SERVET-İ FUNUN EDEBİYATINDA ŞİİR

26.02.2012 tarihinde kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 0 Yorum Yapılmış.

Servet-Fünun şairleri, Abdülhak Hamid’in şekilde yaptığı yeniliği daha da genişletirler.   Fransız şiirinden “sone” ve “terzarima”  gibi nazım türlerini alırlar. Müstezad (serbest nazım)ı, yaygın ölçüde kullanırlar. Kalıplaşmış vezinlerin dışına çıkarlar. Türk şiiri nazım şekilleri bakımında modernleşir. Türkçeyi aruza uygularlar. Fikret oldukça başarı sağlar. Aruzun bütün kalıpları müstezat için denenir, büyük ilgi görür.

Şiirde ahengi yaratmada aruz vezninden yararlanılır. Konunun yapısına uygun, aruzun değişik kalıpları kullanılır. Ahenk endişesiyle aynı şiirde değişik vezinlere yer verirler (Cenap Sahabettin).
Kafiye göz için değil, kulak içindir ilkesi benimsenir; kafiye, ahenk unsuru olarak eli alınır.
Şairler, mısra bağımsızlığı anlayışına ve ifadenin bir beyitte bitmesi geleneğine karşı koyarlar. Bütün güzelliğine önem verirler.

Şiirde anjambmanlar kullanarak, şiiri nesre yaklaştırmaya çalışırlar. Şiirde cümleleri istedikleri kısalık ve uzunlukta kullanırlar. Cümleyi mısra ortalarında tamamlayarak, beş altı mısra kadar uzattıkları olur.
Şiirin konusunu genişletirler. Ferdî duygu ve hayallerin yanı sıra, aşk, tabiat ve allı hayatı başlıca temalar arasındadır. Hayal-i-hakikat çatışması şiirde dikkat çekici boyutlardadır.
Ferdiyetçi sanat anlayışı şiire egemendir. Aşırı duygusallık ve yeni hayal dünyası kurma eğilimi, onları ferdiyetçi kılmıştır. Bu yüzden aşk ve tabiat konusuna ağırlık veririn
Romantizmden sembolizme kadar açılan şairler, yeni bir duyuş, hayal kuruş, yeni bil zevk ve estetik getirmişlerdir. Beğendikleri birçok hayalleri şiire sokarlar.
Parnasizmin ve sembolizmin etkisiyle şiire resim ve musiki girer. Ses ve ahenk şiire egemen olur (T.Fikret. C.Şahabettin). Şiire özgü bir vokabüler (kelime kadrosu) yaratılır. Şiirde kuvvetli bir musiki dili görülür. Şiire dış musiki ve iç musiki egemendir. T. Fikret dili ve tekniğiyle dış musikiyi, C. Sahabettin ise ince buluş, parlak hayal ve mecazlarıyla iç musikiyi sağlarlar.
Şiir dilinde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar vardır. Sanatkârane bir üslûp peşindedirler. Batı etkisinde şiire yeni sözler girer: Saat-ı semen fem (yasemin renkli saat). Fransızca neige d’or karşılığı olan berf-i zerrin (altın renkli kar) vb…
Servet-i Fünun şiiri, II. Meşrutiyet’in ilanıyla (1908) sosyal meselelere yönelir (T. Fikret, Ali Ekrem, Süleyman Nazif…)
Şiirin yenileşmesinde nazım şekli önemli bir rol oynar; şiir nazım şekli bakımından zenginlik kazanır.



Servet-i Fünun Edebiyatında Şiir
* Servet-i Fünuncular şiirin konusunu iyice genişletmişler; aşk, doğa, karamsarlık, düş kırıklıkları, gerçeklerden kaçış, doğaya yönelme…gibi temaları işlemişlerdir. Sadece Tevfik Fikret, sosyal konulu bir iki şiir yazmıştır.
* Şiirde “sanat için sanat” anlayışının gereği olarak “estetik olgunlaşma” ya önem verilmiştir.
* Hemen hemen tüm Servet-i Fünun şiirinde aruz ölçüsü kullanılmış, hece ölçüsü küçümsenmiştir. Sadece Tevfik Fikret şiirde hece ölçüsünü de denemiştir.
* Aruz ölçüsü Türkçeye başarıyla uygulanmış, bu ölçüye canlılık getirilmiştir.
* Klasik beyit anlayışı yıkılmış, şiirde anlam dizeden dizeye taşınmıştır. Bir başka deyişle şiir (nazım), düzyazıya (nesre) yaklaştırılmış; cümlenin bir dize ya da beyitte tamamlanması geleneği yıkılmıştır. Bunu,  Tevfik Fikret’in “Balıkçılar” adlı şiirinde görmek mümkündür:
* Divan şiiri nazım biçimleri tamamen bırakılmış, müstezat serbestleştirmiştir. Batı şiirinden alınan sone ve terzarima gibi biçimler ilk kez kullanılmıştır.
* Şiirde bütün güzelliğine (kompozisyona) önem verilmiştir.
* Divan ve Tanzimat şiirindeki “göz için kafiye” anlayışı yıkılmış; “kulak için kafiye” görüşü benimsenmiştir.
* Dil, çok ağır ve sanatlıdır. Şiirlerde Arapça ve Farsçadan alınma birçok sözcük ve tamlama kullanılmış; çok kimsenin anlamadığı bir dille şiirler yazılmıştır. Servet-i Fünuncuların en büyük yanlışları dil konusunda olmuştur, denilebilir.
“Nahcir” (av), “tiraje” (gökkuşağı), “saat-ı semen-fâm” (yasemin renkli saatler), “Lerziş-i bârid” (soğuk titreme)… Servet-i Fünun şiirinde ilk kez kullanılan sözcük ve tamlamalara örnektir.
* Edebiyatımızda “mensur şiir” örnekleri ilk kez bu dönemde verilmiştir (Halit Ziya).
* Servet-i Fünun şiirinde Parnasizm ve Sembolizm akımları etkili olmuştur. Sanatçıların eserlerinde yer yer Romantizmin etkileri de görülmektedir.

NAZIM ŞEKİLLERİ

          
   Terza Rima
üçer mısralık bentlerle yazılmış bir nazım şeklidir. Bent sayısı belirsizdir. Tek bir mısra ile sona erer. Kafiye şeması şöyledir: Aba bcb cdc ded e. İlk olarak İtalyan edebiyatında görüldü. Dante İlahi Komedya’sını bu nazım şekliyle yazdı. Edebiyatımızda terza rima’yı Tevfik Fikret, Şehrâyîn adlı tek şiirinde denemiştir. 1908’den sonra pek kullanılmamıştır. Bu biçimde yazılmış kısa şiirlerin son mısrasının kuvvetli olmasına dikkat edilir.
1. İtalyan Edebiyatı’na mahsus bir nazım şeklidir.
2. Üçer mısralık üç bent ve sonda yer alan tek mısradan oluşur. Yani Üç dizeli bentlerden oluşur, son bent tek dizeden meydana gelir.
3. Kafiye düzeni, örüşük kafiyedir; aba, bcb, cdc, d şeklindedir.
4. Dante’nin İlahi Komedyası terza-rima örneğidir.
5. Edebiyatımızda terza-rimayı ilk önce Servet-i Fünûncular kullanmıştır.
6. Servet-ı Fünun şairleri tarafından batıdan alınarak edebiyatımıza kazandırılmış nazım biçimidir.
Not: Terza-rimaya uyak düzeni nedeniyle örüşük uyak da denilir.            
SONE
İlk iki bendi dörtlük, son iki bendi üçlük on dört mısradan oluşan nazım şekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış, sonra Fransız edebiyatına, oradan da diğer Avrupa edebiyatlarına geçmiştir. Edebiyatımızda ilk Cenab Şahabeddin’in sone şeklinde şiir yazdığını görüyoruz. Servet-i Fünûn şairlerinin hemen hepsi bu nazım şeklini benimser.

Sone kafiye sistemi üçe ayrılır:
1. İtalyan tipi: Kafiye şeması abba, abba, ccd, ede
2. Fransız tipi: Kafiye şeması abba, abba, ccd, eed (İtalyan ve Fransız tipi sone arasındaki tek fark son üçlüğün düzenindedir.)
3. İngiliz tipi: Mısra sayısı değişmemekle beraber ilk on iki mısra tek bir bend, son iki mısra da ayrı bir bend halinde yazılırlar.
Özellikleri:
1. Genel olarak kısa şiir, türkü demektir.
2. 14 mısradan oluşan ve daha çok lirik konuların işlendiği bir nazım şeklidir.
3. İlk iki bent dörder, son iki bent üçer mısradır.
4. Kafiye örgüsü şöyledir. abba abba ccd ede
5. Türk şairleri sonenin kafiye örgüsünde serbest hareket etmişlerdir.
6. Edebiyatımıza Servet-i Fünun döneminde Fransız Edebiyatı etkisiyle geçmiştir.
7. Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin bu türün örneklerini çok vermişlerdir.
KUŞLAR
Bütün yaz bahçelerde ötüşen minimini
Kuşların o sevdalı sesleri işitilir
Onların Allah yollar sularını, yemini,
Onlar yalnız uçmayı ve ötmesini bilir.
Biri bir dalda yorgun, bir çılgın, havada
Biri daha ötede öter, durmadan öter
Akşam olunca döner, birleşirler yuvada
Melekler bu yuvayı kanatlarıyla örter
Gönül sen de kaygısız, bu kuşlara benzersin
Dilerim Allah’ımın rahmeti eksilmesin
Baharın bu zavallı kuşları üzerinde
Onlar baharın ruhu, kırların neşesidir
O sevdalı kuşların musikisi, sesidir
Bana şiirlerimin ahengini öğreten
A. Kutsi Tecer
Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)