2012-2013 10 KASIM ATATÜRK’Ü ANMA PROGRAMI

07.11.2012 tarihinde DÖKÜMANLAR kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

OTAKÇILAR LİSESİ  2012-2013  Atatürk’ü Anma Haftası             
1-    Saygı duruşu
2-    İstiklâl Marşı
3-    Günün anlam ve önemini belirten bir öğrenci konuşması
4-    Şiir- Atatürk’ten Son Mektup
5-    Atatürk’ün Hayatı
6-    Atatürk’ten özdeyişler -Atatürk Diyor ki
7-    Şiir- Mustafa Kemal’in Gök yazıları

8-    Yabancı gözüyle Atatürk
9-    Şiir- Sen Varsın Atatürk’üm Her Şeyimizde
10-      Atatürk’ün sevdiği şarkılardan bir demet
11-      Kapanış
2012–2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM YIL”10 KASIM ATATÜRK’Ü ANMA ” PROGRAMI
1.Sunucu:                                                                              2.Sunucu:
Yıl otuz sekiz, on kasım Perşembe                                     Gerçek olamaz olsa olsa bir düş
Hatırdan çıkmayacak bir sonbahar                                     Dokuzu beş gece Atatürk ölmüş
Sarsılıyor İstanbul yedi tepe                                               Böyle toptan bir yas nerde görülmüş
Yaman esmiş Dolmabahçe’de rüzgar                                 Beraber ağlıyoruz kurtlar kuşlar
1.Sunucu:  Saygı Değer Öğretmenlerim ve Sevgili Arkadaşlar!
Sunucu 1: Yine bir 10 Kasım sabahındayız yine matem doluyuz. Çünkü bugün atamızın ölüm yıl dönümüdür, aramızdan ayrıldığı gündür. Ondan ayrılalı tam ….. yıl oldu. Her zaman olduğu gibi O’na olan ebedi sevgi ve saygımızı bu yıl da tekrarlayacağız.
Sunucu 2: Atamızın bizler için yaptıklarının değerlerini anlamalı ve neler yapmak istediğini kavramaya çalışmalıyız. Bunu kendimize görev addedeceğiz.
Sunucu 1: Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları ile adları burada sayılamayacak kadar çok olan şehitlerimiz ve kahramanlarımız için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak ve akabinde İstiklal Marşımız söylenecektir.
Sunucu 2: Saygı duruşunu yönetmesi ve İstiklal Marşını okutması için müzik öğretmeni…………………………………………………kürsüye davet ediyorum.
Sunucu 1: “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.”
Sunucu 1: Okulumuzun 11.D sınıfı öğrencilerinden  Ergun Erol’u konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum.
Sunucu 1:                                                                       Sunucu 2:
Bir Tutkudur Mustafa Kemal;                                Bir Türküdür Mustafa Kemal;
Nice sevdalara değişilmeyen.                                  Suskun ağızlarda söyleşir, durur.
Yitirilmiş Kasımlarda açan umuttur,                       Çaltı burnu’nda gözetir denizi.
Bir baştır, vazgeçilmeyen…                                     Köroğlu’nda bağdaş kurup oturur
  Sunucu 2: “Atatürk gibi insanlar bir kuşak için doğmadıkları gibi, bir devre içinde doğmazlar. Onlar önderlikleriyle, yıllarca milletlerinin tarihinde hüküm sürecek insanlardır.”
Sunucu 1: “Tarih çok büyükler gördü. Yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu ise Türk oğlu Türk Atatürk kırdı.”
Sunucu 1:  Okulumuzun ……………. sınıfını öğrencilerden …………………….. arkadaşımızı  “Atatürk’ten Son Mektup” adlı şiirini okuması için buraya davet ediyorum.
 Sunucu 1:                                                                      Sunucu 2:
Bir İnançtır Mustafa Kemal;                                        Bir Anlamdır Mustafa Kemal;
Yurdun dört yönünde, bir çağdır yaşayan.                    Belkahve’den dürbünüyle seyrediyor İzmir’i.
Sarmış kollarıyla, çepçevre ulusu.                                Özgürlük diyor, al atının üstünde,
Sakarya boylarından Akdeniz’e taşıyan…                     Kırıyor kılıcıyla, tutsak eden zinciri…
Sunucu 2:       Şimdi de …………………. sınıfından ………………… arkadaşımızı bizlere “Atatürk’ün Hayatı  ” nı anlatmak için  kürsüye davet ediyorum.
Sunucu 1: “O daha dünyaya lazımdı.” ( Churcill)
Sunucu 2: “Savaşta Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonrada Türk milletini yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdunuz için değil Avrupa içinde büyük bir kayıptır.” ( İngiltere başbakanı)
Sunucu 2:       …………………  sınıfından ……………………… arkadaşımızı  bizlere “Atatürk’ten özdeyişler” okuması için kürsüye davet ediyorum.
                 Sunucu 1:                                                             Sunucu 2:
Üstümüze gece gündüz kol geren                            Işık ışık parıldıyor her yerde
Bize güzel işi günleri gösteren                                 Topraklarda denizlerde göklerde
Türk iline yeni baştan can veren                             Gönül erir kendisinde geçerde
Kimdir diye sorarlarsa, Atatürk                              Hangi yana dalarsa Atatürk
Sunucu 2:  ………………… sınıfını öğrencilerden ………………………. arkadaşımızı “Mustafa Kemal’in Gök yazıları” adlı şiiri okuması için buraya davet ediyorum.
Sunucu 1:    
Bir İnançtır Mustafa Kemal;                                       
Yurdun dört yönünde, bir çağdır yaşayan.                  
Sarmış kollarıyla, çepçevre ulusu.                                          
Sakarya boylarından Akdeniz’e taşıyan…        
Sunucu 2:  …………………sınıfını öğrencilerden ……………………….  arkadaşımızı “Yabancı gözüyle Atatürk ” adlı metni okuması için buraya davet ediyorum.
Sunucu 1 ve  Sunucu 2 birlikte okur:
Atam ismini kalbimize kazımışız. Kişiliğini de beynimize yazmışız.
Atam bugün bizimle değilsin ama biz hep seninleyiz.
Sunucu 1:  Okulumuzun ……………. sınıfını öğrencilerden …………………….. arkadaşımızı  “Sen Varsın Atatürk’üm Her Şeyimizde” adlı şiirini okuması için buraya davet ediyorum.
Sunucu 2 : Şimdi de müzik öğretmeni……………………..in yönetiminde okul koromuz Atatürk’ün sevdiği şarkılardan bir demet sunacaklar.
Sunucu 1:       Kültür-Edebiyat kulübü olarak “10 Kasım Atatürk’ün Ölüm Günü” münasebetiyle hazırlamış olduğumuz program burada son bulmuştur. Hepinize iyi günler diliyoruz.
10. Kasım Öğrenci Konuşma Metni
Sayın öğretmenlerim ve sevgili arkadaşlarım,
Mustafa Kemal gibi düşünebilmek; işçisiyle, memuruyla; öğrencisiyle, öğretmeniyle; genciyle, yaşlısıyla Mustafa Kemal gibi düşünebilmek…
Uygarlık yolunda ilerlediğimiz 21. yy’da ileriyi görebilen ve daha ileriye gitmeyi amaçlayan, yeni nesiller yetiştirmek, Mustafa Kemal gibi düşünebilmenin ilk adımıdır.
Bu adımı atarken, yeni neslin geçmişini iyi bilmesi ve özümsemesi gerekmektedir. Bunun içindir ki her fert üzerine düşen sorumluluğun bilincinde olmalıdır.
Gerçekte ülkenin yönetimini devralacak, geleceğimizi yönlendirecek, uygar ve saygın bir ulus olma bilincini daha da pekiştirecek gençler, Ulu Önder Atatürk’ün İlke ve Devrimlerinin ışığında ilerlemelidir.
Bilinmelidir ki 1920–1938 yılları arasında sağlanan gelişme ve değişmeler hem milletin birbiriyle kucaklaşması, hem de çağ ile yarışmak düşüncesiyle doğmuştur. Uygulanması da milletin çağdaşlaşmaya katılması ve ona katkıda bulunması şeklinde gerçekleşmiştir.
Atatürk’ün Türk milletini büyük bir atılıma hazırladığı ve yönlendirdiği yüzyılda Avrupa ve Asya’nın pek çok ülkesinde totaliter rejimler veya diktatörlükler bulunuyordu. Böyle bir dünyada o yabancı bir gazetecinin sorusuna “Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim.” diye cevap vermiştir.
Aynı çağda yaşayan, gerek kendi milletleri, gerekse dünya için endişe ve korku kaynağı olan bazı liderler, bu gün ya unutulmuş ya da kötü miraslarıyla anılır olmuştur. Atatürk ise, sevgi ve saygı uyandırarak Türk milletini çağ ile tanıştırmaya gayret edip varlığını teminat altına almaya yöneltmiştir.
Yalnızca 10 Kasımlar değil, düşünce ufkumuzda Atatürk’ün mücadele azmi, bizlere yüklediği sorululukları ve gösterdiği hedefler asla unutulmamalıdır.
Ülkemizin en zor anında bile düşünüp ortaya koyduğu milli hedef ve stratejilerin hatırlanması, bu tür çabaların anlam ve değerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir.
Ancak bu şekilde ulu önderin kutsal emanetini gelecek çağlara ve nesillere ulaştırabiliriz.
Ünlü bir devlet adamının dediği gibi “Atatürk gibi insanlar, bir nesil için doğmadıkları gibi, belli bir devre için de doğmazlar; onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihlerinde hüküm sürecek insanlardır.”
Ulu önderim, Atatürk’üm, iyi ki bizimleydin, iyi ki bizimlesin ve bizimle var olacaksın.
Saygılarımla…
Atatürk’ten Son Mektup
Siz beni halâ anlayamadınız.
Ve anlamayacaksınız çağlarca da…
Hep tutturmuş ‘Yıl 1919, Mayıs’ın 19’u’ diyorsunuz.
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz.
Mustafa Kemâl’i anlamak bu değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artık,
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin.
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin?
Mustafa Kemâl’i anlamak yerinde saymak değil.
Mustafa Kemâl’in ülküsü, sadece söz değil.
Bana, muştular getirin bir daha,
Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan..
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı?
Mustafa Kemâl’i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
Halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz.
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın!
Uluslar, keşife çıkıyor, uzak dünyaların..
Mustafa Kemâl’i anlamak göz boyamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız;
Laboratuarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.
Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar..
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar…
Mustafa Kemâl’i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü..
Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
Birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken.
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen?
Mustafa Kemâl’i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla.
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister,
Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter!
Mustafa Kemâl’i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil…
Sen Varsın Atatürk’üm Her şeyimizde
Bu gün yatağımdan hür kalkıyorsam
Ekmeğim ak suyum berraksa,
Ağaçlar çiçek açıyor
Topraklar ısınabiliyorsa,
Sesim gür çıkıyor
Özgür özgür bakabiliyorsam,
Sen varsın gözbebeklerimde
Sen varsın Atatürk’üm sen varsın.
Yazabiliyorsam gönlümce
Okuyabiliyorsam…
Kazabiliyorsam toprağımı
Gün ışığında çapa kürek elde,
Çalışabiliyorsam gece gündüz
Ekip biçebiliyorsam dileğimce,
Sen varsın yüreğimde
Sen varsın Atatürk’üm sen varsın.
              M. Esat TOZKOPARAN
MUSTAFA KEMAL’IN GÖK YAZILARI
Ben Mustafa Kemal, elimde tebeşir, Kocaman,
Mavicek bebelerin, ak kızların,
Taş ninelerin, çatal dedelerin gözleri, kocaman,
Bir 1O Kasım gecesi
Yazıyorum ateşten çağrımı karşınıza:
-Ey Türk gençliği…
Ben Mustafa Kemal, doyamadım haykırmaya,
Şimdi destan ellerimle yazıyorum,
Yeşiline suyun,
Kuşun,
Yelin,
Yaprağın:
“Ne Mutlu Türküm Diyene.”
Ben Mustafa Kemal, önümde kırk bin köy,
Kırk bin ovaya karşı bir tek dağ gibiyim
Bayraklarım değerken evren bayraklarına şimdi,
Elimde tebeşir
Yazıyorum kara gecenin üstüne
Yazıyorum armağanımı:
“Övün, Çalış, Güven.”
                  F. Hüsnü DAĞLARCA
                                  
                               ATATÜRK’ÜN YAŞAMI
Selanik’te Ahmet Subaşı Mahallesinin Islahane Caddesinde iki katlı pembe boyalı bir ev vardı. Bu evde Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım otururdu. 1881 yılında bir oğulları oldu. Adını Mustafa koydular. Mustafa sarı saçlı, mavi gözlü bir çocuktu.
Bütün çocuklar gibi Mustafa’nın çocukluğu da mahallede komşu çocukları ile güle oynaya geçti. Mustafa, Şemsi Efendi Okuluna başladı. Kısa bir süre sonra babası Ali Rıza Efendi öldü.
Güç koşullar altında öğrenimini sürdüren Mustafa, bugünkü askeri ortaokul dengi olan Askeri Rüştiye’ye başladı. Orta kısmı başarı ile bitirdikten sonra lise dengi olan Manastır Askeri İdadi’sine yazıldı. Derslerine düzenli olarak çalışan Mustafa Kemal liseyi bitirdi.
İstanbul’a gelerek Harp Okulunun piyade sınıfına girdi. Üç yıllık öğrenimini başarı ile sona erdi. Kurmay subay yetiştirilmek üzere Kurmay Okulu’na seçildi.
Mustafa Kemal, bu okulda geleceğe yönelik tasarı ve ileri düşünceleriyle kendini tanıttı. Başarılı bir öğrenimden sonra Kurmay Yüzbaşı oldu. Zamanın padişahı II. Abdulhamit’in gizli polisleri Mustafa Kemal’in ileri düşüncelerini, arkadaşları ile yaptığı tartışmaları, O’nun özgürlük ve siyasal konulardaki düşüncelerini padişaha bildirmişlerdi. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu nedenlerle Yıldız Sarayı’nda sorguya çekildiler. Mustafa Kemal bir süre tutuklu kaldı. Fakat suçlu görülmedi. Ancak düşünceleri tehlikeli sayıldığı için, başkentten uzağa Şam’da bulunan Beşinci Orduya gönderildi.
Mustafa Kemal, Şam’da arkadaşları ile birlikte Vatan ve Hürriyet adlı gizli bir dernek kurdu. Sonra gizlice Makedonya’ya geçti. Selanik’te Vatan ve Hürriyet Derneği’nin bir şubesini açtı. Dernek, padişahın baskı yönetimine karşı kurulmuştu. Bu nedenle yapılacak çalışmaların gizli olması gerekiyordu. Şam kenti dışındaki yerlerde bulunan subayların da derneğe katılmaları için Mustafa Kemal görevlendirildi. Bu amaçla aynı yıl subayların yoğun olarak bulunduğu Makedonya’daki 3. Orduya atandı.
1908 yılında meşrutiyet ilan edilince İttihat ve Terakki Fırkası iktidarı aldı. Ancak padişahın kışkırttığı gericiler meşrutiyete, yeni düşüncelere ve atılımlara karşı çıktılar. Kışkırtmalar sonucu İstanbul’da 31 Mart ayaklanması oldu. Bunun üzerine Selanik yöresindeki birliklerden bir ordu toplandı. Mustafa Kemal, Harekat Ordusu adını verdiği bu orduda görev aldı. Ayaklanma bastırıldı. Harekat Ordusuyla birlikte Mustafa Kemal Selanik’e döndü. İki yıl sonra Genel Kurmay Başkanlığında bir göreve atandı.
Bu sırada İtalyanlar Trablusgarb’a saldırdılar. Mustafa Kemal ve arkadaşları Tobruk’a giderek buradaki Türk birliklerine katıldılar. Yapılan savaşlarda önemli başarılar sağlandı. Ancak bu sırada Balkan Savaşı başlamıştı. Mustafa Kemal geri dönmek üzere Mısır’a geldiğinde Selanik’in düşman eline geçtiğini; Bulgar ordularının Çatalca’ya kadar ilerlediklerini öğrendi.
İstanbul’a gelen Mustafa Kemal’e Bolayır’da bulunan bir kolordunun kurmay başkanlığı görevi verildi. Savaş süresince bu görevde kaldı. Balkan Savaşı sona erince Sofya’ya ataşemiliter olarak atandı. Bir süre sonra Birinci Dünya Savaşı başladı. Almanların yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu da savaşa katıldı.
Mustafa Kemal, bulunduğu görevden alınarak bir kıta komutanlığına getirilmesini istedi. Bunun üzerine Tekirdağ’da yeni kurulan 19. Tümenin komutanlığına atandı. Mustafa Kemal’in kısa sürede hazırladığı tümen Çanakkale Savaşları’na katıldı. Mustafa Kemal burada düşmanın karadan ve denizden yaptığı saldırıları durdurdu.
Anafartalar’da bir avuç güçle düşmanların bütün planlarını bozdu. Onlara kayıplar verdirdi. Çanakkale Boğazı’nı geçmelerini önledi. Bu başarılar sonucu rütbesi albaylığa yükseltildi ve Anafartalar Kahramanı olarak anılmaya başladı.
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşı’ndan sonra Diyarbakır’daki kolordu komutanlığına atandı. Bu görevde iken rütbesi generalliğe yükseltildi. Muş ve Bitlis’i Ruslardan kurtardı. (1916)
Daha sonra 7. Ordu Komutanlığına atandı. Bu ordu Halep’te toplanıyordu. Atatürk grup komutanı oldu. Alman generalinin ordunun yönetimi konusundaki düşüncelerine karşı çıktı. Ordu komutanlığını bırakarak İstanbul’a geldi. Veliaht Vahdettin’in Almanya’ya yaptığı resmi geziye katıldı. Dönüşte hastalanarak Viyana ve Karlsbad’a gitti. Bu sırada padişah 5. Mehmet öldü. Vahdettin VI. Mehmet adı ile tahta çıktı. Yurda dönen Mustafa Kemal yeniden 7. Ordun komutanlığına getirildi. Şam’da başkaldıran Arap kabileleriyle savaştı. Onların ilerlemesini önledi. Bundan sonra Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına atandı. Bu sırada savaş sona ermiş, Mondros Silah Bırakışması imzalanmıştı. Mustafa Kemal bu bırakışmanın kötü koşullarını kabul etmedi. Emrindeki silah ve kuvvetleri düşmana vermeyeceğini hükümete bildirdi. Bunun üzerine komuta ettiği Yıldırım Orduları Grubu kaldırıldı. Mustafa Kemal de İstanbul’a döndü.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ÖĞRENİM HAYATI
Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve Askerî rüştiyeye giden bir komşu çocuğunun giyimini ve genel olarak subayların kılığını pek beğenen küçük Mustafa, askerî rüştiiyeye girmek ister; askerlikten ürken annesi ise bunu istemez, ancak Mustafa bir akrabasının delaletiyle okulun kabul zamanında askerî rüştiyeye gidip imtihan verir ve okula alınır (1893). Böylelikle annesine karşı bir olup-bitti yapmış ve kendisine en uygun gelecek yola girmiş bulunur. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi’nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.
Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa’larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna “Kemal” ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi’ne girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık yaptı. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal’in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik’e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.
Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi’ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul’da Harp Okulu’na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902’de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi’nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen olmuştu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi’nden mezun oldu. Harp Okulu’nda ve Harp Akademisi’nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve öğretmenlerine tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye’de ve Harp Akademisi’nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi’nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul’da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam’a atandı.
                               ATATÜRK  DİYOR Kİ
   İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
***
   Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.
***
   Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.
***
   Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.
***
   Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.
***
   Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.
***
   Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nevi şahsî duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî hayatımın ve gerek siyasî hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.
***
   Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüğüm gaye, hiçbir vakit kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır.
***
   Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur. Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı maksadı takip etmektedirler. Şahsî ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz.
***
(Çevresindekilere söylediği bir söz) :
   Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin!
***
   Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım.
***
   Allah bilir, hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse dahi- uygulattırır.
          YABANCI GÖZÜYLE ATATÜRK
– Kemal Atatürk veya bizim O’nun o zamanlar tanıdığımız ismiyle Kemal Paşa, gençlik günlerimde benim kahramanımdı.
Büyük devrimlerini okuduğum zaman pek çok duygulandım. Türkiye’yi modernleştirme yolunda Kemal Atatürk’ün giriştiği genel çabayı büyük bir takdirle karşıladım. O’nun dinamizmi, yılmak ve yorulmak bilmezliği insanda büyük bir etki yaratıyordu.
O, Doğuda modern çağın yapıcılarından biridir. O’nun en büyük hayranları arasında bulunmakta devam ediyorum.
Hindistan Başbakanı Jawaharial Nehru
– Kemal Atatürk, şüphesiz, yirminci yüzyılda İkinci Dünya Savaşı’ndan önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir ulusa nasip olmayan cesur ve büyük bir devrimci olmuştur.
O, ulusunun özgürlüğünü ve yurdun bütünlüğünü tehdit eden düşmanı yok etmesini ve dünkü düşmandan, öç alma ve hınç duygularına kapılmadan bir dost ve müttefik yapmasını bilen güçlü bir savaşçı, tek başına bütün dünyaya karşı direnmekten korkmayan sadık ve gerçek bir yurtseverdir.
İsrail Başkanı David Ben Gurion
– Çağımızda; uzak görüşlü, cesur, siyasi, sosyal ve ekonomik reformlarla Türkiye’yi bugünkü modern cumhuriyet durumuna getiren Kemal Atatürk’tür. Aynı zamanda bugün Türkiye’nin Avrupa Ortak Pazarına girebilecek güce erişmesini sağlayan modern ekonominin temelini hazırlayan da yine O’dur.
Hollanda Dışişleri Bakanı Joseph Luns
– Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, O büyük dahi çağımızda Türk Ulusu’na nasip oldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi?
(İngiltere Başbakanı bu konuşmasından sonra istifa etmiştir.)
İngiltere Başbakanı Lloyd George
– Mustafa Kemal hakkındaki bilgiyi O’nu çok iyi tanıyan birisinden edindim. SSCB’nin Amerikaca tanınması konusunda Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Litvinof ile görüşürken, kendisine, onun fikrince bütün Avrupa’nın en değerli ve ilgi çekici devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana verdiği cevapta Avrupa’nın en büyük devlet adamının bugün Avrupa’da yaşamadığını, Boğazların gerisinde, Ankara’da yaşadığını, Bunun Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.
ABD Başbakanı Franklin D. Roosevelt
– Batıda ihtilal ve devrimlerin yavaş yavaş elde ettiklerini Atatürk’ün ülkesi birdenbire kazandı ve Türk hayatında o kadar derin izler bıraktı ki, Batıdakilerde bu, ancak yüz yılda erişebilecek bir başarı idi.
Macar Prof. Dr. Fekete Lajos 1940
– Hiçbir Türk, yurttaşlarının içinde bulundukları korkunç durumu Kemal Atatürk kadar doğru bir şekilde göremedi. Türklerin düşünüş tarzının ne şekilde değişebileceğini anlayan sadece o, olmuştur. (1937)
ABD, General Charles Sherrill
– Yeni Türkiye, Atatürk’le yalnız İslam anlayış ve görüşlerini değil, aynı zamanda Avrupa’nın düşünme tarzını da açmıştır. Türkiye bir dürüstlük, samimiyet ve realite politikası gütmekte ve bu sebeple tepkilere, başarısızlıklara uğramamaktadır. Bu politikanın kendisinden öncekilere benzer tarafı olmadığı gibi taklidi de yoktur.
Alman Tarihçi Prof. Dr. Herbert Meizing
– Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli Başkanın yönetimi herkesin sevgisini ve saygısını çeken büyük Türk ulusunun milli bağımsızlığını devamla bir başarıyla kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır. (1935)
SSCB Başbakanı Kalinin
– Türk devriminin bütün Doğu dünyasının ilerleme ve gelişmesindeki rolü, Batı dünyasını kültür ve uygarlık yoluna yönelten Fransa Devrimi kadar önemli ve etkilidir. Devriminizin kıvılcımlarından çıkacak ateş, bütün Doğu uluslarını aydınlatacak, kamaştıracak ve gerçek nuru yaratacaktır. (1936)
Çin, General Ho-Yao-Su
– O, uğraşlarıyla, yalnız Türkiye’ye değil, bütün Doğu dünyasına kurtuluş yolunu göstermiştir. O tarih büyüğünün, O Türk kahramanın, O Doğunun kurtuluş ve uygarlık önderinin eserini her zaman sevgi ve saygıyla anacağız. (1939)
Hindistan Meclis Başkanı Sir Abdurrahim
– Kemalizm, hızlı gelişme yolunu keşfetti ve ispat etti ki, yalnız bir kuşakta disiplinli bir eğitim ile halkçı büyük bir uygarlık geliştirilebilir. Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Kemalizm, yüzyıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı. (1937)
Fransız Yazar Gerard Tongas
-Atatürk tarafından yaratılan bugünkü modern Türkiye’yi tanıyanlar, Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki Türk Anavatanının durumunu tasavvur bile edemezler.
Almanya Büyük Elçisi F. Von Papen
– Öyle bir an düşünün ki, Batı dünyamızda rönesans, reform, XII. yüzyıl sonunda bilimsel kültürel ihtilali, Fransız ihtilali ve endüstriyel ihtilallerin hepsi bir insan hayatının içine yığılmış olsun ve bunlar kanunla zorunlu kılınsın.
İşte Atatürk, 1920-1930 arasında, bu kadar kısa bir süre içinde ve hiçbir ülkede uygulanamamış en ihtilalci bir programı gerçekleştirdi. (1963)
İngiliz Tarihçi Prof. Arnold J. Toynbee
– Osmanlıların “Hasta Adamı” iyileşmemiş, ilerlemiş ve güçlenmiştir. Atatürk bunu yapmakla gerçekten bir mucize göstermiştir. (1938)
Polonya – Gazete Plska
– Hiçbir ülke, yeni Türkiye’nin Ata’sı tarafından başarılan yenileşme kadar hızlı ve o kadar kökten bir gelişme görmemiştir. Böylesine insanlar yüzyıllar içinde yalnız bir defa görülür. Şimdi Türkiye’nin tarihi bu eşsiz devlet adamının tarihidir. (1938)
Bulgaristan Dness Gazetesi
– Türkiye, İslam dünyasında bir mucize manzarası göstermektedir. Türkler, ebediyen Atatürk’e minnettar kalacaklardır. (1939)
Çekoslavakya, Ç.T.K. Ajansı
– Atatürk’ü her zaman hatırlayacağız. Atatürk’den önce tarihe mal olmuş hiçbir kimse, Atatürk kadar, ulusal hayata kendi damgasını vurmak yoluyla dünyayı hayretler içinde bırakmamıştır. Atatürk, Türkiye modern anlayışının yaratıcısı olmuştur ve öyle kalacaktır. (1938)
ABD Dışişleri Komisyon Bşk.
– Bundan sonraki kuşaklar O’nun akıllara hayret veren destanlarını birbirine anlatacak, bir tek adamın zekası ve kuvvetiyle nasıl bu büyük işleri başardığını hayretle anacaklardır. O’nun böyle birkaç yıl içinde sevdiği yurdunda yepyeni bir ulus yaratması, onu yükseltmesi, bayındırlık ve ekonomik alanda bu ölçüde ilerlemesi, yaratıcılığının eşsizliğini gösterir. (1938)
Irak, El Arabi Gazetesi
– O’nun adı, dünyanın en büyük ilham kaynaklarından biri olarak yaşayacak ve Müslümanların en derin yurtseverlik içinde yaşamalarına önderlik edecektir. O’na duyulan sevgi, daima bütün Müslüman dünyasına ve insanlığa faydalı olacaktır.
(1965 – Anıtkabir Defteri)
Pakistan, General Muhammed Azam Khan
– Sizlere şunu söyleyeyim ki, ben Atatürk’e katip olmak isterdim. Sebebi de, O’nun her akşam sofrasında bulunup, yüksek fikirleriyle beslenmek dileğinde oluşumdur. (1933)
Fransa Başbakanı Edouard Herriot
– Devlet Şefiniz gibi insanlığın en yüksek mertebesine erişmiş büyük dahinin bir ülke için ilerlemenin ancak, o ülke kadınlarının genel seviyeye yükselmeleri ile gerçekleşeceğini anlamış olması, uluslararası kadın davasını çok kolaylaştırmıştır. Size Atatürk tarafından kazandırılan haklar ve sizin özgürlüğünüz bütün dünya kadınları için çok güven verici ve onların mücadelesinde onlara yardımcı bir kuvvet olacaktır. (1935)
Uluslararası Kadın Birliği Gnl. Sek. Katherin Bonifas
– O’nun ölümü Türkiye’nin sarsılması olmayacak; çünkü bütün genç kuşak, Şefi tarafından çizilen yolu inançla ve çoşkunlukla izlemektedir. (1938)
Macaristan, UJ Magyar Gazetesi
– İkinci Dünya Savaşı’na kadar Mustafa Kemal’in eseri Türkiye çapında değerlendirildi; eski bir ülkenin modern bir ulus haline gelmesi için harcanan çabayı takdir etmeyen yoktur. Söz konusu eser 1945’den bu yana bir örnek değeri kazandı. Kemalizm, Türkiye Tarihi’nin bir sayfası olmaktan çıkıp, siyasi bir sisteme önderlik etmeye başladı. Çünkü, yeryüzünde henüz Moskova’ya ve Pekin tımarına girmemiş olan üçüncü çeşit devletlere bu sistem yol göstermektedir. Yarı gelişmiş uluslar için Marksizm’in karşısına dikilen ikinci bir alternatiftir bu sistem. (1961)
Fransız Hukukçu, Prof. Maurice Duverger
– Boğazlar Anlaşmasının yeniden gözden geçirilmesini isterken izlediği yol, zamanı seçişi mükemmeldi. Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağlayan diplomasi çalışması bir ustanın eseridir. Dünyanın gidişi hakkındaki görüşleri de insanı ürkütecek kadar doğru çıkmıştır. (1964)
İngiltere, Times Dergisi’nin Eki
– Dünya tarihinde, Kemal Atatürk gibi, önemli bir görevi kesin şekilde başarı ile sonuçlandıran ve bir ulusun mutlu geleceğini sağlayacak sorumlulukları üzerine alan dürüst insanlara çok ender rastlanmaktadır. Bu azim ve irade iledir ki, Atatürk; deha, seziş ve başarıcılığı ile yalnız neticesiz bir savaşla uçurum kenarına gelmiş bulunan yurdunu kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda memleketi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak bütün temelleri atmıştır. (1963)
İran, Şah Rıza Pehlevi
– O’nun yeni Türkiye’yi yaratan mucizesi, yüzyılları geride bırakan bir anıt olarak kalacaktır. (1938)
Yunanistan Başbakanı Y. M. Metaksas
– Hayatının sonuna kadar ulusunun mutlak güveniyle kurduğu devletin başında kalan muzaffer kumandanın kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.
İtalyan Bakanı Soforça
– Ulusunu hürriyet ve demokrasiye kavuşturmak uğrunda savaşarak başarı kazanan büyük Türk önderi hakkında engin duygularımı ve hayranlığımı iletmek isterim.
Atatürk’ün hayatı ve eseri yalnız Türkiye için değil, fakat dünyanın bütün hür ulusları için de ilham kayağı olmakta devam edecektir. (1963)
Çin Devlet Başkanı Çang Kay Şek
– Japonya’da Atatürk, Birinci Dünya Savaşı sonrası yıkımlarından Türkiye’yi kurtararak büyük zafere ulaştıran kahraman ve Osmanlı İmparatorluğu yıkıntılarından yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni yaratan büyük bir devlet adamı olarak çok iyi tanınmaktadır. Özellikle Atatürk’ün Türk Dili Devrimi’ni gerçekleştirmesi ve dinle siyaseti birbirinden ayırarak Türk toplumunun modernleşmesini sağlamak yolundaki çabalarına karşı büyük bir hayranlık duymaktayız.
(1963)
Japonya Başbakan Hayato İkeda
– Kuvvetli karakterli ve dünya ulusları arasında kendi ulusunu, haklı gururu üzerine kesin görüşlü bir adam olarak hiçbir zaman kişisel ün peşinde koşmadı. Yurdunun çıkarlarını herşeyin üstünde tutan ve milleti için her faydalı sonuca ulaşmaya çalışan bu zat gücünü damarlarına işleyen görev duygusundan alıyor.
İngiliz Yazar Ravlinson


Yazar Hakkında
admin

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.