi olan İstanbul’da büyümüş, özel öğretmenlerden ders almış, çok muhteşem şekilde öğrenim görmüştür.O kadar ki;daha on yaşına bastığı zaman birkaç yabancı dl öğrenmişti.Ali Bey’in terbiyesine ve davranışlarına bakanlar kendisini adeta bir melek zannederlerdi.Fakat Ali fazlaca sinirli ve kanı oynak birisiydi.Bunun neticesi olan hiddetini, aldığı terbiye ve gördüğü şefkatli muameleler sayesinde, herhangi bir şeye karşı lüzumundan fazla, adeta esirlik derecesinde düşkünlüğü hemen her halinden anlaşılır.Her neye merak sarsa, bütün işlerini bir yana bırakır, dünyayı unutur, sadece onunla meşgul olurdu.Bir şeyi arzu eder de gerçekleştirmesinde küçük bir engele rastlasa, arzusu ne kadar önemli olursa olsun, onu gerçekleştirmek için en büyük fedakrlıktan çekinmezdi.Hatta ufak bir emeline ulaşamayınca günlerce hastalanır; geceleri gizli gizli ağlardı.
MAHPEYKER : Terbiye ve ahlak bakımından Ali Bey’in tamamen zıddıydı.Alçak ve namussuz bir aileden yetişmiş; daha on dört, on beş yaşına gelmeden rezaletin her çeşidini öğrenmişti.Biraz okuyup yazma öğrendiği ve hemen bütün şahitlerini İstanbul’un tanınmış aşifteleriyle geçirdiği için şeytani zekası çok gelişmişti.İstediği adamı elde edip ona keyfinin istediği şekilde tahakküm ederdi.Son derece şehvet düşkünü olduğu için hoşlandığı erkekleri bin cilveyle hükmü altında tutmak ister ve bunu daima ustalıkla becerirdi.Yakışıklı erkekleri gerçekten severdi; fakat yılan bir adama nasıl sarılırsa bu da öyle sarılmak isterdi.Ve o erkeğin yalnız kendisine ait olmasını isterdi.
ATIF BEY : Ali Bey’in iş arkadaşı olan Atıf Bey en az Ali Bey kadar terbiyeli ve karakterli bir insandır.Kısa zamanda ALİ Bey ile canciğer arkadaş ve sırdaş olmuştur.Fikirleri ve nasihatlarıyla Ali Bey’e yardımcı olmaya çalışmaktdır.
MESUT BEY : Atıf Bey’in dayısı olan Mesut Bey İstanbul’un her köşesine sokularak çeşitli olayların içinde yoğrulmuş, dünyanın kaç bucak olduğunu anlamış, tecrübeli bir adamdı.Kötülerin düşmanı iyilerin dostuydu.
FATMA HANIM : FatAli Bey’in annesidir. Kocasının ölümünden sonra tek dayanağı oğlu olur. Oğlunu çok sever, onun mutluluğu için elinden geleni yapar. Fatma Hanım, oğlunun Mehpeyker adında bir hayat kadınıyla düşüp kalktığını öğrenince üzüntüsünden kahrolur. Oğlunu o şeytanın pençesinden kurtarmak için, evine Dilâşûb adında güzel bir cariye satın alır. Ali Bey, bu güzel cariyeyle evlenir. Bir süre mutlu bir şekilde yaşarlar. Fakat Mehpeyker’in yalanlarına kanan oğlu Dilâşûb’u evden kovar. Ali Bey, bu fahişeyi eve getirip başına musallat ettiği için annesini suçlar, onu hiçbir zaman affetmez. Öyle ki, Fatma Hanım hastalanıp günlerce yatağa düştüğünde dahi doktor çağırıp ilaç almak bir kenara dursun, hatırını sormaya bile gelmez. Fakat her şeye rağmen Fatma Hanım, oğlu için hayır duasında bulunur.
ABDULLAH EFENDİ :Suriye’nin en alçak, en ahlaksı adamlarından biriydi.Ortak olduğu tüccarları batırarak çok para kazanmış, bin bir hile ve düzenbazlıkla servetini kat kat arttırmıştı.Mahpeyker’le tanıştıktan sonra ona büyük bir ilgi duymuştur.
DİLAŞUB : Bir cariye olarak Ali Bey’in evine girmiştir.Ali Bey’le evlendikten sonra
iftiraya uğraması sonucu satılmış ve Mahpeyker’in eline düştükten sonra bin bir sıkıntı ve işkenceye göğüs germiştir.Aslında Ali Bey’i gönülden sevmektedir.
( 3 ) SOSYAL TAHLİLLERİ
ALİ BEY :Babı-Ali’ de ktiplik yapan ALİ Bey özellikle bbasının ünüyle tanınmış terbiyeli ve dürüst biridir.Zor duruma düştüğünde babasından kalan mirası sayesinde geçinebilmiştir.
MAHPEYKER : Tam anlamıyla bir aşiftedir.Kendisinin bu aşifteliği annesinden
kalmadır.Küçük yaştan beri her türlü namussuzluğu ve ahlaksızlığı ypmıştır.Aklı fikri beğendiği erkeklerle birlikte olmaktadır.
ATIF BEY : İstanbul’un ileri gelen ailelerinden birinin çocuğu olarak yetişmiştir.
Eğitimini tamamladıktan sonra Babı-Ali’ de katiplik yapmaya başlamıştır.
MESUT BEY : Olgun ve terbiyeli karakteriyle, çeşitli yönleriyle tanınmış, güvenilir bir insandır.Gayet tecrübeli olan Mesut Bey İstanbul’u, özellikle de Çamlıca’yı tüm yönleriyle bilmektedir.
ABDULLAH EFENDİ : Aşırı derecede zengin, bir o kadar da şerefsiz ve namussuzdur.
Mısır’la yaptığı ticaret işleri sayesinde çok para kazanan Abdullah Efendi’nin yapamayacağı şerefsizlik ve adilik yoktur.Ondan her türlü kötülük beklenebilir.
Hırvat:Abdullah Bey’in Ali Bey’i öldürmesi için tuttuğu kiralık katildir. Mehpeyker, Ali Bey’i Dilâşûb’dan ayırınca, sevgilisinin tekrar kendisine döneceğini düşünür. Fakat Ali Bey, Mehpeyker’in ısrarlı çağrılarına kulak asmaz, onu reddeder. Bunun üzerine Mehpeyker, Abdullah Efendiile birlikte, Ali Bey’i öldürmek için kiralık bir katil olan Hırvat’ı görevlendirir. Plâna göre tenha bir bağ köşkünde bir eğlence düzenleyip Ali Bey’i çağıracaklar. Ali Bey, iyice sarhoş olunca da Hırvat, onu bıçaklayarak öldürecektir. Fakat işler plânlandığı gibi gitmez. Kocasına tuzak kurulduğunu öğrenen Dilâşûb, her şeyi anlatır. Ali Bey polis çağırmak için pencereden kaçar. Dilâşûb ise Ali Bey’in paltosunu giyer. Karanlıkta içeri giren Hırvat, Dilâşûb’u Ali Bey sanarak öldürür.
Pertev Ağa: Abdullah Efendi’nin Dilâşûb’a iftira atması için görevlendirdiği adamdır. Gayet yakışıklı bir delikanlıdır. Mehpeyker, hamamda Dilâşûb’un göbeğinde biri siyah, diğeri kumrala çalan iki tane ben olduğunu görür. Ali Bey’in evine gönderdiği bohçacı kadın sayesinde de Dilâşûb’un elindeki bir kâğıdı, kocasının okumaması için yırtıp attığını öğrenir. Mehpeyker, bu özel bilgileri Abdullah Efendi’ye verir. Abdullah Efendi, Ali Bey’i kandırıp karısından ayırmak için oldukça yakışıklı bir delikanlı olan Pertev Ağa’yı bu iş için görevlendirir. Ali Bey, Çamlıca’da bir kahvede otururken Abdullah Efendi ile Pertev Ağa yüksek sesle konuşmaya başlarlar. Dilâşûb’un benlerinden, sevgilisine yazdığı mektuptan, tanınmış bir fahişe olduğundan bahsederler. Zavallı Dilâşûb’a iftira atarlar.
OLAYIN GEÇTİĞİ MEKANLAR:
Tabiat veya gezinti yeri olarak adlandırabileceğimiz Çamlıca bir dış mekân örneğidir.
Romanda dış dünyayı temsil eden en önemli mekân ise olayların başladığı ve gerçekleştiği yer olan Çamlıca’dır.
Bilindiği üzere Tanzimat dönemi yazarlarını romanı kurgularken zorlayan durumlardan biri kadın ile erkeği bir araya getirmenin yarattığı güçlüktür. Bunun için ortak
bir bağa veya mekâna ihtiyaç duyulmakta bu sebeple çoğu kez efendi-köle veya akrabalar
arasındaki ilişkilerden yola çıkılmaktadır. Bu anlamda Çamlıca vb. mesire yerleri kadın ve
erkeğin rahatça görüştüğü bir yer olmasa da bir araya gelebildiği bir mekân olması
bakımından önemlidir. Dolayısıyla bir sosyalleşme aracı olan benzeri yerler romanı
kurgularken yazarlar için mekân olmanın ötesinde kurtarıcı bir işlev yüklenirler. Çamlıca bu
anlamda romanda hayatî bir göreve sahiptir. Mehpeyker ile Ali Bey’in karşılaşmaları,
tanışmaları, Mehpeyker’in gerçek kimliğinin ortaya çıkması ve ilk tartışmaları hep bu
mekânda ve bu mekân sayesinde gerçekleşir. Romanda mekân,  olayların gerçekleştiği yer
olmanın dışında olayları tetikleyen veya olayların gidişatını belirleyen önemli bir unsurdur.
Örneğin, Mehpeyker’in gerçek kimliğinin ortaya çıkışında veya Dilâşup ile ilgili
dedikoduların Ali Bey’e iletilip genç kadının gözden düşürülmesinde mekân böyle bir işlev
yüklenir. Dolayısıyla Çamlıca yazar için önemli bir yardımcı, roman içinse önemli bir
kahramandır. Ali Bey açısından ise hem birleştirici hem engelleyicidir.
Yazar, olayların gelişiminde önemli bir işlev yüklenecek olan bu kahramanı bir an
önce okuyucusuna tanıştırmanın telaşıyla romana Çamlıca’yla veya mekân tasviriyle başlar.
Mekânın bu şekilde kullanımı Çamlıca açısından bir çeşit erken anlatımdır. Başka bir deyişle
yazar, Çamlıca’nın önemini bize baştan hissettirir. Ayrıca yukarıda da belirtildiği üzere Ali
Bey dış dünyayla teması sınırlı olan bir gençtir. O da tıpkı Çamlıca tepesi gibi şehre
dolayısıyla hayata dışardan, uzaktan bakmaktadır. Bu haliyle Çamlıca, Ali Bey’in hayatın
dışındalığının veya tecrübesizliğinin de ifadesidir.
Çamlıca, Tanzimat nesliyle özdeşleştirilerek yüceltilmektedir. Oysa ki Çamlıca romanda bunun tam tersi bir anlama sahiptir. Mekân her ne kadar “firdevs-i a’lânın yere inmiş bir kıt’ası” (Namık Kemal, 2000, s.7)  yani cennetten bir parçaymış gibi tasvir edilse, önemli olayların gerçekleşmesine sebep olan ve aynı zamanda onlara mekân olan bir yer olsa da aslında yazarın gözünde olumsuz bir anlama sahiptir. Çünkü tüm kötülüklerin başlangıç yeri ve sebebi Çamlıca veya onun gerisinde yatan batılı zihniyettir. Yine aslında tüm kötülüklerin sebebi olan Ali Bey de Felatun Bey ve Bihruz’da olduğu kadar vurgulu ifade edilmese de batılılaşmış bir züppedir. Tüm budalalıklarıyla babasının kendisine emanet etmiş olduğu yuvayı veya evi yok etmiştir.
İKİNCİ MEKAN EV
Romanda evin tasviri yapılmamakla birlikte eve ait unsurlar zaman zaman Ali Bey’in
eve girip çıkışı sırasında isim olarak anılır. Sadece adları anılan bu kısım veya unsurlar
sırasıyla evin bahçesi, kapısı, üst kata çıkmaya yarayan merdiven Ali Bey’in odasının kapısı
ve Ali Bey’in yatağıdır. Anlaşılacağı üzere bunlar Ali Bey’in eve girişi çıkışı sırasında takip
ettiği güzergah boyunca adları zorunlu olarak anılan unsurlardır.
Değerlendirme
İntibah, Türk Edebiyatı tarihinde ilk edebi roman olarak değerlendirilir. Romanda romantizm akımının etkisi görünür. Özellikle romanın başında yer alan uzun Çamlıca tasviri, romantizm etkisinin örneklerindendir.
Bununla birlikte, roman boyunca Osmanlı kültürüne de sıkça atıf yapılır, her bölümün başında Divan edebiyatı şairlerinden bir beyitin yer alması bu durumun örneklerindendir. Romanın konusu, Türk halk edebiyatının eski meddah hikâyelerinden “Hançerli Hanım”ın öyküsünden esinlenmiştir.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Namık Kemal (1840-1888)
Batı edebiyatının yazın türlerini ilk kez Türk toplumsal yaşamına sokmuştur. 21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu,2 Aralık 1888’de Sakız Adası’nda öldü. Arapça ve Farsça öğrendi. 1863’te Babıali Tercüme Odası’na kâtip olarak girdi.Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865’te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Mustafa Fazıl Paşa’nın çağrısı üzerine Ziya Paşa’yla birlikte Paris’e kaçtı. Bir süre sonra Londra’ya geçerek M. Fazıl Paşa’nın parasal desteğiyle Ali Suavi’nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi’yle anlaşamaması üzerine Muhbir’den ayrıldı. 1868’de gene M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872’de İbret gazetesini kiraladı. Gelibolu’da yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873’te Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara neden oldu. Bu haberi İbret gazetesinin yazması üzerine o sırada İstanbul’a dönmüş olan Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa’ya sürgüne gönderildi. 1876’da I. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid’in Meclis-i Mebusan’ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası’na sürüldü. 1879’da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884’te Rodos, 1887’de Sakız Adası’na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu’da Bolayır’da gömüldü.
Namık Kemal ilk şiirlerini çocuk denecek yaşlarda yazmaya başlamıştır. Şinasi’yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilenmiştir. Şinasi’yle tanışmasından sonra şiirlerindeki içerik de değişmiştir. Günlük konuşma dilinden alıntıların yanı sıra, o zamana değin geleneksel Türk şiirinde görülmemiş olan “hürriyet kavgası”, “esaret zinciri”, “vatan”, “kalb-i millet” gibi yepyeni kavramlarla birlikte, doğrudan doğruya düşüncenin aktarılmasını amaçlayan bir tür “manzum nesir” oluşturmuştur. Türk şiirini Divan şiirinin edilgen edasından kurtarmıştır. Bütün bu nitelikler onun Vatan Şairi olarak anılmasına yol açmıştır.
Tiyatro türüne özellikle önem veren Namık Kemal, altı oyun yazmıştır. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistire yalnız ülke için değil, Avrupa’da da ilgi uyandırmış ve beş dile çevrilmiştir.
Namık Kemal’in ilk romanı olan İntibah 1876’da yayımlanmıştır.
Namık Kemal romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri olmuştur. En önemli eleştiri yapıtları Tahrib-i Harâbât ile Takip’dir. Eleştirilerinde canlı, dolaysız bir üslup kullanmıştır. Tahrib-i Harâbât, Ziya Paşa’nın Harâbât adlı güldestesine karşı yazılmış sert bir eleştiri niteliğindedir. Namık Kemal gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yer alır. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazmıştır.
YAPITLAR (başlıca): Oyun: Vatan Yahut Silistire, 1873 (yeni harflerle, 1940); Zavallı Çocuk, 1873 (yeni harflerle, 1940); Akif Bey, 1874 (yeni harflerle, 1958); Celaleddin Harzemşah, 1885 (yeni harflerle, 1977); Kara Belâ, 1908. Roman: İntibah, 1876 (yeni harflerle, 1944); Cezmi, 1880 (yeni harflerle, 1963). Eleştiri: Tahrib-i Harâbât, 1885; Takip, 1885; Renan Müdafaanamesi, 1908 (yeni harflerle, 1962); İrfan Paşa’ya Mektup, 1887; Mukaddeme-i Celal, 1888. Tarihsel Yapıt: Devr-i İstila, 1871; Barika-i Zafer, 1872; Evrak-ı Perişan, 1872 (yeni harflerle, 1973); Kanije, 1874; Silistire Muhasarası, 1874 (yeni harflerle, 1946); Osmanlı Tarihi, (ö.s.), 1889 (yeni harflerle, 3 cilt, 1971-1974); Büyük İslam Tarihi, (ö.s.), 1975. Çeşitli: Rüya, 1893; Namık K
Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.