Şiir Tahlilleri – Bu Yağmur / Necip Fazıl Kısakürek

07.08.2012 tarihinde kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Bu Yağmur” (isimli) Şiir Üzerine Ontolojik Bir Çözümleme
Bu Yağmur
Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur.
Bu yağmur, bu yağmur bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak,
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden…
Ön Yapı (Duyulur Yapı, Dış Yapı, Ses Tabakası, Maddî Tabaka, Görünür Yapı, Reel Varlık Alanı, Vonderground…)
“Bu Yağmur” şiiri, her şeyden önce reel, maddî bir varlık alanına dayanmaktadır. Ses tabakası veya duyulur yapı da diyebileceğimiz bu ön yapı, aslında bütün diğer tabakaların taşıyıcısıdır. Bu tabakayı suya şekil kazandıran bir bardak ya da başka herhangi bir kaba benzetebiliriz. Ama bu tabaka, yalnızca taşıyıcı değildir. Aynı zamanda kendi kendine otonom (bağımsız) olduğu gibi, eserin ontolojik yapısı ve içinde taşıdığı estetik değer bakımından da önem taşımaktadır. Ses tabakası, eserin estetik değerine; harfler, heceler ve kelimelerin dizilişi, ölçü, kafiye, redif, tekrarlar ve vurgu gibi ögeleri aracılığıyla katkıda bulunmaktadır.
Örneğin birinci dörtlükte “-ince” ve “-ur”, ikinci dörtlükte “-ik” ve “-ak”, üçüncü dörtlükte de “-ün” ve “-ce” kafiyeleriyle “-lerden” redifinin şiirin ses tabakasının oluşumunda çok önemli katkı ve işlevleri vardır. Bu ögeler, şiirin müzikal bir âhenge ve estetik bir yapıya kavuşmasına yardımcı olmaktadırlar.

Bu arada on birli (6+5=11) hece ölçüsünün ve özellikle yumuşak sessiz harflerin sıkça kullanılmış olmasının da âhenge önemli bir katkı sağladığı gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle şiirde yer alan 197 sessiz harfin 160’ının (% 81) yumuşak sessizlerden oluşması, buna karşılık bütün şiirde sadece 37 sert sessiz harfin kullanılmış olması (% 19) tesadüf değildir. Zira yumuşak sessizlere gösterdiği bu yoğun ilgi, aynı zamanda şairin şiiri yazarken hissettikleriyle veya içinde bulunduğu ruh halinin dış dünyaya yansımasıyla da paralellik göstermektedir.
Şair, “Bu Yağmur” başlığını tercih ettiği şiirinde görünüşte edilgen, gerçekte ise etken bir ruh halini yansıtmaktadır. Şiirde bugün için görünüşte edilgen bir bakış açısı dikkat çekerken, bu uysallığın ve sükûnetin gelecekten emin olmanın verdiği bir kendine güven duygusundan kaynaklandığı da dikkat çekmektedir. Bu yaklaşım, yani yumuşak sessiz harflere olağandan daha fazla yer verilmiş olması, şiirin âhengini doğrudan etkileyen bir unsur olarak dikkat çekmektedir. Öyle ki ses tabakasının oluşturduğu huzurlu ve sakin ortam sayesinde şiir, daha dramatik ve duygusal bir havaya bürünmektedir. Şiirin böyle bir havaya bürünmesinde, şüphesiz “bu yağmur” terkibinin tekrarlanmasının da payı vardır.
Özet olarak şiirin ön yapısını oluşturan temel unsurlar arasında harflerin ve kelimelerin seçiminde ve bunların sıralanışında ortaya konan yaklaşımın önemli bir payı olmuştur.
Şiir bu özellikleri sayesinde, görünüşte sessiz, yumuşak, edilgen ve gizemli ama gerçekte iradeli, ne istediğini bilen ve gelecekten emin görünen bir söylem kazanmıştır. Bu söylem; kelimeleri şekil ve ses açısından okura hiçbir şey ifade etmeyen düzensiz parçacıklar olmaktan çıkarmış; arka yapıyla bütünlük kurabilecek bir ön yapının meydana gelmesini sağlamıştır.
Arka Yapı (İç Yapı, İrreel Varlık Alanı, Soyut Yapı, Hinterground)
Şiirin arka yapısı, heterojen özelliğinden dolayı, hepsi birbiriyle bağlantılı dört ayrı tabakadan oluşmaktadır. Bunlardan ilki semantik tabakadır. Semantik tabakada öncelikle kelimelerin bireysel anlamlarının çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir (cocnitiv semantic) . Nitekim bu sebeple aşağıdaki tabloda, tamamı günlük hayatımızda sık sık kullanılan kelimelerden oluşan ve şiirde çok önemli işlevler görmüş kelimelerden birkaçının anlamı örnek olarak verilmiştir:
Yağmur: Gökyüzünde zamanla ve değişik etkenlerle oluşan su ve buharın sıvı halde yer kabuğuna düşmesi.
Nefes: Soluk. Aynı zamanda dua anlamında da kullanılır.
Çisil çisil: Yağmurun yağışını nitelemek üzere kullanılan “ince ince, hafif hafif” anlamında bir zarf.
Delilik: Mecnun olma durumu, aklî dengesini yitirmişlik.
Vehm: Kuruntu, endişe, şüphe, korku.
Cin :Gözle görülemeyen; ancak varlığına inanılan manevî varlık.
Bundan sonraki aşamada şiirdeki kelimeler arasındaki bağlantıların incelenmesi gerekmektedir. Çünkü bu kelimeler, şiirde yalnızca aralarında¬ki ses bağıyla ya da bireysel anlamlarıyla yer almazlar. Asıl işlevlerini aralarındaki anlam ilişkisi sayesinde yerine getirirler.
Şiirdeki kelimeler arasındaki ilişki, daha çok “tekrir, tenasüp, teşbih ve tezat” sanat¬larıyla sağlanmıştır. “Bu, bu yağmur, çisil çisil” kelimelerinin tekrarıyla “nefes, yüz, kan, ten, kemik ve beyin” kelimeleri arasındaki uyum (tenâsüp) hesaba katılmadan, şiirin anlam tabakası sağlıklı şekilde değerlendirilemez. Aynı Şekilde “yağmur-nefes, yağmur-kıl, yağmur-iplik, yağmur-bıçak, yağmur-taş, yağmur-kemik, yağmur-düğün” teşbih ve bağdaştırmaları da anlam tabakasının önemli bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Şiirdeki kelimeler, çoğu zaman gerçek anlamları dışında kullanılmışlardır. Bu durumda, kelimelerin mecazî ve diğer anlamlarının da incelenmesi gerekecektir. Bu bağlamda yağmurun “nefesten yumuşak ve kıldan ince yağması, şairin kanını boğan bir iplik ve teninde acısız yatan bir bıçak olması, yerde taş şairde kemik olarak değerlendirilmesi ve cinlerin şairin beyninde yaptığı düğün sayılması” gibi yaklaşımlar, basit bir gerçekçi yaklaşımla açıklanamayacak, ayrıca mecazî ve başka bakış açılarından da açıklanmaya muhtaç değerlendirmelerdir.
Diğer taraftan “yağmur”un aslında şairin zihninde bir mazmundan (simge) ibaret olduğu da dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Şiirde şair, aslında bilinçli ya da bilinçsiz olarak, dile getiremediği her şeyi, yağmur kelimesinin anlam çerçevesine ekleyerek, gizliden gizliye ortaya koymaktadır. Şüphesiz bu kelimenin şiirdeki anlam çerçevesi üzerinde ayrıca ve uzun uzadıya düşünmek, tartışmak gerekmektedir.
Arka yapıda yer alan ikinci tabaka, “nesne (obje) tabakası”dır. Bu tabaka, şiirin anlam açısından en dikkat çekici ve en yoğun anlamları barındıran kelimelerden oluşur. Bu anlamda, yukarıdaki şiirde göze takılan ilk ve en önemli obje, şairin “hayat” için bir mazmun olarak değerlendirdiği “yağmur”dur. Şiirde “yağmur” objesinin “hayat” anlamını güçlendiren ve gündeme getiren en dikkat çekici ifadeler, ilk dörtlüğün son iki dizesidir:
Bu yağmur, bu yağmur bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bir anlamda yağmurun dindiği gün, şairin ömrünün sonuna geldiği gündür. Diğer taraftan şair tarafından yağmurla bir benzerlik unsuru olarak kullanıldığı anlaşılan “kıl, nefes, iplik, bıçak, taş, kemik, delilik vehmi ve düğün” gibi ikincil objelerin asıl işlevleri, bu temel objeyi güçlendirmek ve okurun kafasında şekillenmesini; daha doğrusu okurun kafasında yağmur objesi etrafında şüpheler uyandırılmasını ve çeşitli çağrışımlara imkan verilmesini sağlamaya yöneliktir.
İşlevlerinin daha iyi kavranmasını sağlayacağından, yağmurla bu ikincil objeler arasındaki ilgiyi somutlaştırmak amacıyla hazırlanan aşağıdaki tablo yararlı olacaktır:
Benzetme Ögesi 1
(Benzetilen) Benzetme Yönü
(Vech-i Şebeh)
Benzetme Ögesi 2 (Kendisine Benzetilen)
yağmur
(hayat, ömür)
“ince”
“yumuşak”
“kanı boğmak”
“acısız yatmak”
“yerde olmak”
(…)
kıl
nefes
iplik
bıçak
kemik
delilik vehmi
düğün
Ontolojik analiz metoduna göre, nesne tabakasının hemen ardında karakter tabakası yer almaktadır. Yeri geldiğinde obje tabakasıyla birlikte de incelenebilecek olan bu tabakada, şiirdeki şahsa ya da başkalarına ait birtakım ruhsal ve kişisel ipuçları bulunabilir. Ancak bu özellikleri tespit ederken, obje tabakasının göz önünde bulundurulması; hatta bu ipuçlarına, karakterlerle ve objeler aracılığıyla ulaşılması gerekir.
Şu halde eldeki objeleri ve bu objelerin şiirdeki işlenişlerini değerlendirdiğimizde, karşımıza “somut ögelerle soyut kavramlar arasında bağlantılar kuran, hayata ve geleceğe dair ümitleri yeni yeni şekillenmeye başlamış, gittikçe inancı ve ümidi güçlenmekte olan, hayatın değişik unsurları üzerinde iç dünyasında kılı kırk yararcasına ince hesaplar yapan; ancak her şeye rağmen kafası karışık bir insan” portresi çıkmaktadır. Bu portre, bizi hiç şaşmadan ve tereddüt etmeden, şâirin arayışlar devresine; yani 1930’ların Necip Fâzıl’ına götürür. Nitekim bu şiir, Çile’de 1934 tarihiyle yer almaktadır.
Şiirde son olarak alın yazısı tabakası incelenir. Bu en yoğun, en karmaşık tabaka, şâirin bu şiirle ulaştığı son noktayı da ifâde eder. Bu tabaka, şiirde hiçbir zaman alenî değildir. Çünkü bu tabaka, şâirin bilincinden çok, psikolojik ve duygusal yoğunluğunun eseridir ve çoğu kez şâir de bu tabakaya tam olarak vâkıf değildir. Şiirin ses tabakasında kendini hissettiren edilgen görünümlü ama inançlı ve ümit dolu hava; karakter tabakasında karşımıza şâirin kişiliğiyle ilgili ipuçlarını çıkarmıştı. Şimdi ise bütün insanlık için ortak ve mutlak bir alınyazısına götürüyor: Şairin bahsettiği yağmur, aslında hayatın kendisidir ve bir gün “kıldan ince, nefesten yumuşak yağan bu yağmur” dinecek; başka bir ifadeyle hayat yolculuğu bitecektir. Bundan şairin de başka bir insanın da kaçınabilmesi mümkün değildir. Çünkü bu, insanlığın ortak alın yazısıdır (kader).
Görüldüğü gibi, hiçbir kasıt güdülmeksizin, tamamen rastgele seçilen “Bu Yağmur” şiiri, ontolojik analiz metodu ile tahlile uygun bir yapıdadır. Dahası bu metod, şiirin reel (somut) ve irreel (soyut) yönlerini; yani iç ve dış yapı özelliklerini gözlemlemede birçok avantajlar sağlamaktadır. Kanaatimizce bu tür yaklaşımlar, eski ve yeni döneme ait Türk şiiri tahlilleri için yeni ufuklar açacak nitelikte görünmektedir.
Yazan: Yrd. Doç. Dr. Yavuz Bayram
Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)