Şiir Tahlili – Necip Fazıl – Aynadaki Hayalime

04.01.2012 tarihinde ŞİİR TAHLİLLERİ kategorisine eklenmiş, Kişi Okumuş ve 3 Yorum Yapılmış.

Necip Fazıl – Aynadaki Hayalime
Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
Yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neş’eni ne bugün, ne de dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Her gün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm.
Şiirin içerik yönünden incelenmesi:
Necip Fazıl Cumhuriyet sonrası şiirimizin, pozitivizm soslu jakobenizmin hüküm sürdüğü, resmi ideolojinin estetik algıyı kökten değiştirdiği ortamında aşkın olana, metafiziğe dair “bir şeyler” söylemekle kalmayan, kendi estetiğini ortaya koyan, tek başına hâkim odakları karşısına alan bir fikir eri, tek kişilik bir ordudur. Sadece Abdulhakim Arvasi ile tanıştığı dönemden sonra değil, ilk verimlerinden itibaren şiirlerinde ruhçu, sezgici çizgiden kopmamış, yeni Türk şiirinin “Çile”yle özdeşleşen yakıcı muhayyilesi, çalkantılı ruhudur.
Şiirleri maddenin yüzeyinde değil, insan benliğinin derinliklerinde gezinen bir şairin poetikasının karakteristik niteliklerini taşıyan bu şiiri çözümlemek de haliyle zor olacaktır.
Bu çalışma da yalnızca bir “deneme”dir.
Düşünmek aidiyetin konforundan nasip almamayı seçmek demektir, sorgulamak cevapsız kalmayı göze almaktır. Bu yüzden düşünen ve sorgulayan için “çile” artık yaşamının zorunlu bir parçasıdır, tasmaları atmak ise; ne olduğu belirsiz his, düşünce, imge, soru curcunasında başıboş ve savunmasız kalmaktır.
Necip Fazıl bunu gerçek anlamıyla yaşayanlardan biridir. Dini itikadı kabullenenin, kendi küçük dünyasında mutlu olacağı safsatasına verilecek en etkili yanıttır onun hayatı. Görünüşler dünyasından çıkıp aslolana doğru yapacağı yolculuk birçok bedel gerektirir. Bu yolculuğun tezahürleri ise şiirleridir, çilesinin getiri ve götürüleriyle dolu şiirleri. “Aynadaki Hayalime” de böyle bir şiir, bir nefs muhasebesidir.
Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
Yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm.
Şair kendini seyretmektedir. Aynadaki görüntüsü tükenmiş bir vaziyet arz etmektedir. Duyuları ve duyguları öylesine katılaşmış, kendisinden öyle uzaklaşmıştır ki yaşları akmamaktadır, uyuşmuştur.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neş’eni ne bugün, ne de dün gördüm.
Hüzün artık içine değil, gözüne de işlemiştir. Hislerinin arkasındaki hüzün, bakışlardan kendini ele vermektedir artık. Hayatı irdelemeden yaşayıp, mutlu olmak lüksü olmayan çile insanı hüzünlere, mutsuzluklara mahkûmdur. Neş’e çoktandır unutulmuştur.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Şair eğri dallar misali beli büküktür. Hissizlikle durgundur, bizatihi kaygılarından darbe almıştır. Kalabalık içinde yalnızdır. Sadece yaşamakla yetinen yığınların aksine kendine ulvi bir gaye belirlemiştir çünkü. Buna erişmek ise hayat enerjisini, ruhsal yolculuğuna kanalize etmek, bedenini feda etmektir. Ruhunun örselenmesi ise zaten kaçınılmazdır.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Boş düşünceler, boş yaşayışlar “ölüm” ü ifade eden cenaze kelimesiyle ilişkilendirilmiştir. Cenaze şairin, amacına hizmet etmeyen her eylemi, her düşüncesidir. Bunlar onun için bir kıymet ifade etmezler, ölüdürler çünkü faydasızlardır.
Her gün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm.
“Her gün yürüdüğün kadar yürüdün” cümlesi Şairin hayatında değişmezliği, monotonluğu ifade eder. Kazanımlarının üzerine yeni bir şey koyamayan birey “İki günü eşit olan ziyandadır” hadisinin işaret ettiği gibi kendisine sermaye olarak verilen zamanının hakkını verememiştir. Şair olduğu yerde sayan nefsine son mısrada ölüm gerçeğini hatırlatır. Bu en büyük, en kaçınılmaz gerçektir; giden zamanın telafisi yoktur.

KONUSU: Nefis muhasebesi.

TEMA:    Hayatın çıkmazları karşısında kendini sorgulama

Şiirin Dil ve Biçim Özellikleri:

Akmayan yaşlarla sıcacık y- üzün;    zengin kafiye
Yavrum, bugün seni pek ölg- üngördüm. redif     ün tam kafiye
Gözünde bir küçük noktadır h- üzün,  zengin kafiye
Neş’eni ne bugün, ne de d- ün gördüm. redif       ün tam kafiye
Eğri dallar gibi halsiz, yo-     r-   gunsun,  redif     -r yarım kafiye
Birikmiş sulardan daha du-  r-   gunsun, redif      -r yarım kafiye
Görünmez bıçakla içten vu-  r-   gunsun,  redif      r yarım kafiye-
Seni öz yurdunda bir sürg-   ün –     gördüm.  redif     -ün tam akfiye
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;   …..
Bilemem, vardığın neresi, bug-        ün?   tam kafiye
Her gün yürüdüğün kadar yürüd-    ün,    tam akfiye
Arkasından kendi ölün-         ün;   –    gördüm.  redif    -ün tam kafiye

Şiir 3 dörtlükten oluşmuştur.

kafiye düzeni: abab,  cccb,  beeb  şeklinde kafiyelenmiştir.

 

ÖLÇÜ: 11’li hece ölçüsü kullanılmıştır. Biçim olarak halk edebiyatı nazım biçimleri örnek alınarak yazılmış bir şiirdir.
Nazım birimi: Dörtlük’tür, üç dörtlükten oluşmaktadır.

DİL VE ANLATIM ÖZELLİKLERİ

Şiirin dili sadedir, sıfatlara çokça yer verilmiştir.
Fiil köklerine “gın” fiilden isim yapma ekinin getirilmesiyle teşekkül eden isimler, şiirde adlaşmış sıfat olarak yer almışlardır.
Teşbih ve  mecaz unsurlarıyla anlatım güçlendirilmiştir.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ.Necip Fazıl KISAKÜREK – Hayatı:

26 Mayıs 1905te İstanbul’da doğdu. Çocukluğu, büyük babasının İstanbul Çemberlitaş’taki konağında geçti.
Necip Fazıl, ilk dinî telkin ve terbiyesini, tek oğlunun tek oğlu olarak Mehmet Hilmi Efendi’den aldı; okuyup yazmayı henüz 5-6 yaşlarındayken ondan öğrendi. Birçok şiirinin ana imajını ve ruhî kaynağını teşkil eden “yakıcı bir hayal kuvveti, marazi bir hassasiyet, dehşetli bir korku” şeklinde özetlediği ve hastalıktan hastalığa geçtiği ilk çocukluk yıllarını, çocukluk hâtıralarının kaynaştığı bir “tütsü çanağı” olan, büyükbabasına ait Çemberlitaş’taki konakta geçirdi.
İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız Kolejleri ile Bahriye Mektebi’nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki), İbrahim Aski gibi isimler vardı. Necip Fazıl hocalarından en çok İbrahim Aski’nin etkisinde kalmıştır. Tasavvufla ilk tanışması da hocası İbrahim Aski’nin verdiği kitaplarla olmuştur.
Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten (1924) sonra, Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile gönderildiği Fransa’da, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okudu.
Paris hayatı, kendini arayışının müthiş his helezonları, korkunç girinti ve çıkıntıları arasında, nefs cesareti bakımından hayal yakıcı bir tablo çizdi.
Türkiye’ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ders verdi(1939-43). Sonraki yıllarında edebiyata yönelerek fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.
Necip Fazıl, annesinin arzusuyla şair olmak istedi (bunu düşündüğünde henüz 12 yaşındaydı) ve ilk şiirleri Yeni Mecmua’da yayımlandı. Milli Mecmua, Anadolu, Varlık ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirmeyi başardı. Daha sonra Paris’e gitti ve dönüşünde yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitaplarıyla edebiyat dünyasında patlama yaptı. Necip Fazıl bu eserleriyle genç yaşta şöhreti yakalayarak, çağdaşı şairlerin önüne çıkmayı başardı. Edebiyat çevrelerinde hayranlık aynı zamanda heyecan uyandırdı. 1932de Ben ve Ötesi adlı şiir kitabını çıkardığında henüz otuz yaşına basmamıştı.
Necip Fazıl için 1934 yılı hayatının dönüm noktası oldu. Çünkü hayat felsefesinin değişmesine neden olan ve Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile bu dönemde tanıştı. Ve bu kişiden bir daha kopmadı.
Necip Fazıl’ın, üstün bir ahlak felsefesini savunduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar (Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak).
Necip Fazıl aralıklarla gidip uzun sürelerle kaldığı Ankara’ya üçüncü gidişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936da haftalık Ağaç dergisini çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Sekip Tunç’un da bulunduğu Ağaç dergisi, yeni kapanan Yakup Kadri’nin Kadro dergisi yazarları Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Hüsrev gibi yazarların savunduğu ve dönemin entellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düsüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemiştir. Ankara’da altı sayı çıkan Ağaç dergisi daha sonra İstanbul’a nakledilmiş ancak fazla okur bulamadığından haftalık Ağaç dergisi 17nci sayıda kapanmıştır.
Necip Fazıl, 1943 yılında dinsel ve siyasal kimliği ön plana çıkan Büyük Doğu adlı dergiyi çıkardı. 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkarılan Büyük Doğu’da iktidarlara cephe alan Kısakürek, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelik oldu, hapse girdi ve dergi birçok kez kapatıldı. Sultan Abdülhamit taraftarı olan Necip Fazıl giderek İslamcı kesimin önderlerinden biri oldu. Ağaç dergisinde olduğu gibi, Büyük Doğu’nun ilk sayılarında da yazar kadrosu hayli kozmopolittir. Bedri Rahmi, Sait Faik gibi yazarların imzası dergi sayfalarında görülmektedir. Ancak, Büyük Doğu, dinsel bir kavga organı durumuna gelince bu yazarların bir kısmı ayrılmıştır. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu toplatılınca Kasım-Aralık ayları arasında üç sayı devam eden Borazan adlı siyasal mizah dergisini çıkarmıştır. Sık sık kapatılan veya toplatılan Büyük Doğu’nun çıkmadığı dönemlerde günlük fıkra ve çesitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babialide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gibi gazetelerde yayımlayan Necip Fazıl, Büyük Doğu’da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi takma isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde konferanslar verdi.
-KTU Türkçe Öğretmenliği-
Necip Fazıl, Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışması Birincilik Ödülü’nü almış, doğumunun 75. yıldönümünde Kültür Bakanlığı’nca “Büyük Kültür Armağanı” ödülünü (1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı’nca “Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi” ünvanını almıştır.
Necip Fazıl Kısakürek yazılarını yazmaya devam ederken uzun süren bir hastalık dönemi geçirdi ve sonra 25 Mayıs 1983te Erenköy’deki evinde öldü. Fatih’te düzenlenen cenaze merasiminden sonra Eyüp sırtlarındaki (Piyer Loti’deki) kabristana defnedildi.
Please follow and like us:
Yazar Hakkında

Yazar : admin

Yazar Hakkında :

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar
İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Azra Tuholjakovic
03 Kasım 2013 - 19:17

lutfen konuyu ve temayi yazabilir misiniz?

hakaneren
03 Kasım 2013 - 22:57

KONUSU: Nefis muhasebesi.

TEMA: Hayatın çıkmazları karşısında kendini sorgulama

cemre çankaya
07 Kasım 2013 - 13:58

edebi sanatlarını yazabilir misiniz ?

  • Meta

  • Enjoy this blog? Please spread the word :)